Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

8. Bölüm Eğitim (6)

Çevirmen: HoaqiN / Editor: Momental

Bronz korkuluk hızlıca öne doğru ilerleyerek Yeon-woo’nun yolunu kesti fakat Yeon-woo bedenini bükerek kaçındı.

Ardından korkuluk Yeon-woo’ya atılarak aralarındaki mesafeyi kapatmaya çalıştı.

Yeon-woo üstüne koşan korkuluğa çelme taktı. Korkuluğun sertliği bacağını acıtsa da gelişmiş kasları sayesinde bu acıya dayanabildi.

Önünden bir korkuluk daha geldi.

Yeon-woo kolunu kıvırarak dirseğiyle korkuluğun göğsüne vurdu. Geriye itilmesinden yararlanarak kollarının altından arkasına fırladı. Bu sırada ardı ardına birkaç tuzak aktifleşti ama hiçbirisi Yeon-woo’yu durduramadı.

[Çevikliğiniz 1 puan yükseldi.]
[Sağlığınız 1 puan yükseldi.]
······
[‘Algı Güçlendirme’ becerinizin ustalığı arttı. %15.6]
......
[‘Algı Güçlendirme’ becerinizin ustalığı arttı. %15.8]

Tuzakları aştıkça nitelik puanları arttı.

Nitelik puanlarının yanı sıra becerilerinin ustalığı da arttığından Yeon-woo’nun hareketleri de daha akışkanlaştı.

Ardından, keskin hisleriyle daha çok tuzağı aşarak nitelik puanlarında bir artış daha sağladı.

Nitelik puanlarında artış – beceri ustalığında artış – nitelik puanlarında artış... Bu döngü sayesinde Yeon-woo göz açıp kapayasıya dikkate değer bir gelişme kaydedebildi.

'A Bölümü'nü ilk geçtiğim zamana göre çok daha hızlıyım.'

Yeon-woo'nun kendine güveni arttı.

Adımları çok daha hafifleşmişken elleri güçle dolup taşıyordu.

Önünde sadece on korkuluk kaldığında şimdiye kadar yalnızca yolunu kapatan korkuluklardan birisi, ilk defa sert yanını gösterdi.

İnsanmış gibi omuzlarını gerip Yeon-woo’ya atıldı.

*Bang*

Adeta taş duvara toslamış gibi bir acı dalgası çarptı. Gümüş okla ilk vurulduğundaki acıyla aynı acıydı.

Boğucu acıdan kaşlarını çatarken birkaç metre geri düştü.

Diğer taraftan korkuluk, Yeon-woo’ya atıldığı yerden bir santim oynamadı.

Daha önce gördüğü korkulukların aksine bunun yüzeyinde bakırdan yapılmış gibi kırmızı bir ton vardı.

Güçlü omuzları ezici bir his yayıyordu.

'Oyuncuları taklit eden herif bu mu?'

[Bakır Korkuluk]
Oyuncuların hareketlerini taklit eden bir korkuluk. Ayrıca belli bir menzilde saldırabilir de.

Kardeşi bunun için ayrı bir kaynak yazmıştı.

-A Bölümü'nün gerçek patronu sadece korkuluklar değil. Asıl olay en sondaki on bakır kuklada. Oyuncunun hareketlerini kopyalayıp sinir bozuyorlar.

-Bedenleri de deli gibi güçlü bu yüzden orada uzun bir süre oyalandık.

-Onları geçmenin iki yolu var.

-Birincisi kafa kafaya savaşmak. Diğeri ise ezip geçmek.

Yeon-woo hançerini sıkıca tuttu.

Bakır kuklalar, oyuncunun A Bölümü boyunca elde edip geliştirdiği her şeyi denerdi.

Üç oyuncu bir takım oluşturduğunda, yollarını kapamak için üç korkuluk gelirdi. Eğer beş oyuncu takım kurmuşsa aynı şekilde beş korkuluk olurdu. Korkuluklar oyuncuların yeteneklerini kopyalayarak kendilerini aşmaya zorlardı.

