Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

30. Bölüm Tüketim (5)

Çevirmen: HoaqiN / Editor: Momental

Yüksek saflıktaki Büyü Taşları, yüksek dereceli yadigârları işlemede temel malzemeydi. Sınırlı sayıda alıcı olduğu için fiyatları genellikle sabitti fakat fahiş bir fiyat söylemiş olmasına rağmen gizemli tüccar yine de taşları satın almıştı. Bu, Büyü Taşı talebinde ani bir artış olduğu anlamına geliyordu. Oyuncuların sayısı değişmeyeceğine göre yalnızca bir sonuca varılabilirdi.

'Muhtemelen çok sayıda yüksek dereceli yadigâr üretiliyor. Bir savaş olmalı.'

Kardeşinin Kule'de olduğu dönemde Arthia hızlı büyümesi nedeniyle çok sayıda klan ve oyuncunun hedefi olmuştu. Nihayetinde de düşmanlarının kurduğu ittifak tarafından yenilgiye uğratılmıştı.

Arthia ortadan kaybolalı oldukça uzun zaman geçmişti. İttifakları zayıflamış ve kendi aralarında çatışmalar peydahlanmaya başlamıştı.

Muhtemelen ortada belli bir düşmanlık yoktu. Olsaydı eğitimi az da olsa etkilerdi, ama en azından perde arkasında bazı hazırlıkların yapıldığı barizdi. Silahlanma yarışı da bunu kanıtlar nitelikteydi.

'Ortak bir düşmanla yüzleşirken geçici bir ittifak kurmuş olabilirler ancak kurtlarla dolu bir dünyada barış asla sonsuza kadar sürmez.'

Yeon-woo tahminlerinin doğru çıkmasına sevinçle güldü. Birbirlerini ne kadar ısırırlarsa o kadar savunmasız hale gelirlerdi.

Fakat...

'Henüz zamanı değil.'

Yeon-woo henüz Kule'de bile değildi. Boyunlarını ısırmasına daha çok zaman vardı, planları çok uzaktaydı.

* * *

Kahn ve Doyle, Yeon-woo’nun pazarlık yapma becerisine şaşırırken aynı zamanda tüm sorunların nihayet sona ermesine çok sevindiler. Ellerindeki Hargan'ın Tacı ile birlikte çabaları karşılığını almış gibiydiler. Sırf bunun için B Bölümü'nün bekleme odasına kadar gitmişlerdi.

Ve şimdi bir sonraki aşamaya geçme zamanı gelmişti.

Kahn ve Doyle gizlice birbirlerine baktılar. Zaten konuşmak zorunda kalmadan birbirlerinin duygularını anlayacak kadar yakındılar. Sadece bir bakış düşüncelerini değiş tokuş etmeleri için yeterliydi.

Kahn Yeon-woo'ya bakarak söze girdi.

"Şimdi ne yapacaksın?"

"Ne mi yapacağım?"

Yeon-woo hançerini kemerine takarken Kahn'a döndü.

"Programından bahsediyorum. Planın nedir? Şimdiye kadar tonlarca jeton toplamış olmalısın. Doğruca F Bölümü'ne mi gideceksin?"

Yeon-woo, Kahn'ın sorularını hemen yanıtlamadı. Önce eğitim sıralamasını kontrol etti.

[Eğitim Sıralaması]
1. Edora (63.101 Puan)
2. Phante (57.612 Puan)
3. Kahn (55,212 Puan)
···
52. Bilinmiyor (32.594 Puan) (Siz)
···

'Kabaca on bin puanlık bir artış elde etmişim.'

Sıralaması aniden 150'den 52'ye sıçramıştı. Ticaretten kazandığı Jetonların katkısı büyük olmuştu. Hızı normalin çok üzerindeydi.

'Ama yine de, benimle birinci sıra arasındaki uçurum... Gerçekten saçmalık.'

