Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

26. Bölüm 26

Çevirmen: Andromeda / Editor: T4icho

 

 

Splaaaaaşş!

Gökyüzü sanki ağlıyormuş gibi yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyordu. Yağmur damlaları sanki birer su damlası değil de uzun çizgiler halinde iniyordu. Yağmur yüzünden ne önlerini görebiliyorlardı ne de yağmurdan başka bir ses duyabiliyorlardı.

İnsanların çoğu evlerinden dışarı adım atmıyorlardı. Dışarı çıkanlar ise işlerini bitirir bitirmez eve kaçıyorlardı. Ancak, bazı insanlar havanın böyle olmasından memnundu.

Yağmur damlaları, kapüşondan bir şelale misali akıyordu. Kapüşonun altında keskince parlayan bir çift göz vardı. Zich’in gözleriydi. Kendi kapüşonuyla yüzünü yağmurdan korumaya çalışan Lubella’yı taşıyordu. Evin biri gözüne çarptı.

Lubella, biraz endişeli bir sesle, “Gerçekten o ev mi?” diye sordu. Sude’un evindeki heykeli hallettikten sonra Zich sıradaki hedefe odaklanmıştı. Zich, ellerinde hiçbir ipucu olmamasına rağmen evin birini hedef alınca Lubella şaşırmıştı.

Ama Zich emindi.

“Sabah muhafızların devriye gezdiği yollara baktım. Saklanıyor olabileceğimiz önemli yerleri veya alanları kontrol etmeleri normal, ama hiçbir sebep olmamasına rağmen özellikle devriye gezdikleri yerler vardı. Bu da demek oluyor ki bu önemli yerlerde sakladıkları bir şeyler var.”

“Bellu heykellerini orada mı saklıyorlar diyorsun?”

“Evet,” Lubella, başıyla onayladı. Açıkçası Zich’in onu ikna edip etmemesinin bir önemi yoktu çünkü Zich’e güveniyordu.

“O zamam gidelim.”

Bir yandan Lubella’yı taşıyan Zich, eve girdi. Zich haklıydı. Evin dışından görünmeyen ve bir sürü muhafız tarafından korunan bir duvar vardı. Ama Zich kolaylıkla duvardan atlayıp muhafızları etkisiz hale getirdi ve tuzakları kaldırdı. Binanın içini inceledikten sonra Sude’un evinde gördükleri odaya benzeyen gizli bir oda buldu.

Zich gizli yerleri bulmakta o kadar iyiydi ki Lubella tekrar onun aslında ne iş yaptığından şüphe duymaya başladı. Yine de Zich gizli odanın kapısını açmıştı. İçeride, her yerde aradıkları çirkin balık kafalı bir heykel vardı.

“İşte burada.”

Zich, “Ben sana demedim mi?” idye böbürlendi. “Bu adamların mantığı çok basit. Kaybedecek çok şeyleri olduğu için sahip oldukları şeyleri canları pahasına korurlar.”

“Yine de bu kadar kolay bulabileceğimizi beklemiyordum.”

“O kadar kolay bulmadım zaten. Bizi kandırmak için bir sürü yem atmıştı, ama benim sayemde yemi yutmadık ve nerede olduğunu bulabildik.”

Zich, hiç de mütevazılık yapma zahmetinde bulunmuyordu. Hiç mütevazı olmadığı için bazı insanlar ona kızıyordu ama şehirdeki bu kriz döneminde gerçekten yeteneklerini ortaya koyduğu için Lubella hiç çekinmeden onu takdir etmişti.

“Haklısın. Gerçekten harikasın.”

“Ah, biraz utandım.”

Zich, bir dakika öncesine kadar böbürleniyordu ama şimdi mütevazı olmaya çalışıyordu. Çünkü ilk defa bu kadar saf bir iltifat almıştı.

‘Genelde biri kendisiyle övününce insanlar hemen kızıp alay ederler. Ya da arsızca o kişiye yağ çekerler.’

Zich, böyle insanlara alışıktı.

“Beni bu kadar övdüğün yeter. Hadi işimizi bitirelim.”

“Evet, öyle yapalım.”

Bellu heykelini aramalarının sebebi ritüelin tamamlanmasını engellemekti. Zich, bir boya kutusu ve fırça çıkardı.

“Leydi Lubella, buyurun.”

“Tabii.”

Lubella, boyaya Karuna’nın kutsal gücünü kattı. Kırmızı renkli boya bir anlığına parıldayıp eski haline geri döndü.

Poke!

Zich, fırçasını boyaya soktu. Bir şaheser yaratmak üzereymiş gibi fırçasını Bellu heykelinin üzerinde gezdirdi. Lubella, sessizlik içinde onu izledi.

“Gerçekten işe yarayacak mı?”