Eğer aşarlarsa patron odasını geçebilirlerdi fakat aşamazlarsa sonsuza kadar burada sıkışırlardı.

Bunu bile beceremezlerse kalan tek seçenek ölümdü.

Gel gör ki Yeon-woo, A Bölümü'nü birkaç kez sıfırlayarak tekrar tekrar sınırlarını aşmıştı.

Bu bakır kuklalar sinir bocuzuydu ama Yeon-woo onların bir sorun teşkil ettiklerini hissetmiyordu.

Onun sinirini bozan şey, patron odasını tek seferde geçme planının basit bir oyuncak tarafından bozulmasıydı.

Ejder Gözleri’ni açarak bakır kuklanın her yerine dağılmış kusurları saptadı.

Hançerini saplamaya çalıştığı anda...

“Bir sensörle çalışıyor. Sensörü bulup yok et!”

Köşeden gelen bir ses duydu.

Yeon-woo hisleri sayesinde hâlihazırda onun varlığından haberdardı ama karışmasını istemediği için görmezden gelmişti.

Bakır kukla elini kaldırırken Yeon-woo’nun kafasını hedef aldı.

Yeon-woo hafifçe yana eğildi, kuklanın eklemlerinden birisini yakalayıp büktü.

*Çatırt*

Kuklanın ön kolu garip bir yönde büküldü.

Takiben Yeon-woo göğsüne atıldı, hançerini tersten tuttu ve kuklanın kusurlarının bulunduğu yerlere üç kez sapladı.

En sonunda, kavrayışını düzelterek tüm gücüyle karnına vurdu.

*Kvang*

Bakır kukla düzinelerce parça halinde patlarken bir havai fişek şeklinde etrafa saçıldı.

*Güm*

Bakır kuklanın parçaları dağılarak biraz toz kaldırdı.

Yeon-woo omuzlarından tozu sildi.

“Ne... Az önce ne oldu?”

Arkasından afallamış bir ses duydu

*  *  *

Yeon-woo arkasına bir bakış attı. Köşede, ışığın zorlukla ulaştığı yerde, gölgelerin sakladığı bir genç adam vardı.

Gözleri buluştuğunda genç adam afalladı. Hemen ardından bakışlarını güçlendirerek kaybetmeyi reddediyormuş gibi karşılık verdi.

Yeon-woo direkt üstüne yürüdü.

Genç adam dişlerini sıktı. Çevresini kontrol etmek için yana baktı. Yeon-woo’nun kendisine doğru geldiğini fark ettiğinde bakışları daha da şiddetlendi.

Fakat cüretkâr bakışlarının aksine bacakları biraz titriyordu.

Korkmasına rağmen Yeon-woo’nun saldırma niyetiyle gelmesi durumuna karşı güçlü durmaya çalıştı.

Ne var ki Yeon-woo’ya verdiği izlenim dikili kuyruğuyla bir kaplanın önünde duran, yağmurdan ıslanmış bir köpek yavrusundan ibaretti.

Yeon-woo genç adamın önünde durup dobra bir tonda sordu.

“Nereden biliyorsun?”

“Neyi biliyorum?”

Genç adam burun kıvırdı.

“Kuklanın bir sensör vasıtasıyla çalıştığını. Bunu nasıl bildiğini soruyorum.”

“Ne? Bu...”

Bir anlığına genç adam düzgün yanıt veremedi ama Yeon-woo acele ettirmedi.

Genç adam doğru yanıtı veresiye kadar sabırla baktı.

'Bu oyuncu, uzun zaman önce patron odasını yağmalayanlardan birisi. Diğerleri nereye gitti?'

A Bölümü'nde harcadığı altı gün sırasında, korkuluklar tarafından yolu kesilmiş ve boss odasına tıkılıp kalmış bir adam vardı.

O vakit ilgilenmediğinden gerçekten dikkat etmemişti fakat şimdi bu herif dışında diğer herkes gitmişe benziyordu.

