Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

35. Bölüm Bugünden İtibaren Resmi Bir Kaşifim (4)

Çevirmen: Shuiqui / Editor: Güz

Üniversite sıkıcıydı. Liseden farklı değildi. Zaten pek beklentim yoktu, artık bir zindan kaşifiydim.

Benim sahnem okul değil, zindandı.

Ancak bir Kore vatandaşı olarak, yaşım için uygun bir sosyal pozisyonda olmalıydım. Yirmiyi aşan zekamla bile bu şeyleri tam olarak algılayamıyordum.

Annem, tıpkı babam gibi bir zindan kaşifi olduğumu ve onun kadar para kazandığımı biliyordu. Yine de artık o “malum yaş”a ulaştığım için durmadan üniversiteye gitmem için baskı yapmıştı.

Bu tarz bir düşünme biçimi... Sahteymiş gibi geliyordu. Başkalarına iyi görünebilmek için yapılan şeyler. Belki de toplumun hala devam edebilmesini sağlayan şey buydu. Özellikle son zamanlarda canavarların ve uyananların ortaya çıkışıyla yaşanan kaostan sonra…

Nadiren daldığım bu ciddi düşünceler silsilesinde, Su Ye-Eun’un tüm patatesleri silip süpürdüğünü fark edince ayıldım.

“Yani hepsini yiyebilir miyim? Gerçekten mi?”

“Tabii yiyebilirsin.”

“M-Melek... Seni seviyorum!”

“Tamam, tamam. Fakat ben sevmiyorum.”

Onun büyük boy aşkı sadece 6.500 won değerindeydi. Onun bu sıcak ve ucuz sevgisini reddederken, patates kızartmasını yemesini izliyordum. Bugün perşembeydi. Dersler 05.30’da bitmişti. Aynı zamanda bugün, derslerimin Su Ye-Eun ile çakıştığı gündü.

Finaller yaklaşıyordu ama Su Ye-Eun beni patates ve bira için dışarı çıkmaya ikna etti. Asıl amacı biradan ziyade patates kızartmasıydı, yine de onun teklifini reddetmemiştim.

“Ne düşünüyorsun Shin?”

“Hiç.”

Su Ye-Eun’un canavar fobisi vardı. O gün güvercinle karşılaştığımızda durmadan titreyerek neredeyse donmuş vaziyette kalmıştı. Canavarlar... Şaşırtıcı bir şekilde, 21. yüzyılda yaşayan insanlar olağandışı boyutlara, görünüşlere ve yeteneklere sahip bu garip yaratıkları anlamakta zorlanıyorlardı. İnsanlar sadece onlara karşı doğal bir nefret duymakla kalmıyor, aynı zamanda anlaşılmaz bir güce sahip olan bu yaratıkların karşısında donup kalıyorlardı. İşte “monster phobia”, yani canavar fobisi bu tarz insanları tanımlamak için ortaya çıkan bir kelimeydi. Gerçekte, yeteneği uyanmamış insanların çoğu bir dereceye kadar canavar fobisine sahipti.

Ancak, Su Ye-Eun bir yetenek kullanıcısıydı. Onu ben çabucak fark etmiş olsam bile, gizlenme yeteneği bir canavarla karşılaşınca hayatta kalabilmek için kullanılabilecek en iyi becerilerden biriydi. Canavarlardan bu kadar korkması için gerçekten ciddi bir nedeni olduğunu düşünmeye başlamıştım.

Bunu merak etmeme rağmen, öğrenmek için herhangi bir şey yapmadım. Buna dahil olmak istemiyordum, yardım istese bile elimden gelenler sınırlı olurdu.

... Tüm bunları düşündüğüm gerçeğini de eklersek, onu yakın arkadaşım olarak gördüğümden hala emin değildim. Fakat bu düşünceyi hemen çöp kutusuna fırlattım. Lanet olsun, arkadaş olmak için cidden başka birini bulmalıyım. Zindanda çok vakit geçirdiğim ve sosyal hayata hiç açılmadığım gerçeği, şimdi beni cezalandırmaya başlıyordu.

