Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

9. Bölüm Eğitim (7)

Çevirmen: HoaqiN / Editor: Momental

Yeon-woo 'Sorunun ne' dercesine baktı.

Genç adamın söyleyecek çok şeyi varmış gibi görünüyordu ama tek kelime etmedi. Tek seçeneğinin bu olduğunu düşünüyordu. Bu berbat yerden çıkmak için tek şansı buydu.

Ardından gözleri kararlılıkla kaplandı: “Tamam. Sana yardım edeceğim. Benden ne yapmamı istiyorsun?”

*  *  *

Genç adam kendini Yul olarak tanıttı.

“Yul mu?”

“Evet, Yul. Herkes bana böyle seslenir.”

Yeon-woo bunun sahte bir isim olduğunu fark etti ama sorgulamakla uğraşmadı. Ne de olsa birbirlerinden ihtiyaç duyduklarını aldıktan sonra yolları ayrılacaktı.

“Pekala, Yul. Ben yolu açacağım, sen de hemen peşimden geleceksin. Eğer takılırsan seni olduğun yerde bırakır giderim.”

“Anladım.”

“Ve bir şey daha...”

“Hmm?”

“Benimle konuşurken saygılı ol. Sırf çocuksun diye kurtulmana izin vermem.”

“...”

Yul halihazırda yaşını gizlemeyi beceremediğinden artık güçlü davranmaya gerek olmadığını düşündü dolayısıyla ‘Tamam’ diyerek yanıt verdi.

Hâlâ, kanında inatçılık akıyormuşçasına zayıf görünmek istemiyordu.

Aktif kalan Ejder Gözleri’yle Yeon-woo önceliği alarak geçitte yürüdü. Ne zaman belli bir mesafe yürüse bakır bir kukla ortaya çıkıp yollarını kapıyordu. Yeon-woo’yla aynı duruşu alarak saldırmaya çalışıyorlardı fakat her seferinde Yeon-woo onları kenara itip hançerini kusurlarına saplıyordu.

*Kvang*

Yeon-woo hançerini ne zaman çekse bakır kuklaların bir iki uzvu havaya uçuyordu.

Bazen kafalarının kırık parçaları yere düşüyordu.

Şimdiye kadar hızlı olmaya odaklandıysa artık odağı bakır kuklalarla kafa kafaya savaşıp onları ezmeye dönmüştü.

Tarzını değiştirdikten sonra bu yöntemin daha iyi olduğunu fark etti. Daha güçlü kaslarıyla hislerini kullanmanın yeni yollarını bulabiliyordu.

Yeon-woo’yu takip ettiği zaman boyunca Yul çenesinin yerlere düşmesine engel olamadı.

Yeon-woo sıradan hançerini her sallayışında canavarımsı bakır kuklalar parçalar halinde patlıyordu.

Yul bunların daha önce savaştıklarıyla aynı kuklalar olup olmadığından şüphelenmeye başlamıştı.

Ardından Yeon-woo ona döndü. Neden daha konuşmaya başlamadığını soran bir bakış attı. Ancak o zaman Yul kendini toparlayabilip ağzını açtı.

“Seni bilmem ama ben manayı doğuştan görebiliyorum.’”

“Doğuştan mı?” Yeon-woo bir anlığına yürümeyi bırakıp gözlerini kıstı.

“Geldiğin soyla mı alakalı?”

“Benzer.”

“Hmm...”

Böyle durumlar dünyada nadirdi ama diğer dünyalarda sıklıkla bulunurdu.

Eşsiz Yetenekler hatta Doğaüstü Güçler genetik etkenlerle bağdaştırılırdı. Genellikle olağanüstü bir ataları olurdu ve kabiliyetleri nesilden nesile geçerdi.

Ardından, soylarından gelenler yeteneklerini uyandırır; yükselir ve bu yetenekleri çocuklarına aktarmayı sürdürürdü. Bu Yul için de geçerliydi.