Phante’nin karma puanları neredeyse hiç değişmemişti. Kahn'ın Hargan'ın İni görevinde kazandığı 5.000 puan sayesinde artık onun çok az arkasındaydı.

Gel gör ki Edora farklıydı. Puan toplayacak yeri veya yerini sağlama almaya kararlı olup olmadığı belli değildi ama bu kısa süre içinde 6.000'den fazla puan toplamıştı. Yine de Yeon-woo, onu geçmenin imkânsız olmadığını düşünüyordu.

'Hâlâ bir kozum var.'

E Bölümü'nde yaşayan adam... Eğitimde gizlenmiş en iyi gizli parça... Yeon-woo'nun en başından beri hedeflediği şey...

'Zamanı geldi.'

Kap tamamlanmıştı ve artık ihtiyacı olan her şeye sahipti. Partisiyle yollarını ayırıp oraya gidecekti.

Dahası, kardeşinin yaşadığı acıları gördüğünden takım ve klan kavramlarına karşı en ufak bir güven beslemiyordu.

Bu yüzden reddederek başını salladı.

"Hayır. Doğrudan F Bölümü'ne gitmiyorum."

Kahn’ın ten rengi gözle görülür şekilde aydınlandı.

"O zaman, ister misin…."

"Ama yapmam gereken bir şey var."

Kahn cümlenin ortasında durmak zorunda kaldı.

"Yapman gereken bir şey mi?"

"Evet."

Kahn kelimelerde kaybolurken Doyle araya girdi.

"Hyung, sana sormak istediğimiz bir şey var. Bizimle gelmek ister misin?"

"Sizinle gelmek mi?"

"Evet. Eğitim bitene kadar. Hayır, Kule'ye girdikten sonra bile..."

Yeon-woo'ya bakan Doyle’un gözleri parlıyordu.

"Aslında, Kahn ve ben bunun hakkında çok konuştuk. Sen ve biz... Bir araya gelerek beklediğimizden fazlasını başardık, değil mi? Belki üçümüz birlikte olursak…!"

Doyle heyecan içinde kelime kargaşası yaratıyordu.

Ancak...

"Hayır. Yapamam."

Yeon-woo’nun cevabı netti.

Doyle ihtiyatlı bir şekilde sordu.

"Nedenini sorabilir miyim?"

"Dediğim gibi, yapmam gereken bir şey var."

"Öyleyse onu hallettikten sonra bize katılabilirsin..."

Yeon-woo sakince başını iki yana salladı.

"Öncelikle bir takımda yer almakla pek ilgilenmiyorum. Bağlanmaktan hoşlanmıyorum."

"Öyle mi? Anladım."

Doyle’un omuzları düştü. O kadar üzgündü ki neredeyse yağmur altında ıslanmış bir köpek yavrusu gibi görünüyordu. Kahn, Doyle'un yanına gelip omzunu okşadı.

"Elden bir şey gelmez. İnsanların farklı kişilikleri vardır. Onu bizimle kalmaya zorlayamayız. Kule'ye girdiğimizde bunun gibi şeyler daha sık olacak. Her neyse en azından buradan çıkana kadar bizimlesin, değil mi?"

Yeon-woo başıyla onayladı.

Kahn büyük bir kahkaha attı ve çıkışa doğru döndü.

"O zaman geri dönelim. İnsanlar bekliyor."

* * *

Kuzey bataklığı çok genişti. Buradan ayrılmak epey zaman alacaktı. Etrafta dolaşan bir sürü Kertenkele adam olduğundan Yeon-woo onlara bataklıktan çıkana kadar eşlik etmeye karar verdi.

Diğer oyuncular üçünün ardından dikkatli bir şekilde geliyordu. Gruptan ayrılan ölürdü. Ancak öndeki üçlüyle aralarına belli bir mesafe koymayı da ihmal etmediler. Hepsi Kahn'ın Brend'e baskı uyguladığı sahneye tanık olmuştu.