Gözleri bir anlığına titredi ama Zich’e güveniyordu. Yani, güvenmekten başka bir seçeneği yoktu. Sude ve Vali Yardımcısı tarafından sırtından bıçaklandıktan sonra insanlara güvenmesi daha da zorlaşmıştı. Ama Zich’ten şüphe duymuyordu. Sonuçta, sırf iyilik yapmış olmak için Cadı olmakla suçlanan Lubella’ya yardım eli uzatıyor ve Bellid gibi güçlü bir topluluğa karşı çıkıyordu.

Zich’e güvenmeseydi hiç kimseye güvenecek gücü kendinde bulamazdı. En azından Lubella öyle düşünüyordu. Ama yine de birine güvenmek ile o kişinin sahip olduğu bilgiye güvenmek farklı şeylerdi.

“Tamamdır.”

“...Bitti mi?”

Zich arkasına dönüp fırçayı ve boyayı yerine koydu. Lubella, heykeli dikkatle inceledi. Heykel, tepeden tırnağa çeşitli çizgiler ve şekillerle boyanmıştı. Bunlar muhtemelen hem ritüeli bozan hem de yaşam gücünü kaybeden insanlara bu gücü geri gönderen büyülü şekillerdi.

Ancak Lubella bir an için hayal gördüğünü sandı.

Ama Lubella'nın gözleri ona oyun mu oynuyordu?

Heykelin üzerindeki işaretler, kutsal güçlerin, büyünün ya da doğanın veya tanrının mucizelerini temsil eden sihirli dairelere benzemiyordu; örneğin, güneş, ay ve yıldızlar gibi uzay cisimlerini ya da insanlar, hayvanlar ve bitkiler gibi yaşayan varlıkları temsil eden semboller yoktu. Doğrusu, bu çizimler küçük bir çocuğun elinden çıkmış gibi görünüyordu.

Bu işaretler gerçekten de ellerindeki sorunu halledebilecek türde bir sihirli daire miydi? Karuwiman’lılar arasında en bilgili insanlardan biri olarak yüksek bir statüye sahip Lubella bile bu yöntemi daha önce hiç duymamıştı.

“Lütfen bitir artık şunu.”

Lubella, başını salladı ve kutsal güçlerini heykele aktardı. Zich’e güvenmeye devam etmek zorundaydı. Ondan şüphe etmeye başlamak için artık çok geçti. Bellid’in ritüeli her an başlayabilirdi.

“Heykeli böyle bırakırsak bir şey olmaz mı?"

“Kutsal güçlerin bodrumu çoktan doldurduğundan bir şey olmaz. Kırıp kırmamamızın bir önemi yok. Burada işimiz bitti.”

Zich, başka heykelleri aramaya başlamaları gerektiğini söyleyerek dışarı çıktı. Lubella da Zich’in arkasından yürümeye başladı.

*   *   *

Hemen ardından Lubella, Zich’ten şüphe duyduğu için kendisini bir aptal gibi hissetti. Bellu heykellerinin üzerine o saçma duran sihirli daireleri çizdikten kısa bir süre sonra hiç beklemedikleri bir yaratıkla karşılaştılar.

“Zombi.”

“Evet, bir zombi.”

Karanlığın içinde başka bir heykel arayan Zich ve Lubella’nın karşısına bir zombi çıkmıştı. Bellid’in ritüeli her an tamamlanmaya hazırken şehrin içinde bir zombi görmek garip değildi, ama Lubella zombide bir tuhaflık olduğunu düşündü.

“Niye öyle hareket ediyor?”

Zombi sendeleyerek onlara doğru ilerliyordu. Zombiler genellikle garip bir şekilde hareket ettiğinden burada bir tuhaflık yoktu. Ancak zombinin hareketleri tuhaftan da öteydi. Sanki üzerinde hareket etme kabiliyetini kısıtlayan görünmez bir zırh vardı.

“Hm.”

Zich, zombiye yaklaştı. Tüm zombiler gibi o da Zich'in yaşam gücünü emmek, Zich'i de kendisine benzetmek için ellerini uzattı. Ama zombi çok garip ve yavaş hareket ediyordu, bu yüzden hiç korkutucu görünmüyordu.

Zich, zombinin boynuna vurdu. Ölü bir balığın kafasına vurmak kadar kolay olmuştu.

“Zayıfladı.”

“Zayıfladı mı? Zombi mi?”

Lubella bunun çok iyi bir haber olduğunu düşündü. Beklentileri artmıştı ve kalbi küt küt çarpıyordu.

“Evet, kesinlikle gücü zayıfladı. Yaptığımız şey boşa gitmeyecek gibi duruyor.”

Lubella için Zich'in sözleri yaptıkları şeyin işe yaradığını doğrular nitelikteydi. Kalbindeki o minik şüphe hemen yok oldu.

“Ah, şükürler olsun! İçime bir su serpildi!” Lubella dizlerinin üzerine çöküp Karuna’ya dua etmeye başladı. Büyük bir fedakarlık yapmak zorunda kalmadan bu zor durumdan kurtulabilecekleri için gözleri yaşarmıştı.

“Nasıl teşekkür edeceğimi bilmiyorum.”

Ardından, Lubella birden ayağa kalkıp Zich’in ellerine yapıştı. Ondan şüphe duyduğuna inanamıyordu.