“Varisi olduğum yetenek mana yatkınlığıyla geçiyor ki bu da manayı görmemi, hissetmemi ve tatmamı sağlıyor. Bakır kuklalara sensörlerin bağlı olduğunu bu sayede keşfettim.”

Yeon-woo bir süreliğine derin düşüncelere daldı.

‘Bu Jeong-woo’yla aynı değil mi?’

Kardeşi Psikometri’ye sahipti. Her şeyle etkileşime geçebilmesi manayla da etkileşime geçebildiği anlamına geliyordu.

Doğal olarak kardeşi manayı hissettiğinde, Dünya'dan gelen diğer kişilerin genellikle çektiği sıkıntıyı çekmemişti. Aksine manayı epey pürüzsüzce kontrol edebiliyordu, adeta bir zamanlar kaybettiği bir şeyi geri kazanmış gibi…

Söylediğine göre takım arkadaşları bunu gördükten sonra afallamıştı.

Kadim Ejderha Kalatus’un onu seçme nedeni sırf bu özelliğindendi.

Her şeyle etkileşime geçebildiği için sıradan insanların kavrayamayacağı ejderha ırkı kabiliyetlerini miras alması mümkündü. Dolayısıyla kardeşinin günlüğünde bıraktığı mana açıklaması Yeon-woo’nun pek işine yaramıyordu.

Onun durumu Yeon-woo’nun sırtını yaslayamayacağı bir şeydi, gökleri kavramak gibi boş bir umuttu.

Aynısı Yul için de geçerliydi.

Soy mirası ve yetenek uyandırmak, ikisi de Yeon-woo için aynı kapıya çıkıyordu.

‘Teknik olarak bu ikisi dâhi olarak sayılabilir ama ben değilim.’

Yeon-woo, Yul ile yaptığı anlaşmanın ona pek yardımcı olmayacağını düşünmeye başladı.

Gel gör ki Yul’un sonraki yorumu Yeon-woo’nun dikkatini çekti.

“Manayı bir tür nehir olarak düşünebilirsin. Büyüyü de nehirden bir tüpe çekilen su gibi düşün.”

Yeon-woo kısık sesle kendi kendine tekrar etti.

“Tüp mü?”

Kafasında bir şeyler uçuşurken düşünceleri de karışıyordu.

Bu sırada, Yeon-woo hâlihazırda kalan son bakır kuklayı yenmiş, B Bölümü’ne giden demir kapıya yaklaşıyordu.

*  *  *

[Tek oyuncu olarak başarıyla A Bölümü’nü temizlediniz.]

[Kolayca başarılamayacak bir başarı elde ettiniz. Ek Karma ile ödüllendirileceksiniz.]

[500 Karma elde ettiniz.]

[Fazladan 300 Karma elde ettiniz.]

[Sağlık ve Mananız yenilendi.]

[Bütün etkiler kaldırıldı.]

‘Neyse ki takım sayılmadık.’

Mesaj yığınlarına bakan Yeon-woo hafifçe gülümsedi.

Sistem her şeyi Yeon-woo’nun başarısı olarak saymıştı, muhtemelen Yul’dan hiçbir yardım almadan bakır kuklaları yendiğinden böyle olmuştu.

‘Buradan 800 puan kazandım.’

Kulede, Karma kavramı çok önemliydi.

Karma, bir oyuncunun başarılarına göre verilen bir puan sistemiydi.

Kule ve Gardiyanlar, Karma’ya dayanan ödüller sağlardı. Karma aynı zamanda oyuncular arasındaki para birimiydi, diğer eşyalar için takasta kullanılabilirdi.

Temel olarak her oyuncunun Kule boyunca elinden geldiğince toplaması gereken bir şeydi.

Fakat eğitimin henüz sadece A Bölümü’nü geçmiş Yeon-woo, hâlihazırda bu kadar Karma kazanmıştı. Diğerleri bilseydi şoke olurdu.

