Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

28. Bölüm 28

Çevirmen: Andromeda / Editor: T4icho

 

Lubella, sanki her şey üzerine geliyormuş gibi hissetti.

Neredeyse dizlerinin bağı çözülecek ve yere yığılacaktı. Zar zor ayakta duruyordu ve tir tir titremeyi bırakamıyordu.

“Nasıl? Ama ritüelin gücü kesinlikle zayıflamamış mıydı? Yürüyen ölülerin sayısı bile azalmamış mıydı?”

“Ah, öyle sanmanız için birkaç değişiklik yaptım. Ritüelin gücünün azaldığını sanmanızı istedim. Nasıldı? İyi bir iş çıkarttım, değil mi?”

“Ko-kontrol sende...!

“Evet, bunca zamandır kontrol bendeydi.”

Grotim, Lubella’ya göz kırptı.

“Ritüel tamamlandığında yürüyen ölüleri istediğim gibi kontrol edebileceğim. İkinizin de ritüelin gücünün azaldığına nasıl ikna ederim diye çok düşündüm. Yani, bu benim şaheserim gibi bir şey oldu. İkinizi de nasıl kandırdığıma bakıyorum da her şey gerçekten mükemmel işledi.”

Snap!

Grotim parmaklarını şıklattı.

Svoosh! Svoosh!

Gölün altından bir şeyler dışarı çıkmaya başladı. Çok geçmeden, her yer yürüyen ölüler ve canavarlar ile dolmuştu ve Zich ile Lubella'yı çevrelemişti. Hepsi güçlü, üst düzey yürüyen ölüler ve canavarlardı. Lubella, yaşadığı şokun etkisiyle tepki bile verememişti. Çaresizce etraflarının sarılmasını izledi. Ağzı oynuyor ama hiçbir ses çıkmıyordu.

“Gördüğünüz üzere, hiçbir sıkıntı ile karşılaşmadan yürüyen ölüleri ve canavarları ayağıma getirebiliyorum.”

Yürüyen ölüler ve canavarlar etrafa yayılmaya başladı ve Lubella bağırdı, “Vatandaşlara mı saldıracaksınız...!”

“Ah, endişelenmene gerek yok. Henüz öyle bir şey yapmayacağım. Onları sadece alanımızı genişletmek için uzaklara gönderiyorum. Geçen sefer ikinizi de elimden kaçırdığım için bu sefer çok daha temkinliyim."

Grotim, çenesini kaşıdı.

"Ama direnmeye çalışırsanız, köleciklerim de birden heyecanlanabilir.

Bunu dediği anda birden yürüyen ölüleri ve canavarları gören insanlardan bağırışlar ve çığlıklar yükseldi. Grotim onlara yalan söylemiyor gibiydi. Şimdilik, yürüyen ölüler ve canavarlar gerçekten de etraflarını sarmış muhafızlar gibi davranıyorlardı. Lubella, şu ana kadar kimsenin canından olmadığını görünce rahat bir nefes aldı; ancak durumun her an değişebileceğinin farkındaydı.

Etrafındaki sayısız canavara ve yürüyen ölülere bakan Lubella, dikkatini tekrar Zich'e çevirdi. Zich, kılıcını eline almış tetikte bekliyordu.

"…Ne oldu böyle?"

"Ne demek istiyorsun?"

"Yaptığımız şeylerin gerçekten de ritüeli zayıflattığını söylemiştin!"

"Ah, sanırım bu sorunun cevabı bende." diyerek Grotim araya girdi. "Bana gelen bilgiye göre, heykellerin üzerine tuhaf resimler çizerek ritüeli durdurmaya çalışmışsınız. Heykelin içindeki yaşam gücünün direkt yer altı suyuna karıştığını ve oradaki ana heykelin her şeyi kontrol ettiğini sandınız. O yanında duran adam ritüelin önüne geçebileceğiniz gibi saçma sapan şeyler söyledi. Ama yüce Bellu'nun sadık bir hizmetkarı olarak size yemin ederim ki, ritüeli durdurmanızın hiçbir yolu yok!"

Grotim'in sözleri üzerine Lubella umudunu tamamen kaybetti.

“Üstüne, insanların yaşam güçlerini nasıl geri gönderebileceğini bildiğini söyledi, değil mi? Bir Karuwiman’lı olarak bunun imkansız olduğunu biliyor olman lazım. Bu saçmalıklara kandığına inanamıyorum."

