Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

50. Bölüm İki Kalp (7)

Çevirmen: HoaqiN / Editor: Momental

"* Öğghh *"

Yeon-woo, Carshina’nın Hançeri'ni son oyuncunun boynundan çıkarırken oyuncu yere yığılıncaya kadar kanla karışık köpük kustu.

Tüm alan Yeon-woo'ya saldırma emrini almış oyuncuların cesetleriyle doluydu.

F Bölümü'ndeki Arangdan üssünün yok edilmesi Arangdan'ın fiilen yok edildiğini anlamına geliyordu ancak Arangdan henüz tam anlamıyla yok olmamıştı. Öldürülecek bir kişi daha vardı.

'Bild.'

Yeon-woo hançerdeki kanı yavaşça silkeledikten sonra adımlarını Bild'in kaybolduğu yöne doğru çevirdi.

Duyularını güçlendirerek Bild'in bodrum deposu gibi görünen bir yere koştuğunu hissetmişti.

Yeri hafifçe tekmeleyerek ileri doğru sıçradı.

* Fışş *

* * *

* Tak *

Bild, üssün hemen sınırında bulunan eski püskü bir deponun önünde durdu.

Depo, harap olmuş görünümünün aksine birkaç büyü çemberi ve engellerle kilitliydi. Bu yüzden bu gizli yere sadece Arangdan yöneticisi veya daha yüksek mevkilerdeki yöneticiler girebilirdi.

'Çabuk! Bunun için zamanım yok!'

Kuklalarının Yeon-woo'yu uzun süre geride tutmayacağını biliyordu ama en azından ona biraz zaman kazandırmaları gerekiyordu. Elinden geldiğince hızlı şekilde taşa ulaşmak ve onu kullanmak zorundaydı.

Neyse ki Leonte'nin birkaç zayıf hatırasına sahipti ki taşı nasıl kullanacağına dair bir fikri vardı.

Ancak Bild bir şeyin farkında değildi.

Kendisi taşı almakla meşgulken Yeon-woo hemen arkasından onu takip ediyordu.

* * *

'Böyle yerleri gizlemekte gerçekten iyiler.'

Yeon-woo, deponun içinde keşfettiği sarmal merdivene bakarken dilini tıkladı. Merdiven o kadar iyi gizlenmişti ki Bild'i kasıtlı olarak sağ bırakıp onu takip ediyor olmasaydı burayı asla bulamazdı.

Merdiven yerin derinliklerine iniyordu. Bild'le olan mesafesini korumak için merdivenlerden dikkatle indi. İnerken duvarlarda sayısız kapı olduğunu fark etti. Kapıların nereye açıldıkları hakkında hiçbir fikri yoktu.

Ancak bir şeyden emindi. Bu kapıların ötesinde kesinlikle müthiş bir şey olmalıydı.

Ardından Yeon-woo demir bir kapının önünde durdu. Bu kapı diğerlerine kıyasla alışılmadık şekilde yıpranmış görünüyordu.

'Burada insanların olduğunu hissediyorum.'

İçerideki insanların varlığını hissedebiliyordu. İki kişi vardı.

Yeon-woo merdivenlerden aşağı, Bild'in olduğu yere doğru baktı.

'Yüzeye çıkmak için burayı kullanmak zorunda. Onu istediğim zaman yakalayabilirim.'

Düşünmeyi bitirdikten sonra daha fazla gecikmeden kapıyı açtı.

*Gıcırtı*

Büyülü bir kilit ya da benzer bir şey yok gibiydi. Menteşeler sanki uzun süredir yağlanmamıştı ki kapı yüksek bir gıcırtı sesi çıkardı.

Kapının ardında uzun ve dar bir koridor vardı. Koridor boyunca her iki tarafta sıralanmış metal parmaklıklar buranın bir hapishane olduğunu söylüyordu.

Yakın zamana kadar burada kilitli insanlar olduğunu kanıtlarcasına çürümüş cesetlerle doluydu. Duvarlarda kan lekeleri, tırnak çizikleri ve başka birkaç iz daha vardı.