“Özür dilerim. Dürüst olmak gerekirse sana pek de güvenmiyordum.”

“Ah, bu biraz üzücü. Sence kaç kişi sana yardım etmek pahasına kendi hayatını tehlikeye atar—bir de gelmiş benden şüphe ediyorsun?”

Zich, göz kırptı. Ona gerçekten kızmadığı belliydi. Lubella kahkahayı bastı.

“Senden şüphe etmedim. Şimdiye kadar bana yardım ettiğin için sana ne kadar teşekkür etsem az. Ama ritüeli nasıl engelleyeceğimiz konusunda şüphelerim vardı. Karuwiman’dan çok değerli bilgiler öğrenmiş olsam da bu yöntemi daha önce hiç duymamıştım...”

“Sihirli dairelerle hiç alakası olmayan saçma sapan şekiller çizdiğim için mi şüphelendin?”

“...Açıkçası, evet bu yüzden. Özür dilerim.”

“Özür dilemene gerek yok. Anlıyorum. Ben bile bu yöntemi bulan kişinin aklından neler geçmiş merak ediyorum. Bu kişi bir dahi mi yoksa aptalın teki mi karar veremiyorum.”

“Bence, tam bir dahi.”

“Sen öyle diyorsan, bence de öyledir.”

“Bu yöntemi nereden öğrendin?”

“Ah, sır.”

Daha önce de istekleri geri çevrildiği için Lubella çok da üzülmedi.

“O zaman, lütfen, bu sihirli çemberin nasıl bir şey olduğunu bana da öğret.

“Merak etme. Hepsini sana sonra öğretirim. Tabii, bir karşılığı olacak.

“Sıkıntı değil. Bizim için, Karuwiman için, bu sihirli çember paha biçilemez bir şey. Kilise bunu bize öğretmen karşılığında ne istersen verecektir.”

Her ne kadar hala aranıyor olsalar da, Vali Yardımcısı sapasağlam olsa da eskisinden çok daha neşeliydiler. Belki de çabalarının boşa gitmediğini gördükleri içindi.

“Şimdi, tek yapmamız gereken iki üç heykelin daha işini bitirmek. Vali Yardımcısı çok güç kaybedecek. Böylece biz de Vali’nin malikanesine tekrar saldırabiliriz. Ama heykellerin sayısı azaldıkça muhafızların sayısını da artıracaklardır. Daha dikkatli olmamız gerekiyor.”

“Anladım. Ama insanların dikkatini çekmeden o kadar heykeli nasıl yerleştirdiler ki? Bir sürü insanın kurban edildikleri için ortadan kaybolmuş olması gerek.”

“Muhtemelen insanları güç ve parayla susturmuşlardır. ‘Ağzımızı kapalı tutalım ki insanlar paniklemesinler.’ gibi bir sürü bahane uydurmuş olabilirler. Sonuçta ekonomi bu şehir için çok önemli. Kesin işe yaramıştır.

Özellikle de Bellid’in bütün şehri kapkara bir perde gibi kapladığını idrak etmediğiniz sürece gerçeği anlamak imkansızdı. Aslında, Zich bile neler döndüğünü anlamadan önce halkın tepkisi oldukça sakin olduğundan yürüyen ölülerin şehirde baş göstermesinin yeni bir şey olduğunu sanmıştı.

“Ama bu uzun sürmez. Geri kalan Bellu heykellerini de halledelim ve şehri kurtaralım.”

“Evet!”

İçleri tekrar umutla doldu ve şehrin karanlığında kayboldular.

 *   *   *

Zich ve Lubella birkaç heykel daha buldu. Lubella, kutsal gücünü büyük bir şevkle Zich’in çizdiği sihirli çembere aktardı. Aldıkları sonuçlar giderek kendilerini gösteriyordu. En sonunda geceleri ortalıkta tek bir yürüyen ölü bile kalmamıştı.

Tabii ki de bu bütün yürüyen ölüleri yok ettikleri anlamına gelmiyordu. Sokağın birinde dolaşan bir tanesini gözden kaçırmış olabilirlerdi. Ama genel olarak yürüyen ölülerin sayısında büyük bir düşüş olduğunu hissedebiliyorlardı.

“Pekala, Vali’nin malikanesine gidip oradaki ana heykelin de işini bitirelim. O heykel ayakta durduğu sürece yaptığımız bütün iş boşa gidecek. Ritüeli durdurmuş değil ancak ertelemiş oluruz.”

“Sence Vali Yardımcısı nerededir?”

“Ben de bilmiyorum, ama muhtemelen Vali’nin evindedir. Ritüelin merkezi malikane olduğu için muhtemelen oradan fazla uzaklaşamaz.”

“O zaman malikaneye gitmemiz lazım. Ne zaman gidiyoruz?”

“Oyalanmanın bir anlamı var mı?”

Zich, Vali’nin malikanesinin olduğu tarafa doğru baktı.

“Bu gece gidelim.”