Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

27. Bölüm Tüketim (2)

Çevirmen: Zakowske / Editor: Momental

 

[Bathory’nin Kaniçen Kılıcı'nın ustalığı çok düşük. Elde edilen becerinin derecesi ayarlanıyor.]

["Isı Dalgası" becerisi "Alev İnfüzyonu" olarak değiştirildi]

[Alev İnfüzyonu]
Derece: D+
Ustalık: %0.0
Açıklama: Hargan’ın (Kertenkele Adam Kralı'nın) doğuştan gelen Isı Dalgası becerisinin düşürülmüş formu. İstenen eşyaya ateş aşılanabilir. Beceri ustalığına bağlı olarak daha yüksek sıcaklıkta ateş oluşturulabilir.

"Doğuştan gelen beceri mi? Hem de bir güçlendirme becerisi mi?"

Yeon-woo, becerinin açıklamasını okurken yumruklarını sıktı. Kombine kullandığı becerilerin yan etkilerinin silinip gittiğini hissetti.

Daha düşük bir dereceye düşürülmüş olsa bile yine de bir patron canavarın doğuştan gelen becerisiydi.

Doğuştan gelen beceri...

Eşsiz beceriye benziyordu ancak biraz farklıydı.

Her ikisi de "Yalnızca" belirli varlıklara özeldi. Normalde asıl kullanıcı dışında hiç kimse böyle bir beceriye sahip olamazdı. Sadece güçlü değillerdi aynı zamanda nadirlerdi.

Ancak oyuncularla sınırlı olan Eşsiz becerilerin aksine, doğuştan gelen beceriler patron canavarlara aitti. Bu, doğuştan beceriye sahip patron canavarın ölse bile her turda yeniden doğacağı anlamına geliyordu. Uzun zaman önce kardeşi tarafından öldürülmüş olmasına rağmen Hargan’ın bu eğitim turunda görünmesinin nedeni de buydu.

Yani Isı Dalgası Hargan’ın doğuştan gelen becerisi olsa da diğer oyuncuların bunu elde etmesi mümkündü. Tabii sadece teoride böyleydi.

Beceri edinme becerisi üst düzey bir beceri olduğundan Kule'de çok fazla bulunmazdı, eğitimde neredeyse hiç bulunmazdı. Özellikle Bathory’nin Kaniçen Kılıcı bu tür becerilerin başında geliyordu. Bu nedenle bu aşamada Hargan’ın becerisini çalabilecek tek kişinin Yeon-woo olduğu söylenebilirdi.

Beceri ustalığı yeterli olmadığı için Isı Dalgası'nı olduğu gibi elde edememişti ancak yine de büyük bir başarıydı. Bir alete ateş özelliği aşılayabileceği bir güçlendirme becerisi elde etmişti.

'Bir yadigârın gücü, belirli özelliklerle güçlendiğinde artacaktır. Bu nedenle elemental güçlendirmelere sahip yadigârlar genellikle yüksek fiyatlarla alınıp satılır.'

Artık Yeon-woo'nun elemental güçlendirmeleri olan bir yadigâr bulmasına gerek yoktu. Ayrıca Alev İnfüzyonu başka amaçlar için de kullanılabilirdi. Ateş, çok saldırgan ve çok yönlü bir unsurdu.

'Daha sonra test etmem gerekecek.'

Yeon-woo, tatmin olmuş bir ruh hali içinde beceri penceresini yavaşça kapattı. Yeni edindiği beceriye odaklanmışken maruz kaldığı yan etkiler de bir dereceye kadar iyileşmişti.

Dengesini korumaya çalışarak oturduğu yerden yavaşça kalktı. Bunu gören Kahn ve Doyle ona destek olmaya geldi.

"Dostum, vücudun..."

Kahn, Yeon-woo için çok endişelendiğinden rahat konuşamıyordu.

Yeon-woo, Hargan'ın son Isı Dalgasıyla doğrudan yüzleşmişti. Kıyafetindeki yırtıkların arasından birkaç yanık izi görülebiliyordu. Beyaz maskesi de yoğun sıcak yüzünden bozulmuştu.

"Endişelenmeyin, ben iyiyim. Hareket etmekte zorlanıyorum ama zamanla daha iyi olurum."

Bathory’nin Kaniçen Kılıcı tarafından çekilen enerjiyle yaralarını iyileştiremeseydi yolun sonuna gelmiş olurdu. Ne var ki böyle bir durumda bile elini sallayarak iyi olduğunu ifade ediyordu.

"Bir bakayım dostum."

"Evet, Hyung. Başka bir yaralanman veya iç kanaman var mı diye bakalım, bir dakika otur."

