Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

45. Bölüm 45

Çevirmen: Andromeda / Editor: T4icho

Zich, pencereden atladıktan sonra biraz koştu ve çatının birine tırmandı. Pelerinli figürleri çatılarda kovalamaya başladı. Onları yakalamak zor olmadı çünkü Snoc’un yükü onları yavaşlatıyordu.

Zich, onlara yaklaşınca, “Hey! Niye biraz sohbet etmiyoruz? Taşıdığınız o yükle halletmem gereken bir mesele var!” diye bağırdı.

Deneyimlerinden yardım alarak bu adamların tavırlarına bakınca onların kötü işler peşinde olduğunu anlayabilirdi. Ancak, Lubella’nın ona tavsiye ettiği gibi ilk önce onlarla konuşmayı denemek istedi.

Zich iyi niyet göstermesine rağmen pelerinli figürler silahlarını çıkardı.

Klang!

Zich’in kendi kılıcını çıkarmasına gerek yoktu. Havada uçan bir hançeri aralarındaki havayı iterek durdurdu. Bir daire çizerek dönen hançeri Zich yakaladı.

“Bunu düşürdün!”

Zich, hançere biraz mana aktardıktan sonra onlara doğru fırlattı. Güçlenen hançer inanılmaz bir hızla onlara doğru uçtu.

“Uff!”

En arkada kalan figür hançerin hedefi oldu. Minik bir çığlık atıp çatıdan aşağı yuvarlandı. Diğer figürler durup çatıdan aşağı atladılar.

‘Saldıracaklarına ilk iş tabanları yağlamaları lazımdı.’

Zich de sokağa inip onları takip etmeye devam etti. Karanlık sokak arasında Zich ve pelerinli figürler karşı karşıya geldi.

Zich ellerini beline koyup, “Kimsiniz siz?” diye sordu.

Ama cevap gelmedi. Grubun lideri gibi görünün bir adam öne çıktı. Zich bilmiyordu ama bu adam o gün Drew’u katleden adamdı. Adam, ölen arkadaşını bir iki kez tekmeledi ve ceset diğer tarafa döndü. Cesedin ensesinde bir hançer vardı.

‘Birbirileriyle pek de sıkı fıkı olmayan bir örgüt herhalde.’

Zich, adamın yoldaşlarından birinin cesedini tekmelediğini görünce böyle düşünmüştü. Adam Zich’e onu öldürecekmiş gibi bakıyordu, Zich ise omuz silkerek cevap verdi.

“Yoldaşların bana sürpriz bir hediye sundular. O kadar duygulandım ki ben de bir şey vermek istedim. Yaptıklarımdan pişmanım. Bu kadar duygulanıp öleceklerini tahmin edemedim.”

“Öldürün onu.”

Adamın emri üzerine diğer figürler hançerlerini çıkarmaya başladılar.

“Hareketlerinize bakılırsa hepiniz suikastçısınız. Bir suikastçının bir madenci ile ne işi olur ki? Kaçırdığınız adam salak diyebileceğiniz kadar saf kalpli bir insan, kimseye zarar vermiş olamaz.”

“…”

“Piçler. Ağzınızı açıp cevap veremiyor musunuz?”

Yumruk!

Adamlardan birinden sert bir ses geldi. Zich, yumruğunu ona doğru hücum eden suikastçının yüzüne indirmişti. Birisi sanki onu arkadan çekiştirmiş gibi suikastçı geriye doğru uçtu ve hançeri yere düştü.

“Suikastçılardan da bu beklenirdi. Durumu değerlendirmekte harikasınız.”

Ona saldırmaya çalışmış olsalar da şimdi mesafelerini koruyorlardı. Hepsi Zich’in çok yetenekli bir dövüşçü olduğunu anlamıştı.

“Suikastçılar normalde kurbanlarının işini bitirdikten sonra hemen geri çekilirler, öyle değil mi? Siz öyle yapmıyorsunuz.”

Zich güldü.