Grotim'in dediğine göre, Timmy'nin küçük kardeşinin iyileşmesi imkansızdı. Lubella, o bir deri bir kemik kalmış çocuğu düşündükçe iyice umutsuzluğa kapıldı.

“Heykellerin üzerindeki o saçma sapan çizimleri görünce çok gülmüştüm. Cidden o çizimlerin sihirli bir daire olduğunu mu düşündün? Çok safsın. Ya da gerçeklere yüz çevirip elindeki tek çözüme umutsuzca sarıldın, değil mi? Böyle yaptıysan sana o kadaaaaaaar acıyorum ki. Yani, dalga geçiyormuş gibi dursa da o adama inanmak istedin sanırım.”

Grotim, zaferinden eminmiş gibi Zich’e bir bakış attı. Zich ise ona hiçbir tepki vermiyordu.

“…Yani, diyorsun ki, ritüeli şu anda gerçekleştirebilirsin.”

"Evet. Her şey hazır."

"O zaman niye bizi kandırmakla uğraşarak zamanını boşa harcadın!"

"Senin yüzünden, Aine Lubella."

"…Benim yüzümden mi?"

“Karuwiman’ın Azize Adayısın. Sen bu olağanüstü plandan kazanabileceğim güzel — hayır mükemmel bir ganimetsin. Önümde böyle değerli bir ganimet varken nasıl hiçbir şey yapmadan oturabilirdim ki? Seni bir kenara çekip bize katılmanı sağlamam gerekiyor.”

Grotim, kollarını kavuşturdu.

“Vali’nin malikanesine ilk geldiğinde aslında çok mutlu olmuştum. Bellu’nun bir nimeti olduğunu düşünmüştüm. Ama Tanrı Karuna’nın o iğrenç hizmetkarlarından biri olarak, tabii ki de elimden kaçmayı başardın.”

İlk kez, sesinde bir memnuniyetsizlik olduğunu duymuşlardı.

"Seni ilk yakalamaya çalıştığımda Kutsal Şövalyeler yüzünden elimden kaçırdım. İkincisi denememde de başarısız oldum çünkü yanındaki serseri Anahtar'a zarar verdi. Doğrusu, yanındaki adam senin kaçacağını söylediğinde kendimi çok kötü hissettim çünkü seni bir daha asla yakalama şansım olmayacak diye düşünüyordum. Ama sonra çok komik bir şey söyledi.”

Zich’in söyledikleri Grotim'e o zaman çok aptalca gelmişti ama aynı zamanda onu tekrar umutlandırmıştı

"Ritüeli engellemenin yolunu bildiğini ve ana heykeli yok etmek için geri döneceğinizi söyledi."

Zich bunu deyince Grotim tekrardan umutlanmıştı çünkü Lubella'yı yakalamak için bir şansı daha olacaktı.

"İkinizin de ritüeli engellemeyi başardığınızı sanıp tekrar karşıma çıkmanız için plan yaptım. Sizce de garip değil miydi? Yerlerini bilmemenize rağmen heykelleri bu kadar kolayca bulmuş olmanız tuhaf gelmedi mi?"

Lubella da garipsemişti. Ama Zich’in ne kadar yetenekli olduğunu düşünerek içindeki şüpheyi susturmuştu. Tekrar düşününce, gerçekten de ellerinde hiçbir ipucu olmadan bütün heykelleri çabucak bulmuşlardı.

“Siz kolaylıkla bulabilesiniz diye heykelleri korumaları için bir sürü askere emir verdim. Sizi parmağımda oynattığımı ruhunuz bile duymadı ve tuzağıma düştünüz.”

“...Yani en başından beri bizi durdurmak gibi bir niyetin yoktu.”

“Askerlerime sizi yakalamalarını söylemiş olsaydım bile sizi bulamazlardı. Zaten ikiniz tam da benim istediğim zamanda karşıma çıkacaktınız. Neden böyle gereksiz bir şey ile zamanımı harcayacaktım ki? Bu yüzden, siz daha rahat hareket edebilin diye bilerek o adamın ‘Aranıyor’ ilanındaki çizimini yarı yamalak yaptırdım."

Bunca zamandır onları avucunun içinde oynatmış gibi duruyordu.

