Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

4. Bölüm Seviye Atladınız!

Çevirmen: MidnightSun / Editor: Zakowske

“Hah. Bu gerçekten de bir zindan ha?”

Bunun yeni bir jargon olduğunu sanmıştı ama görünüşe göre durum çok başkaydı.

Başı zonklamaya başlayınca yine şakağını ovuşturmaya koyuldu.

Aniden iç çekti Woojin ve dikkatini önündeki mesaja verdi.

<Bu zindan çoktan temizlendi. Sadece zayıf canavarlar yenilenecek.>

Kesinlikle şaşırtıcı olmasına rağmen Woojin pek etkilenmemişti. Aksine, tüm bunlar bir aşinalık duygusu uyandırıyordu onda.

“Alphen’e ne kadar da benziyor bu.”

Hayatta kalabilmek için canını dişine takıp savaşmıştı o dünyada ve Alphen gezegeni bir oyun dünyasından başka bir şey değildi. Aslında hayır. Onu, oyun sistemine sahip bir dünya olarak betimlemek daha doğru olurdu.

“Dünya mı değişti? Yoksa sadece bende mi bir sorun var?”

Woojin uzun uzun kafa yordu bunun üzerine ama herhangi bir cevap bulamadı. Sadece metroya binmek istemişti ama onun yerine bir zindana girmişti. Görünüşe bakılırsa dünyada son beş yılda çok şey değişmişti.

“Önce buradan çıkayım en iyisi.”

Eğer metroya binemiyorsa, gidip otobüse binerdi o da. Ancak Woojin geri dönmeye çalıştığında, görünmez bir bariyer yolunu tıkadı.

<Dönüş Cevheriniz bulunmamaktadır.>

“Öff. Hadi be.”

Bir an ne yapacağını bilemedi Woojin. Dönüş Cevherinin neye benzediğini bilmiyordu bu yüzden köşeye sıkışmıştı.

“Demek ki bu yüzden kilitlemişler burayı.”

Merakı yüzünden girmişti buraya. Şimdi ise geri dönmek istemesine rağmen kısılıp kalmıştı bu istasyonda. Dönüş Cevheri denen şeyi bulup öyle çıkmaktan başka çare kalmamıştı artık.

“Görelim bakalım ne varmış burada.”

Nedense büyü gücünü kaybetmişti ama vücudu hala aynı derecede güçlüydü. Üstüne üstlük yirmi yıllık bir hayatta kalma deneyimi vardı.

Kapalı bir mağazaya girip etrafa bakındı ve bir elbise askısı buldu orada.

Gıcırt...

Sopa olarak kullanabileceği bir şişi kolaylıkla ayırdı elbise askısından. Ancak sonrasında beğenmedi elindekini.

“Çok hafif bu.”

Bu sefer yan taraftaki dükkâna girdi. Eşyaların arasında kendine bir çekiç bulmayı başardı.

Güm, güm, güm.

“Bak bu işime yarar.”

Woojin çekici yanına aldı ve sonrasında bulduğu bir sandalyeyi yere savurdu. Ardından parçalanan sandalyenin arkalığını söktü. Birkaç ayar çektikten sonra bunu artık basit bir kalkan olarak kullanabilirdi.

“Başlasam mı artık?”

Dönüş Cevherinin neye benzediğini bilmiyordu ama sadece zayıf canavarların yenileneceği söylenmişti. Doğrusu yaptığı hazırlık yetersiz geliyor, bu yüzden huzursuz hissediyordu. Ancak artık geri dönemeyeceği bir noktaya gelmişti.

Bununla yüzleşmekten başka şansı yoktu.

Yanıp sönen floresan ışıkları altında yürümeye başladı. Ardından istasyondaki tuvaletin yakınlarında, sanki biri onu izliyormuş gibi tuhaf bir his düştü içine.

Yavaşça yere çömeldi. Yerden bir fayans parçası aldı ve uzağa fırlattı.

Çaaaat.

Fayansın cam bir kapıya çarpmasıyla bir şey tepki verdi.

“Koo-rooo.”

Çıkardığı bu ses gerçek anlamıyla tüyler ürperticiydi. O kadar tuhaf bir görünüşü vardı ki, böyle bir canavarın dünyada var olduğuna inanmazdı kimse. Hem bir köpeğinki gibi büyük bir vücudu hem de tavşan misali kocaman kulakları vardı.

Bu dünyada var olmaması gereken bir yaratıktı ama Woowin bu yaratığı çok iyi tanıyordu. Alphen’de bu canavarla sayısız kez karşılaşmıştı.

“Davşan.”

“Kwaah.”

Tehdit edercesine köpek dişlerini açığa çıkarıp ona doğru atıldı bir anda. Zıplayarak açığı kapatmak için neredeyse vücudunun yarısını tutan arka bacaklarını kullanıyordu. Bu Davşan’ların en büyük özelliği ve tek saldırı yoluydu.

Boom.

Kalkanıyla saldırısını engellediği gibi çekicini savurdu.

“Ggoo-rook.”

