Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

10. Bölüm 10

Çevirmen: Andromeda / Editor: T4icho

 

Zich'in zaferini ilan ettikten sonra Tiner’ın içini tuhaf bir his kapladı. Etrafındaki insanlar da aynı hisleri paylaşıyordu.

İzleyiciler arasında tek bir kişi dahi ne kazananı alkışladı ne de kaybedene üzüldü. Kimileri çenelerini kapatmış oturuyor, kimileri yanlarında oturanlarla konuşuyordu, kimileri ise düşüncelere dalmıştı. Zich'in ikinci zaferi o kadar akıl almaz ve saçmaydı ki insanlar paniğe kapılmıştı.

Pat!

Biri Zich’in koluna sarıldı.

“Sizi şimdi iyileştirebilirim, değil mi? İstemeseniz bile yapacağım!”

Bu, savaş biter bitmez kendisini düello alanına atan rahipti. Kızarmış suratına bakılırsa bu rahip ‘hayır’dan anlamayacak gibi duruyordu.

“Ne yapıyorsan yap. Yoruldum zaten.”

Zich kılıcını fırlatıp oturdu. Aslında, vücudunu sadece iradesiyle hareket ettiriyordu. Greig'in yenildiği bir saniye daha geç duyurulmuş olsaydı bilincini kaybederdi.

Her şeye rağmen, zafer onundu.

Zich, Greig’e baktı. Rahibin biri de onu iyileştiriyordu. Gözlerinin altı çökmüş, yüzünün rengi solmuştu ve çok kan kaybetmişti.

‘Kendinde değil.’

Zich memnundu.

‘Greig, hep tepeden baktığı abisine yenildi. Böyle giderse hiç iyileşemeyebilir.'

Ama bunun önemi var mıydı?

‘Burada durmalı mıyım?’

Bu kadarı onu mahvetmeye yeterdi. Zich, artık Greig ile ilgilenmiyordu.

‘Pekala, şimdi final gösterisine başlayalım.’

Zich’in hala icabına bakması gereken insanlar vardı: hizmetçi Hans, ve—

‘Bütün Steelwall’lular!’

Herkes onu hor görmüş ve küçümsemişti; Zich, hiçbirini kolay kolay affetmeyecekti.

"Bitti mi?"

"Evet, bitti. Ama çok kan kaybettiniz, istirahat etseniz iyi olur!”

Rahibin sözlerini duymamazlıktan gelen Zich tekrar ayağa kalktı.

“G-Genç efendi! Öyle birden ayağa kalkmayın...!”

"Ah, bir şey olmaz. Vücudumu hepinizden daha iyi tanıyorum.”

Zich, rahibin dırdırına kulak tıkadı ve yürümeye devam etti.

Dur!

Zich durdu ve Kont'u görebilmek için kafasını kaldırarak yukarıdaki koltuklara baktı.

"Ben galip geldim, Baba."

"…Evet, gördüm."

Tahmin edilebileceği gibi, Kontes insanın ruhunu delip geçen bakışlar atıyordu, Kont'un verdiği yanıt ise kısa ve sertti. Zich buna aldırmadan sakince konuşmaya devam etti, "Söz vermemiş miydin? Tahtı bu düellonun galibine bırakacağını söylemiştin."

İnsanlar kendi aralarında konuşmaya başladı. Zich'in bunu direkt dile getirmesini beklemiyorlardı. Düellonun koşullarına dair söylentiler vardı ama hiçbiri resmi değildi.

Sinirden Kont’un alnındaki damar şişti.

"Saçma sapan konuşma! Tek bir düelloyla karar alınır mı?!”

Kont düellonun koşullarını halka açıklamadığı gerekçesiyle aslında hiç öyle bir söz vermemiş gibi davranmaya çalışıyordu.

‘Eh, yapabileceğin bir şey yok.’

Kont'un çıkışmasına rağmen, Zich hala gülümsüyordu.

'Kafasında ne tilkiler dolaşıyor bunun?'

Trell kaşlarını çattı.

‘Niye herkesin önünde bu konuyu açtı ki? Hiçbir yararı yok.’

Zich, insanlara farklı bir yönünü göstermiş olsa da, yine de kimse Zich'e karşı iyi duygular beslemiyordu. Böyle bir şeyi dile getirmek insanları ona karşı daha da düşman ederdi. Mesela biraz önce gözleri parlayan Chris Nunn bile artık kaşlarını çatıyordu.

‘Heyecandan kör mü oldu?’

Böyle bir durumda Trell, Zich’i tekrar değerlendirip birkaç puan kırmak zorunda kalacaktı. Ama Zich'in böyle konuşmasının asıl nedeni Trell dahil hiç kimsenin aklının ucundan bile geçmezdi.

"Bunun olacağını biliyordum."

Zich parmaklarındaki yüzüklerden birini çıkardı ve havaya fırlattı.

Klink! Klink!

Yüzük, onur koltuğuna düşüp Kont'a doğru yuvarlandı ve durdu. Yukarıdaki koltuklarda oturan herkes yüzüğün ne yüzüğü olduğunu gördükten sonra kaskatı kesildi.

