Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

35. Bölüm 35

Çevirmen: Andromeda / Editor: T4icho

Lubella ve Weig, Porti olayı sona erdikten kısa bir süre sonra Karuwiman karargahına geri döndü. Uzun zamandır karargah olarak kullanılan Büyük Tapınak Yuras daima Karuna tarafından kutsanmış gibi duruyordu.

“Ne kadar da uzun zaman oldu!”

Tapınak aynı zamanda Lubella'nın eviydi. Atlattığı onca zorluktan sonra Lubella evini görünce havalara uçan bir çocuk gibi kendisini içeri attı. Weig, Lubella'yı evine dönmüş olmanın keyfini çıkarması için bıraktı. Yaşadığı bunca olaydan sonra bunu hak ediyordu.

İkisi de beyaz merdivenleri tırmanıp tapınağın içine girdi. Önlerinden geçtikleri Rahipler ve Kutsal Şövalyeler bir bir başlarını eğdi, ikisi de hepsine selam verdi. Bir an önce Papa ile görüşmek istiyorladı ama Papa'nın birkaç üst düzey rahip ile beraber bir toplantıda olduğunu öğrenince geri çıktılar.

“Ne kadar sürer?”

“O kadar uzun süreceğini sanmıyorum. Düzenli olarak yapılan bir toplantı, her zamanki saatinde biter.”

“O zaman biraz dışarıya çıkabilir miyim?”

“Neden olmasın? Size eşlik edeyim, Leydi.”

Lubella, Weig'in şapşalca elini kendisine uzattığını görünce kıkırdadı. Sonra o da aristokat sınıfından bir hanımefendi rolü yaparak elini tuttu.

Tapınaktaki izole bir bahçeye gittiler. Büyük değildi ve çok fazla insan yoktu. Yere dikilmiş rengarenk çiçekler vardı, ancak süslü görünmüyorlardı ve bunun yerine basit hissettiriyorlardı. Bölgedeki tek göze çarpan özellik, bahçenin ortasındaki küçük bir çeşmeydi.

Gizli bahçelerden birine gittiler. Büyük değildi ama pek fazla insan yoktu. Yerde rengarenk çiçekler vardı ama ortaya çıkardıkları görüntü öyle şaşaalı değildi, basitti. Tek göze çarpan şey bahçenin tam ortasındaki küçük süs havuzuydu.

Yine de Lubella bu bahçeyi seviyordu. Küçüklüğünden beri ne zaman onu üzen bir şey olsa bu bahçeye gelip yaralarını sarardı. Onun için anılarla dolu bir yerdi.

“İnanamıyorum, o kim?”

Ama bu anılarla dolu yeri kirleten bir insan vardı. Lubella iç çekti. Weig gözlerini kıstı.

“Uzun zaman oldu, Lubella.”

“....Evet. Öyle, Windne.”

Lubella ona selam verdi; ama şaşırtıcı bir şekilde hoşnutsuzluğu sesine yansımıştı. Lubella'dan beklenmeyecek bir şeydi.

“Uzun zaman oldu, Leydi Lubella ve Sör Weig.”

Windne'nin arkasındaki orta yaşlı adam da onları selamladı. Üzerinde beyaz bir üniforma, belinde de bir kılıç vardı. Kutsal Şövalye olduğu belliydi.

“Evet, uzun zaman oldu, Sör Dyner.”

Winstin Dyner, tıpkı Weig gibi bir Azize Adayına korumalık yapan bir Kutsal Şövalye idi.

“Uzun zaman oldu, Sör Weig.”

Chelsea Windne. Azizelik unvanı için Lubella ile kapışan bir başka adaydı. Ama Weig'in gözünde hiç de sıkı bir rakip değildi.

'Kalbi de becerileri de kaba.'

Kendisine 'Suikastçı' ya da 'Ölüm Makinesi' gibi vahşi isimler takılmış olsa da Weig sıkı bir Karuwiman imanlısıydı. Yalnızca kötülük yapan insanlara karşı katı ve zalim davranıyordu, kişilik olarak çok iyi bir insandı. Bu yüzden birinden bahsederken hakarete varabilecek kelimeleri nadiren kullanırdı. Ama Chelsea hakkındaki düşüncelerinde kararlıydı.

