Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

28. Bölüm Sesini Duyabiliyorum (4)

Çevirmen: Shuiqui / Editor: Güz

O ağlamamıştı. Ülkesi harabeye döndüğü zaman bile, kıtanın tamamı çökse bile, kız kardeşi Şeytan Lordu tarafından kaçırılmış olsa bile, ülkenin imparatoru ve imparatoriçesi intihar ettiğinde bile ağlamamıştı.

Bir prenses ve imparatorluğun hayatta kalan son üyesi olarak, sonuna kadar dimdik duruyordu.

[Benim olanı geri almak için geri geleceğim!]

[Benim güzel prensesim, ne yazık ki gitmen gerek. Seninle tekrar görüşeceğimiz günü bekleyeceğim.]

Şeytan Lordu kucağımdaki kıza sinsi bir ifade ile fısıldadı ve sonra bana doğru dönerek şöyle dedi:

[Kurtarıcı, kahraman… Zaten kaybedilmiş olan bu dünyaya hangi sebeple geldin?]

[Ahh, sende ciddi bir şekilde 8. Sınıf Sendromu* var. Buraya sadece arkadaşımı kurtarmak için geldim.]

[Seni şu an öldürmememin tek sebebi…]

[Beni öldüremezsin aptal. Şimdi gidiyorum. Seni bir daha gördüğümde ilk yapacağım şey yüzünü yumruğumla tanıştırmak olacak. ‘Dönüş!’]

[Bu insan fazlasıyla kibirli.]

“Dönüş!” diye bağırmamla etrafım parlak ışıklarla kaplanırken, önümde bir kapı ortaya çıktı. Kapıyı açtım ve orta parmağımı kaldırarak hala havalı görünmeye çalışan Şeytan Lordu’na doğru işaret çektim.

[Eğer hoşuna gitmezse, o halde benim dünyamı dene bir de!]

*

“... Yine oldu.”

İşte yine berbat sabahlardan biri. Kendimi çok yormayacağımı söylemiştim ama yine de yoruyor muydum?

Vücudumun her yanı sızlıyordu, başım çatlayacak gibiydi. Bağdaş kurarak yatağıma oturdum ve Peruta Dolaşımı’na başladım. Peruta bana, vücudum ne zaman dengesizleşse bu yeteneği kullanarak tekrar dengeye sokabileceğimi söylemişti.

Vücudumun merkezi olarak dolaşan mana son derece yoğundu fakat aynı zamanda son derece saftı ve aşırı dinamikti. Dolaşımına bir kez başladığı anda, gerisini neredeyse kendi hallediyordu.

İçimdeki manayı dolaştırıp dışarıdaki manayı özümserken, bedenimde biriken ve saflığımı kirleten her şeyi tükürdüm.

[Kyaa, havalı prens!]

[Manası çok parlak, içine çekiliyorum ~]

[Biriniz onu tutun!]

Kulağıma birkaç kez vurarak gerdim. Bugün hafta sonuydu, bu yüzden kahvaltıdan hemen sonra zindana gittim. Bugün, sadece iki kişi olarak Kara Fare-İnsan’a meydan okuyacağım gündü. Öbür parti üyesi de Shina’dan başkası değildi.

“Emin misin? Diğer parti üyelerini bırakıyorsun. Üstüne, tehlikeli olabilir.”

“Sorun değil. Zaten 17. katta pek ilerleme kaydedemedik. Ayrıca, tüm parti üyeleri bugün meşgul. “

Shina cevaplarını önceden hazırlamış gibiydi. Bir elinde yuvarlak bir kalkan, diğerinde ise uzun kılıç vardı. Bir parti liderinden beklendiği gibi, donanımı iyi görünüyordu.

Bugün benim tankım olacaktı. İstikrarlı biriydi ve Kara Fare-İnsan’ın yeteneğinden nasıl kurtulacağını biliyordu. Bu iş için iyi bir ortaktı.

“Dürüst olmak gerekirse biraz endişeliyim ama yanımda sen varken her şeyin iyi olacağını biliyorum oppa!”

“Öyle. Dediğim gibi, tek yapman gereken liderlerini biraz oyalamak.”

“Tamamdır. Onu bana bırak.”

Zaman zaman onunla mesajlaştığımız için, bana “oppa” diyebileceği kadar yakınlaşmıştık. Çoğunlukla olgun davranıyordu ama ne zaman şımaracağını ve ne zaman sevecen olacağını iyi biliyordu. Genelde çok hoş bir kızdı. Yine de, benim Yua’mın eline su bile dökemezdi!

Kat ustasının odasına girmeden önce yıldırıma dayanıklı bir giysi giydi. Benim üzerimde ise Hayalet Kraliçe Seti vardı.