Bu gereksiz şeyleri düşünürken, bir anda ortaya çıkan şey beni afallattı.

[Yeryüzünden bir zindan kaşifi 50. katı fethetti ve altın kademe zindan kaşifi oldu! Bir zindan kaşif iletişim kanalı artık yeryüzünde açılacak! Konuşmak isteyenler sol elini ağzına koyarak bunu gerçekleştirebilirler. İletişim kanalından haber almak istemediğinizde, yalnızca “kanalı kapat” diyebilirsiniz.]

[Dünyanın zindan kaşifleri, bunu duydunuz mu? Zindanın 50. katını temizledim. Hepiniz beni duyabiliyor musunuz?]

Bir anda koltuğumdan fırladım. Su Ye-Eun bana garip gözlerle bakıyor olsa da ona açıklama yapacak halde değildim. Önce cep telefonumu çıkardım ve babama mesaj attım, “Hiçbir şey söyleme.” Ardından yerime oturarak sakinleşmeye çalıştım. Bu arada kulağımda fısıldayan sesleri duyabiliyordum.

[Adım Hwaya Eleni Mastiford, SS-kıdemli yetenek kullanıcısı ve İkinci Zindan’dan bir zindan kaşifiyim. Kore, ismim Ye Hwaya. İngiliz vatandaşlığım var, bunu aklınızdan çıkarmayın.]

Dilimi şaklattım. SS-kıdemli bir yetenek kullanıcısı zindan kaşifi olmuş! Babam ve ben dahil diğer zindan kaşifleri de uyanmış olmalı ama SS-kıdemli birinin olmasını hiç beklemiyorduk. Adının Ye Hwaya olduğunu söyledi. Sanırım televizyondaki o ateş kız.

Bir gün aşacağımı hissettiğim o duvar; birden birkaç yüz, hatta birkaç bin kilometre yükseldi. Dudaklarımı ısırıp dediklerine odaklandım.

[Hepimiz dünyada beş zindan kaşifi olduğunu biliyoruz. Bir süre daha böyle kalmasını istiyorum. Yani, yeni zindan kaşiflerinin ortaya çıkmasını istemiyorum. Sonuçta, herkesin bir zindan kaşifi olmasına izin veremeyiz.]

Gümüşi ses tonu bir zil gibi çınlamaya devam etti.

[Bir araya gelmeliyiz. Diğer yetenek kullanıcılarıyla aynı kefeye koyulamayız. Topladığımız zaman, sinerjik etkilere sahip olabiliriz. Tabii ki SS-kıdemli bir yetenek kullanıcısı olduğumdan ve dünyada bir ilki başararak 50. katı fethettiğimden, lider ben olmalıyım. Zindan kaşifleri için organizasyon oluşturmak istiyorum ve hepinizin buna dahil olmasını istiyorum.]

[... İlginç bir plan, Mastiford.]

Derin sesli bir adam konuştu. Babamın sesi değildi, bilmediğim bir zindan kaşifi olmalıydı. Konuşmasını dikkatle dinlemeye devam ettim.

[İtiraf etmeliyim ki aramızda en güçlüsü sensin. Fakat bu emrin altında çalışacağımız anlamına gelmez.]

[Sana istediğim her zaman emirler yağdıracağımı söylemedim. Sadece bir araya gelirsek, liderlik en güçlü olana ait olmalıdır.]

[Ha. Teklifiniz ne cazip ne de ikna edici. Bir araya gelmeden bile, zindan kaşifleri diğer yetenek kullanıcılarını yönlendirme potansiyeline sahiptir.]

[Eğer beraber olursak daha güçlü olabiliriz! Aynı zamanda daha güçlü bir sesimiz olacak! Ayrıca, parasal bir sebep için bir araya gelmemiz gerektiğini söylemiyorum. Diğerleri ne olacak? Neler olduğunu biliyorsun değil mi? Yani zindana erişimi olan diğer dünyalara neler olduğunu.]