'Karuwiman'ın Azize Adayı olmak için gereken çıtanın bu kadar düştüğüne inanamıyorum.'

Weig, Windne'nın Azize Adayı olmak için bile yeterli olmadığını düşünüyordu.

“Hey, bu sefer çok ağır şeyler atlattığınızı duydum.”

Bekledikleri gibi Windne endişelenmiş gidi davranıyordu ama Lubella da Weig de biliyordu ki Windne Lubella'nın acı çektiğini duyunca mutlu olmuştu.

“Çok zorlanmış olmalısın. Bir süre evsizler gibi yaşadığını duydum, doğru mu?”

“Evet, öyle oldu.”

“Vay, inanılmaz. Ben olsam böyle travmatik bir şey yaşayacağıma kendimi öldürürdüm. Ne kadar da azimlisin.”

“Cidden mi?”

“Evet. Dahası, Bellid'lilerin planına karıştığını duydum. Benim için bir sorun yok ama başka insanla ne düşünür diye endişeleniyorum. Bir Azize Adayı nasıl oldu da Bellid'in oyunlarına düştü diye düşünebilirler.”

“Beni, düşündüğün için teşekkür ederim.”

Lubella, sakin sakin cevap vermeye devam etti. Bu sanki onu daha da gıcık etmiş gibi Windne iyice kaşlarını kaldırdı.

“Ama gerçekten de işi uyanamadın mı?” O Bellid'liler ne kadar iyi saklamış olurlarsa olsunlar, gerçek bir Karuwiman'lı isen en azından bir şeylerin yanlış gittiğini anlaman gerekirdi, değil mi?”

Windne birden şaşırmış gibi yaptı.

“Ah Tanrım! Kusura bakma. Bu olay senin suçundu demek istemedim. Yalnızca endişeleniyorum. Anlıyorsun, değil mi?”

Sonra, Windne Weig'e bakıp gülümsedi.

“Sör Weig'den de özür dilemek istiyorum. Kötü niyetli biri söylediklerimi duysa size hakaret ettiğimi düşünürdü.”

'Amacın o zaten.'

Weig, Windne'ye donuk donuk baktı.

Windne'nin hem kocaman bir egosu hem de aşağılık kompleksi vardı. Bu yüzden Azizelik unvanına en yakın kişi olan Lubella'ya düşmanlık yapıyordu. Ne zaman Lubella ile karşılaşsa onun hakkında endişeleniyormuş gibi yapıp alttan alttan onu yeriyordu.

'Bu ne cesaret!'

Bir Azize Adayı olduğu için Weig, onu Bellid'in adamlarına yaptığı gibi ikiye ayıramazdı. Çok az insan dünyanın en iyi Kutsal Şövalye'sine böyle davranabilirdi.

'Eh, bana da katlanamıyordur.'

Çoğu insanın Azize olmaya en yakın kişinin Lubella olduğunu düşünmesinin sebebi Lubella'nın becerileri ya da kişiliği değildi. Weig'in kendi isteğiyle Lubella'nın koruması olmaya gönüllü olmasının bunda büyük payı vardı.

'O zaman Windne de bu yüzden onu Kutsal Şövalyesi olarak seçmiş olmalı.'

Weig'in Winsten Dyne hakkındaki düşünceleri basitti: Windne'nin Kutsal Şövalye hali.

'Ve onun kıskandığı kişi de benim.'

Weig'den çok daha genç ve tecrübesiz birinin böyle kıskançlık yaptığını görmek komiğine gidiyordu. Bir bakıma Dyner, Windne'den bile daha kötüydü.

'Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş.'

Normalde, Lubella hiç karşılık veremezdi. Weig'i üzen şey Lubella'nın çok hassas olmasıydı. Ayrıca Zich ona kafasına takılan bir şey olup olmadığını sorduğunda Lubella'nın Zich'e içini döktüğü konu Windne'ydi. Bu yüzden, normalde Weig araya girerdi. Sonra Dyner de burnunu sokardı ve küçük bir tartışma yaşanırdı. Ama bu sefer Weig kollarını kavuşturdu ve öylece dikildi.

