Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

29. Bölüm 29

Çevirmen: Andromeda / Editor: T4icho

 

“Belri Weig mi?”

“Sör Weig?”

Lubella ve Grotim aynı anda konuşmuştu ama tonlamaları tamamen farklıydı. Lubella mutlu bir tonla konuşurken, Grotim'in korkutuğu ve kafasının ne kadar karıştığı sesinden belli oluyordu.

“Weig? Belri Weig? O canavar burada mı?”

Kaosa sürüklenen bu dünyada pek çok güçlü figür kendilerini göstermişti ama her birinin güç elde etmek için kullandığı yöntem farklıydı. Kimileri kaostan önce barışın hüküm sürdüğü zamanlarda didinip çalışarak güçlenmişti. Bazıları kaos sırasında karşılaştıkları zorluklar sayesinde güçlenmişti. Bazıları ise güçlendirici bir obje yardımıyla anında güç sahibi olmayı başarmıştı. Geri kalanlar ise güçlerini başka güçlü bir insandan almıştı.

Zich, kaos sırasında karşılaştığı zorluklar sayesinde güç kazanmış tipti. Öte yandan Weig, barış zamanında sıkı çalışmış ve kaostan önce gücünü kazanmış olan figürlerin mükemmel bir örneğiydi.

Barış zamanında bile Weig, o muazzam gücünü Karuwiman'ın düşmanlarına karşı savaşmak için kullanmıştı. Elbette bu düşmanlar arasında Karuwiman'ın azılı düşmanı Bellid de vardı. Grotim'in Weig'i tanımamasına imkan yoktu.

"Yalan söyleme! O canavar nasıl burada olabilir?!”

Grotim, Lubella ve Zich ile karşılaştığından beri ilk defa bu kadar büyük bir şok yaşıyordu; Weig’in namı bu kadar yayılmıştı.

"O, Leydi Lubella'yı koruyan muhafızların lideri. Şehre geldiğinde ilgilenmesi gereken bir şey vardı o yüzden bir süreliğine ortalıklarda yoktu. Neyse ki işi buraya yakın bir yerdeydi, böylece ona haber verebilecek birini bulabildik.”

‘Doğru ya, Bay Zich bana daha önce Sir Weig'in görevi hakkında sorular sormuştu!’

Lubella, Zich’in sorduğu ve onun üzerine pek de düşünmeden yanıtladığı o soruyu hatırladı.

"O-ona ne zaman haber verdin?"

"Sana Hans'a bir görev verdiğimi söylememiş miydim? Ondan yapmasını istediğim şey buydu.”

"Ah!"

Lubella, Zich'in hizmetçisini hatırladı.

‘Ta o zaman Sör Weig’e haber vermeyi mi düşünmüş?’

Bu nasıl mümkün olabilir?

"Sör Weig bize merkezden ya da herhangi bir alt birimden daha yakın olsa bile, görev yeri buradan uzakta olmalı. Ona nasıl ulaşabildin?”

“Hans sayesinde.”

Zich, esprili bir şekilde gülümsedi ve Lubella başka bir soru soramadı. Etraflarını saran yürüyen ölüler ve canavarlar harekete geçmişti.

“Ha, karşımda Belri Weig olsa bile ordum yeterince güçlü. Bu aslında daha iyi oldu. Böylece o adamın kellesini uçurup bir hatıra olarak eve götürebilirim!" Grotim, kibirli bir şekilde haykırdı. Dışarıdaki kuşatmadan sorumlu ordu patlamanın olduğu yere doğru ilerlemeye başladı.

"Bir sorun çıkmayacak, değil mi?"

Lubella, Weig için endişeleniyordu. Onun mükemmel bir Kutsal Şövalye olduğunu biliyordu, ancak Grotim'in ordusu da dişli bir rakipti. Ama Zich çok rahattı.

"Hiçbir şey olmayacak."

‘Bundan daha da berbat bir durumdan sakince kurtulmayı başarabilmiş biri için endişelenmeye hiç gerek yok.’

Kraşş!

