Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

48. Bölüm İki Kalp (5)

Çevirmen: Zakowske / Editor: Momental

*Ding Ding*

Gökten düşen tek bir davetsiz misafir yüzünden Arangdan üssünün tamamında acil durum alarmının sesi yankılanıyordu.

* Kvakva *

Mana dalgaları zemini paramparça ederek büyük tahribat yarattı. Patlamaların oluşturduğu bir sürü delici rüzgâr oyuncuları sağa sola uçuruyordu. Tüm üsse kaynağı bilinmeyen bir yangın yayılmış, üssün tamamı cehenneme dönüşmüştü. Alevlerin birbirine karışmasıyla her yerden siyah kül ve beyaz duman yükseliyordu. Arangdan’ın üssü bir anda tımarhaneye dönüşmüştü.

"D- durdurun onu!"

"Lanet olsun! Hangi cehennemden geldi bu piç?"

Arangdan oyuncuları işgalciyi durdurmak için bir çaba içerisine girdiler. Çok sayıda güçlendirme büyüsü yapıp formasyon oluşturdular ve işgalciyi çevrelediler.

Ancak işgalci çok güçlüydü. Hançerini her sallayışında bir mana patlaması yaratıyor, ayağının her darbesiyle yeri patlatıyordu. Patlamalar da oluşturdukları formasyonu paramparça ediyordu.

O, koyun sürüsünü avlayan bir kurttu, daha doğrusu bir aslandı.

"Geber ulan!"

Boynuna yaklaşan kılıcı hissetti anda...

'Goblin Ayakları'

Yeon-woo'nun emriyle Canavarların Beş Renkli Mücevheri kırmızı renkte parladı. Aynı anda bacakları da kırmızı bir parıltı yaymaya başladı ve ayaklarının daha hafif hissettirdiğini fark etti.

Vücudunu hafifçe kaldırarak saldırıdan ustaca kaçındı. Ardından düşmanının ön kolunu kavrayıp kendine doğru çekerek aralarındaki mesafeyi daralttı.

'Orkun Elleri'

Bu sefer mücevherle birlikte kolları mavi bir parıltıyla parladı. Tüm vücudu güçle doluydu.

* Çat *

Rakibin kolu anormal bir açıyla kırıldı.

* Puk*

Hemen ardından Carshina'nın Hançeri'ni kavrayıp sırasıyla rakibinin başını, kalbini ve karnını bıçakladı.

"* Öğğhk *"

Düşmanı yere devrilirken köpük ve kan kustu.

Yeon-woo, dövüş sırasında vücudunun farklı kısımlarını güçlendirmek istediğinde Canavarın Beş Renkli Mücevheri'nin işlevini manuel olarak değiştirmek zorunda kalmanın biraz rahatsız edici olduğunu düşündü.

Her şeyin bu kadar hızlı gerçekleştiği ve ne tür beklenmedik bir değişkenin ortaya çıkacağının bilinmediği bir savaşın ortasında, birinin dikkatini böyle uğraştırıcı şeylere odaklaması mı?Diğerleri için bu sadece hayatlarını çöpe atmak demekti ancak Yeon-woo'nun Savaş İradesi adında özel bir becerisi vardı.

Hızlandırılmış düşünce sayesinde içinde bulunduğu duruma göre gerekli işlevle ilgili doğru kararı hızlıca verebiliyordu. Her ne kadar uğraştırıcı olsa da ustalaştıktan sonra dövüş tarzı tamamen farklı bir seviyeye çıkmıştı.

Bir düşmana vuracağı anda Ork Ellerini harekete geçirirken düşmanın karşı saldırısından kaçınmak için Goblin Ayakları'nı etkinleştiriyordu. Bu kadarla da yetinmeyip Kobold Kulakları, Gnoll Burnu ve Kertenkele Adam’ın Gözleri'ni de işin içine katıyordu. Bu sayede saldırıları daha etkili ve çeşitli hale gelmişti.

Sahip olduğu yadigârlar arasında hiçbiri savaş durumlarında bu mücevher kadar kullanışlı değildi.

Ne var ki yadigârlarının faydaları bu kadarla sınırlı değildi.

[Goblin Kralı'nın Gözü çevrenizdeki tehlikeyi tespit etti.]

Boynundaki zincirden sarkan Kranum’un gözleri aniden dönerek Yeon-woo'nun kör noktasından yaklaşan üç varlığı fark etti.

Yeon-woo, mesajı kontrol eder etmez Goblin Ayakları'nı etkinleştirerek oradan uzaklaştı.

Az önce bulunduğu yerde şimdi üç kılıçlı adam vardı.