Yeon-woo iyi olduğunu söyleyip dursa da Kahn ve Doyle endişelerini yatıştıramadılar. Onu öylece bırakamazlardı.

Yeon-woo, bir an kendini onlardan nasıl kurtaracağını düşündü. Kafeslerde hâlâ kilitli insanlar olduğunu hatırlayınca çenesiyle yuvayı işaret etti.

"Ben iyiyim, gerçekten yardımınıza ihtiyacım yok. Ama orada hâlâ insanlar var, onları böyle bırakmak sorun olmaz mı? Yangın yüzünden tehlikede olabilirler."

Doyle insan çiftliğinde mahsur kalan insanları hatırladı ve Kahn'ı yanına alıp aceleyle kafeslere gitti.

Onlar uzaklaşırken Yeon-woo sırtını yarı yanmış bir ağaç kütüğüne dayadı. Nihayet dinlenebilirdi. Gözlerini kapattı ve yan etkileri hafifletmek için meditasyona daldı.

* * *

Köleler başarıyla kurtarıldı.

Neyse ki Hargan’ın Isı Dalgası insan çiftliğine ulaşmamıştı. Belki de yavrulara yiyecek saklamak üzere ayrılmış bir yer olduğundan, bu alanı dış etkilerden daha az zarar görecek şekilde tasarlamışlardı.

"Teşekkür ederim, çok teşekkür ederim!"

"Uhunghung!"

Kelepçeleri ve zincirleri çözülen insanlar gözyaşlarına boğuldu.

Toparlandıktan sonra bazıları Hargan’ın cesedini defalarca tekmelemeye başladı. Diğer oyuncular da öfkelerini kalan Kertenkele adamlardan çıkardı.

Ölümün eşiğinden döndürülmüşlerdi ancak birkaç gün önce gülüp sohbet ettikleri takım arkadaşları, yavru kertenkele adamlar tarafından gözlerinin önünde diri diri yenilmişti. Canavarlara bakarak kanlarının kaynaması normaldi.

Kahn ve Doyle onlar sakinleşene kadar beklediler.

Öfkeleri biraz yatıştıktan sonra kel kafalı orta yaşlı bir adam minnettarlığını ifade etmek için yaklaştı.

"Size bir kez daha teşekkür etmek istiyorum. Sizin sayenizde takım arkadaşlarımızın kanı yerde kalmadı. Canavarlar öldüğüne göre huzur içinde dinlenebilirler."

Kahn ve Doyle ellerini salladı.

"Bize teşekkür etmenize gerek yok, biz sadece yapmamız gerekeni yaptık."

Kahn sakince başını salladı. Karakteri gereği normalde gururla cevap verirdi ama şu anda ağır atmosferin farkında olduğundan kendini tutuyordu. Yine de gözleri gururla doluydu.

Ardından orta yaşlı adam ona döndü.

"Ah, bu arada size bir soru sorabilir miyim?"

"Evet. Tabii."

"Kanlı Kılıç Kahn mısınız diye merak ediyordum. O musunuz acaba?"

"Vay canına. Gizli tutmaya çalışıyordum ama. Haha!"

Kahn başının arkasını kaşıyarak utanmış gibi davrandı ama dudaklarının yukarı kıvrılmasını engelleyemedi.

İnsanların gözleri büyüdü.

"O gerçekten Kanlı Kılıç Kahn mı?"

"Şaşmamalı! Kertenkele Adam Kralı'nı öldürebilecek başka kimseyi düşünemiyorum."

"Hakkında sadece dedikodular duymuştum ama gerçekten harikaymış."

"Öyleyse, yanındaki kişi… Tilki Kuyruk, değil mi?"

"Evet, öyle."

İnsanlar onu ne kadar çok övdüyse sırıtışı o kadar genişledi.

Doyle, Kahn'a bakarak başını iki yana salladı. Kahn'ın spot ışığı altında nasıl bu kadar parıldadığını merak ediyordu.

Kahn sırıtıyor olsa da takım arkadaşlarının hakkını vermeyi unutmadı.

"Haha! İltifatlarınız için hepinize teşekkür ederim ama söylemeliyim ki Hargan’ın baskınına katılan tek kişi ben değilim. Aslında ben sadece takım arkadaşımıza yardım ediyordum. Arkadaşımız orada olmasaydı hmm… Neler olabileceğini hayal bile etmek istemiyorum."

Kahn komik bir şekilde konuşurken başını salladı.

Hoş bir atmosfer yaratma çabası sayesinde insanlar yavaş yavaş rahatlıyordu. Ancak başlarını Kahn'ın gösterdiği yöne çevirdikleri anda yüzleri yeniden sertleşti.

