Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

34. Bölüm 34

Çevirmen: Andromeda / Editor: T4icho

Porti kocaman bir şehirdi. Lojistiğin büyük önem sahibi olduğu bir şehir olduğu için yollar düzgün ve temizdi. Yollar taş veya çakıldan yapılmamıştı ama düzenli ve geniş toprak yollar şehrin her yerine uzanıyordu.

Tabii, ne kadar zengin bir şehir olursa olsun bütün yollar mükemmel değildi. Şehrin merkezinden uzaklaşmaya başladıkça yollar giderek sertleşiyordu. Zemin daha engebeliydi, kum ve küçük taş parçaları ayaklarına daha sık çarpıyordu. Biraz daha gidince güçlü yabani otla ve çalılar önlerini kesmeye başladı.

“Huff! Huff!”

Biri nefes nefese kalmıştı; yol her ne kadar zorlu olsa da yolda yürüyen biri için fazla sert nefes alıp veriyordu. Sanki ne kadar zorlandığını göstemek için böyle abartılı davranıyordu.

Bu kişi Hans'tı. Eğer önünde böyle sesler çıkararak yürüyen biri Hans değil de başka biri olsaydı Zich hiç düşünmeden eline bir taş alır ve kafasını yarardı.

Hans titreyen bacaklarını sürümeye devam etti ve, “Sö-Sör Zich!” diye bağırdı. O kadar yorgundu ki yanlışlıkla dilini ısırdı.

“Ne var?”

“Sizce de yeterince yol kat etmedik mi, efendim?”

Hans'ın surat ifadesini gören herkesin kalbi yumuşardı, ama Zich'i hiç etkilemedi.

“Biraz daha dayanabilirsin. Bebekliği bırak.”

“Be-bence sahiden de düşüp öleceğim!”

Hans'ın eklemleri çatırdıyor, kasları 'Dur artık!' diye bağırıyordu. Kıyafetleri terden sırılsıklam olmuştu. Zich durdu ve Hans'ın önüne geçti. Hareket ederken tüy gibi hafifti.

Zich'in aksine Hans çok komik görünüyordu. Kollarına ve bacaklarına kalın metal zincirler bağlanmıştı. Vücudundan ağırlıklar sarkıyordu. Üzerinde bu kadar yük varken dümdüz ve temiz bir yolda yürüse bile yorulurdu.

“Hmm.”

Zich çenesi kaşıyarak Hans'a baktı. Ölmek üzereymiş gibi duruyordu. Hans, Zich'in bu demir zincirlerden bazılarını çıkaracağını umut ederek yüzündeki acılı ifadeyi iyice abarttı.

Grab!

Zich, Hans'ın kollarını kavrayıp bir iki kez sıktı.

“Kasların daha fazlasını kaldırabilir. İyisin. Biraz daha sık dişini.”

Zich bunları söyleyip tekrar yürümeye başladı. Hans sanki dünyanın sonu geliyormuş gibi acı içinde kıvrandı. Hans'ın çektiği acı Zich'in kamp kurmak için durmasıyla sonlandı.

“Ö-ölüyorum!”

Hans, yere yığıldı. Battaniyeye ya da yastığa bile ihtiyaç duymuyordu. Yer sert ve rahatsız edici olsa da sonsuza kadar burada yatabilirdi. İçi mutlulukla doldu ve Hans, o anda hiçbir şeyin onu bu kadar mutlu edemeyeceğini düşünüyordu.

Ama mutluluğu uzun sürmedi.

"Ne yapıyorsun?"

Sesi, hikaye kitaplarındaki Şeytan Lordlarının sesine benziyordu. Şaşkınlığa uğrayan Hans sanki Şeytan Lorduna bir adak sunmak üzereymiş gibi ayağa kalktı.

“Kamp kurmamız gerekiyor.”

“Ama... kaslarım biraz ağrıyor...”

“Sana dedim ya, iyisin. Çabuk kalk ve yardım et.”

Hans, gönülsüzce tekrar dikildi.

“Kamp kurarken ağırlıkları çıkarabilirsin.”

“...Tamam, efendim.”

Zich, bunu sanki Hans'a büyük bir iyilik yapıyormuş gibi söyledi. Hans burnunu çekti. Çok geçmeden kampları hazırdı. Bir yer seçip ateş yaktılar ve battaniyelerin altına koymak için yaprak topladılar. Oldukça basit bir kamptı ama geceyi geçirmeye yeterdi. Ama ne yazık ki Hans acı çekmeye devam ediyordu.

“Kolların iniyor.”

Bunu duyunca Hans bütün enerjisini toplayıp kollarını yeniden kaldırdı.

“A-artık gerçekten dayanamıyorum, efendim!”

“Dayanabilirsin. Yapamam diyordum ama bu zamana kadar dayandın. Yoksa yalan mı söylüyordun?”