Bu saldırılarının işgalcinin sonu olacağını düşünen üç oyuncu da neye uğradıklarını şaşırdılar.

O anda Yeon-woo bir kez daha Ork Elleri'ni etkinleştirdi ve Carshina’nın Hançeri'ni salladı.

[Bağlı ruhların sayısı: 115]

Aynı anda Kara Bileklik'e bağlı bulunan ruhların sayısı da azaldı.

*Vooşşh*

Carshina’nın Hançeri'ne aşılanan Kara Kılıç zeminle temas eder etmez bir patlamayla tüm enerjisini serbest bıraktı.

"Kuak!"

"Kuk!"

İkisinin başı havaya uçarken diğeri boynunu sıkıca tutarak yerde yuvarlandı.

Kara Kılıç becerisi çoğu zırhı kolayca kesebilecek bir keskinliğe sahipti ve bu saldırı sonucu yaralananlar, bedenlerini yiyip bitiren lanetlerle cezalandırılırdı.

Boynunu tutarak yere yığılan oyuncu çeşitli becerilerle yarasını iyileştirmeye çalıştıysa da kanamayı durduramadı ve kısa süre sonra öldü.

Bütün bunlar göz açıp kapayıncaya kadar olmuştu.

Arkada duran oyuncular yüzleri solmuş bir şekilde geri çekilmeye başladılar. Ancak Yeon-woo'nun dikkati onlarda değil, cesetlerin üzerinde süzülen ruhlara odaklanmıştı.

Ruhlara doğru yürüdüğünde ruhlar suda eriyen bir damla boya misali dağıldılar ve ardından Kara Bileklik'e sızdılar.

[Bağlı ruhların sayısı: 118]

Yeon-woo Kara Kılıç kullanımıyla tüketilen ruhların yenilendiğinden emin oldu. Bilekliğe bağlı ruhların bitmesini önlemek için böyle bir karar almıştı. Bağlı ruhları her kullandığında yerlerini hemen dolduracaktı.

Tabii ki tekrar doldurma hızı tüketim hızına denk değildi ama yine de Kara Kılıç'ı kullanmaya devam etmesi için yeterliydi. Bu sayede Kara Kılıç'ın gücü karşısında dehşete düşen düşmanları ona saldırmadan önce iki defa düşüneceklerdi.

Gözleri önünde arkadaşlarının kafalarının bir tür siyah kılıçla kesildiğini görmüşlerdi. Kimse onlar gibi ölmek istemezdi.

* Tak *

"O, o insan değil!"

"Siktir lan! Böyle şey mi olur?"

Yeon-woo, parmağını kaçan oyunculara doğru hafifçe salladı.

* Kvang *

Kaçanların yüzlerinin hemen yanında bir patlama meydana geldi ve hepsinin kafaları uçtu.

Kara Bileklik'i ilk aldığında test ettiği kombinasyonu kullanmıştı: Kara Kılıç ve Alev İnfüzyonu.

Bu saldırıyla iki bağlı ruh azalmıştı ancak beş oyuncu ölmüştü. Oldukça karlı bir takas olmuştu.

"…!"

Arangdan oyuncuları kendilerini bir karınca aslanının ölüm tuzağına düşmüş karıncalar gibi hissediyorlardı. Korku içinde titremekten başka bir şey yapamaz haldelerdi.

Yeon-woo ise kudurmuş gibiydi. Hançerini her salladığında birbiri ardına oyuncu ölüyordu.

Bazıları gözyaşlarıyla dolu halde ondan uzağa doğru koştu bazıları da sayıca üstünlüğü sağlamak için diğerleriyle birleşerek üzerine doğru koştu ama maalesef tüm çabalarına rağmen hepsi Yeon-woo tarafından öldürüldü.

'Kimseyi canlı bırakmayacağım.'

Arangdan'la savaşmayı kafaya koyduğunda böyle bir karar almıştı. Bunu sadece kendisini bu olayla ilişkilendirebilecek tüm izleri silmek istediğinden yapmayacaktı, kardeşinin ölümüyle yakın ilişkisi olan bir klana mensup oyuncular oldukları için de yapacaktı.

* Kvakva *

Bu yüzden nereye kaçarlarsa kaçsınlar onları hemen yakalıyordu. İçgüdülerine güvenerek varlıklarını hissettiği yerlere koşup hançerini sallıyordu.

İlerlemeye devam ederek dış kısımdan orta kısma kadar herhangi bir engel olmaksızın içeri girmeyi başardı. Ardında sadece yıkılmış binaların molozları, yanan cehennemler ve kana bulanmış oyuncuların cesetleri kalmıştı.