"Sen... Ne yapmaya çalışıyorsun?"

"Nasıl yani, Baba? Steelwall yüzüğünü atmamın başka ne anlamı olabilir ki?"

Zich derin bir nefes aldı ve avazı çıktığı kadar bağırdı.

“"Ben, Zich Steelwall, bundan böyle Steelwall'ın varisi olma hakkımdan feragat ediyorum!"

Stadyumdaki herkes sanki kafalarının arkasına sağlam bir darbe almış gibi şoka uğradı.

Kont ve Kontes, şövalyeler, devlet adamları ve hizmetliler, Greig ve rahipler ağızları açık bir şekilde Zich'e bakakaldı.

Zich, bunun üzerine homurdandı.

"Sırf bu zamana kadar sesimi çıkarmadım diye beni bir Orkun ayağının altına yapışmış bir pislik gibi mi gördünüz? Hepinize söylüyorum! Hepiniz bir olup nasıl tek bir kişiye zorbalık yaparsınız—salak gibi buna katlanmaya devam edeceğimi mi sandınız?!”

Kaba sözler stadyumda yankılandı ama insanlar tek kelime edemedi.

"Ben böyle lanet bir aileyi artık kabul etmiyorum!"

"Ne yaptığını sanıyorsun sen!"

“Yaşlılıktan sağır mı oldun, Kont? Steelwall’dan gidiyorum diyorum!”

Zich, Kont’a artık ‘Baba’ demiyordu ve öfkeden Kont’un yanakları titredi.

“İstediğin bu değil miydi zaten? Ailenin yüz karası kendi ayaklarıyla gidiyor işte! Şimdi tahtı o sevimli küçük oğluna bırakabilirsin.”

“Sen, sen...!”

"Steelwall'u bana devretmeye hiç niyetin olmadığını açık açık söylesene. Senin, Krallığın metal kalesinin, çareyi böyle ucuz numaralarda bulduğunu görünce ne kadar şaşırdım biliyor musun?”

“….!”

Kont o kadar sinirliydi ki dili tutuldu. Tel sakalı titredi durdu.

"Seni alçak!"

Bam!

"Ne!"

"Ahhh!"

Güçlü bir akım Kont'u sardı. Kontes, Trell ve eğitimsiz diğer insanlar kendilerini bir kargaşanın içinde buldular.

"Öfkene hakim ol, Kont!"

Chris Nunn Kont'a sarıldı ve Tiner da Kont'u zapt etmek için onur koltuğuna çıktı.

“Peki! Böyle düşünüyorsan, defol buradan! Bir daha karşıma çıkarsan seni ikiye bölerim!”

“Lü-lütfen bir sakinleşin!”

“Merak etme! Bir daha buraya gelmeye niyetim yok!”

“G-genç efendi! Siz de sakin olun...!

Chris Nunn durumu düzeltmek için elinden geleni yaptı, ama baba ve oğul çoktan geri dönüşü olmayan o yola girmişti.

Svift!

Zich arkasını döndü. Stadyumun girişine doğru yürürken herkesin gözü doğal olarak onun üzerindeydi. Zich, uzun zamandır görmezden geldikleri çocuktan tamamen farklı biriydi. Zich birden aklına bir şey gelmiş gibi kafasını çevirdi ve Hans'a baktı.

“Hey, Hans!”

Duvara yapışmış olan Hans şok içinde "Evet, evet efendim!" dedi.

"Benimle gel."

"Evet! Pardon?"

"Benimle gel."

"Ne-nereye?"

“Aileden ayrıldığım için bana en az bir hizmetçi lazım olacak. O yüzden sen de benimle geliyorsun."

Hans'ın rengi attı. Şimdi Zich'in peşinden giderse ne kadar korkunç şeyler olacağının farkındaydı.

"B-bu...!"

Zich’ten fazlasıyla korktuğundan bu teklifi açık açık reddedemedi. Ne söylesem diye düşünürken kurtarıcısının sesini duydu.

“Hans’ı niye götürüyorsun? Hans, Steelwall’a hizmet ediyor!”

Konuşan Kontes’ti. Sanki anne babasını katletmiş biriyle konuşuyormuş gibi gürledi. Greig'in mağlubiyeti içini Zich’e karşı hatırı sayılır bir nefretle doldurmuştu.

Hans'ın yüzü parladı.

"Iıı, neden Hans'ı götürmemi istemiyorsun ki?"

"Müsaade edeceğimi mi sandın?!"

"Peki o zaman, yapacak bir şey yok."

Zich’in beklediğinden çok daha kolay geri adım atması Kontes’i şaşırttı. Ancak bu şaşkınık kısa süre içerisinde dehşete dönüştü. Zich kılıcını çıkarıp Hans'a doğru yürümeye başladı.

"Ne yapıyorsun!"

“Endişelenmeyin. Kontes, hemen halledeceğim, düşünmene bile gerek kalmayacak.”