“Hayır, efendim!”

“O zaman sık dişini. Kendine inan.”

Hans sızlandı. Duruşunu dozmadan kılıcını havaya kaldırdı. Elindeki kılıç eski kısa kılıç değildi, uzun bir kılıçtı. Zich, Porti'den ayrılırken onun için almıştı.

Başlangıçta Hans artık uzun bir kılıca sahip olduğu için mutluydu çünkü kısa bir kılıçtan daha havalı görünüyordu. Ama sevinci kursağında kaldı. Bu hediyeyi ilk aldığında ve Zich'in ona kılıç kullanmayı öğreteceğini duyduğunda mutlu mutlu sırıttığı için kendini yumruklamak istiyordu.

“Acıya katlanamadığın sürece becerilerini geliştiremezsin. Ve bu becerileri her durumda kullanacaksın. Geçen sefer sana öğrettiğim şeyler sayesinde başarılı oldun, öyle değil mi?”

Kont'un evinden ayrıldıktan sonra Zich, Hans'a kılıç kullanma konusunda temel bir eğitim vermişti. Daha hızlı seyahat edebilsinler diye Hans'a manasını kullanarak nasıl daha çabuk hareket edebileceğini göstermişti. Bu sayede Hans acil durumlarda da hızlıca kaçabilecekti. Zich, daha faydalı bir hizmetçi olabilsin diye Hans'ı daha güçlü ve dayanıklı olması konusunda da eğitimden geçmişti.

Zich, hem sırf kendisi ileride rahat eder diye hem de biraz eğlenmek için Hans'a bunca şeyi öğretmeye başlamıştı. Hans'taki potansiyeli görünce şaşırdı.

'Yetenekliymiş.'

Zich, oflayıp puflayan Hans'a baktı. 'Şşşh! Şşhh' diye homurdanırken hasta bir kuşa benziyordu.

'Muazzam bir yeteneği var.'

Yetenek bakımından Hans, taht için mükemmel bir varis olarak nitelendirilen Greig'in bile üzerindeydi. Ve belki de— cidden belki de...

'Glen Zenard ile benzer düzeydeydi.'

Tahmin yürütmek için çok erkendi. Zamanda gerilemeden önce dünyadaki en güçlü kişi Zich'ti. Ve Zenard, kahraman takımı ile beraber Zich'i o zirvedeyken yenmişti. Yani, yetenekleri ve sahip olduğu beceriler dillere destandı. Ayrıca, Hans kısa zamandır Zich ile beraberdi.

'Glen Zenard ile kıyaslamak için daha çok erken, değil mi?'

Yine de, Hans'ın muhteşem bir yeteneğe sahip olduğu ortadaydı.

'Bu sayede Belri Weig'e tam zamanında yetişebildi.'

Weig onlara o kadar uzaktı ki, Lubella bile ona zamanında ulaşamayacağından emindi. Ama Hans, onca yolu iki bacağının üzerinde kat etmiş ve Weig'e ulaşmıştı.

'Ata da binmiş olamaz.'

Yani, Hans vücudunun sınırlarını zorlayıp varacağı yere ulaşmak için az da olsa kontrol etmeyi öğrendiği manasını kullanmıştı. Zich'in ona verdiği sihirli iksiri su gibi içmiş ve ağzına kan tadı gelse bile Weig'e ulaşana kadar sabretmişti.

‘Grotim'i mahvetmemde büyük payı var. Gerçekten de bir iltifatı hak ediyor.’

Weig zamanında gelmemiş olsaydı, Zich Vali'nin malikanesine asla dalamazdı. Daha fazla zaman kazanamazlardı ve Grotim ritüeli başlatırdı. Tabii ki de Bellu'nun heykellerinin üzerine çizdiği sihirli çemberler sayesinde ritüel başarısız olurdu ama Grotim de bunu fark edip ellerinden kaçardı.

“Kolun iniyor!”

Hans yine kollarını kaldırdı.

'Mutlu olsana seni aptal. Gelecekteki en güçlü insan tarafından eğitim alma fırsatını yakaladın.'

Ne kadar şanslı olduğunun farkında olmayan Hans her an gözyaşlarına boğulacakmış gibi duruyordu.

'Tabii ki de tek sebep bu değil.' diye düşündü Zich.

Bu eğitim Hans'ın için iyiydi ama en çok da Zich'in işine yarayacaktı.

'Onu biraz daha eğitirsem, yalnızca hizmetçim değil aynı zamanda düşmanlarımla savaşırken iyi bir silahım olur.'

Ve bu yalnızca Zich'in verdiği kusursuz, takdire şayan, ve “birazcık zor” eğitim sayesinde elde edilebilirdi.