Orada Yeon-woo oturuyordu.

Kahn ve Doyle'un aksine kalabalıktan uzakta oturuyor, meditasyon yapıyordu.

İnsanlar hemen Yeon-woo'dan uzaklaştı. Hatta bazıları iğrenç bir şey görmüş gibi kaşlarını çattı veya yere tükürdü.

Kahn atmosferdeki değişikliği fark ettiğinden adama dikkatlice sordu.

"Bir sorun mu var?"

"Oradaki kişi... Takım arkadaşınız mı?"

"Evet, öyle."

"O zaman sizi uyarmalıyım, lütfen o adamla dolaşırken dikkatli olun."

Kahn'ın yüzü karardı.

"Sebebini öğrenmek istiyorum."

"Doyle bizi kafeslerde ilk bulduğunda bizi öylece bırakmasını söylemişti."

Orta yaşlı adam öfkeli bir suratla Yeon-woo'ya baktı.

Diğer oyuncular da o sırada Yeon-woo ve Doyle arasındaki çatışmayı hatırladı. Sonunda Doyle da onlara sırtını dönmüştü ama hatırlarında sadece Yeon-woo'nun duygusuz bakışları kalmıştı.

Kahn "Bu doğru mu?" dercesine kasvetli bir ifadeyle Doyle'a baktı.

Doyle, Yeon-woo'nun neden böyle bir şey söylediğini açıklamak istediyse de onları izleyen çok fazla insan olduğundan istemsizce iç çekip başıyla onayladı.

Orta yaşlı adam bunu "Evet" kabul ederek heyecanla konuşmaya devam etti.

"Bunu söyleyerek çizgiyi aşıyor olabilirim ama o bir insan değil..."

"Evet. Az önce çizgiyi aştın."

Kahn orta yaşlı adama sertçe baktı ve cümlesini tamamlamasına izin vermedi.

Orta yaşlı adam beklenmedik yanıt karşısında şaşırdı.

"P, pardon...?"

"Çizgiyi aştın dedim."

Kahn dudaklarını ısırarak orta yaşlı adama yaklaştı.

Orta yaşlı adam, Kahn'ın soğuk tavrı karşısında şaşkınlıktan ne yapacağını bilemedi. Diğer oyuncular da bu duruma çok şaşırmıştı.

Kahn herkesin nasıl şaşırdığını umursamadan orta yaşlı adamın tam önünde durdu ve parmağıyla adamı dürttü.

"Daha önce ne söylediğinin ne önemi var? Kıçınızı o adam kurtardı ve eğer fark etmediyseniz söyleyeyim, o aynı zamanda ben ve Doyle'un takım arkadaşı. Baskınımızda en çok yaralanan da o."

Kahn artık kibar bir tonda konuşmuyordu.

Saygı yalnızca hak edenlere duyulmalıydı. Karşısındaki nankör serserilerse sinirlerini bozuyordu. Diledikleri gibi konuşabileceklerini zannediyorlardı.

"Peki siz aptallar ne yaptınız? Kesin olan tek bir şey var, kendinizi bu mağaraya hapsettirecek kadar aptalsınız. Şimdi kafeslerden canlı çıkabildiniz ve hepsi onun sayesinde. Bir de dediğin lafa bak. Onun etrafında dikkatli olun mu? Peki sen neden söylediklerine dikkat etmiyorsun?"

Bu aşağılama adama çok ağır gelmiş olacak ki yüzü kırmızıya döndü ve sıktığı yumrukları titremeye başladı.

Ancak Kahn onun tepkisine güldü.

"Sorun ne? Yüzümü yumruklamak mı istiyorsun? Devam et. Vur bana. Kertenkele Adam Kralı'nın önünde bir şey yapmaya çok korkuyordun ama şimdi birden çok cesur oldun. Çünkü biz oyuncuyuz, değil mi? Acele et de yumruk at hadi."

Kahn yanağını ona doğru uzattı.

Orta yaşlı adamın göz kapakları titredi. Ona yardım edecek birini bulmak için arkasına baktı.

Çiftlikte mahsur kalan ve birlikte öleceğine söz vermiş olan insanlar şimdi karışmaktan korkarak gözlerini kaçırıyordu. Kimse adama yardım etmeye çalışmadı.

Orta yaşlı adam sonunda durumunu anladı.

"B- ben, özür dilerim."

"Ne? Seni duyamıyorum."

Kahn kaşlarını çatarak kulaklarını orta yaşlı adamın ağzına yaklaştırdı.

"Özür dilerim."

Orta yaşlı adamın sesi titriyordu.

* Hehehe *

Kahn gülerek biraz geri çekildi.

