Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

21. Bölüm Sonbaharın Yeni Öğrencileri (2)

Çevirmen: Shuiqui / Editor: Güz

“Yani? Artık daha rahat konuşacaksın değil mi?”

“Mmm... Tamam, evet.”

“O halde bana adımla seslenebilirsin değil mi? Adım Shina, Shina Gren Ehuir.”

“Pekala, Shina. Tanıştığıma çok memnun oldum. Adım Kang Shin. Veliaht Prens gibi utanç verici bir isim yerine Shin’i kullanabilirsin.”

“Tamamdır, Shin!”

Shina’yla tanışırken, Luka kıtasından olan diğer kaşifler sinirlenmiş görünüyorlardı.

“Bekle...”

“Olamaz...”

“Ö-öhöm.”

“... Eh? Yanlış bir şey mi yaptım?”

Kafamı eğip sorduğumda, hepsinin aynı anda ağzı seyirdi. Ancak hemen laflarını yuttular ve sadece bir kişi garip bir sesle cevap verdi.

“Bir... Bir şey yok.”

“Bunu duyduğuma sevindim. Shina, yanlış bir şey yapmadım değil mi?”

“Kafana takma! Huhu, Kara Fare-İnsan’ın ne kadar güçlü olduğunu duyduktan sonra gergindim ama yanımda sen varken hiçbir şeyden korkmuyorum!”

Shina bir anda cevabı yapıştırdıktan sonra hızlıca konuyu değiştirmeye çalıştı. Haklıydı. Geçmişi bir kenara bırakıp önümüzdeki lider savaşına odaklanmalıydık. Shina'nın bana Palludia'yı hatırlattığı ya da bir hafta önce onunla bağlantı kurmayı tamamen unuttuğum gerçeği de önemli değildi.

... Palludia'nın beni affetmesi için yalvarmaya başlamalıyım. Hayır, bu saçmalık. Birbirimizle ara sıra iletişim kurmak için yeterli yakınlığa sahibiz. Şey en iyisi, önce Kara Fare-İnsan’a odaklanmak.

Shina iki yıl öncesine kadar küçük bir kız olmasına rağmen, artık mükemmel bir parti lideriydi. Kara Fare-İnsan’la alakalı tüm bilgileri toplayıp onları en ufak detayına kadar kullanmaya çalışarak bir savaş planı hazırladı. Her bir parti üyesinin yeteneklerini hesapladı ve her birine ne zaman ne yapması gerektiğini gösterdi. Bu her liderin gerçekleştirebileceği bir şey değildi.

“Gitmeye hazır mıyız? Shin, millet?”

“Evet, ben hazırım.”

“Evet!”

“Hadi gidelim!”

“Keyfinizi kaçıracağım için üzgünüm fakat partiyle hareket etmeyi düşünmüyorum. Amacım Kara Fare-İnsan’ı, 10. kattaki Hayalet Kraliçe’den daha hızlı fethetmek.”

Kendime bir aylık bir süre vermiştim. Tabii ki bu süre 20. kata çıkmak için harcayacağım süreyi kapsamıyordu. Kara Fare-İnsan’ı 16. seviyede tek başıma yenebilmenin imkansız olduğunun farkındaydım.

Her zamanki gibi, her baskında partideki insan sayısını yavaşça azaltmayı planlıyordum. Tabi bunu, fare liderinin Sıkıştırma İksiri ya da Ruh Saflaştırma İksiri gibi bir nesneyi düşürmediğini varsayarak yapıyordum.

Bununla birlikte, yalnız başıma hareket etsem dahi diğer parti üyelerini kasten suçlamak ya da onları engellemek gibi şeylerden tamamıyla kaçınacaktım. Teknik olarak, bir şekilde parti liderinin planını takip edecektim. Ancak... İşleri Shina’nın planındaki gibi yavaşça halletmeyecektim.

“Tamamdır... Hadi gidelim!”

Lider odasının kapısı aralandığı anda içeri doğru koştum. Her ne kadar rahipler temel güç arttırıcı büyülerle başlamış olsalar da, çoktan koşmaya başlamıştım. Eğer lideri tek başıma yenmek istiyorsam, bu güç arttırıcı büyüler olmaksızın gücümü ölçmem gerekiyordu.

“Kikik, insan... Kugagak!”

Mızrağımı karşıma çıkan ilk fareye sapladım. Ork Lideri’nin Kılıcı’nı 6. kattan beri hala etkili bir şekilde kullanıyordum. Farelerin yüksek hasar ve büyük manevra kabiliyeti olsa da düşük savunmaları vardı.

Bu sayede, tek darbede hemen bir fareyi öldürdüm. Mana gerçekten harika bir lütuftu. Sadece mızrağımı hafifçe sarmasına rağmen, böylesine bir etki yaratıyordu.

“Vaay, Veliaht Prens.”