Oyuncular kendilerini Kahn ve Doyle'a yaklaşamayacak kadar korktukları ancak onları takip etmekten başka çareleri de olmadıkları garip bir durumda bulmuşlardı. Kahn ve Doyle onların bu belirsiz tavırlarından rahatsızdı.

Yeon-woo arkadaki oyunculara göz ucuyla bakıp "Şimdi bu insanlarla ne yapacaksınız?" diye sordu.

Kahn ve Doyle kafaları karışmış görünüyordu.

Kahn hafifçe iç çekti.

"Şimdilik onlar hakkında hiçbir şey yapamayız ama en azından bu bataklıktan çıkana kadar eşlik etmemiz gerekecek."

Nitekim Kahn ve Doyle'un da Yeon-woo gibi gidecek bir yerleri vardı.

İstedikleri Hargan'ın Tacı'nı aldıklarından artık burada takılmak için hiçbir sebepleri kalmamıştı. Eğitimin zamanı hızla geçiyordu.

"Onları güvende tutmak zorunda değilsiniz. Sizin sorumluluğunuzda değiller."

"Hey, farkında mısın bilmiyorum ama ben de bir insanım. Onları nasıl burada bırakabilirim?"

Kahn, Yeon-woo'ya kaşlarını çattı ama Yeon-woo sakin görünüyordu.

Bir insan kalbi... Hem de eğitimde?

Onlarla ilgili her zaman tuhaf hissettiği bir şey vardı. Bir yandan sertlerdi ama diğer yandan çok yumuşaklardı. Diğer insanlara karşı çok iyilerdi. Bazen bu tutum zehirli olabilirdi. Hele de şu anda boyunlarını ısırma şansı arayan çok sayıda sırtlanın olduğu bir yerde oldukları düşünüldüğünde bu tutum onların sonu olabilirdi.

Yeon-woo'nun onlara vermek istediği pek çok tavsiye vardı ama vermemeye karar verdi. Çünkü tavsiyelerini dinlemeyecekleri çok açıktı. Ayrıca yakında onları terk etmesi gerekecekti.

* * *

Yeon-woo’nun endişelerinin gerçeğe dönüşmesi çok uzun sürmedi.

"Uhm, b- bana biraz yemek verebilir misiniz?"

Normalde bu çok büyük bir olay değildi. Tek yaptıkları tereddütle gelip yemek için yalvarmaktı. Sonuçta esir tutulmuş ve düzgün yemek yiyememişlerdi. Doyle yemeği daha önceden paylaşmadığı için özür dileyerek yiyeceklerinin bir kısmını oyuncuya verdi.

Yemek isteyen oyuncu verilen erzakları sıkıca kucakladı ve oturduğu yere döndü. Diğer oyuncular başlarını ona çevirirken oyuncu Ethan ile göz teması kurdu ve sessizce başını salladı. Bu, planın uygulanabilir olduğu anlamına geliyordu.

'Demek öyle.'

Ethan ağzının kenarlarını kıvırdı.

Aslında onu yemek istemeye gönderen Ethan'dı.

'Bu kadar çok insanla ilgileneceklerini söylediklerinde tuhaf bir hisse kapılmıştım ama onlar sadece birkaç çocukmuş.'

Ethan'ın Brend'e sunduğu plan çok basitti.

'Takım arkadaşlarım ve ben onları yavaşlatmak için bir oyun yapacağız. Sonra sen öne çıkıp onlardan biraz ara vermelerini isteyeceksin. Bataklığın dışında üç kayanın kesiştiği yeri hatırlıyor musun? Onları oraya yönlendir.'

'Sonra?'

'Üçü de Kertenkele Adam Kralı baskınından bitkin düşmüş olmalı. Bu yüzden hayır demeyeceklerine eminim. Mola vermişken arkadaşım hamlesini yapacak. Sonrasında ise… Sonra ne olacağını biliyorsun, değil mi?'