"Başka birinden de özür dilemelisin. Yanlış mıyım?"

Kimden bahsettiği belliydi.

Orta yaşlı adam alt dudağını ısırarak Yeon-woo'ya baktı. Yeon-woo bu tarafa hiç dikkat etmeden oturduğu pozisyonda meditasyon yapıyordu.

Kahn, Yeon-woo'yu işaret ederken adamı acele ettirdi.

Orta yaşlı adam titreyen adımlarla Yeon-woo'ya yaklaştı. Sırtını 90 derece bükerek özür diledi.

"Üzgünüm efendim. Dilim sürçtü, lütfen beni affedin."

Yeon-woo yanıt vermediğinden orta yaşlı adam uzun süre sırtını düzeltemedi.

Nihayet sinirlenerek gözlerini açıp hafifçe başını salladı. Ardından tekrar gözlerini kapattı. Ancak o zaman orta yaşlı adam vücudunu doğrultabildi.

Sahneyi izleyen oyuncular ağızlarını kapalı tuttu.

Güçlü ve zayıf... Bu ilişki burada da kendini göstermişti.

* * *

Orta yaşlı adam, Brend, ağzı kapalı kalabalığa döndü. İnsanlar kendileriyle konuşacağından korkarak ondan uzaklaşmaya başladı. Kısa süre sonra etrafında kimse kalmadı.

Brend dudaklarını ısırarak oturacak bir yer aradı.

'Şerefsiz hainler.' Brend dişlerini sıktı.

Kertenkele adamlar tarafından hapsedildiklerinde ona bel bağlamışlardı. Ne zaman bir şeye ihtiyaç duysalar almak için hayatını riske atmıştı ama gel gör ki şimdi ihtiyacı olduğu anda hepsi ondan uzaklaşmıştı.

Kendini kullanılmış ve perişan hissediyordu. Aşağıladıkları için Kahn ve Doyle'a içerlemişti.

"Uhm, Hyung-nim."

Tam o sırada zayıf bir adam Brend'e yaklaşıp dikkatlice yanında durdu. Adı Ethan'dı. Ethan, insan çiftliğinde mahsur kaldığından beri Brend'e en yakın olan kişiydi.

Onunla ilk tanıştığında Ethan takım arkadaşlarıyla birlikte çiftliğe getirilen sıradan oyunculardan biriydi. Bir gün Brend onu ölmek üzereyken bulmuş ve yardım etmişti. O zamandan sonra Ethan ona "Hyung-nim" diye sesleneceğini ve hizmet edeceğini söyleyerek onu takip etmeye başlamıştı.

Brend de onu çok zeki ve esprili bulduğundan arkadaşı olmaya karar vermişti. Ama bugün, yardım istediğinde bakışlarından kaçan ilk kişi oydu.

"Ne var?"

Bu nedenle Brend'in ağzından iyi bir yanıt gelmemişti.

Brend'in soğuk tavrını fark eden Ethan ağzını yavaşça açtı.

"Gerçekten üzgünüm."

"Üzgün mü?"

"Seni orada destekleyemedim. Umarım anlayışla karşılarsın. Buraya kadar nasıl hayatta kaldığımızı biliyorsun."

Brend, Ethan'a bakarak derin bir iç çekti.

Ethan ve takım arkadaşları tıpkı mayıs sinekleri gibiydi. Diğer yetenekli oyuncuları takip ederek bölümden bölüme geçiyorlar ve bu sayede hayatta kalıyorlardı. Yani Ethan'ı suçlamak istese bile nefesini boşa harcamış olurdu. Önemsiz becerileriyle E Bölümü'ne ulaşmış olmasına inanamıyordu. Ondan bıkmıştı, artık onunla konuşmak istemiyordu.

"Şu anda ne yapmaya çalıştığını bilmiyorum ama beni yalnız bırak."

"Şey, sana zarar vermeye gelmedim. Bu yüzden dinle beni lütfen."

Brend, Ethan'a bakarak sert bir şekilde kaşlarını çattı. Zaten öfkeyle kaynıyordu, Ethan sinirlerine dokunmak için gelmiş olmalıydı. Ona taş atmak için bir dürtü hissetti ama Ethan konuşmaya devam edince harekete geçemedi.

"Hyung-nim, jeton veya yadigârlara ihtiyacın yok mu?"

"Neden bahse-...!"

"Orada açılmayı bekleyen bir hazine var. Neden açıp servet elde etmiyoruz ki?"

Brend, Ethan'ın işaret ettiği yöne baktığında...

Kahn ve Doyle'un Yeon-woo'ya doğru yürüdüğünü gördü.