‘Henüz yeterli değil, dahasını biriktirmeliyim. Ne kadar çok o kadar iyi.’

Yeon-woo Karma penceresini kapatıp B Bölümü’nün bekleme odasına adım attı.

Ciğerlerine tazeleyici bir hava doldu.

“B... Bu herif de kim? Maskesi ne alaka?”

“A Bölümü'nü daha yeni geçti, değil mi?”

“Ne? Böyle bir zamanda mı?”

“Bekleyin, diğerleri nerede? Tek başına mı geçmiş?”

Demir kapının ardında yaklaşık bir düzine kişi şaşkınlıkla ona bakıyordu.

Eğitimin başlamasının üstünden iki hafta geçmesine rağmen hâlâ katılmaya çalışanların olması şaşırtıcıydı.

Bu zamanlarda kuleye giren herkes genellikle eğitimin ortasına dalmak yerine sonrakini beklemeyi tercih ederdi.

Gel gör ki onları daha da şaşırtan demir kapıyı açıp B Bölümü’ne giren sadece tek kişinin olmasıydı.

Vahşetle kaplı A Bölümü’nü tek başına geçip geçmediğini merak ettiler.

“Ne yapıyorsun? Gelmiyor musun?” Yeon-woo arkasına bakarken konuştu.

Ardından, Yul inanamayarak demir kapıyı geçti. Hafifçe titreyen dudaklarla kısık seste mırıldandı, “Sonunda, dışarıdayım...” birkaç duygunun birbirine karıştığı bir sesti.

[B Bölümü’ne girdiniz.]

B Bölümü’nün bekleme odası oldukça büyüktü. Oda daire şeklindeydi ve binlerce kişiyi barındıracak kadar geniş duruyordu.

Bekleme odası epey kalabalıktı. Herkes farklı bir şey yapıyordu.

Bazısı bileğiyle kılıcını biliyordu bazısı da ısınma egzersizleri yapıyordu. Ayrıca bazısı bir kenarda uyurken diğer ağır yaralılar kopuk uzuvlarla bekliyordu.

Bunlar, Yul hariç Kule’ye geldiğinden beri karşılaştığı ilk ‘İnsanlardı’.

Fakat Yeon-woo kendisine olan bakışları görmezden geldi. Çünkü hepsi umutsuz vakaydı.

Zorlukla A Bölümü’nü geçtikten sonra daha fazla ilerleyemeyeceğini düşünenlerdi bunlar.

Her birisi mücadelelerde pes etmiş, otuz günlük zaman sınırının bitmesini bekliyordu.

-Kullanıcı Kitapçığı’ndaki açıklamanın aksine eğitim oyuncuların bir araya gelmezse gerçekten ölebileceği tehlikeli bir yer.

-Burada tehlikeleri aşmayı başarmış ama cesaretini kaybetmiş bir sürü kişi var.

-Yoldaşlarını ve sevdikleri kişileri gözleri önünde kaybetmiş, ölüm korkusuna yenik düşmüşlerdi. Ben bile yorulurdum.

Eğitim oyuncular devam ettikçe daha da zorlaşırdı.

Tabii ki birçok oyuncunun pes etmeye karar vermesi kaçınılmazdı bu yüzden eğer onlarla çok ilgilenirse sadece dikkati dağılırdı.

Yeon-woo boş bir bölgeye geçti. Neyse ki yakında kimsenin olmadığı bir bank bulabildi.

Sonrasında yerine çivilenmiş Yul’a seslendi.

“Yul.”

“Huh? Evet!”

Yul, alev alev yanan gözleriyle başka bir tarafa bakıyordu. O vakit afallayarak Yeon-woo’ya döndü.

“Önce konuşmamızı bitirelim.”

“Ah, evet!”