Biliyorum. Luka kıtasına bir iblis efendisi saldırdı ve Edias kıtasında işgalciler ortaya çıktı. Kıta sakinleri kaderlerini belirlemek için canla başla savaşıyor. Dünyamızda da... Canavarlar ortaya çıkmaya başladı.

“Shin?”

“Şşşt.”

Benim için endişelenen Su Ye-Eun birden araya girdi. Elimi salladım ve iletişim kanalına odaklandım. Bu sefer başka bir ses duydum. Genç bir kız sesi gibi geliyordu.

[Ben-Ben Su… Sumire Violet Minami. Yani Mastiford-ssi*; toplanırsak dünyadaki bütün canavarları yenebileceğimizi mi söylüyorsun?]

[Oh, sen de bir ırktan mısın? Ama evet. Sonuna ulaşana kadar büyüyebiliriz. Bir araya geldiğimizde, hiçbir ülke ya da kurum bizi görmezden gelemez ya da bundan faydalanamaz. Ayrıca, zindan kaşiflerini belirleme gücümüz olduğu sürece, bu gücü kuruluşumuzu genişletmek için kullanabiliriz.]

[B-belirleme? Diğer zindan kaşiflerini biz mi seçiyoruz?]

[… Görünüşe göre küçük bayan hala bir çırak.]

Adam hayal kırıklığına uğramış bir tonla konuştu. Tsk, o kız… İsmini açıkladığı anda pek zeki olmadığını fark etmiştim. Biliyormuş gibi davranmalıydı.

[20. katı aştığında Gümüş Kademe olacaksın Sumire. İşte o zaman bir zindan kaşifi atama hakkın olacak. Altın Kademe olduğunda ise, başka bir tane daha atayabilirsin.]

[Ah, anladım. Hala 18. kattayım. Zindana sadece 2 yıl önce katılabildim.]

2 yılda 18 kat! Şey, hangi zindanda olduğunu bilmiyordum. Manam olsaydı, ben de yapabilirdim. Neyse, boş ver.

Sakin ol, sakin ol.

[Huhu, Sumire. Bilgilerini bu kadar basitçe söylememelisin. Ablanı endişelendiriyorsun.]

Görünüşe göre Mastiford, kızın saf ve masum olmasına sevinmişti. Fakat hey, sen de İkinci Zindan’dan olduğunu açıkladın! Neden kendin için endişelenmiyorsun?

Minami ona güldü ve cevap verdi.

[Hepimiz yoldaş değil miyiz? Kendimizi saklamamız gerektiğini düşünmüyorum.]

Bu kız… Bana ve babama çıkmamız gerektiğini mi söylüyor? Daha 18. seviyesin! Hem babam bu tür şeylere pek dayanamaz.

[Haklısın genç bayan. Sessiz kaldığım için üzgünüm. Sadece bu güzel sesleri bir süre daha dinlemek istedim.]

Tam da babamdan beklediğim gibi, bu saçma sapan konuşmaya dayanamadı. Güzel sesmiş! Klasik müzik açtığında bile beş saniye içinde uykuya dalıyorsun!

[O halde sadece bir kişi kaldı. Sakın bana sessiz kalacağını söyleme.]

Bu, derin sesli adamdı. Bir süre düşündükten sonra bir karara vardım. Sol elimi ağzıma koyup konuştum.

[Gerçekten konuşmanızı kesmek istemedim. Zindan kaşifleri organizasyonu... Kulağa ilginç geliyor ve muhtemelen etkili olacak. Sadece Gardiyan’dan veya Özgürlük Kanatları’ndan nasıl bir farkı olacağını göremiyorum.]

[Farklı olacak! Zindan kaşiflerinin de söz hakkı olacak. Organizasyonun amacı, canavarların neden ortaya çıktığını ve nasıl çözüleceğini anlamak olacak.]

[Mastiford ssi, bütün örgütler haklı nedenlerle başlar. Gardiyan buna en büyük örnek ve sonucunu da hepimiz görüyoruz.]