Oyuncular Yeon-woo'yu durduramadıkları için geri çekilmekten başka bir şey yapamıyorlardı.

* Kvang * * Kvang *

"* Öğğhk *"

"Franc! Hayır!"

"O bir canavar...!"

"Neden kimse yardıma gelmiyor? Böyle giderse hepimiz öleceğiz!"

Yıkılan üslerinin ortasında duran Arangdan oyuncuları korku içindelerdi.

Yeon-woo onlara bakarak kayıtsız bir şekilde güldü.

'Enerji doluyum.'

Yeon-woo, yorgun olmak bir yana vücudunun giderek güçlendiğini hissetti. Yüzüne kocaman bir gülümseme yayıldı. Bunu kendi hayal gücü sanıyordu ama değildi. Ne kadar çok savaşırsa o kadar enerjik oluyordu.

Elmas Fizik ile geliştirilmiş vücudu yorgunluk hissetmiyordu. Tam tersine, ona henüz deneyimlemediği pek çok şey olduğunu söylüyormuş gibi sürekli yeni yeteneklerini gösteriyordu.

Aynısı Mana Dolaşımı için de geçerliydi. Bu beceriden sağlanan sürekli mana, Elmas Fizik ile birlikte vücudunu bir enerji kaynağına dönüştürmüştü. Üstelik mana girişini istediği gibi arttırıp azaltabiliyordu. Böylelikle aşırı yüklenme veya benzer bir sorun çıkması konusunda endişelenmesine gerek kalmıyordu ve bu sayede bütün gün ara vermeden bunu sürdürebileceğini hissediyordu.

Kara Bileklik, Canavarların Beş Renkli Mücevheri ve Goblin Kralı'nın Gözü gibi yadigârlar da destek ekipman olarak görevlerini yerine getiriyorlardı.

*Fiyuv*

Yeon-woo'nun etrafında bir rüzgâr esti. Hava yoğun bir ısıyla dalgalandı.

Güçlendiğinin farkındaydı ancak bu güçlenme beklentilerinin çok üstündeydi.

'Bu güçle...'

Bunlar kadar güçlü becerilerle...

'Her şeyi yapabilirim.'

* Kung *

Yeon-woo bir adım öne çıktı.

Gücünün farkına vardıktan sonra planını tekrar gözden geçirdi.

'Vur-kaç stratejisine bağlı kalmama gerek yok. Böyle devam edip onlarla yüzleşebilirim. Hepsini tüketebilirim.'

Gözlerinden yoğun bir ışık çıktı.

Bakışından irkilen diğer oyuncular birkaç adım geri gittiler. Onlara göre bu gözlerin bir avcının avını görünce parıldayan gözlerinden hiçbir farkı yoktu.

"Urgh...!"

"Nasıl hâlâ yorulmamış olabilir?"

Hiçbirinin Yeon-woo'ya atlayacak cesareti yoktu.

Sadece bir tane işgalci olduğunu duyduklarında meseleyi çok önemsememişlerdi. Gel gör ki çoktan 80'den fazla oyuncu ölmüştü ve çoğunun geride bir cesedi bile kalmamıştı.

Nihayet kendi ayaklarıyla cehennemin derinliklerine yürüdüklerinin farkına vardılar.

Yeon-woo bir adım daha yaklaştı.

"Siz bana gelmezseniz..."

Yeon-woo’nun aurasına dayanamayan oyuncular bir adım daha geri gittiler.

"Ben size gelirim."

Yeon-woo soğuk bir şekilde gülümsedi ve dizlerini eğerek öne atılmaya hazırlandı.

Oyuncuların yüzleri dehşet içinde daha da soldu.

Yeon-woo yeri tekmeleyerek oyuncu kalabalığına doğru fırladı.

* Svish *

İşte o an...

"Dur!"

Birdenbire gökyüzünde yıldırım benzeri bir ses yankılandı.

Yeon-woo yarı yolda durup kafasını kaldırdı.

Karşısındaki binanın tepesinde on oyuncudan oluşan bir grup vardı. Yeon-woo durduktan sonra yere indiler.

* Tak *

Her biri şimdiye kadar savaştıklarından daha güçlü görünüyordu. Özellikle öndeki oyuncu diğer tüm oyuncuların toplamından inkâr edilemeyecek kadar güçlü bir aura yayıyordu. Sırtında asılı duran iki kılıç çok güçlü olduğu izlenimi veriyordu.

Bild'in ta kendisiydi.

Arkasındaki dokuz oyuncu da Buz Mavisi Kılıç Klanı tarafından gönderilen Kule oyuncularıydı.