Voo-

Voo-

Ayrıca koridorda epeyce hayalet dolaşıyordu. Kaba bir tahminle bile sayıları binin üzerindeydi.

'Burası da mı bir insan çiftliği?'

Yeon-woo dişlerini gıcırdattı.

Büyük bir şey olduğunu hissetmişti ancak gerçek boyutu tahmininin çok üstündeydi.

Ve merdivenlerden aşağı inerken gördüğü kapıları düşününce… Bu yeraltı hapishanesinde kaç kişinin kafese kapatıldığını tahmin bile edemiyordu.

Duyularını daha geniş bir alanı kapsayacak şekilde genişletmeye çalıştı, koridorun derinliklerinde iki kişi dışında hayatta kalan kimseyi hissetmedi.

Ama onu en çok rahatsız eden şey, hapishanede yerleşim işaretleri görmesiydi. Kısa süre önce burada bir tür "Olay" meydana gelmiş olmalıydı.

"…."

Yeon-woo’nun bakışları kasvetlendi. Gözlerinde kızgınlık ve öfke vardı.

Koridorun en derin kısmına ulaştığında, Kahn ve Doyle'un zincirlerle duvarlara bağlanmış olduklarını gördü.

* * *

Devasa hapishanede tutulanlar sadece Kahn ve Doyle'du.

"Lanet olsun, orada neler oluyor?"

Kahn hışımla başını kaldırdı.

Bild ve yardakçıları bir işgalcinin geldiğini duyunca aceleyle uzaklaşmışlardı. Görünüşlerine bakarak dışarıda ciddi bir şeyler döndüğünü anlamıştı ama dışarı çıkıp neler olduğunu göremediği için sinirleri gitgide bozuluyordu.

Yine de tahmin ettiği bir şey vardı. İçinde bulundukları bina yakında yıkılacaktı çünkü tüm bina bir süredir çılgınca sallanıyordu.

"Çok havalı bir şeyin peşinde olduğumuzu sanıyordum ama şimdi diri diri gömülmeyi beklediğimiz bir kafese kilitlenmiş durumdayız. Nasıl olur da bu kadar şanssız oluruz?"

Kahn başını iki yana sallarken sırıttı.

Küçümseme gülüşüydü. Kendine acıyordu.

"Hyung, tam olarak doğru ifade edemedin."

Yanında asılı duran Doyle yavaşça başını kaldırdı.

Vücudunun her yeri incinmesine rağmen gözleri hâlâ uykulu görünüyordu.

"Şanssız olan sensin. Ben değilim. Ben sadece seni takip ediyordum ve ne yazık ki böyle bir sonla karşılaştım."

"Ne olmuş yani? Sonuçta senin şansın da burada benimle birlikte sıkışıp kalmadı mı?"

"Öyle olsa da ben dolaylı yoldan buraya sıkışıp kaldım. Burada olmamızın esas sebebi senin şansının kötü olması."

"Bugün daha bir şımarıksın, farkında mısın?"

"Her zaman yapmak istediğim bir şey vardı. Ölmeden önce bir kere de olsa sana ters ters konuşmak. Hahahah."

"Her zaman itaatkâr bir kardeş gibi davranırsın ama bugün..."

İkili, ölümün eşiğinde bile birbirleriyle tartışmakla meşguldü.

Birbirlerine çok özel bir şekilde bağlı oldukları için bu noktaya kadar gelebilmişlerdi.

"Pff... Neyse tartışmayı bırakalım. Zaten hiçbir yere varamıyoruz. Bu arada, sence Cain şu anda ne yapıyordur?"

Kahn birdenbire Hargan'ı onlarla birlikte mağlup eden bir arkadaşını ya da belki arkadaşı olmayan birini hatırladı.

Her ne kadar künt birisi olsa da ikisine iyi ayak uydurmuştu.

"Eh, biz olmadan da iyidir. Sanırım şimdiye kadar G Bölümü'ne varmıştır."

"Evet, muhtemelen."

Kahn konuşmaya devam ederken sırıttı.

