Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

4. Bölüm 4

Çevirmen: Andromeda / Editor: T4icho

Zich hizmetçiye doğru yöneldi, adım adım ilerledi.

Hareketlerinde en küçük bir tereddüt belirtisi yoktu. Attığı her adım ölüm saçıyordu. Herkes ancak o zaman Zich’in ağzından çıkanların ve hareketlerinin asilik ya da mecaz olmadığını, gerçekten de hizmetçiyi öldürmeyi kafaya koyduğunu anladı.

“Ha-hanımefendim!”

Hizmetçinin feryadı üzerine Kontes girdiği transtan çıktı.

“D-Dur! Sana dur dedim! Ebeveynlerinin önünde nasıl olur da kan dökmeye cüret edersin? Böyle kaba davranmayı nereden öğrendin?”

“Sevgili Annem, ebeveynlerimin önünde kan dökmeye nasıl mı cüret ederim? Anne, hizmetçiyi uygun bir yerde öldürüp işini bitirecektim. Anne, her ne kadar bu durum benim de kalbimi yaralamış olsa da, bana, yüce Steelwall ailesinin —Asıl. Kan bağı olan. Varisine.— yapılan bir hakarete nasıl göz yumarım?

Zich Kontes’in itirazlarına kurnazlıkla cevap verdi.

“Hans sana nasıl hakaret etmiş olabilir?! Bu çocuk asla böyle bir şey yapmaz!”

‘Ah, hizmetçinin neden burnu havada gezdiği şimdi anlaşıldı. Kontes’in adamlarından biri.’

Hans’ın Kontes'in başta beraberinde getirdiği hizmetçilerden birinin çocuğu ya da akrabası olma olasılığı yüksekti.

“E-evet! Soylu bir aileye nasıl hakaret etmeye cüret edebilirim!”

Hans yere kapaklandı. Sırtından terler akıyordu—hiçbir şey yolunda gitmiyordu.

Sadece kendisine zarar verdiği için Zich'e bir ders vermek ve aynı zamanda Greig'in varis olmasına destek çıkmak için Zich'in itibarını zedelemek istemişti. Her şey normal olsaydı, Zich başını öne eğer, bahaneler uydururdu; ve ne kadar bahane bulursa bulsun Kont şövalyenin ve Hans'ın sözlerine inanıp Zich’i azarlardı.

Ancak durum Zich’in arsızlığı yüzünden tam tersine dönmüştü. Hans, Zich’in Kont’un önünde kılıç sallamaya cesaret ettiğine inanamadı. Sonuç olarak durum şu anda Zich’in lehineydi.

Zich’in dediği gibi, Hans yaptığı şey ile gerçekten ölüm cezasını hak ediyordu. Zich’in çekingenliği ve aile içerisinde zayıf bir pozisyonda olması nedeniyle bu zamana kadar Hans’ın yaptıkları yanına kar kalmıştı. Ama şimdi ya Zich hakikaten onu öldürmeyi kafasına koyduysa? Ya Kontes işler Zich’in lehine geliştiği için onu korumayı başaramazsa?

‘Yanlış bir şey söylersem gerçekten de canımdan olabilirim!’

Hans nihayet durumun ciddiyetinin farkına varmaya başlamıştı.

“Rahatlıkla söyleyebilirim ki genç efendiye ne kötü bir söz söyledim ne de küstahça davrandım!”

“Yani, yalan söylediğimi mi ima ediyorsun?”

“B-bu...!”

Hans, ‘Tabii ki de!’ diye haykırmak istedi ama Zich’in soğuk bakışları karşısında dili tutuldu. Tam bu anda uzaktan başka bir ses geldi ve Hans’ın yerine cevap verdi.

“Evet, doğru. Genç efendi yalan söylüyor.”

Ses kulağa çaresiz geliyordu. İnsanlar kimin konuştuğunu görmek için döndüler ve Hans sanki bir kurtarıcı onu cehennemden kurtarmaya gelmiş gibi arkasına baktı.

‘Bu o, neydi adı—Şövalye Byner.’

Konuşan, Zich’in dövdüğü diğer kişi, Byner’dı.

Zich odaya girdiğinde Byner ona öfke dolu gözlerle dik dik bakmıştı. Ama şimdi olaylar Zich’in lehine geliştiğinden o öfkeli bakış şiddetini kaybetmeye başlamıştı.