Bir an bakır kuklalarla uğraşırken ölmüş olabileceklerini düşündü ama öyle durmuyordu. Tek başına yemek yiyen birisinin izleri dışında bir ceset belirtisi yoktu.

‘Anladım, terk edilmiş.’

Ara sıra böyle durumlar olurdu.

Eğitim sürecinde takım üyeleri işe yaramadıklarından dolayı acımasızca atılırdı. Dünyada insanlar bu mantıksız tavra tepki gösterirdi ama burada önemli değildi.

Oyuncuların başarı kasmaya odaklandığı eğitimde, grubun tanıdıklarla kurulması yerine gerekliliklere göre kurulması doğaldı.

Bu genç adamın başına gelen de tam olarak buydu.

Genç adam Yeon-woo’ya karşı tetikteydi ama Yeon-woo sadece bakarak bile onun çok zayıf olduğunu analyabiliyordu.

Yeon-woo’ya bakışları utanç doluydu. Bu durumdan kaçmak istiyordu ama etrafta çok fazla korkuluk olduğundan kaçamıyordu.

Yeon-woo genç adamın Kule’ye nasıl girebildiğini ve eğitime katılma niteliğini nasıl kazandığını merak etmeye başladı.

Sonuç olarak Yeon-woo onu görmezden gelerek kendi haline bırakacaktı.

Ne de olsa eğitimi geçip öndekilere yetişmekten başka bir şeyi umursamıyordu.

Yolundan sapıp uğraştırıcı bir şey yapmasına gerek yoktu.

Fakat bakır kuklayla uğraşırken genç adamın dedikleri ilgisini çekmişti.

Yeon-woo bu gerçeği gelişmiş hisleri sayesinde zorlukla yakalamışken sıradan oyuncuların asla fark etmeyeceğini düşünmüştü.

Bu yüzden böyle zayıf görünen birinin nasıl öğrendiğini merak ediyordu.

Genellikle gerçek epey basit olurdu. Patron odasında uzun süre sıkıştıktan sonra bakır kuklanın bir hareket şeması olduğunu fark edip tahminde bulunmuş olabilirdi.

Ya da...

‘Çalıştığında bakır kuklanın içindeki mana akışını okumuş olabilirdi.’

‘Büyü gücü’

Manaya bu denirdi.

Yeon-woo’nun zihnini meşgul eden çözülmemiş bir soruydu.

Yeon-woo bir süre genç adama baktı.

Mırıldanıp durduktan sonra nihayet doğru düzgün bir şeyler söyledi.

“Ben... Ben gördüm.”

“Gördün mü?”

“Evet... Bakır kuklayı çevreleyen... Mana ipliklerini...”

Konuşmanın ortasında, Yeon-woo’nun aklına bir fikir geldi dolayısyla hemen Ejder Gözleri’ni aktifleştirdi.

Gözbebekleri derine çökerken açığa kertenkeleleri andıran gözler çıktı.

“Hup!” genç adam şaşkınlıkla bir nefes çekti.

Beyaz maskenin altında ikiye ayrılmış göz bebekleri peydahlanmıştı. Korkması şaşırtıcı değildi.

Tepkisini görmezden gelen Yeon-woo genci baştan aşağı inceledi.

Ardından kıkırdadı.

“Neden böyle görünüyorsun?”

Bir anlığına genç adam irkildi. “Ne?”

“Şu anki görüntün. Sahte.”

“...!” Genç adamın ifadesi dondu.

Yeon-woo Ejder Gözleri'ne daha çok güç gönderdi.

Akabinde, genç adamı çevreleyen düzinelerce kusurun içinde çok ufak bir varlık açığa çıktı.

“On yaşlarında mısın? Gerçekten gençsin. Çok küçüksün de. Fakat yüzün tanınamayacak kadar bulanık. Normal değilsin, doğru muyum?”

Genç adam dişlerini sıkarak solundaki kılıca doğru uzandı. Gerek duyarsa almaya hazırdı. “Benimle ne yapmayı planlıyorsun?”