"Ama çok da üzülmeyin. Senin sayende, ritüeli hemen başlatmadım ve Porti halkı birkaç gün daha yaşamış oldu. Böylece sen de onlar adına elinden geleni yapmış oldun.”

"Senin ayağına gelmeseydik ne yapacaktın?"

"O zaman başka bir seçeneğim kalmazdı. Sen de kurbanların arasına katılmış olacak olsan bile ritüeli başlatırdım. Bizim de zamanımız kısıtlıydı. Krallık ya da Karuwiman müdahale etmeden önce her şeyi bitirmemiz lazım.”

Grotim, konuşmasını bitirdikten sonra kocaman gülümsedi.

"Merakını gidermiş oldum mı? Buraya geri gelmenizi istememin sebebi birazdan ritüeli başlatacak olmam. O kadar uğraştıktan sonra senin de ritüele kurban gitmene müsaade edemem.”

"Binayı bu yüzden yıktın. Çünkü yakalanıp yakalanmamanın artık bir önemi yok."

"Evet. Zaten Porti'deki herkes yakında bizim sadık askerlerimiz haline gelecek. Artık uğraşmamıza gerek yok."

Lubella bir anlığına gözlerini kapadı. Aklında türlü türlü duygular ve pişmanlıklar vardı.

Her türlü duygu ve pişmanlık zihninde canlandı. Ancak gözlerini tekrar açtığında Grotim’in gözlerindeki ifadeden çok etkilenmiş olduğunu gördü.

"Böyle bir şeyi Karuwiman’ın Azize Adayından beklemiyordum. Ne kadar çabuk sakinleştin.”

"Benim için planladığın tüm o sürprizler sayesinde. Senin sayende kazanabileceğim kadar tecrübe kazanmış oldum. Bu yolculuğun amacı da buydu zaten.”

"Bazı insanlar var ki ne kadar tecrübe kazanırlarsa kazansınlar zihinsel ya da fiziksel anlamda asla kendilerini geliştiremezler. Sen kesinlikle sıradaki Azize olabilirsin. Bizim için çok daha iyi bir şey. Bütün çabaların çöpe gitti."

“En sonunda neler olacağını asla bilemezsin.” Lubella, asasını çıkardı.

Grotim, ona dalga geçercesine baktı.

"Yani, cesaretini takdir ediyorum. Az önce seni vatandaşların canına kastetmekle tehdit etmiştim. Ama onları rehin almayacağım. Nasılsa hepsi ordumuza katılacak. Ama engel olmak için elinizden geleni yapabilirsiniz."

Şak!

Grotim, ikinci kez parmaklarını şıklattı.

Güm!

Yürüyen ölüler ve canavarlar Lubella ve Zich'e doğru yürümeye başladılar. Bir araya geldiklerinde çok güçlülerdi ve Lubella tüm azmine rağmen geri bir adım attı.

“Bay Zich.”

“Evet.”

Zich, Grotim'le karşılaştıklarından beri tek kelime etmemişti. Lubella, Zich'in istemeden onları tehlikeye attığı için suçluluk duyduğunu düşündü. Ancak Lubella, Zich'i hiç suçlamıyordu. Yakalandıktan sonra muhtemelen korkunç acılar çekecek olsa da, Zich'e söylemek istediği bir şey vardı: "Senin bir suçun yok."

Başı bu kadar beladayken bile Zich'e gülümsedi.

"Aslında sana minnettarım. İşler böyle sonuçlanmış olsa da bana yardım eli uzattın. Hayır, sen olmasaydın beni bulduğun o pis sokakta ölüp gitmiş olabilirdim."

“Ne kadar da acıklı bir sahne.”

Grotim, Lubella'yla alay ediyordu ama Lubella onu hiç takmadı.

“Bazı şeyleri biraz yanlış anlamış olsan da artık gerçekten de iyilik dolu bir hayat sürdürmek için ne kadar çaba sarfettiğini biliyorum. Böyle bir hayalin olması gerçekten çok değerli ve kıymetli bir şey. Hiç kolay olmayacak ama kaçmak için elinden geleni yap. Ben de onları durdurmak için elimden geleni yapacağım. Umarım bu hayalini gerçekleştirmek için çabalamaya devam edersin. Şunu sakın unutma; başka insanlar sana gülse bile ben her zaman sana destek çıkardım.”