“Hiçbiriniz sıradan suikastçılar değilsiniz, haklı mıyım? Hangi örgüttensiniz?

Boom!

Aniden bir ateş topu Zich’in üzerinde patladı. Sihir kullanılmıştı. Yalnızca suikastçı taktikleri görmeyi bekleyen birini kesinlikle gafil avlayacak bir hareketti bu.

“Ne bu?”

Bam!

Zich, bir sivri sineği kovarmış gibi ellerini sallayarak ateş topuna vurdu. Ateş topu yerde biraz daha yandıktan sonra söndü.

Suikastçılar Zich’in bu saldırıyı bu kadar kolay engellemesine şaşırmışlardı.

“Bir saniye, sihir kullanan suikastçılar mı? Böyleleri illa ki vardır ama insanın karşısına çok nadir çıkar. Üstelik hiçbiriniz sihirli sözler bile söylemedi; büyüde bu kadar yetenekli olan birinin suikastçılık yapması pek de görülen bir şey değil.”

Zich, seçenekleri kafasında elemeye başladı ve şaşkın bir sesle devam etti, “Aranızdan birinin sihirli bir eseri mi var? Böyle güçlü büyülü saldırılar yapabilen bir eser?”

Sihirli eserler nadir bulunurdu, ve böyle güçlü saldırılar yapabilenler daha da nadirdi. Ama Zich’i şaşırtan şey sihirli eser değildi. Zamanda geri gitmeden önce bu suikastçıların kullandığı eserden çok daha değerli ve güçlü eserler görmüştü. Ancak, Zich’i şaşırtan tek bir şey vardı—

“Kafam almıyor. Alt tarafı bir madenciyi kaçırmak için mi hepiniz bir araya gelip böylesine üst düzey bir sihirli eser kullandınız?”

Bu suikastçılar, Snoc gibi bir madenciyi kaçırmak, ona işkence yapmak, hatta onu öldürmek için fazla üst düzey kalıyordu. Zich iyice şüphelenmeye başlamıştı ama derhal bir karar vermesi gerektiğini düşündü.

“Eh, neyse. Hepinizi yakalayıp siz sorularımı cevaplayana kadar sizi döveceğim.”

Svişş!

Zich kılıcını çıkardı. Kılıca yansıyan ışık kılıcın ne kadar keskin olduğunu belli ediyordu. Grubun lideri olduğunu düşündüğü adam Zich’in kılıcına birkaç saniye baktı, sonra ağzını açtı.

“...Siz üçünüz kalın. Diğerleri plana göre hareket etsin.”

Zich’e yakın üç figür ona doğru ilerledi. Lider, üçünü orada bırakıp diğerleriyle beraber çatıya tırmanmaya başladı.

“Sadece biraz konuşmak istiyorum. Birazcık sohbet etmek bu kadar zor olmamalı.”

Zich kaç kere rica etmişti, en azından dinliyormuş gibi yapsalar daha kibar olurdu.

‘Yani bir suikastçıdan da görgülü davranmasını beklemek komik olur.’

Zich, uzaklaşan gruba baktı, sonra dikkatini önündeki üçlüye çevirdi.

“Sanırım plana göre siz üçünüz diğerleri kaçabilsin diye canınızı tehlikeye atacaksınız ama...”

Zich, kılıcını birkaç kez hafifçe salladı. Bedenini alçaltıp ağırlığını öne verdi.

“Sizce böyle bir şey mümkün olabilir mi?”

Bang!

Zich, içindeki tüm gücü birleştirdi, böylelikle bir güç dalgası yayabilecekti. Üç suikastçı ona doğru ilerledi.

Vhişş!

Zich, keskin hareketlerle kılıcını salladı. Suikastçıların biri Zich’in hamlesini hançeriyle bloke etmeye çalıştı. Diğer ikisi ise ona yandan saldırmaya çalıştı. Mavi hançerleri zehirli yılanlar gibi sallandı— beraber iyi bir iş çıkarıyorlardı.