Ani bir soruydu.

Yeon-woo durumu anlayamadığından kafasını yana yatırdı.

“Ne demek istiyorsun?”

“Dediğim gibi, benimle ne yapmayı planlıyorsun?”

“Seninle mi? Neden?”

“Çünkü ben...”

Genç adam bir şey söyleyecekti ama dilini tutup sustu. Daha fazla konuşmak istemiyordu.

Yeon-woo homurdandı.

“Ne demek istediğini biliyorum ama kim olduğun veya nasıl gözüktüğün umurumda değil.”

“O zaman?”

“İlgilendiğim nokta manayı nasıl “Görebildiğin” ve kullanabildiğin. Sadece nasıl olduğunu merak ediyorum. Bana anlatabilir misin?”

“Ne?” Genç adamın gözleri kocaman açıldı.

Yeon-woo çıkışa doğru kafa salladı.

“Tabii öyle karşılığında bir şey vermeden anlatmanı isteyemem. Burada uzun süredir sıkıştığını fark ettim. Çıkmana yardım edeceğim. Burada hiçbir yemek veya iş bulamazsın. Kulağa nasıl geliyor? Fena değil, öyle değil mi?”

Genç adamın gözleri kafa karışıklığını ortaya seriyordu. Söylediği şeyler kulağa inanılmaz geliyordu.

“Eğer söyleyemeyeceğin başka nedenlerin varsa ya da iyi bir takas olmayacağını düşünüyorsan pekala, elimden bir şey gelmez.”

Yeon-woo, bu genç adamdan manayı nasıl kontrol edebileceğini öğrenmenin güzel bir fırsat olduğunu düşünmüştü.

Manayı görme kabiliyeti.

Bu, nasıl kullanacağını bilenler arasında bile manaya muazzam aşina olmak anlamına gelirdi.

Eğer Yeon-woo böyle bir yetenek elde edebilirse bu yetenek, manayı nasıl kullanabileceğini öğrenmesinde ona oldukça yardımcı olurdu.

Üstüne üstlük eğer başkalarına öylece anlatılmasının yasaklanması gibi bir durum varsa karşısındaki bir çocuk olduğu için elde etmesi kolay olurdu.

Geri kalanına gelirsek onu ilgilendirmiyordu.

Tabii ki genç adam bu fırsatı abartılı bir şey istemek için kullanırsa hemen reddederdi. Şimdi olmasa bile ileride manayı kontrol etmenin bir yolunu bir şekilde bulabilirdi.

Genç adamdan bir yanıt alamadığını görünce dikkatini ondan ayırarak arkasını döndü.

“Görünüşe göre istemiyorsun.”

“B-bekle! Bir saniye dur.”

Yeon-woo genç adama kafasını çevirdi: “Ne oldu?”

“Söylediklerin doğru mu? Gerçekten mana kullanmayı bilmiyor musun?”

“Yalan söylemek için bir nedenim yok, değil mi?”

“M... Mümkün değil! Az önce yaptığında mana kullanmadın mı?”

Genç adam inanamayarak Yeon-woo’nun etrafına bakındı. Kırılmış bakır kukla parçaları yerdeydi.

Takım arkadaşlarıyla bir canavarı yenmek için o kadar çaba harcamışlardı ama bir santim bile kıpırdatamamışlardı.

Tonlarca yeteneği ve saldırıyı karşılayıp çizik almadan devam eden bir kuklaydı bu.

Fakat Yeon-woo sadece birkaç saldırıyla kuklayı yok etmişti. Şimdiyse nasıl mana kullanılacağını bilmediğini söylüyordu.

Akılalmazdı, inanılmazdı.

Diğer taraftan Yeon-woo da genç adamı anlayamıyordu.

“Yaptım işte.”

 “….”

Genç adam, bir zamanlar evinin bulunduğu kasabada şahane bir manzara resmi çizen adamı ve onun “O kadar da zor değil.” deyişini hatırladı.