Zich'in düşüncelerine katılıyormuş gibi bir patlama daha duyuldu. Herkes sesin geldiği yere baktı.

"B-Belri Weig'den de bu beklenirdi, ama yine de tek başına gelmiş...!"

Kraşş!

Bu seferki patlama onlara çok daha yakındı. Kutsal güçlerin yarattığı şok dalgası onlara ulaştı.

Pat!

Gökyüzünden bir şey düştü. Zich, hem Lubella’nın hem de kendi kafasına şeyleri silkeledi.

"…Bu."

Grotim düşen şeylerden birine baktı: kan damlayan bir kol ve kırılmış bacaklardı. İlk bakışta, katledilmiş bir cesedin parçalarına benziyorlardı. Ancak, bu parçalar bir insana ait değildi, yürüyen ölülerin ve canavarların parçalarıydı.

“…”

Grotim, çenesini kapadı.

Kraşş!! Kraşş! Kraşş!

Bir patlama daha duyuldu; kutsal güçlerin etkisi ve patlamalar giderek yaklaşıyordu.

"Şuna bak. Hiç de hafife alınacak gibi değil, değil mi?"

Zich, alay edercesine başını eğdi. Grotim'in ağzının köşesi seğiriyordu. Grotim, Zich'in o nispet yaparcasına bakan suratını ayaklarının altına almak istiyordu. Ama patlamalar ve kutsal gücün yaydığı etki yüzünden düşünceleri allak bullak olmuştu.

“…”

Grotim, etrafına bakındı. Bir zamanlar hem ordusunun hem de Lubella ve Zich’in durduğu yere, yani patlamanın geldiği tarafa baktı. Sanki hayatının en büyük kararını veriyormuş gibi alnı kırışıklıklarla dolmuştu.

Ancak, bu çok uzun sürmedi. Grotim, Zich ve Lubella'ya baktı.

"Kararını verdin mi?"

Zich beklemekten sıkılmış gibi Grotim'i kışkırtmaya çalıştı.

"Weig’in ne kadar harika olduğunun bir önemi yok. Ritüel onu da etkilerse her şey bitecek."

Grotim, Lubella'ya dik dik baktı.

"Eh, o zaman ilk önce savaş ganimetlerimi alayım."

"Bu adam taktiğin ‘T’sini bilmiyor. Böyle bir durumda kaçman lazım. Sonuçta rakiplerine asla sırtını dönmeyen Kutsal Şövalyeler gibi değilsiniz. Hadi ama, siz hamamböceği gibi kaçıp böyle salak şeyler yapan korkaklarsınız.

Sizler Kutsal Şövalyeler Tarikatı'nın bir parçası değilsiniz ve rakiplerinize arkanızı gösteremiyorsunuz. Hadi ama, sizler hamamböceği gibi kaçan ve bunun gibi aptalca şeyler yapan korkaklarsınız. Saksıyı çalıştıramıyor musun?”

 “...Kaçmak için geç kalıp büyük zayiat verecek olsam bile sana ölümlerin en kötüsünü yaşatacağım!”

İşler beklediği gibi gitmeyince, Grotim sonunda patladı. Öfkesini direkt Zich’e yöneltmişti.

“Ooo! Çok korktum. Gerçekten yakalanırsam, tek parça olarak kaçmayacağım.”

Yürüyen ölüler ve canavarlar giderek onlara yaklaşıyor da Zich gözünü bile kırpmadı. Aksine, ısrarla gülümsemeye devam etti.

"Ama bir şey diyeyim mi..." Zich, kılıcını iyice kavradı ve hafifçe salladı. "Neden bana cebine atıp istediğin zaman çıkarabileceğin bir alet muamelesi yapıyorsun? Haddini hiç bilmiyorsun."

"Senin o önemsiz canını istersem alırım!”

Grotim'in haykırmasıyla beraber canavarlar ve yürüyen ölüler Zich'e saldırmaya başladı. Çok fazlaydılar ve güçlüydüler, ancak Zich'in gözü korkmamıştı.