Zich, Byner’a memnuniyet içinde baktı.

‘Fazla çaresiz görünmüyor musunuz? Muhtemelen size karşı adi numaralar kullandığım için bana bir ders vermek istiyorsunuz ama işler planladığınız gibi gitmiyor, değil mi?’

Şu anlık Hans’ın yaptıklarına odaklanmışlardı ama Zich’in söylediklerine göre Byner da bir soyluya hakaret etmekle suçlanıyordu.

Şövalyeler de bir nebze soylu sınıfına ait olarak kabul edildiğinden bir hizmetçi gibi kafası uçurulmazdı. Ancak Byner, Zich’e doğrudan zarar vermeye çalışmıştı. Tabii ki de Byner’ın niyeti Zich’i ciddi bir şekilde yaralamak değildi ve yaptığı şeyler Kont ve Kontes’in kolaylıkla örtbas edebileceği sınırlar içerisindeydi.

Hayır, eğer Zich her zamanki gibi davransaydı Kont’un önünde karşı çıkmaya bile cesaret edemezdi. Ama Byner’ın beklentilerinin aksine olay garip bir hal almıştı ve şimdi Zich’in dövdüğü hizmetçi dizlerinin üzerindeydi ve yerde tir tir titriyordu. Ya hizmetçi işlediği suçlardan dolayı ceza alırsa? Ya bu Byner’ın da ceza almasına sebep olursa?

‘Benim bile ceza almaktan bir kaçışım olmayabilir.’

Byner’ın kalbini gitgide büyüyen bir güvensizlik kapladı. Belki de hala deneyimsiz ve genç bir şövalye olduğu içindi.

“Bu doğru mu, Sör Byner?”

Beklentisi yüzünden okunan Kontes, Byner’ı devam etmesi için teşvik etti. Bir şövalyenin sözleri bir hizmetçinin sözlerinden daha değerliydi.

“Evet, leydim! Hans’ın ve benim de dediğim gibi, Zich bize saldırdı.”

“Bir şövalyenin tek taraflı bir saldırıya uğradığını duymak ne kadar da komik. Steelwall şövalyelerinin seviyesi bu kadar mı düştü?”

Zich’in alaylı konuşmasıyla Byner’ın yüzü sanki patlayacakmış gibi şişti. Zich’in sözleri üzerine Kont bile sinirli bir şekilde homurdandı.

“B-bu sen adil olmayan bir şekilde...”

“Hahahahah! Adil olmayan bir şekilde— ve bunu diyen bir Steelwall şövalyesi öyle mi! Savaş alanında da adil olmaktan bahsedecek misin? Bir Steelwall şövalyesinin başkentteki eziklerle aynı bahaneleri ürettiğine inanamıyorum!”

Zich herkes onu duyabilsin diye abartılı bir kahkaha patlattı. Byner’ın yüzü daha da şişti. Zich onu başkentteki şövalyelerle kıyasladığında Byner öyle utanmıştı ki zangır zangır titremeye başladı.

Steelwall’un şövalyeleri konu deneyim olduğunda oldukça gururluydular çünkü başkentin şövalyelerinin hiç savaş deneyimi yoktu. Bu bilgiyi kullanarak Zich, bir Steelwall şövalyesi olarak direkt Byner’ın gururuna saldırmış oluyordu.

“Ne dersen de, bu bize tek taraflı bir şekilde saldırdığın gerçeğini değiştirmez!”

Byner artık şiddetle sözlerini tükürüyordu.

“Buna ne diyeceksin?”

“Baba, yalan söylediği çok bariz değil mi? Cezalandırılmaktan korkuyor, bu yüzden hiç utanmadan mazeret uydurmaya çalışıyor.

“Hayır, bu doğru değil! Asıl yalan söyleyen genç efendidir!”

İki zıt taraf şiddetle kavga ediyordu. Her ne kadar Byner’ın sözleri utanç ve mahcubiyet dolu olsa da söylediği yalanlar bir şövalye olduğundan bir nebze ciddiye alınabilirdi.

“Baba, sen de Sör Byner’ın sözlerinin daha güvenilir olduğunu düşünmüyor musun? O bir şövalye, eminim senin yüzüne yalan söylemeye cesaret edemez.”