“Hah, eğer sonumuzun böyle olacağını bilseydim ona o gizli parçadan bahsederdim. En azından boşa gitmezdi."

Kahn, Doyle'la birlikte ele geçirmek istedikleri gizli parçayı düşünürken başını iki yana salladı. Phante ve Edora kardeşlere yetişmelerini sağlayacak gizli silah...

Biraz pişmanlık duymaktan kendini alıkoyamadı.

Ama tam o anda...

"Şimdi de bahsedebilirsin o gizli parçadan."

Yukarıdan tanıdık bir ses çınladı.

Kahn ve Doyle şaşkınlık dolu bakışlarla başlarını kaldırdılar.

Karanlıkla kaplı koridorda, ışığın güçlükle ulaştığı bir noktada beyaz bir maske duruyordu.

Gelen Yeon-woo'ydu.

"Nasıl…!"

"Cain!"

Kahn, Yeon-woo'ya bakarken inanamayarak bağırdı. Doyle’un da gözleri genişledi.

Ama Yeon-woo onların tepkilerini umursamadan...

*Şank*

*Kreeek*

Kusurları doğrayarak metal çubukları kolayca kesti ve hücreye girdi.

"Bok gibi görünüyorsunuz."

Yeon-woo onlara bakarak sırıttı.

Kahn'ın yüzünde karmaşık bir ifade vardı. Keyif, kafa karışıklığı, pişmanlık ve minnettarlık... Ama sonra hızla başını yana çevirdi. Yolları ayrılmadan önce Yeon-woo'ya çok sert davranmıştı.

Zayıf yanını göstermek istemiyordu. Onun yerine ağlayan gözleriyle Doyle konuşmaya başladı.

"Buraya nasıl geldin?"

Yeon-woo, Carshina’nın Hançerini sallayarak Kahn ve Doyle'u kısıtlayan zincirleri kopardı.

* Klank * * Klank *

Bileklerindeki mana zincirlerini de parçaladıktan sonra cevap verdi.

"Leşçiller beni rahatsız etmeye devam etti. Sonrasında aslında Arangdan'ın bir parçası olduklarını öğrendim."

Yeon-woo bunu öylesine bir şeymiş gibi söyledi.

Doyle gözlerini fal taşı gibi açtı ama kısa süre sonra çekingen bir şekilde gülümsedi. Burayı nasıl bulduğunu sormadı çünkü sormasına gerek yoktu.

Kahn, Yeon-woo'nun onları kısıtlamalardan kurtarışını izledikten sonra sessizliğini bozdu.

"Teşekkür ederim. Gerçekten."

"Bana gerçekten teşekkür etmek istiyorsan daha önce bahsettiğin gizli parça hakkında konuşmaya başlayabilirsin."

"Lanet olsun, gerçekten de onun peşinde misin sen?"

'Gerçi sanırım gizemli tüccarı da bu şekilde kazıkladın.'

Homurdanmasına rağmen Kahn’ın yüzünde belirgin bir gülümseme vardı. Onları rahatlatmak için şaka olarak söylediğini biliyordu. O kadar açık sözlüydü ki sanki güzel sözler söylese ölürdü.

Kahn tüm kısıtlamalardan kurtulmasının ardından manasını dolaştırmaya çalıştı.

Her bir siniri acı içinde çığlık atıyordu. Vücudunun ne kadar berbat halde olduğunu tam olarak anlayabildiğinden sıkışmış ve çaresiz hissediyordu. Bu haliyle hapishaneden çıktıktan sonra Yeon-woo'ya yük olmaktan başka bir işe yaramayacaktı.

Doyle da aynı şeyi düşünüyormuş gibi kaşlarını çattı.

Böylece Kahn kararını verdi. Hapishaneden çıkarmaya geldiği için minnettar olduklarını söyleyip ondan kendilerini burada bırakmasını isteyecekti.

Ancak Yeon-woo aklını okumuş gibi hafifçe homurdandı.

"Arangdan için endişelenmene gerek yok. Tamamen yok oldu."