Ork Lideri’nin Savaş Çığlığı harika bir yetenekti ancak Kara Fare-İnsan’ın saldırısını bir kez gözümden kaçırırsam eğer, tek bir kara yıldırım darbesi bile beni öldürmeye yeterdi. Bu yüzden Ork Lideri eşyaları bu kat savaşı için pek mantıklı bir seçim değildi. Hayalet Kraliçe’nin sahip olduğu Kinci Ruhun Feryadı, çevredeki düşmanlara kafa karışıklığı ve korku yaşatma etkisine sahipti. Bu sayede, Kara Fare-İnsan afalladığı sırada diğer tüm farelerle ilgilenebilirdim.

Yine de Ork Lideri’nin Seti’ni çıkartmak bana biraz garip hissettiriyordu. Hayalet Kraliçe’nin seti çok hafifti ve üzerime giydiğimde garip bir ürperti hissediyordum.

Ancak Shina, Hayalet Kraliçe Seti’nin farklı bir yönüne dikkat ediyormuş gibi görünüyordu.

“Vaay, çok havalı görünüyorsun oppa.”

“H-hmm?”

“Huhu, elbiseler yakışıklı yüzünle uyumlu. Bir asil gibi.”

“A-asil... Beni utandırıyorsun.”

Her ne kadar Veliaht Prens olarak adlandırsam da kendimi gerçek bir asilzadeyle karşılaştırmak saçma olurdu. Acı bir gülümsemeyle Ork Lideri’nin Kılıcı’nı kavradım.

“Pekala, beni dövüşten sonra övmeye devam edebilirsin.”

“Tamamdır! Hadi gidelim.”

Yan yana geçtik ve kapıyı aynı anda tekmeleyerek açtık. İçeride kırk tane fare-insan ve Kara Fare-İnsan vardı. Her zamanki gibi.

Avazım çıktığı kadar bağırdım.

“GEL VE BENİMLE SAVAŞ!”

[Kışkırtma yeteneğini kullandın. Çevredeki düşmanların hepsini üstüne çektin!]

“Kigik!”

“Kugagak! Öldürün onu!”

“Erkek insan!”

Tepeden bakınca, bir grup farenin iğrenç bir şekilde oradan oraya koşuşturması iğrenç bir görüntüydü. Mızrağımı sıkıca kavradım ve Kahraman Saldırısı’nı kullanmaya hazırlanırken Shina’ya bağırdım.

“Kara Fare-İnsan’ı oyala!”

“Tamam!”

Kara Fare-İnsan da bana koşan fareler arasındaydı ve Shina da oraya doğru koşarak liderin ilgisini çekmeye çalıştı. Bir anda Kara Fare-İnsan hedefini değiştirerek pençelerini ona doğru savurdu.

Garip bir sebepten dolayı, farelerin savunmaları saldırı güçlerinden çok daha zayıftı. Zihinsel savunmaları ise daha da zayıftı. Düşük dereceli bir yetenekle bu kadar kolay kışkırtılmaları buna en güzel örnekti. İlerlerken mızrağımın yönünü değiştirdim; saldırımla olabildiğince çok fareyi etkilemek istiyordum.

“Kahraman Saldırısı!”

Beyaz ışıklı mızrağım ileri doğru atıldı ve bu düzlemdeki bir düzine fareyi yok etti. Daha sonra mızrağın etrafını mana ile çevreleyerek kalanların boğazına teker teker saplamaya başladım.

“Kueek!”

“İnsan!”

“Haaap!”

Durmadan kışkırtmayı kullanarak hiçbirinin Shina’ya ulaşamadığından emin oldum. Ardından her birinin boğazına tekrardan saplayarak hepsini öldürdüm.

“Kyak! Yine o yeteneği kullanıyor!”

“Kinci Ruhun Feryadı!”

[Kiyaaaaaa!]

Onu sadece günde bir kez kullanabildiğimden, olabildiğince saklamak istiyordum. Shina yıldırım tarafından çoktan vurulmuştu. İlk yıldırımdan kaçabilseydi takip eden saldırıları da atlatabilirdi ama çoktan yeteneğin etkisi altına girdiği için Kinci Ruhun Feryadı’nı kullanmaktan başka çarem yoktu.

[Kinci Ruhun Feryadı’nı kullandın. Bütün düşmanlar sersemledi! Bütün düşmanlar korkuya kapıldı!]

“Kigigik! İnsanlar, çok fazla insanlar!”

“Korkutucu, karanlık korkutucu!”

Etrafım bir anda kaosa dönüştü. Bazı fareler birbirleriyle savaşmaya başladı, diğerleri ise korku içinde titreyerek yere yığıldı. Ayrıca Kara Fare-İnsan da yeteneğini iptal etmek zorunda kaldı ve kıpkırmızı gözlerle çevredeki farelerle savaştı.

“Fazla zamanımız yok. Elinden geldiğince hasar vermeye çalış!” bağırırken bir yandan da Bora ile birkaç fareyi ortadan kaldırdım. Neyse ki, Shina yıldırım dirençli giysisi sayesinde çabucak kendine gelebilmişti, derin bir nefes alarak manasını kılıcına yoğunlaştırdı. Manası gözleriyle aynı renkteydi sanki.