“Güçlendirici büyülerden yararlanmamıştın değil mi? Bu büyüler olmaksızın o fareyi tek vuruşta gerçekten öldürdün mü?”

“Ah, Shin, çok havalısın!”

“L-lider kendine gel!”

Parti üyeleri harekete geçmeye başladı. Benden daha yavaş olsalar da yine de fareleri öldürmeyi başarıyorlardı. Daha önce Kara Fare-İnsan’la bir kez karşılaşmıştım. Baskının ilerleyişini ya da liderin nasıl savaştığını henüz tam olarak bilmiyordum. Baskının akışını tamamen kavramadan önce, onlara ihtiyacım vardı.

Yapmam gereken şey açıktı. Görevim, lider odasına dağılmış olan kırk fareyi olabildiğince hızlı bir şekilde ortadan kaldırmaktı.

“Hepiniz Kara Fare-İnsan’a odaklanın. Diğer farelere saldırmayın. Size yaklaşırlarsa sadece bana geri yönlendirin, gerisini ben hallederim!”

“Veliaht Prens onları bir çırpıda öldürüyor, sanırım orada bize ihtiyacı yok.”

“Boştaki hasar sağlayıcılar, fare lidere odaklanın! Boşta kaldığında çok güçlü bir yetenek kullandığını duydum!”

“Araştırmanı iyi yapmışsın. Bir önceki parti üyelerim bunu bilmedikleri için katledildiler.” Önceki baskını tekrardan hatırlayarak, öfkemi karşımdaki farelerden çıkardım.

“Kikik, bu insanı öldürün!”

“Güçlü insan! Çok güçlü!”

“Mızrağını çalın!”

Hayaletlere ya da orklara kıyasla, Fare-İnsanlar çok daha zekiydiler. Gerçekten mızrağımı çalmaya çalışıyorlardı. Ancak fareler 11. kattan beri karşıma çıkmaya başlamışlardı ve elbette, bu ilk denemeleri değildi. Daha önce bunu hiç başaramadılar. Mızrağıma yaklaştıkları tek an, vücutlarında hissettikleri andı.

“Haaaap!”

Manamı mızrağa yönlendirerek ileriye doğru savurdum. Mana, bir anda mızrak ucuna doğru ilerleyerek bir mana bıçağı oluşturdu ve silaha doğru yaklaşan tüm fareleri dilimledi. Her ne kadar bu mana bıçağını bir saniyeden az bir süre devam ettirebiliyor olsam bile, o anlık mızrağımın uzaması yeterli oluyordu. Bunu Mızrağın Uzanışı olarak adlandırdım, fakat bu kadar anlamsız bir ismi sesli bir şekilde söyleyemezdim.

“A-Aura!”

“Hayır, aura değil de bu sanki... Saf mana?”

“Şifacılar, izlemeyi bırakın. İyileştirmeye odaklanın! Lider son derece güçlü!”

Tank durmadan Kara Fare-İnsan’ın saldırısına uğruyor, ona vur kaç yaparak kaçarken bir yandan şifacılara bağırıyordu. Kendilerine gelen şifacılar onu iyileştirmeye çalışırken bir yandan da ondan özür diliyorlardı.

Birden Kara Fare-İnsan garip bir çığlık attı.

“Kagugagak! Hepinizi köze çevireceğim!”

“Biriniz onu durdurun!”

“Kara Yıldırım Patlaması’nı kullanmaya çalışıyor!”

Dediğimi anlayan tank kalkanını hızla kaldırdı ve Kara Fare-İnsan’ın kafasına vurdu.

“Kugagak! Beni rahatsız etme!”

“Geber!”

Kara Fare-İnsan, hala Kara Yıldırım Patlaması’nı kullanmaya çalışıyordu. Buna karşılık tank, Shina ve diğer hasar sağlayıcılar buldukları her fırsatta ona saldırmaya devam ediyorlardı. Ancak bu sadece yeteneğin aktivasyonunu yavaşlatıyordu, durdurmak zor görünüyordu. Ne kadar da saçma!

Aceleyle Bora’yı kullanarak geri kalan fareleri hallettim. Mana girdabı yükselerek farelerin vücudunda sayısız kesik yarattı ve onları tek bir noktaya doğru uçurdu. Sadece Bora’yı kullanarak onları öldürebilmem mümkün değildi, bu yüzden mızrağımı tekrardan mana ile çevreleyerek toplanmış olan farelere saldırdım.

“GEBER!”

Savurduğum mızrakla birkaçının kafasını uçururken, fareler ruhları çekiliyormuş gibi çığlıklar atıyordu. Ardından, kalan fareleri tek tek kestim. Fakat bir anda önümde mesaj pencereleri oluşmaya başladı.

[Kara Fare-İnsan, Kara Yıldırım Patlaması’nı kullandı!]

[Parti üyesi Kart Von Jinas öldü.]

[Parti üyesi Dezihard öldü.]

[Parti üyesi Jieria öldü.]

B-B-BUUUUM!