Zich, "Göster kendini," diye mırıldandı ve kılıcını kaldırdı. İnanılmaz miktarda mana fışkırıp bütün vücudunu sardı.

Ving!

“Ne?”

Gücü birden katlanarak artmıştı. Zich dönüp Lubella'ya baktı. Gözlerini kapatmış ve asasını havaya kaldırmış duruyordu. Vücudundan bir ışık yayıldı.

"Bellid'in enerjisiyle korundukları için kutsal güçlerim yürüyen ölülere bir şey yapamaz. Ama en azından yaralanırsan endişelenmene gerek kalmayacak. Bunu söylemek beni biraz utandırıyor ama bu konuda Aziz Adayları arasında en yeteneklisi benim. Çoğu yarayı iyileştirebiliyorum.”

“Ne kadar da iyi.”

Laf olsun siye söylemiyordu. Lubella’ya bu konuda gerçekten güvenebilirdi— sonuçta, zamanda gerilemeden önce kahramanlar beraber Zich’i yenilgiye uğratan kişi oydu. Tabii ki de o zamana nazaran daha beceriksiz ve tecrübesizdi. Ama en azından sırtını yaslayabileceği birinin olması onu daha güvende hissettirdi.

‘O zamanlar Lubella gibi biri benim tarafımda olsaydı yenilmezdim.’

Kahramanı köşeye sıkıştırıp, galip bile çıkabilirdi.

Zich, vücudundan fışkıran gücü kontrol altına aldı. Kılıcını kaldırıp havayı keser gibi bir hamle yaptı. Mana, çalkantılı dalgalar halinde kılıcından etrafa yayıldı.

Kes!

Kılıcın manası uçtu ve etrafındaki her şeyi gelişigüzel bir şekilde parçalayıp dilimledi. Güçleri zirvedeyken yaptığı gibi bütün alanı ikiye bölemedi. Ancak bu hamle bile yürüyen ölülere ve canavarlara büyük zayiat vermişti.

Kes! Kes! Kes!

Kesme sesleri ardı ardına geliyordu.

Bazıları atik hareketlerle kılıcın hamlelerinden kaçmayı ya da gelen saldırıları önlemeyi başardı, bazıları ise saldırılara kafa tutup ve kaskatı vücutlarıyla direnebildi. Ancak, bunu yapamayan çoğu yürüyen ölü ve canavar parçalara ayrıldı.

"Hey, sence de planların suya düşmedi mi? Gönderdiğin adamlardan bazılarını geri çağırsan iyi olmaz mı?”

Tabii ki, eğer Weig bunu yaparak daha hızlı ulaşırsa, Zich sorumluluk almayacaktı.

"Seni piç! Önce ordumun işini bitir de öyle konuş!”

Grotim'in dediği gibi, Zich zayıf canavarların çoğunu halletmişti. Hala işini bitirmediği bir sürü canavar ve yürüyen ölü vardı. Üstelik geriye kalan canavarlar üst seviye canavarlardı.

"Öyle mi? O zaman işim bitince konuşurum.”

Zich, tüm hızıyla canavarların arasına daldı.

Kraşş!

Canavarın biri üzerine atıldı. Zich, ona doğru gelen keskin tırnakları kılıcıyla durdurdu.

Cızz!

Tırnaklar kılıçla temas ettiği anda kulakları sağır eden bir ses çınladı. Üç yürüyen ölü Zich’e doğru koşmaya başladı. O anda, Zich tutuşunu gevşetti. Kılıcı geri kaydı.

Tangırt!

Tırnaklarını savuran canavar dengesini kaybedip öne doğru eğildi. Kafası Zich'in dizlerine çarptı.

Kraşş!

Canavarın kafası çatladı. Kemik parçaları, kan ve beyin sıvıları etrafa yayıldı.

Vhish!

Zich, gücünü diğer ayağına verdi ve kendi etrafında döndü; o da eğildi ve vücudu dümdüz oldu.

Vızz!

Bir saniye önce göğsünün olduğu yerden paslı bir bıçak vızıldayarak geçti—kafasız bir cesedin savurduğu bir bıçaktı.