“Evet, tabii ki de. Bana hakaret etmeye çalıştığını nasıl düşünebilirim ki?”

Windne şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. Önceleri Lubella hep sessizce onu dinlemekle yetinmişti. Ama Lubella'nın söyleyecekleri henüz bitmemişti.

“Bana hakaret etmeye çalışıyor olsaydın gören herkes şunu düşünürdü.” Lubella sakince sözlerine devam etti, “Herkes Azizeliğe en yakın ben olduğum için 'Lubella'yı kıskanıyor' der.”

Windne'nin yüzü gerildi. Weig'in hiç oralı olmadığını gören Dyner endişelenmişti, ve şimdi Lubella'ya şaşkınlık içerisinde bakıyordu.

“Ama sen başkalarını yere vurmaktan zevk alacak kadar adi biri değilsin, değil mi? Yalnızca aşağılık kompleksi olanlar bunu yapar. Karuwiman'da bile böyle insanlar var diye duydum. Bu insanlar hiç de kötü bir şey yapmıyormuş gibi davranıp başkalarını aşağılarlar.  Karuwiman'da bile ancak bir Bellid'liden beklenecek şeyleri yapan kişilerin olması ne kötü.”

Windne'nin yüzü kızarmıştı; Lubella konuşmaya devam ettikçe Windne'inn yüzü kızarmaya devam ediyordu. Yüzü her an patlayacak gibiydi ama Lubella durmadı.

“Ama sen öyle değilsin, haksız mıyım Windne? İnsanları aşağılayıp masum davranmaya çalışan insanlardan biri değilsin. Senin gibi bir arkadaşım olduğu için çok mutluyum.”

'Hiç bunu beklemiyordum.'

Normalde hiç böyle davranmazdı. Son zamanlarda geçirdiği şeyler sayesinde Weig, Lubella'nın durumu iyi bir şekilde idare edeceğini düşünmüştü ama böyle konuşabildiğini hiç bilmiyordu.

Kelimelerinin yarattığı etki inanılmazdı. Windne'nin soluk alıp verişi adeta etrafta yankılanıyordu. Öfkesinden ne yapacağını şaşırmış gibi duruyordu.

Windne, Lubella'ya dik dik baktı. Eski Lubella olsaydı korkardı, ama şaşırtıcı bir şekilde hiçbir şey hissetmedi. Sude'un zehir saçan gözleri ve Grotim'in dehşet uyandıran küfürlerinin yanında bu hiçbir şeydi.

“...Öyle ya. Böyle düşünmen ne güzel.”

Windne sonunda ağzını açtı. Ses tonunun donukluğundan gerçekte neler hissettiği belli oluyordu. Windne'nin kum torbası olarak kullandığı Lubella öncesinde hep söylediklerine boyun eğerdi. Ama şimdi ona karşı çıkmıştı. Windne'nin öfkesi başına vurmuştu. Lubella'nın suratını dağıtmak için her şeyi yapabilirdi.

“Bu arada, biraz değiştiğini hissediyorum. Bu yolculuk süresince bir şey kazandın mı? Bana da öğretebilir misin?” Windne'nin yüzünde sinsi ve şeytani bir gülümseme vardı. “Bence Kutsal Şövalyelerinin canlarından oluşunu izlerken kazanmışsındır. Onlar kendilerini kurban ederlerken kesinlikle değerli bir şey öğrenmişsindir, değil mi?”

Windne etkilenmiş numarası yapıyordu.

Weig, yumruğunu sıktı. Windne sırf Lubella'yı aşağılayabilmek için canlarını vermiş Kutsal Şövalyeleri bile ağzına almıştı. Çizgiyi aşıyordu. Hatta Dyner bile biraz şaşırmış görünüyordu.

Weig, buna sessiz kalamazdı. Bir şey söylemek için tam ağzını açmıştı ki—

Pat!