Ufak bir patlama, daha sonra yerini büyük bir patlamaya bırakarak anında üç parti üyesini halletti. Hızla Kara Fare-İnsan’a doğru döndüm. Tüyleri elektriklenme nedeniyle dikilmişti ve etrafından simsiyah yıldırım parçaları fırlıyordu. Ancak bu bir yetenek değildi, sadece yetenekten arta kalanlardı. Kara Yıldırım Patlaması çoktan sona ermişti ve sonucunda neredeyse bütün hasar sağlayıcılar öldürülmüştü. Neyse ki tank son anda hayat kurtarıcı bir yetenek kullanmıştı.

“Şifa! Şifa!”

“Sakın ölme!”

Tank olduğu yerde tir tir titriyordu. Bu güçlü bir yeteneğe dayandığı için bir tepki miydi yoksa yeteneğin ardından onu bir şey mi etkilemişti? Ardından Shina’yı fark ettim, hayatta kalan hasar sağlayıcısı…

“Garip bir şey hissettiğim anda geriye koştum. Kara Yıldırım Patlaması kullanılmadan önce başka bir yetenek kullanarak çevredeki düşmanları dondurdum. Diğer hasar sağlayıcılar zamanında kaçınamadılar ve öldüler.”

“Düşündüğüm gibi...”

Görünüşe göre Shina, Kara Yıldırım Patlaması’nın çevre hasarı dışında kaldığı için hala hayattaydı. Zamanında kaçabilmek için daha önce gelen felç statüsünü atlatmak gerekiyordu. Tamam, hatırladım. Kara Yıldırım Patlaması engellenemeyecek yeteneklerden biriydi sanırım.

Hayatta kalmanın tek bir yolu vardı: Shina'nın yaptığı gibi, vurulmamak.

Bununla beraber, şu an alan etkisini düşünecek zaman değildi. Tank, Kara Fare-İnsan’ın saldırısına karşı kendini koruyamadı ve şifa büyüleri de yeterli derece iyileştiremedi.

Sanki daha önce planlamışız gibi, Shina ile beraber silahlarımızla Kara Fare-İnsan’a doğru koşmaya başladık.

“Arı İğnesi!”

Fare liderine ulaşan ilk saldırı Shina’nınkiydi. Kılıcı mor renkteydi ve Kara Fare-İnsan’ın karnına girdiği anda, yüzü bir anda mosmor oldu. Tank’ı öldürdüğü pençeleri havada asılı kaldı. Sonra sarhoşmuş gibi etrafında dönmeye başladı. Yoksa bu?

“Zehir! Bir süre daha böyle kalacak!”

Ne kadar süreceğini bilmiyordum fakat tam Bora’yı kullanmak üzereyken yeteneği yarıda kestim ve bir an duraksadım. Ardından mızrağımı kaldırarak tüm enerjimi yönlendirmeye başladım.

“Kuk, ne kadar da büyük bir mana havuzu...  O gerçekten 15. seviye mi?”

“Şey, Ruh Saflaştırma İksiri ve Peruta Dolaşımı sayesinde.” ona zihnimde cevap verirken, mızrağa neredeyse tüm manamı yönlendirdim. Sadece mana değildi. Mümkün olduğunca fazla güçle patlamak için tüm gücümü mızrağın ucuna yoğunlaştırdım. Babam her zaman dünyayı çökertme kararlılığıyla

saplamamı söyledi. Atalarım bunu, Gök Çökertici Vuruş olarak adlandırıyor. Ben ise Kahraman Saldırısı olarak kullanıyorum.

Mızrağın ucundan bembeyaz bir ışık patladı ve tüm odayı kapladı.

“Ahhh!”

“Demek söylentiler doğru. O gerçekten bir kahraman.”

Sonunda bu beyaz ışığın ne ifade ettiğini anlamaya başlamıştım. Yine de şimdilik, enerjimi sadece bir yere yoğunlaştırmaya odaklandım.

“Ölmeye hazırlan!”

“Kugagak!”

Shina’nın zehrinden az da olsa kurtulmuş görünen Kara Fare-İnsan hemen geri çekilmeye çalıştı. Ne yazık ki onun için artık çok geçti.

Mızrağımla ileriye doğru fırlatırken sırıtıyordum. Bu kadar, sadece fırlattım. Enerji ile çevrelenmiş mızrak vücudumdan ayrılsa bile bu enerjiyi kaybetmezdi. Aksine momentumdan dolayı daha da güçlü hale gelirdi.

“Kugaga, kugagagak!”

Mızrak, Kara Fare-İnsan’ın göğsüne saplandı. Belki de öleceğini anlayan Fare-İnsan son bir kahkaha attı. Ölürken bile sinir bozucu olduğunu düşünürken, mızrağı fırlatırken aşağı doğru bükmüş olduğum bedenimi kaldırdım. Hemen ardından mızrağın ucundaki ışık patladı.

BUUUM!