“Hey, hey. Kaçmasına asla müsaade etmeyeceğim. Ona iyi davranmayı bırak. Onun gibi biri için değmez.”

Grotim, Lubella’la dalga geçtikten sonra dikkatini tekrar Zich'e çevirdi.

"Sen de suçlusun. Bu kadını boş umutlarla doldurdun ve buraya kadar sürükledin. Canın pahasına sorumluluk alman lazım. Eğer adamsan en azından bu kadarını yaparsın. Hiçbir şey bilmiyordun ama…”

“Neyi bilmiyor muşum?”

Zich, sonunda ağzını açmıştı. Grotim, bunu beklemiyordu. Zich’in sesi içinde bulundukları duruma göre fazla sakindi.

‘Bu serseri durumun farkında değil mi?’

Olabilirdi; heykellerin üzerine o garip şeyleri çizip sihirli çemberler çizdiğini sanan oydu. Belki de en başından beri aklı başında değildi.

"Heykellerin üzerine yaptığın o tuhaf çizimler—hangi akla hizmet bu şeylerin işe yarayacağını düşündün bilmiyorum ama hepsi boşunaydı. Sorunu çözmüş olmadınız. Tek yaptığınız şey avucuma düşmek ve kendinizi bir köşeye sıkıştırmak oldu.

“Ah, o mu?”

Zich, hala sakin sakin konuşuyordu. Ve hiçbir şey olmamış gibi bombayı patlattı.

"Bunları zaten biliyordum."

"Ne diyorsun sen?"

"Lubella'yı tuzağa düşürmeye çalıştığını biliyordum, bu yüzden heykelleri bulmamıza yardım ediyordun."

“…!”

“…!”

Grotim ve Lubella birbirilerine tamamen zıt iki insandı, ancak tam bu anda ortak bir noktada buluşmuş oldular. İkisi de şoktaydı. Gözleri kocaman olmuş bir şekilde Zich'e bakıyorlardı. Grotim'in yaşadığı şok, yürüyen ölüleri ve canavarları da etkilemiş olmalıydı çünkü onlar da oldukları yerde kalmışlardı.

“…Off. Senin saçmalıklarını dinleyecek zamanım yok. Madem biliyordun, Lubella'yı neden ayağıma getirdin?"

“Senin işini bitirmek için tabii ki de.”

Zich, ne demek istediği belli olsun diye kılıçlarını savurdu. Grotim, güldü.

"Bunu nasıl yapmayı düşünüyorsun, peki? Cidden bu haldeyken kazanma şansının olduğunu düşünmüyorsun, değil mi?”

Yürüyen ölüler ve canavarlar etraflarını sarmıştı. Zich yetenekli bir savaşçı olsa da, kaçmaları imkansızdı.

"Sadece ikimiz olsaydık kazanmamız imkansız olurdu."

Bunu kabul etmek istemiyordu ama doğruydu. Zich, Şeytan Lordu günlerindeki gibi olsaydı bir saniyede yürüyen ölüleri ve canavarları yok edebilirdi. Ancak şu anki haliyle bunu yapması imkansızdı. Ancak Zich tüm bunların farkında olduğu için çifte tuzak kurmuştu.

"O lanet sihirli çemberleri cidden senin gücünü etkileyeceğini sandığım için mi çizdiğimi düşündün?”

“…!”

“…!”

Grotim’in de Lubella’nın da kalbi bir kez daha tekledi.

“…Hiçbir işe yaramadığını bildiğin halde gidip o sihirli çemberleri çizmekle uğraştın yani.”

"Evet."

"Niye?"

Bu zamana kadar Grotim, Zich ve Lubella'yı bir kukla gibi oynattığını düşünüyordu ve onları küçümsüyordu. Ancak Zich haklıysa, üstünlük hiçbir zaman onda olmamıştı. Durum tamamen tersine dönerdi.

Zich, sakin bir şekilde olan bitenleri kendi bakış açısından açıklamaya devam ederken, Grotim iyice kaşlarını çatmıştı.

"Öncelikle, buraya gelmiş olmamızın nedeni basit. Senin gibi bir piçi devirmek için geldik."

"Beni devirmek mi?"

"Evet. Kaçıp ortamın havasını bozmanı istemedim."