Net bir ses Weig'in yüreğini rahatlattı.

“...Sen!”

Kızarmış yanaklarını çekiştiren Windne öfkeden kuduruyordu. Ama Lubella hiç korkmuyordu ve soğuk soğuk Windne'ye bakmaya devam etti.

“Sen ne —!”

Dyner, Lubella'yı azarlamak istemişti ama bir kol ona engel oldu.

“Olduğun yerde dur.”

Weig'in koluydu.

“Olduğum yerde durayım mı? Nasıl böyle desin, görmüyor musun—!”

“—Azize Adayları arasındaki bir tartışmayı Azize Adayları kendi aralarında çözmeli. Bana hep böyle derdin, değil mi?”

Dyner, Weig'e gözlerini dikip dişlerini gıcırdattı ama onun ne yaptığı Weig'in umurunda değildi. Aslında Weig'in gözünde Dyner yolun üzerindeki bir karıncadan farksızdı. Bu ikili birbiri ile uğraşırken iki Azize Adayı da hareket etti.

Svişş!

Windne'nin eli havalandı ama Lubella onu yakaladı.

“Eiih! Bırak!”

Windne ellerini kurtarmaya çalıştı ama zorlandı. Vücudunu fit tutmak için düzenli olarak antrenman yapan Lubella'nın aksine Windne hiçbir şey yapmıyordu.

“Özür dile.”

“Ne?”

“Hayatını kaybedenlerden özür dile.”

Sesindeki sertlik ve soğukluk Lubella'nın ne kadar kızgın olduğunu belli ediyordu.

“Saçmalama! Niye böyle bir şey—!”

Slap!

O temiz ses bir kez daha yankılandı.

“Sen...!”

Bu sefer diğer yanağına gelmişti. Windne bir tokat daha yemeyi hiç beklememişti.

“Onlar senin aşağılayabileceğin insanlar değil. Vazgeçiyorum. Senden özür dilemeni beklemem benim aptallığım.”

Lubella ona hakaret etmişti. Attığı tokattan sonra bu hareketi herkesi ikinci kez şaşırtmıştı.

“Sör Weig. Gidelim. Zamanımızı bunlarla harcamaya hiç gerek yok.”

Lubella sert bir şekilde Windne'nin elini bıraktı ve arkasını döndü. Acıyan yanaklarını ovuşturan Windne, Lubella'nın arkasından bağırdı.

“Se-sen! Hiçbir şey yapmadan oturacağımı mı sanıyorsun?”

Lubella, “Ne yapacakmışsın bakalım?” diye dalga geçer gibi çıkıştı. “Herkese burada yaşananları mı anlatacaksın? Hayatını kaybedenleri aşağıladığını da söyleyecek misin?

Windne ağzını kapadı. Lubella normalde verdiği gibi bir tepki vermemişti, o yüzden Windne aklına ilk gelen şeyi söyleyivermişti; kendisi bile çizgiyi aştığının farkındaydı. Ve insanlar bunu duyarsa ne diyeceklerini de biliyordu.

“Yoksa arkamdan dedikodu mu döndüreceksin? İnsanların beni nasıl gördüğünü bilmiyor musun? Sence sana mı inanırlar yoksa bana mı?”

“…”

“Yine de bir şeyler yapmak istiyorsan sana engel olmayacağım. Geçmişte aramızda geçen her şeyi önüne çıkartabilirim. Korkak olduğum için bana söylediğin hiçbir şeyi unutmadım.”

Windne diyecek bir şey bulamadı. Lubella'nın dediği gibi gerçeği ortaya koymak için birbirileriyle yarışırlarsa kesinlikle kaybederdi. Lubella iman, statü, beceri dahil olmak üzere her konuda ondan üstündü.

“Diyecek bir şeyin yok diye düşünüyorum.”

Lubella o kadar hızlı bir şekilde arkasını döndü ki 'svişş' diye bir ses çıktı ve gözden kayboldu. Weig göğsünü kabartarak onun arkasından gitti. Bahçede yalnızca yağmurda dikilen eziklere benzeyen iki acınası insan kaldı.