Zich Snoc’u kurtarmak zorunda olmasaydı onlara oynamaya devam edebilirdi. Ama şu an buna ayıracak vakti yoktu.

Zing.

Mana, Zich’in kılıcına akmaya başladı. Kılıç ucuna kadar manayla dolana kadar manasını aktarmaya devam etti.

Ziiing!

Kılıcı çevreleyen mana kılıcın etrafında bir testere misali döndü. Keskinliği birkaç kat artmıştı.

Zing! Zing! Zing! Zing! 

Kısa bir süre içerisinde dört kesme sesi duyuldu. İlki hançeri ve hançerin sahibini kesti. Sonraki biraz daha ileriye gidip ikinci hançeri ve tutan kişiyi kesti.

Fışş!

Kan, yağmur misali boşaldı. İki suikastçının ikiye bölünen bedenleri sırasıyla yere yığıldı. Etraf kan gölüne döndü.

Zich, üçüncü suikastçının hamlelerinden kolaylıkla kaçındı ve cesetlerden birine doğru eğildi. Geriye kalan suikastçı Zich’ten olabildiğince uzak durmaya çalışıyordu.

“N-Ne…!”

Şaşkınlıktan donakalmıştı. Her zaman sakinliğini koruması gerektiğini öğrenmiş olsa da iki yoldaşının saniyeler içinde peynir gibi doğranmış olduğunu görünce şoka uğramıştı. Ama Zich kılıcına bakıp kaşlarını çattı.

‘Çok dayanıklılar. İnanılmaz.’

Üç suikastçının da yetenekleri ve taşıdıkları silahlar harikaydı. Suikastçılar genelde başa baş mücadelelere girmekte o kadar iyi olmasalar da hepsi dövüş sanatlarında çok iyilerdi. Zich, bu adamların nereden gelmiş olabileceğini merak ediyordu.

“Bir dakika.”

Zich, baş parmağı ile kafasına vurdu. Bu şehre gelmesinin sebebi çok yakında bir felaketin bu şehri vuracak olmasıydı. Bu suikastçıların herhangi bir şekilde felaketle bağlantılarının olması çok muhtemeldi.

“Siz ‘Yeryüzü’nün Tiranı, Nowem’in adamları mısınız?”

Yeryüzü’nün Tiranı, Nowem.

Bu sıralarda baş göstermiş Şeytan Halkının insanlarından biriydi. İsminden de anlaşılacağı gibi toprağın gücünü kullanmış ve ilk kez Suol’de kendisini göstermişti. Ortaya çıkar çıkmak Suol’u yerle bir etmiş ve Iruce Madenine yerleşmişti. Neyse ki bu madenden dışarı adımını atmamıştı o yüzden büyük bir tehlike arz etmiyordu.

Nowem oraya yerleştikten sonra Krallık pek çok kez Iruce Madenini geri almak için uğraşmıştı. Iruce Madenindeki demir yatakları çok önemli bir kaynaktı. Ancak Suol’e gönderilen askerlerin hiçbiri oradan sağ çıkmadı. Nowem’in madendeki gizli gücü çok fazlaydı.

Krallık, Iruce Madenini geri kazanmak için çabalamaya devam ederken Nowem’in sahip olduğu gerçek gücü ve ana vatanına dönerse ne kadar güçlü olabileceğinin farkına vardı.

‘Krallık en sonunda bu yüzden çöktü.’

Krallık’ın Suol yıkıldıktan sonra kaybettiği kaynaklar Krallık’ın da sonunu getirdi. Üstelik, Iruce Madenini geri alma görevinden kaçan askerler ve ordular da Krallık’ı zayıflattı ve düşüşünü hızlandırdı.

Bu zamanlarda Şeytan Halkı kalabalık olmasına rağmen (o kadar kalabalıklardı ki bu döneme 'Şeytan Halkı Dönemi' deniyordu), bir Şeytan Halkından birinin koca bir Krallığı yok etmesi nadir görülen bir şeydi. Bir Krallık’ı yıkıma uğratan bir Şeytan Kişisi olarak Nowem gücüyle nam saldı.