'Burada bir süre kalıp onu eğitimden geçirsem iyi olur. Temel becerilerde ustalaşmak önemli, ama onu fiziksel olarak antrenmandan da geçirmem gerekiyor.'

Zich manasını hafifçe karıştırdı.

Kraşş!

Büyük miktarda mana içinde alevlendi. Tüylerini ürpertecek büyüklükteydi. Kısa bir süre öncesine kadar bu kadar manayı idare edemiyordu.

Ritüel başarısız olduktan sonra Bellu'nun heykeli Vali'nin malikanesindeki süs havuzunun içine düşmüştü. Doğal olarak Karuwiman'lılar heykeli parçalamak istemişti ama Zich onları durdurmuştu. Heykeli almak istemişti— özellikle de heykelin içindeki ana çekirdeği almak istemişti. Bu çekirdek Bellu'nun enerjisi ile doluydu. Bunu duyunca Weig, Zich'e şüpheyle bakmış ve ne amaçla çekirdeği istediğini sormuştu.

Weig'in tereddüt ettiğini görünce Zich, 'Galiba vermeyecek, yapacak bir şey yok.' diye düşünmüştü. Sonrasında Weig pek bir şey söylemeden çekirdeği onun eline tutuşturunca şaşırmıştı. Weig ve Karuwiman'lılar Zich'e çok güveniyorlar gibi duruyordu.

Tahmin ettiği gibi çekirdeğin içindeki Bellu enerjisi muazzamdı. Zich, gerilemeden önce öğrenmiş olduğu bir beceriyi kullandı: 'Enerji Boşaltma.'

İsminden de anlaşılacağı üzere bu beceri ile kişi, başka bir insanın ya da objenin enerjisini kendisine çekebiliyordu. Kimileri manası az olan birinin bu beceri sayesinde manalarını artırabileceğini düşünüyordu, ama bu beceriyi geliştirmek o kadar kolay değildi. Hayat o kadar kolay değildi.

Öncelikle, bir kişinin kaldırabileceği mana miktarı doğuştan gelen bir şeydi. Kişi, kapasitesini aşacak miktarda manaya sahip olmaya çalışırsa kesinlikle başı derde girerdi. Fiziksel olarak manayı taşımayı başarabilseler bile o kadar manaya asla hakim olamazlardı.

Kişi, faklı türde manaları birbirine karıştırırsa içindeki mana dengeden çıkar ve donuklaşırdı. Kişinin manasını doğuştan gelen manasından çok farklı karakterdeki bir mana, örneğin kutsal güç, ile karıştırması büyük yan etkiler yaratabilirdi. Her şeyden önce, o yabancı enerji kişinin bedeniyle uyum sağlayamazdı.

Ancak, Zich'in Bellu'nun enerjisini kendi üzerine almak gibi bir niyeti yoktu. Zaten muhteşem miktarda manaya sahipti, gidip başka bir yerden mana almaya çalışmasına gerek yoktu. Zich, bu enerjiyi içinde uyuyan donuk manayı uyandırmak için kullanmak istiyordu. Çok tehlikeli bir iş olacaktı.

Yine de, Zich'ten bekleneceği gibi, bunu başardı; ve şu an manası inanılmaz bir seviyeye ulaşmıştı.

'Porti'de bu kadar mana kullanabilecek olsaydım belki de Belri Weig'i çağırmama gerek kalmazdı.'

Manasının tamamını kullanabiliyor olsaydı kesinlikle gerek kalmazdı. Zich zaten manasını kusursuz bir şekilde idare edebiliyordu ama problem bedeniydi.

'Bedenim böyle bir mana artışını şu anda kaldıramaz.'

Manaya alışması için bedenine zaman tanıması gerekiyordu. Süreci hızlandırmak için de antrenman yapması lazımdı.

'Sıkıntı yok. O olay gerçekleşmeden önce hala biraz zamanım var. O zamana kadar antrenman yapmalıyım.'

Zich, Porti olayını hatırlayamamıştı çünkü gerilemeden önceki son yıllarında çok sık yaşanan bir olaydı. O süreçte pek çok olay yaşanmıştı ve Zich sadece çok önemli olan olaylardan bazılarını hatırlıyordu.

'Yakında kötü adamlar her yere yayılacak.'

Yakında, Şeytan Lordlarının ve Şeytan Halkının Çağı başlayacaktı. Yani her yer kötü adam kaynayacaktı.

'O adamları halledersem iyilik yapma zahmetine girmeme gerek kalmayacak. '

Ve Zich'in hatırladığı kadarıyla, çok yakında Zich'in şu anda bulunduğu bölgenin yakınındaki başka bir şehirde korkunç bir olay patlak verecekti.

'İstikametimi oraya mı çevirsem acaba?'

Ve böylece Zich'in gideceği yer belli olmuş oldu.