“Bunu al o halde. Arı İğnesi!”

“Kueeek!”

Shina sersemlemiş Kara Fare-İnsan’a saldırırken, ben de kalan diğer fareleri halletmeye devam ettim. Birbirleriyle kavga ederlerken ve korku içinde titrerlerken tamamıyla savunmasızlardı. Son fareleri de öldürdüğüm anda Kinci Ruhun Feryadı’nın etkisi sona erdi ve Kara Fare-İnsan bir kez daha yeteneğini kullanmaya hazırlandı.

“Kigigik, sizi kömüre çevirene kadar pişireceğim!”

“Sanırım yakacağım demek istemiştin, aptal!”

[Kara Fare-İnsan, Kara Yıldırım Patlamasını kullandı!]

İşte başlıyoruz! Simsiyah yıldırım vücudunda patlamaya başladığı anda Shina ile birlikte hemen geri çekildik. Tamamdır, atlattık!

“Kugagaga!”

Kara Fare-İnsan, çıldırmışçasına her bir yana yıldırım fırlatmaya devam ediyordu. Tabii ki biz de bu durumda oturup izlemiyorduk. Ben bir Mana İksiri içerek Kahraman Saldırısı’na hazırlanırken, Shina da Yaşam İksiri içiyordu.

“Fiyuu, bu çok zor. Her zaman böyle mi savaşıyorsun?”

“Evet, şey... Geliyor!”

“Kugagagak! İnsanlar!”

“Al bunu!”

Kara Fare-İnsan yeteneği bittiği anda bize doğru atılırken, ben de mızrağımı ona doğrulttum. Mızraktaki yoğun enerjiyi hissettiğimde eşi görülmemiş bir tatmin duygusu içimi kapladı. Aynı zamanda, mızrağımın tam olarak hedeflediğim yere vuracağından neredeyse emindim.

[Kritik vuruş!]

“Kugagagak!”

Ork Lideri’nin Kılıcı, Kara Fare-İnsan’ın gövdesini delip geçmişti. Silah arkasından çıktığı anda onu duvara sapladı. Kanlar göğsünden yere akarken sonunda yere yığıldı. O an ya ölmüştü ya da ölmek üzereydi.

“İ-inanılmaz. Bir kat ustasını delip geçtin. Ah...”

“Shina! Çabuk ol!”

“Ah! Tamam!”

Bir kez daha Shina’yla beraber Kara Fare-İnsan’ın üzerine atıldık. Vücudunun seğirmesine rağmen hayatta kalmaya çalışıyordu ama Shina’yla yapacağımız saldırı onu bitirmek için yeter de artardı.

“Haaap! Geber!”

“Eit!”

“K-Kiiii!”

Ölürken verdiği son kanlı nefesini duyduğumuzda Shina ve ben ellerimizle “çak” yaptık. Sonunda başarmıştık.

[Yıldırım Kristali tükettin. Yıldırıma karşı direncin biraz arttı. Yıldırıma karşı yatkınlığın arttı. Büyü istatistiğin 5 arttı. Görünüşe göre daha fazla tüketmenin hiçbir etkisi olmayacak.]

“Oh.”

Yıldırım Kristallerini tahmin ettiğimden çok daha hızlı bir şekilde limitine kadar tüketmiştim. Ayrıca beklenmedik şekilde büyümü 5 arttırmıştı. Durumumu memnuniyetle kontrol ederken, Kara Fare-İnsan’ın Deri Çizmeleri’ni alan Shina bana özür dilermiş gibi bakıyordu.

“Oppa, gerçekten sorun değil, değil mi? Deri Çizmeleri’nin nadir parça olduğu duymuştum.”

“Bende zaten var. Seti tamamlamam için sadece iki parça kaldı.”

“H-harika.”

Bunlardan ilki Kara Fare-İnsan’ı tek başıma yendiğimde gelecekti, bu yüzden sadece bir tane kalmıştı. O parçayı da elde ettiğimde... Kara Fare-İnsan’ı tek başıma fethedecektim. Kendime güvenim hala tam değildi ama başka çarem de yoktu.

“Oppa iyi şanslar! Ne yaptığını tam olarak anlamasam da, senin her şeyi başarabileceğini biliyorum!”

“Haha, beni neşelendirmeye mi çalışıyorsun? Teşekkürler."

“Bana ihtiyacın olursa istediğin zaman arayabilirsin. Sana her zaman müsaitim!”

“Tamamdır, görüşmek üzere.”

Bana parlak gözleriyle şirinlik yapan Shina’ya hoşça kal dedim.

“Tamamdır, Kara Fare-İnsan Seti’nin son parçasını da gün sonuna kadar elde edeceğim. Sonra, yarın ona meydan okuyacağım.” diye mırıldanarak gerginliğimi atmaya çalıştım.

 

Çevirmen notu
* 8. Sınıf Sendromu: Kendisinin de ana karakter gibi havalı olduğuna veya süper kahraman gibi bir güce sahip olduğuna inanan kişi.