[Küstah.]

Görünüşe göre, Mastiford karşılık vermemden pek memnun kalmamıştı, sesinde öfke vardı. Sinirini neredeyse kulaklarımda hissetmiştim.

[Dürüst olmak gerekirse, yapmayı planladığınız kuruluş ve hedef ile ilgileniyorum. Bu canavar kriziyle ilgilenmezsek, dünyamızın diğer dünyalar gibi tehlikede olabileceğini kabul ediyorum.]

[Öyleyse neden az önce o şekilde konuştun?]

[Dürüst olacağım. Senden daha güçsüzüm ama başkalarının arkasına saklanan tiplerden değilim. Bu yüzden senden daha güçlü olduğumda tekrar konuşabiliriz. O zaman organizasyonuna katılacağım ancak patron ben olacağım. Kuruluşunun da amacını kaybetmek gibi endişesi olmayacak.]

[Pf.]

[İşte bir erkek! Fakat ben patron olacağım, o yüzden… kuhum, oğlum!]

Derin sesli adam sadece homurdanırken, babam çocukça bir yorum yapmaya çalıştı. Dahası neredeyse baba ve oğul olduğumuzu açıklayacaktı. Mastiford cevap verdi.

[Pft, sen mi? Beni sen mi geçeceksin? İkinci Zindan'ın Altın Kademe kaşifini? Bir SS-kıdemli yetenek kullanıcısını?..]

[Mm, yani söylediğin ilk şey bu. Eğer dünya için gerçekten endişelenseydin, aklındaki ilk şey bu olmazdı. Patronun kim olduğunun bir önemi yok, değil mi?]

Tabii ki, sadece onun cümlelerinden kelimeler seçtiğimi biliyordum. Onun damarına basarak kibirlenmesini ve düşünme yetisini kaybetmesini istiyordum. Mastiford mükemmel bir şekilde yemimi yuttu.

[Ama en güçlü olarak lider olacağım açık! Kendini fazla abartmıyor musun? Beni nasıl geçeceksin? Ayrıca, gerçekten zindan kaşiflerinin geleceğini düşünüyorum!]

[Hayır, çocuğa katılıyorum, Mastiford. Bu örgütün nasıl kalacağını açıkça görebiliyorum. İyi şanslar ama ben çıkıyorum.]

[Mm, ben hala genç hanımdan daha zayıfım. Ayrıca birisinin altında çalışmak istemiyorum. İyi şanslar!]

Sözlerim sayesinde mi böyle oldu? Hayır, babam muhtemelen yine katılmazdı ama derin sesli adamın çıkması Mastiford’u bir aptal gibi ortada bırakmıştı. Yardım için sağ ol baba!

[S-sizin neyiniz var? Bence abla bir konuda haklı. Şu an en güçlü o ve aynı zamanda organizasyon yapma fikrini de gündeme ilk o getirdi!]

[Küçük bayan, olay o değil. Sadece bu Mastiford güvenilir değil.]

[G-güvenilir değil mi? Daha benimle tanışmadın bile...]

Genç kız ismi gibi masumdu.** Birinden nasıl şüphe edeceğini bilmiyordu. Ancak ben, organizasyonuna katılmamı isteyen birine güvenecek kadar saf değildim.

[Bayan Minami’yi bilmiyorum ama güçlü bir gururum vardır, bu yüzden onun gibi biri altında çalışamam.]

Gerçekte, Mastiford'un herhangi bir kötü niyeti olduğunu düşünmemiştim. Hızlıca Minami’yi sevdiğini göstermişti ve kendisi hakkında gerekli olmasa bile bilgi vermişti. Muhtemelen tıpkı ateş yeteneği gibi çabuk parlayan, dürüst biriydi.

Ancak güçlü bir özgüveni vardı ve başkalarının üstünde olmak istiyordu. Böyle birinin altında çalışmak için hiçbir planım yoktu. Kazanacağım bir şeyler olsa bile bu, rahatlıktan çok acı getirirdi.