Buna ek olarak Zich, Grotim'in ruhunu ve umudunu ezme fırsatını kaçırmak istememişti. Grotim, hiçbir şey söylemedi. Ancak çok geçmeden kahkahayı patlattı.

"Hahahahahahahah! Beni devirmek için mi? Ağzından çıkanı duymuyor musun sen? Daha az önce bana kendi ağzınla iki kişiyken beni asla yenemeyeceğinizi söyledin! Şimdi fikrini mi değiştirdin? Hahahaha!"

Grotim, o kadar şiddetli gülüyordu ki iki büklüm olmuştu ve gözlerinden yaşlar gelmişti. Gözlerini silip, “Tahmin ettiğim gibi, sen aklını kaybetmişsin. Tamam, diyelim ki her şey planladığın gibi gidiyor. E, şimdi ne olacak? İkinizin beni yenmesinin imkansız olduğunu söylerken aslında yalan söylüyordum mu diyeceksin?”

"Hayır, yalan söylemiyordum. Sadece ikimiz seni asla yenemeyiz."

Zich, omuzlarını silkti ve gülümsemeye devam etti.

"Dediğim gibi, sadece ikimiz olsaydık."

"Ne diyorsun sen? Desteğiniz falan mı var? Bunu açıklamak zorunda olduğum için üzgünüm ama Krallık ya da Karuwiman'lılar gelmek için fazla geç kaldı."

“Ama bir desteğimiz var.”

“Ne?”

"Ritüeli durdurabileceğimi düşünüp Lubella’yı oradan oraya sürükleyerek hata ettiğimi söylemiştin. Ama ben öyle bir şey yapmıyordum. Ben en başından beri zaman kazanmaya çalışıyordum.”

Bir saniye öncesine kadar gülümsemekte olan Grotim birden sert bir ifade takındı.

"O heykelleri yok edeceğimi boşuna söylemedim. Bizim buraya geri döneceğimizi düşünmeni istediğim için böyle bir şey yaptım. Ritüelin başlangıcını ertelemeye çalışıyordum.”

Zich, neşeli ve capcanlı bir şekilde konuşuyordu. Diğer taraftan, Grotim’in yüzü giderek bozuluyordu.

"Ödülünü, yani Lubella'yı isteyeceğini bildiğim için ritüeli kesinlikle ertelersin diye düşündüm. En kısa zamanda buraya gelebilelim diye işleri kolaylaştırdın. Yani, seni oyuna getirip sana ikimizi de parmağında oynattığını düşündürtmem gerçekten eğlenceliydi."

"Bay Zich, yani yaptığımız onca şeyin ve hatta bu durumun bile planınızın bir parçası olduğunu mu söylüyorsunuz?”

"Evet, aynen öyle."

Lubella'nın yüz ifadesi Grotim'inkinden pek de farklı değildi. Hayır, yüz ifadesi Grotim'inkinden de daha şaşkındı.

"Beni de kandırdın."

"Çünkü iyi rol yapıp yapamadığını bilmiyordum. Yalan söylemekte çok kötüsün, değil mi? Ayrıca, tüm bunları bilip bilmemen planımı etkilemeyecekti."

Zich, kendinden çok emin konuşuyordu. Lubella, ne diyeceğini bilemedi.

"Daha önce bana dememiş miydin? Benden şüphe ettiğin için özür dilemiştin. Ben de sana özür dileyecek bir şey olmadığını söylemiştim."

“…Mütevazılık ediyorsun sanıyordum.”

“Hayır, mütevazılık değildi.”

Hayatının savaşını vermeye hazırlanan Lubella, Zich'in sözleri üzerine geri çekildi.

"Gü-güldürme beni!"

Grotim, başından beri Zich’in kendisini kukla gibi oynattığını nihayet anladı ve yüzü kıpkırmızı oldu.

“Destekmiş! Desteğinizin olmasına imkan yok! Şu halinize bakın! Birbirinizden başka kimseniz yok! Palavra sıkmayı bırak!”

“Yalan söylemiyorum.”

“O bahsettiğin destek nerede o zaman!”

“Ah, çok mu merak ettin?.”

Tam o anda oldu.

Boom!

Malikanenin yakınlarında kocaman bir patlama oldu. Zich, sırıtmaya başladı.

"Belri Weig'le hiç tanışmış mıydın?"

‘Belki de onu Tasnia'nın Ölüm Makinesi olarak mı tanıyorsundur.’