Bu zamana kadar sessizliğini koruyan Greig birden araya girdi.

‘Evet, burnunu sokmaman garip olurdu zaten.’

Zich ne zaman iki arada bir derede kalsa Greig, durumun daha da kötüye gitmesini sağlayan baş karakterdi. Zich’in kardeşine dair hatırladığı tablo buydu.

“E-Evet, doğru!”

Greig’in desteğiyle Byner’ın yüzü aydınlandı. Uzaktan Zich ve Greig göz göze geldi. Greig gülümsedi. Küstahça ve sinsice bir gülümsemeydi. Ama Greig’in kışkırtması zamanda geriye gitmiş Zich’e çocukça ve gülünç geliyordu.

Zich tamamen kendinden emin bir gülümsemeyle karşılık verdi ve Greig donakaldı. Greig ne zaman onun hayatını zorlaştırsa Zich utanç dolu bir suratla başını eğerdi.

Ama bu geçmişte kalmıştı. Greig’in Zich için hiçbir önemi yoktu.

‘Eh, hep böyle geldi böyle gitti.’

Başlangıçta kimse onun tarafında değildi. İnsanlar Zich’in ani değişimi karşısında bir anlığına afallamışlardı.

Atmosferin yine kendi aleyhine değişmeye başladığını fark eden Zich işi artık bitirmeye karar verdi.

‘Her şeyden önce, hizmetçinin kafasını uçurmayı ya da bir şövalyeyi alt etmeyi gerçekten planlamıyordum.’

Tabii, şu an için planlamıyorum.

Zich Byner’a doğru yöneldi. Zich de Byner da kılıçlarını çıkarmış olduğundan ortam bir anda gerildi. Her an bir kılıç düellosu çıkabilirdi.

“Ne yapacaksın!”

Tahmin edilebileceği gibi Kont, Zich’i durdurmak için bağırdı. Ama Zich sanki Kont’u duymamış gibi Byner’ın önünde dikildi. Keskin ama afallamış gözlerle Byner, Zich’i izlemeye devam etti ve kılıcını hazırladı.

“Hey.”

“N-ne?”

Zich’in kılıcını kaldırmaya yeltenmediğini gören Byner rahatlamış bir halde, “Hatalarını kabul etmeyi hiç düşünmüyorsun, değil mi?” dedi.

“Yemin ediyorum ki yalan söylemedim.”

“Evet, tabii. Onurunu satmış rezil bir şövalyeden doğruyu söylemesi beklenemez zaten.”

Bir kez daha Byner’ın yüzü kızarmaya başladı.

‘Tepkisine bakılırsa belki de o kadar rezil değildir.’

Zich onun yerinde olsaydı böyle hafif bir yalan için bu kadar bariz bir tepki göstermezdi.

‘Ne kadar da masum bir serseri.’

Masumiyeti biraz sevimliydi. Ama işlediği suçları haklı çıkaramazdı.

‘Aynı zamanda bana zarar vermeye çalıştığı gerçeğini de değiştirmiyor.’

Korkunç bir karaktere sahip olan Zich onu alt etmeye çalışan hiç kimseyi asla affetmezdi.

“Kimin haklı olduğunu yalnızca sözlere bakarak tartışmayı bırakalım. Bu meseleyi çözüme kavuşturmamızın daha iyi bir yolu yok mu?”

Zich kılıcını kaldırdı ve nazikçe Byner’ın kılıcına vurdu.

“...Bunu bir düelloyla mı halletmemizi öneriyorsun?”

“Evet. Öyle.”

“Kafayı mı yedin?”

Byner, şövalyelerin en genç olanıydı. Sınırlı deneyime sahip olmasına rağmen genç yaşta bir şövalye olarak atanmış olması onun bir dahi olduğunu gösteriyordu. Zich diğer her şeye şüpheyle bakıyor olsa da Byner’ın becerikli bir savaşçı olduğu kesindi. Üstelik, Kontes'in el altından çevirdiği oyunlar nedeniyle Zich, hiç düzgün bir şekilde kılıç dövüşünü öğrenme fırsatını yakalayamamıştı.