Planları, mola verme bahanesiyle Yeon-woo’nun partisini belirlenen bir yere çekmek ve onları hazırlıksız yakalayıp eşyalarını çalmaktı.

'Gözlemlediğim kadarıyla plan tamamen uygulanabilir.'

Ethan’ın özelliği "Ele Geçirme"ydi. Özelliği, diğer oyuncuların alışkanlıklarını gözlemleyip kişiliklerini ve eğilimlerini anlamasını sağlıyordu. Ethan, herhangi bir özel becerisi olmamasına rağmen yalnızca zekasına ve sözlerine güvenerek bu özelliği sayesinde E Bölümü'ne gelebilmişti.

Brend'i küçük düşürürken Kahn'ı çok yakından incelemişti. O an bir şey fark etmişti. Kahn ne paraya ne şerefe değer veriyordu, değer verdiği tek şey "Sadakat"ti.

Her kişinin farklı değer ve standartları vardı. İnsanlar, değerleri başkasının değerleriyle uyuşmadığında kendi değerlerinin "Mutlak" olduğuna inanma eğilimindeydi.

Ethan’ın görüşüne göre Kahn ve Doyle'un sadakatleri kolayca istismar edilebilirdi. Onlar gibi insanlar genellikle fazla iyi olduklarından kendi mezarlarını kazarlardı. Oyuncuları görmezden gelebilir veya onları kurtardıktan sonra bırakabilirlerdi, ancak onlara karşı sorumluluk hissediyorlardı. Takım arkadaşının arkasından konuşulmasından hoşlanmaması da bunu kanıtlıyordu.

'Diğer bir deyişle, çizgiyi aşmadığım sürece onları istediğim gibi kullanabilirim.'

Böylece Ethan, adamını bu çizgiyi araştırması için göndermişti ve şimdi onların özünü daha iyi anlıyordu.

'Sadakatine veya gururuna dokunmak yok, öyle mi? Bu çok kolay... Huhu...'

Ama kafasını kurcalayan bir şey vardı.

'Şu adam... Çok şüphe uyandırıcı.'

Kahn ve Doyle'u sessizce takip eden maskeli adama baktı. Yeon-woo'dan bahsediyordu.

'O adam... Ne kadar uğraşırsam uğraşayım onun hakkında hiçbir şey söyleyemiyorum.'

Kertenkele Adam Kralı'nın öldürülmesinde en çok katkıyı onun yaptığı söylenmişti. Bu kadar yetenekli olmasına rağmen adının eğitimde anonim kalması garipti. Bunun yalnızca bir sebebi olabilirdi. Kendini ifşa etmeyen, katı bir öz disipline sahip ve durumu sakin bir şekilde nasıl yargılayacağını bilen bir kişi...

Ethan’ın özelliği onun hakkında hiçbir şey göstermemişti. Dahası, onun hakkında bir şeyler anlamak için yardakçılarıyla birlikte Yeon-woo'yu izlediğinde tesadüfen veya değil, Yeon-woo başını çevirip gözlerini yakalamıştı.

Beyaz maskenin altındaki iki göz soğuk bir şekilde parlamıştı. Ethan; içini görebiliyor gibi bakan, ölü doğmuş bebeklerin gözüne benzeyen bu iki gözün önünde çıplak hissetmişti ve parmak uçlarına kadar ürpermişti.

Yine de Ethan planını durdurmadı. Ne kadar şüpheli olursa olsun, bir şey planladıklarını fark etmelerine imkân yoktu.

'Brend, o salak öne atılarak bizim için her şeyi hazır hale getirecek.'

Ethan, Brend'in ne kadar aptal olabileceğini düşünüp güldü. Aslında Brend'e planın tamamını anlatmamıştı. Anlattığı kısım sadece ilk adımdı. Gerçek plan ondan sonra başlayacaktı.