Zich, Kontes’e ‘Anne’ demekten vazgeçmiş, ona tekrar ‘Kontes’ diye hitap etmeye başlamıştı. Doğrusunu söylemek gerekirse, Zich’in o garip ‘Anne’ deyişini artık duymayacağı için mutluydu ama Zich’in hal ve hareketleri hala çok kötüydü.

"Endişelenmeyin de ne demek! Hans'ın kafasını uçuracakmışsın gibi duruyorsun!"

“Doğru.”

“Ne?”

Kontes’in dili tutuldu. Hans'ın solgun yüzü daha da solmuştu ama Zich sakin bir şekilde asıl darbeyi vurdu.

“Evet, hizmetçinin kafasını uçuracağım.”

“S-sen en sonunda aklını mı kaçırdın?!

“Aklımı mı kaçırmışım? Bu da ne demek şimdi? Tamamen iyiyim. Kontes, en başta neden bu düelloya çıktığımı hatırlamıyor musun?”

Byner ve Hans, Zich'e hakaret etmediklerini ileri sürmüşlerdi, Zich ise tam tersini iddia ediyordu. Düelloyu kazanan Zich olduğuna göre Zich'in iddiası doğru olarak kabul edilecekti.

"Byner bir şövalye olduğundan Steelwall eminim ki ona uygun bir ceza verecektir. Ama Hans’ın kaderi farklı olacak. Tahttan feragat etmiş olsam bile, bu adam ben Steelwall tahtının asıl varisiyken bana hakaret etti. Düelloyu kazandığım için haklı bulunan taraf benim. Artık onun canı üzerinde yetki sahibiyim."

Kontes nihayet durumun ciddiyetini anladı ve yıldırım çarpmışa döndü.

“K-kont!”

Arkalarını yaslayabilecekleri tek kişi Kont'tu.

Kontes birden Kont'a yapıştı. Zich tahta geçme hakkından vazgeçtikten sonra baba ve oğulun arası derin bir uçurum gibi açılmıştı. Bu yüzden Kont durumu düzeltmek için bir şeyler yapar diye düşündü.

“…”

Ancak Kont tek kelime etmedi. Yüzüne bakınca adamlarına Zich'i dışarı atmaları için emir yağdırmak istediği belliydi ama maalesef Zich haklıydı. Onları izleyen binlerce insan olmasaydı işler farklı olabilirdi ama Kont bu kadar fazla önemli insanın önünde kuralları çiğneyemezdi.

Düelloyu bu kadar abartmak geri tepmişti.

Svift!

“Eh, ehh!”

Siyah kılıç gitgide boynuna yaklaşıyordu ve Hans bağırdı. Siyaha çalan kırmızı kanla kaplanmış bir kılıcın boynuna saplanması korkunç bir deneyim olurdu.

"Hey, Hans. Kulaklarını dört aç ve dinle. Beni küçümsemiş ve bana saygısızlık etmeye cüret etmiş olsan de sana bir seçenek sunacağım."

Zich, başparmağını ve orta parmağını uzatıp Hans'a gösterdi.

"İki seçeneğin var: Ya şimdi burada ölürsün ve kafan yerde yuvarlanır ya da hizmetçim olarak benimle gelirsin. Nasıl ama? Hangisini seçiyorsun?”

Zich iyi niyetli konuşuyor gibiydi ama aslında Hans'a baskı yapıyordu. Hans gözlerini çevirdi ve Kontes'e baktı. Kontes'in Kont'un kıyafetine sarılmış bir şekilde yalvardığını gördü, ama Kont hala sessizliğini koruyordu.

O anda Hans, arkasını yasladığı güçlü Kontes'in onu kurtaracak gücü olmadığını anladı.

“Si...”

“Ne?”

“Sizinle geleceğim. Sizinle geleceğim, genç efendi.”

Gözlerinden yaşlar süzülen Hans sızlandı. Zorla mezbahaya götürülen bir ineğe benziyordu. Acıklı bir sahneydi ama Zich gülümsüyordu.

"Akıllıca bir seçim."

Zich, kılıcını Hans'ın boynundan çekti ama Hans'ın yine de yüzü gülmedi. Bundan sonra hayatının ne kadar karanlık ve korkunç olacağını kestiremiyordu.

“Kalk. Gitmemiz lazım.”

“N-ne? Hemen şimdi mi?”

“Oyalanmanın bir anlamı var mı? Yuvadan ayrılıp ilk defa dış dünyaya adım atıyorum. Böyle şeyleri kafaya koyduğun an yapman gerekir.”

"B-bu...!"

Zich, Hans'ı yakasından tutup stadyuma çekti. Sonra, onu sürüklermişçesine kapıdan dışarı attı.

Tüm gözlerin üzerinde olduğunu görmesi için etrafına bakmasına gerek bile yoktu.

Kont hala öfleyip pöflüyordu. Kontes, Kont’un kıyafetlerine yapışmış Hans’ı izliyordu.

Tiner ve Chris Nunn panikle Zich'in arkasından koşuyorlardı ve yaraları iyileşen Greig yere oturmuş Zich'in ayrılışını boş boş bakan gözlerle izliyordu.