Kolayca itilip kakılacak biri değildim. En azından onunla aynı pozisyonda oluncaya kadar onunla konuşma niyetim yoktu.

[Sadece gururunuz yüzünden küresel bir krizi görmezden geleceğinizi mi söylüyorsunuz?]

[Küresel kriz diyorsunuz Bayan Minami, o halde size bir soru sorayım. Birlikte ne yapabiliriz? Ayrı ayrı hiçbir şey yapamaz mıyız?]

[B-bu... Ama birlikte olmak daha fazla...]

[Sanırım burada işim bitti. Mastiford-ssi, sanırım sizin de bitti.]

[Hımm! Senin gibi dar kafalı birini zaten kabul etmem! Sumire, sadece ikimiz konuşalım.]

[E-evet, abla.]

Kadınlar gerçekten gizemliydi. Birbirleriyle tanıştıkları anda, yıllardır dostmuş gibi konuşabiliyorlardı. Bu tür ön yargılı düşüncelerle “kanalı kapat” diye bağırmak üzereyken, derin sesli adam araya girdi.

[Adım Edward Walker, İngilizim ve 26 yaşındayım. Evlat, ismini öğrenebilir miyim?]

[İngiliz mi? İngiliz olduğunu söylüyorsun! O halde neden benimle öyle konuştun?]

Beş kaşiften ikisi İngiliz idi. Mastiford'un yanı sıra, bilinen SS düzeyindeki yedi yetenek kullanıcısı arasında başka bir İngiliz yetenek kullanıcısı daha vardı.

İngiltere’nin çok fazla bir nüfusu yoktu, peki bu nasıl oldu? Eh, büyük olasılıkla sadece bir tesadüftür. Yine de İngiltere'nin diğer ülkelere göre daha güçlü bir otoritesi olduğu görülüyordu. Aslında biraz sinir bozucuydu. Çok vatansever olmasam bile, bir ülkenin birden fazla güçlü yetenek kullanıcısına sahip olmasının iyi bir şey olmadığını biliyordum.

Hayır, ben ve babamla birlikte, Kore dünyanın en güçlü ülkesiydi!

Edward Walker'ın kendisini tanıttığını duyduktan sonra, adımı söyleyip söylememekte tereddüt ettim. Sonra devam ettim.

[Ben Yeon Hwawoo. Koreliyim ve 23 yaşındayım.]

Yalan söyledim.

[S-sen!.. Koreli misin? O garip itici sesinden anlamalıydım! Hükûmetin ve medyan hakkında bir şeyler yapmalısın! Koreli bir yetenek kullanıcısı olduğum konusunda ısrar ediyorlar! İngilizim! Gururlu bir İngiliz asil!]

[Ehh, bu devirde hala bir asil mi... Üzgünüm Mastiford-ssi, ama bugüne kadar yarı Koreli olduğunu bile bilmiyordum. Ayrıca; Kore’den, İngiltere’den ya da Atlantis’ten olman beni zerre ilgilendirmiyor.]

[Atlantis kurgusaldır!]

[Güle güle, kurgusal kadın. Seni hatırlayacağımı sanmıyorum.]

[Ugaaaah!]

[Mm, Yeon Hwawoo. Bu ismi hatırlayacağım. Görünüşe göre izlemeye değer birisin.]

[İstediğini yap.]

Son lafımdan sonra iletişim kanalını kapattım. Hemen ardından babamdan bir mesaj geldi.

[Evlat, dilinin bu kadar kıvrak olduğunu bilmiyordum, ne yaptın yağladın mı?]

Seni alakadar etmez! Şey, belki de eder.

“Tüm bu sınavlar yüzünden stresli olmalısın. Seni bir doktora götürmemi ister misin?”

“Sen de kendi işine bak, seni patates şeytanı!”

Neden çevremdeki kimse normal değil?

Çevirmen notu
*Japonca daki “san” saygı eki gibi.

** Kızın ismindeki Violet ve Sumire, masumiyet manasındaki menekşe anlamında.)