Arkadaşı yadigârlarını ve jetonlarını çalarken dikkat mi dağıtacaklardı? Hepsi yalandı.

'Hırsızlık yeterli değil. Onlar Kahn ve Doyle… 3. ve 11. sıra! Diğeri de Kertenkele Adam Kralı'nı yok eden kişi... Hepsini alaşağı edebilirsem birinciliği almak sadece hayal olmayacak.'

Ethan dudaklarını yalarken gözleri acımasız bir parıltı yaydı.

Planın en önemli kısmı incelik ve zamanlamaydı. Maskeli adam da bu tuzaktan kurtulamayacaktı.

Ardından Ethan yardakçılarına bir işaret verdi.

Bazı oyuncular aniden öfke nöbetleri geçirmeye başladı.

"Kahn, arkadaşım şu anda kendini iyi hissetmiyor..."

"Biraz yavaşlayabilir miyiz? Ben... Gerçekten çok yorgunum."

"Üzgünüm ama tuvalete ihtiyacım var."

Bazı insanlar yere uzanıp daha fazla hareket etmeyi reddettiler.

"Artık hareket etmeyeceğim! Etmeyeceğim! Şu anda hiçbir şeyim yok. Oraya gidersem canavarların yemeği olacağım. Bütün gün burada oturmayı tercih ederim!"

Kahn ve Doyle biraz sinirlenmişti. Gidecekleri uzun bir yol vardı ama bu oyuncular onlara ayak bağı oluyorlardı. Hayır sadece ayak bağı olmuyorlardı. Sanki kasıtlı olarak önlerini kapatıyorlardı. Artık külfet değil de pranga gibiydiler.

Doyle, Kahn'a bakıp ne yapmaları gerektiğini sordu.

Kahn kaşlarını çatarken iç çekti.

Geleceklerine dair umutsuz hissettiklerini anlamıyor değildi ama onları şımartamazdı. Hatta bazı jetonlarını verip onları burada bırakmanın daha iyi olabileceğini düşündü.

O anda...

'Şimdi!'

Ethan hemen Brend'e işaret verdi.

Brend diğerlerini temsil etme rolünü üstlenen oyuncuydu. Böyle bir kişi öne çıkıp arabuluculuk yaparsa onu dinleyebilirlerdi.

Brend başını sallayarak yavaşça Kahn'a yaklaştı.

"Bence uzun süren esaret onları zihinsel olarak yordu. Meşgul olduğunuzun farkındayım ama burada bir mola verebilirsek çok sevinirim."

Kahn bir süre düşündükten sonra Doyle ve Yeon-woo'ya bakıp fikirlerini sordu.

Arkadan izleyen Ethan kötü bir şekilde sırıttı.

'Hadi ama artık. Bir sürü arkadaşım sizi bekliyor. Daha fazla bekletmeyin.'

Boş arsada sadece birkaç oyuncu beklemiyordu. Düzinelerce oyuncudan oluşan bir Leşçil ordusu da bekliyordu.

Belirlenen yere girer girmez tuzaklar aktifleşecek ve Kahn ile partinin geri kalanı ellerine düşecekti.

Açgözlülük dalgasıyla dudaklarını yalarken...

'Ha?'

Ethan, birinin ona baktığını fark edip bakışların geldiğini hissettiği yöne döndü. Orada, beyaz maskenin altında yukarı doğru kıvrılmış bir çift göz gördü.

'O... Gülümsüyor mu?'

Bunu düşündüğü an…

'Sıçtık...!'

Ethan içgüdüsel olarak geri adım attı. Yeon-woo'nun onu nasıl fark ettiğini bilmiyordu ama şimdilik kaçmak zorundaydı.

Ne var ki...

* Svish *

Tam önünde bir şeyin yanıp söndüğünü gördü ve...

* Puk *

Alnının tam ortasına saplanan acıyla birlikte tüm dünyası kırmızıya döndü.