Kahn ve Doyle, Yeon-woo'nun sözleri karşısında ne yapacaklarını bilemediler.

"Arangdan yok oldu derken?"

İkilinin Canavar İstilası'ndan ve Yeon-woo’nun nefretinden haberleri yoktu. Haliyle de şaşırmaları gayet normaldi.

Ancak Yeon-woo, Kahn'ın sorusuna cevap veremeyecek kadar tembelmiş gibi ellerini salladı.

Kahn bir anlığına gözlerini kıstı ve ardından derin bir nefes aldı. Bu tavrından sonra ona tekrar soramazdı.

Doyle hâlâ gülümsüyordu.

"Hepsini öldürdün, değil mi?"

"Aşağı yukarı."

Yeon-woo sakince onayladı ama gel gör ki bu yanıt Kahn'ı çileden çıkardı.

"Hey! O sorunca cevaplıyorsun da ben sorunca neden görmezden geliyorsun?"

Yeon-woo Kahn'a baktı ve bir kez daha homurdanarak cevap verdi.

"Urgh...."

Yeon-woo’nun küstah tavrı Kahn'ın titreyen yumruklarını sıkmasına neden oldu.

Böyle zamanlarda güçsüz olmak ne kadar da üzücüydü.

Ama Yeon-woo'nun sonraki sözlerini duyunca şaşkınlıkla hemen başını kaldırdı.

"Yine de Bild hâlâ yaşıyor."

"Bekle, Bild yaşıyor mu?"

Kahn’ın iki gözünden de alevler çıkmaya başladı.

Doyle'un da yüzü sertleşti.

"Bir saniye... Merdivenlerden aşağı inmedi değil mi?"

Yeon-woo’nun gözleri ilgiyle parladı. Beklediği üzere Bild bu binanın altında bir şey saklıyor gibiydi.

"Aşağıda bir şey mi var?"

"Tam olarak ne olduğunu bilmiyorum ama o piçler diğer oyuncuların hayatlarını kullanarak bir şey yapıyorlar."

"Bir şey mi yapıyorlar?"

Bir yadigâr yapmak için kullanılabilecek onca şeyin arasında, oyuncuların etlerinin ve ruhlarının Kule'de var olan en değerli malzemeler oldukları söyleniyordu. Simyada bile insan bedenini dönüştürmek var olan en üst düzey becerilerden biriydi.

Ancak bu tür eylemler Kule'de bile tabuydu. Yasaktı. Sadece insanlık dışı olduğu için değil aynı zamanda çok tehlikeli olduğu için. Tüm Kule tehlikeye girebilirdi.

Ama yaptıkları yadigâr her neyse maliyeti çoktan on binlerce yaşama ulaşmıştı.

'Baştan sona tek yaptıkları, sorun yaratmak.'

Yeon-woo, Carshina'nın Hançerini çekti ve onaylamaz bir ifadeyle dilini şıklattı.

Bild tuzağa düşürülmüş bir fareden başka bir şey değildi.

Artık Kahn ve Doyle'u kurtardığına göre geriye sadece onu aşağıya kadar takip etmek ve boğazını kesmek kalmıştı. Ayrıca şimdiye kadar ne yapmaya çalıştıklarını da görmek istiyordu. Bu yüzden ikisine burada beklemelerini söyleyecekti.

Tam o sırada...

Voo-

Yeon-woo hayaletlerin onu takip ettiğini fark etti. Etrafında dönüp duruyorlardı.

Yeon-woo'nun Bild'i öldüreceğini biliyor gibilerdi. Bunun bir parçası olmak istiyorlardı.

Tam onları uzaklaştırmak üzereyken aklına harika bir fikir geldi.

"Yardım etmek istiyorsunuz, öyle mi?"

Hayaletler hemfikirlermiş gibi yüksek sesle haykırdılar. Yeon-woo’nun dudaklarının kenarları hafifçe yukarı kıvrıldı.

"Pekala, öyleyse bana bir şartla yardım edebilirsiniz. Duymak istiyor musunuz?"