Tüm bunlara rağmen Zich şövalyeyi bir düelloya davet etti.

“Kafayı yediğimi nasıl söyleyebilirsin ki? Yakın zamanda ensene aldığın bir darbeyle yere yığılan sen değil miydin? Ağzından böyle saçmalıklar çıkarken nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?”

Byner’ın yüzü ekşidi. Silah arkadaşları bu olay yüzünden onu küçük düşürmüş ve onunla alay etmişlerdi.

“Pekala! Düello yapalım!"

Zich omuz silkti ve arkasına dönüp Kont'a baktı.

"Baba, gördüğün üzere bir anlaşmaya vardık. Lütfen düello yapmamız için uygun bir zaman ve yer bulun.”

"Sen ciddi misin?"

“Be adam, neden sen de bu serseri gibi bana bu kadar tepeden bakıyorsun? Düelloya davet etmemin tek sebebi kazanacağımı düşünüyor olmam. Bu muhallebi çocuğunun kafasının arkasına öyle bir vurdum ki bayılıp kaldı.”

“…Pekala. O halde düello yapın.”

Kont onları durdurmak için çabalamadı.

‘Zich, Byner’ı fazlasıyla hafife alıyor.’

Kont dahi Byner'ın dikkatsizliği yüzünden Zich’ten nasıl dayak yediğini duymuştu.

Asilce bir dövüş değildi ama Kont dövüşün detaylarını dinlerken başıyla onay verdi. Steelwall Kont’u olarak Krallığı koruyan metal bir kale, klanının lideri ve bütün hayatını Krallığa girmeye çalışan davetsiz misafirleri püskürtmeye adamış bir savaşçı olarak ün salmıştı. Onun için korkakça ya da kirli dövüş yoktu. Sırf bu sebepten dolayı Kont, Zich’in Byner üzerindeki zaferini kabul etmeye hazırdı.

‘Ama hepsi bundan ibaret.’

Zich adil bir dövüşte bir şövalyeyi yenemezdi. Kont, Zich’in kibrinin kurbanı olduğunu düşündü.

‘Onun için iyi bir ders olacağını sanıyorum.’

Kont, Zich’ten hiçbir zaman hoşlanmamıştı. Bu düelloyu kaybederse Zich’in ne kadar rezil olacağına üzülmüyordu. Dahası, Zich’in yenilmesiyle beraber Greig’in varis olarak Zich’in yerine geçmesi daha kolay olacaktı.

‘Eğer hatalarını örtbas etmek için bir şövalyeyle kazanma imkanı dahi olmadığı bir düelloya girip kaybederse Zich’in itibarı yerle bir olacak.”

Kont başta Byner'a ve hizmetçiye vurduğu için Zich'i ciddi bir şekilde azarlamayı planlamıştı, ama bu da kötü bir sonuç değil diye düşündü. Zich kaybederse, Byner'ın iddiaları doğru olurdu ve Kont, Zich'i istediği zaman cezalandırabilirdi.

"Uygun bir zaman ve yer bulacağım.

“O halde bunu size bırakıyorum.”

Zich, kılıcı yerine bıraktı. Hareketlerinde en küçük bir boyun eğme ya da alçakgönüllülük belirtisi yoktu. Gittiği her yerde insanların gözleri doğal olarak onun üzerindeydi.

“...Değiştin,” diye mırıldandı Kont. Çıkışa doğru ilerleyen Zich kafasını çevirdi.

"Çünkü böyle devam edersem hiçbir şey kazanamayacağımı anladım. Enerjimi başkalarını memnun etmeye ve kendimi aptal yerine koymaya harcamamın hiçbir alemi yok."

Önceki konuşmalarını düşünen Kont, açık bir huzursuzluk içinde, "Hiçbir şey kazanamayacağını mı? Tahtı mı kastediyorsun?”

Zich, sinsice gülümsedi.

"Önyargıların çelik savaş lordu olarak anılan seni bile kör etmiş ve ailevi meselelerin hakkında net bir yargıya varamaz hale gelmişsin."

“Ne?”

"Sevgili Baba, sana söylediğim hiçbir şey şu anda kafana girmeyecek. Umarım nasıl istiyorsan öyle düşünmeye devam edersin.”

Abartılı bir şekilde eğildi, ve odayı terk etti.