"Ah, nihayet burada!"

"Ku-kurtulduk!"

Yeon-woo üsse giriş yaptığından beri oyuncuların yüzlerinde ilk defa umut belirdi.

Ancak Bild’in gözleri öfkeyle doluydu.

"Demek beyaz maske sensin. Bunca zaman sinir bozucu küçük bir fare gibi saklanıyordun ve sonunda yüzünü göstermeye karar verdin. Peki nerede olduğunun farkında mısın tam olarak?"

Bild yerde yatan cesetlere ve her yere yayılmış molozlara baktı. Arangdan’ın kalan gücünün son parçası da yok edilmişti. Olaydan sonra sadece 30 kişi hayattaydı.

Daha önce yüzden fazla kişinin olduğu düşünüldüğünde, kısa yokluğunda 80'den fazla oyuncu ölmüştü.

Bunların hepsi tek bir oyuncu tarafından yapılmıştı.

Baştan sona…

Ve bu oyuncu, Arangdan için her şeyi mahveden suçlu, olanların tüm sorumlusu şu anda tam karşısındaydı.

*Voşşşh*

Bild'in etrafında yoğun bir aura esmeye başladı. Aurası, hissettiği kızgınlık kadar sıcak ve yoğundu.

Diğer taraftaysa...

Yeon-woo kaşlarını çatmış, Bild'e bakıyordu.

'Hissettiğim bu aşinalık da ne?'

Açıkçası o sadece Buz Mavisi Kılıç Klanı tarafından eğitime gönderilmiş bir oyuncuydu. Yeon-woo onunla daha önce tanışmamıştı. Bu nedenle kendisi gibi büyük bir balığın ortaya çıkması için şimdiye kadar küçük balıklarla uğraşıyordu.

Ama hedefine ulaşmış olmasına rağmen Yeon-woo en ufak bir şekilde gülümseyemedi. Çünkü Bild'i gördüğü anda garip bir deja vu yaşadı.

Onunla ilgili anıları vardı ama Yeon-woo ne zaman ve nerede olduğunu söyleyemiyordu. Anılarını aramaya çalışırken kafasının arkasını kaşıdı. Bild'in yaydığı enerji çok tanıdıktı.

'Bu kadar güçlü aurası olan birini asla unutmam ama onu gerçekten bir yerlerde görmüş olabilir miyim?'

O anda...

Ağabeyinin günlüğündeki bir cümle zihninde parladı.

-Kalbime beş kılıç saplanmıştı. Üçü Lordlara aitti, biri eski sevgilime.

-Diğeriyse arkadaşım olduğuna inandığım bir insanındı.

Kardeşinin, tehlikedeyken sırtını dayayabileceği tek kişi olduğuna inandığı bir arkadaşı vardı.

Arkadaşının yanında da "Kardeşler" adını verdiği birkaç oyuncu vardı.

Yeon-woo sonunda bu "Kardeşler"den birinin yüzünü hatırladı.

Kalbine hançer saplanırken kardeşinin yanında olan ve yere devrilirken ona gülen birinin olduğu bir sahne geldi gözlerinin önüne.

Ardından Yeon-woo o gülen şerefsizin adını hatırladı.

'Bild!'

Yeon-woo’nun gözleri öfkeyle parladı.

'Nasıl burada olabilir?'

Oyuncular Kule'ye tırmanmaya başladıktan sonra nadiren eğitime geri dönerlerdi.

Önlerinde tırmanmak için 99 kat vardı, neden bir ay acı çektikleri yere geri dönsünlerdi ki?

Yeon-woo'nun bildiği kadarıyla Bild, Kule'ye tırmanmaya odaklanan oyunculardan biriydi.

'Neden onun gibi bir oyuncu eğitime geri gelmiş? Ve neden Arangdan'da bulunuyor?'

Tam o sırada kafasındaki tüm soruların cevapları netleşti. Arangdan, Leşçiller, Buz Mavisi Kılıç Klanı, İnsan çiftliği, sakladıkları 'Gerçek' amaç...

Ve Bild'in arkasındaki adamın kim olduğu...

Mükemmel bir şekilde olmasa da planlarını kafasında kabaca çizebiliyordu.

'Burası Buz Mavisi Kılıç Klanı'nın saklanma yeri değildi. Tam tersine, Buz Mavisi Kılıç Klanı'ndan saklanma yeriydi.'

Yeon-woo'nun gözlerinden ateş fışkırdı.

'Leonte... Buz Mavisi Kılıç Klanı'ndan bir şeyler gizlemek için bu üssü kurmuş…!'