‘Şeytan Halkının yükselişinde bu suikastçıların da parmağı olabilir… çünkü Şeytan Halkı bu zamanlarda baş göstermeye başlamıştı.’

Geriye kalan suikastçı Zich’in sorusu karşısında donakaldığında Zich tahmininin doğru olduğunu anlamıştı.

Üstüne, suikastçı kendisini tutamayıp bağırdı, “...Sen bunu nereden biliyorsun!”

“Hey, bilgi alışverişi yapsak olmaz mı? Sen bana bildiklerini söyle, ben de sana bu bilgiye nereden ulaştığımı söyleyeyim.”

“…”

“Biliyordum.”

Zich, suikastçının hançerini kaldırdığını görünce dilini şıklattı.

‘Sanırım Snoc’u kaçıranların peşinden gitsem daha iyi olacak. Onlardan istediğim bilgiyi alabilirim.’

Üstelik o grubun içinde liderleri de vardı ve aralarındaki en bilgili kişi o olmalıydı.

Tap!

Zich ayaklarını oynattı. Manasını bir kez daha kılıcının en uç noktasına kadar aktardı. Kılıcında gezinen mana miktarını artırdı. Zich suikastçıya doğru koşarken suikastçı da ona doğru geliyordu. Zich’in mana ile dolu kılıcının yanında suikastçının hançeri çok ezik kalıyordu.

Aralarındaki mesafe bir hayli kısalmıştı. Zich olduğu yerden suikastçının pelerininin sakladığı gözlerini görebiliyordu.

‘Bir şeyler gizliyor.’

Suikastçı, gizli bir B planı varmış gibi görünüyordu. Hareketleri azimliydi.

Kay.

Suikastçının eli pelerininin içine doğru uzandı. Ancak suikastçı çıkarmak istediği şeyi çıkarana kadar Zich onu öldürmek için kılıcını savurmuştu. Ancak Zich geç kalmıştı.

Onları sarmalayan mana giderek vahşileşti. Suikastçının pelerini dalgalanmaya ve genişlemeye başladı.

Boom!

Bir patlama yaşandı. Bombanın etkilediği alan küçüktü ama çok güçlü bir bombaydı. Direkt olarak temas eden biri hiç şüphesiz bir saniye içinde parçalara ayrılırdı.

Biraz zaman geçtikten sonra patlama etkisini kaybetmeye başladı. Patlamanın sebep olduğu ışık ve ses giderek azaldı. Yalnızca hafif bir parlama görünüyordu. Zich, bu ışığın içerisinden çıktı. Sadece kıyafetlerinin bazı yerleri yırtılmıştı. Üzerindeki tozu silkeledi ve sinir olmuş bir şekilde yere tükürdü.

‘Kendi hayatlarını bile düşünmeyen suikastçılardan da bu beklenir, kendilerini de imha ederler.’

Zich, suikastçının bedeninden eser kalmadığını görünce dilini şıklattı. Suikastçının intiharının tek yapabildiği şey Zich’in kıyafetlerine zarar vermek olmuştu, üzücüydü.

‘Ama intihar yöntemleri bile üst düzey.’

Bu suikastçı gibi bir intihar girişiminde bulunmak çok beceri gerektiren bi işti; mananızı patlama gerçekleşene kadar bir kasırga gibi döndürmeniz gerekiyordu. Ama suikastçı patlamadan önce pelerininin içine doğru uzandığı için muhtemelen sihirli bir eser kullanmıştı. Diğer yandan, bu grubu destekleyen kişiler iki üst düzey sihirli eseri hiç düşünmeden böyle bir grubun eline verebildiğine göre çok güçlü insanlar olmalıydılar.

‘Bu iş kimin başının altından çıktı bulmam gerek.’

Zich, böylelikle diğer suikastçıların peşine düştü.