Yul o tarafa öfkeli bir bakış daha atıp hızlıca Yeon-woo’nun karşısına oturdu.

Yeon-woo Yul’un baktığı yöne döndü.

O bölgede dört oyuncu toplanmıştı. Yüzlerinde ciddi bir ifade vardı.

“Takım arkadaşların mı onlar?”

“Takım arkadaşlarımdılar. Fakat artık değiller.”

Yul’un ifadesi soğuktu. Onu ölümün pençesine terk etmişlerdi. Öfkeli olması doğaldı.

Fakat Yul artık onlarla ilgilenmek istemiyor gibiydi.

Çöp sadece çöptü ve bir çöple uğraşmak işe yaramazdı.

Yeon-woo bu türden bir tutuma oldukça alışkındı.

İntikam ve aptallığın arasında ince bir çizgi vardı. Amacı ayırt etmeyi bilmek gelişim fırsatı olduğu anlamına gelirdi.

“Nerede kalmıştım?”

“Mana akıntısı ya da her neyse işte...”

“Oh, o konuda...”

Şaşırtıcı şekilde Yul mana konusunda epey bilgiliydi. Net olmak gerekirse teoriler konusunda çok şey biliyordu.

Çoğu durumda, büyü becerileri varisleri sıklıkla teori konusunda zayıf olurdu ama Yul aile kurallarından dolayı küçük yaştan beri çalışmaya zorlandığını söyledi.

Onun sayesinde Yeon-woo kabaca büyü ve manayı kavrayabildi.

Teorilerin çoğunu anlamak hâlâ zordu. Lakin terimler zihninde Jeong-woo'nun günlüğünde bıraktıklarıyla şekil almaya başladıkça bir nebze de olsa kavramasını mümkün kılıyordu.

“Yani.”

“Evet?”

“Mananın ne olduğu hakkında kabaca bir fikrim oldu ama kullanamıyorsam hiçbir işe yaramaz. Demek istediğim, manayı kontrol etmenin kolay yolu ne?”

“Uhm, şey...”

Yul kafasını kaşıdı.

“Gerçekten bilmiyorum. Rahatlatıcı hissettiriyor tahminimce, ha? Aslında en başından beri kontrol edebiliyorum. Yani açıklaması zor.”

“Demek öyle. Pekala, öyle olsun.”

Yeon-woo zaten bu yanıtı bekliyormuş gibi kafasını salladı. Yul’un da kardeşine benzer olduğunu hissettiğinden hâlihazırda sonucu tahmin etmişti. Fakat bu gelişme göstermediği anlamına gelmiyordu. En azından sahip olduğu belli belirsiz hissi rahatlatabildi. Sırf bu bile iyi bir kazançtı.

Anlaşmadan bir şey kaybetmemişti, ne de olsa Yul’u sadece zaten gideceği yer olan B Bölümü’ne yanında getirmesi gerekliydi.

“O zaman burada ayrılıyorum. Eğitimin bitmesini bekleyecek ve ardından geri döneceksin, değil mi?”

“Ha? Ah, evet.”

Yul, Yeon-woo’nun ayağa kalkışını izlerken söyleyecek bir şeyi var gibi durdu ama sadece sessizce kafa salladı.

Kule’ye gitmek istese de yalnızca eğitimde en yüksek puanı alanlar girebilirdi yani onun için mümkün değildi.

Yine de Yul ufak bir pişmanlık ifadesi gösterdi.

Gel gör ki Yeon-woo kısa bir vedadan sonra arkasını döndü.

Sadece A Bölümü’nü geçmişti. F Bölümü’ne kadar daha beş bölüm vardı dolayısıyla en öndekilerle arasındaki açığı hızlıca kapatması ve kaybettiği zamanı telafi etmesi gerekiyordu.

Tam o anda, ayrılmak üzereyken, dört oyuncunun kendi yönüne doğru geldiğini gördü.

Yul’u terk eden gruptu.