Yakala!

Zich, kafasız cesedin bileğini yakalayıp çekti. Ardından, sekmenin etkisiyle zıpladı. İkisi de kılıçlarını aynı anda savurdu.

Kes! Kes! Kes!

Her hamlede biri yere yığılıyordu. Zich'in kılıcı, yürüyen ölülerin arasındaki boşluklardan kıvrılarak geçip tam olarak kafalarını hedef alıyordu.

Pat! Pat! Pat! Pat!

İlk yürüyen ölü ve canavar grubundaki her bir yaratık neredeyse aynı anda yere yığıldı. Bu manzara karşısında Grotim'in yüzü düşerken Lubella'nın yüzünde gülücükler açtı.

"Hepsini getir."

Zich, Grotim'e el işareti yaparak onu iyice tahrik etti. İkinci yürüyen ölü ve canavar grubu ileri atıldı. Zich’in kılıcı yeniden dans etmeye başladı.

‘Harika!’

Zich ona pek çok kez yardım ettiği için Zich'in ne kadar yetenekli ve güçlü olduğunu biliyordu. Ama onun böyle bir ciddiyetle savaştığına ilk kez tanık oluyordu. Gördüğü kadarıyla Zich rakibinin yapacağı hamlelerini tahmin edebiliyordu. Hareketleri hızlı ve güçlüydü ama yine de yaptığı şeyleri takip edebiliyordu. Rakipleri ona dokunmayı bile başaramıyorken o, darbelerini bir bir indirmeye devam ediyordu.

"Lanet olsun!"

En sonunda, Grotim küfürler savurup emirlerini değiştirdi.

"Kıza da saldırın. Kolunu da bacağını da koparabilirsinizl! Hayatta olduğu sürece sorun yok."

"Duydun mu?"

Zich, bir canavarın kafasını uçurduktan sonra arkasına baktı.

"Yazık oldu. Bana iyi kalkanlık yapıyordun.”

Yürüyen ölüler ve canavarlar Zich’e saldırmaya çalışırken sırtını yasladığı Lubella’ya dokunmuyorlardı. Bu Zich’in işine geliyordu ama artık böyle bir avantajı kalmamıştı.

"Başkasını kalkan gibi kullanma!" Lubella, asasını kavrayıp homurdandı. "Asıl şimdi sana saldıracaklar. Sıkıntı olacak mı?"

“…Aslında, evet olacak.”

Lubella bedenen güçlü olmasına rağmen, hiçbir savaş becerisine sahip değildi. Böyle bir kuşatmada pek de Zich’e yardımcı olabileceğini düşünmüyordu.

"Pekala, sorun yok. Pek yardımcı olacağını beklemiyordum zaten."

“…Bunu daha önce düşünmüştüm ama çok sinir bozucu konuştuğunun farkında mısın?”

“Ne yapayım, mizacım böyle.”

Zich, güldü ve duruşunu düzeltti.

"Olduğun yerde kal, Leydi Lubella. Saldırmaya, karşılık vermeye ve hatta saldırılardan kaçınmaya bile çalışma. Sakin ol ve hiçbir şey yapma."

Tak!

Lubella'yı hedef alan bir hamleyi engelleyen Zich'in kılıcı sarsıldı.

Lubella irkildi.

“…Olduğum yerde durmamı mı istiyorsun? Burada mı?"

"Ah, lütfen bana destek çıkmaya ve iyileştirmeye devam et. Bunu hareket etmeden yapabilirsin, değil mi?”

“Durum bu, ama…hayır, bana nasıl hareketsiz kal dersin!”

Tak! Tak!

Saldırılar yine Zich'in kılıcına çarpıp sekti. Lubella, her bir saldırıda biraz titriyordu.

“O zaman bu adamların saldırılarından kaçabilir misin?”

Tak! Tak! Tak!

Lubella, başını salladı.

“...Beni koruman gerek.”

"Merak etme."

Lubella ellerini birleştirdi ve tanrısı Karuna'ya büyük bir gayretle dua etmeye başladı.