Davşan’a vurduğu gibi, canavar yere yuvarlanıp çığlık atmaya başladı. Woojin hiç tereddüt etmedi. Anında boynunu tuttu ve elindeki çivili çekici kullanarak deldi.

Tanıdık bir canavar ortaya çıktığı için kendini pek tehdit altında hissetmiyordu ama tedbiri de elden bırakamıyordu. Eline şans geçtiği anda öldürmesi gerekiyordu.

Bir canavar karşısında hayatta kalmak için uyulması gereken en temel kuraldı bu.

Ağzından son bir inleme çıktıktan sonra Davşan öldü. Ardından hızla etrafını kontrol etti Woojin çünkü Davşan’lar genelde çiftler halinde olurlardı.

Beklediği gibi, dişlerini gösteren bir başka Davşan fırlayıverdi. Sandalyenin arkalığından yaptığı kalkan ise diğer saldırıda çoktan kırılmıştı.

Woojin çekicini kaldırıp yine savurdu.

Güm!

“Ggueeeek.”

Çivili çekiç tam ağzının içinden geçerek kafasını delip çıktı. Tüm gücünü kullanarak zamanlamayı ayarlamış ve saldırısına karşılık vermişti.

“Deja-vu oldum sanki.”

Alphen gezegenindeki ilk zamanları geldi aklına. O zamanlar ne yapacağını bilmiyor ve korkuyordu. Şükür ki şimdiki durumu o zamankinden daha iyiydi.

“Alphen gezegeninin canavarları nasıl oluyor da buradalar? Bu zindan bile çok abes duruyor burada.”

Aniden tehlikedeymiş gibi hissetti kendini. Gereğinden fazla aşina geliyordu bu duygu.

Gözünün önünde mesajların belirmesi ya da ortaya canavarların çıkması Alphen’de sıra dışı bir şey değildi. Ancak burası Alphen değildi.

Sorun buranın Dünya’daki bir metro istasyonu olmasıydı.

“Seviye atlarım böyle giderse.”

Alphen’de hayatta kalmasının en büyük sebeplerinden biri buydu.

Orası bir oyun dünyasına benziyordu. Ancak büyük ihtimalle oyunlara alışkın biri olduğu için ona böyle geliyordu.

Tüm bunlar oranın doğasının kanunu olsa bile onun için oyun gibi duruyordu. Tek farklılık bunun bir sanal gerçeklik olmamasıydı. Hepsi gerçek bir dünyanın parçasıydı.

Orada da seviyeler vardı ve nekromansır olarak maksimum seviyeydi. Ayrıca yolun sonuna varamamış olsa bile Boyutsal Yönetici ile karşılaşmıştı. Bu sayede iç rahatlığıyla dünyaya dönebiliyordu.

İlk başta tüm büyü yapma gücünü kaybetmiş olsa da umurunda değildi. Kendi dünyasında büyü gücüne ihtiyacı olmayacağını ve her an ölmekten korkması gerekmeyeceğini sanmıştı.

Ancak bu zindana girişinden beri kaybettiği yeteneklerini özlüyordu. Eğer karşısına Davşan ile benzer düzeyde bir şey çıkarsa sıkıntı olmadan onlarla yüzleşebilirdi. Fakat, bir sonraki daha güçlü olursa durumun tehlikeli olma ihtimali vardı.

Bu durumda en ideal şey daha güçlü bir canavarla karşılaşmadan Dönüş Cevherini bulmak olurdu.

“Bu yer gerçekten Alphen gibiyse cevher ya güçlü bir canavarın yanındadır ya da kendine has bir enerji yayıyordur.”

Çünkü özelliği olan bir şey ise bu, sadece varlığının bile özel bir enerji yaratması doğal olurdu. Aklına bu gelince de az önce öldürdüğü iki canavara baktı ama ikisinde de kancevheri denen mama taşının olmadığını gördü.

“Bu ikisi işe yaramaz.”

Woojin Davşan’ların cesetlerini oldukları yerde bıraktı ve bir kolonun arkasına saklandı. Kan kokusunun başka canavarları çekmesini umuyordu. Ortaya hiçbir şey çıkmasa bile kendini toparladıktan sonra aramaya devam edebilirdi.

“Queereek?”

İki tane Davşan ortaya çıktı ve yerdeki cesetlerin etrafında dolanmaya başladı. Köpeğe benziyor olmalarına rağmen koku alma duyuları tam gelişmemişti. Diğer canlıların yerini bulabilmek için duyma hislerini kullanıyorlardı.

Çat.

Woojin yerini belli etmek için kasten yerdeki bir fayans parçasına basmıştı.

“Qweeeeee!”

Davşan’ların ikisi de aynı anda ona doğru koşup Woojin’in üzerine atıldılar.

Woojin çekici sıkıca kavradı ve ikisine doğru savurdu.

Pat, pat!

Davşan’lar kısa bir zaman farkıyla zıplamıştı. Böylece birbiri ardına ikisinin de kafasını parçaladı. Ardından da gözlerinin önünde bir mesaj belirdi.

<Seviye Atladınız!>