Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

9. Bölüm Dünyam Zindan Oldu (1)

Çevirmen: Shuiqui / Editor: Güz

Ork Lideri'ni ilk yenişimden iki yıl sonra, artık hiçbir partim yenilgi nedir bilmiyordu.

Parti kompozisyonu ne kadar berbat olursa olsun, işe yaramaz bir kaşif bile olsa, Ork Lideri'ni yenme konusunda artk hiçbir problemim yoktu.

Her gün istisnasız bir şekilde Ork Lideri yendiğim için, 100 altınlık ödül yavaşça birikmeye başlamıştı.

Ork Lideri'ni yenme oranım arttıkça, doğal olarak Kas Sıkıştırma İksiri ve Kemik Sıkıştırma İksiri elde etmek için daha fazla fırsatım oluyordu. Artık bir ya da iki tane tüketmek istatistiklerimi yükseltmek için yeterli gelmiyordu. Arttırabilmek için artık on tane tüketmem lazımdı.

Kas ve kemik sıkıştırma iksirleri ile kazandığım bedava statü puanlarının sayısı 28'di. Bu, 6. seviyeye ulaşırken aldığım statü puanlarına hemen hemen çok yakındı.

Bir gün, kas veya kemik sıkıştırma iksirleri çıkmayınca Ork Lideri'nin Kılıcı'nı aldım. Tahta mızrağım tamamıyla yıpranmıştı. Aslında, tahta mızrağın bu kadar dayanabilmesi bile bir mucizeydi. Kılıcı kullanmaya başladıktan sonra insanların bana olan bakışı değişmeye başladı. Partilerde yer bulmak çok daha kolay hale gelmişti. İşte o zaman silahların önemini fark etmiştim.

Ork Lideri'nin Kılıcı'na sahip olduğum andan itibaren, saldırı gücüm katlanarak arttı. Bir süre sonra, kendime deri miğfer, deri eldivenler ve deri zırh buldum. Bunların hepsi Ork Lideri'nden düşen eşyalardı.

"Veliaht Prens..."

"Bu Veliaht Prens..."

"Oh be, 5 yılın ardından, sonunda 5. kattan kurtulabilirim!"

Unvanım daha da tanınır hale gelmişti. Parti için üye toplamaya çalıştığımda, tüm on yer anında doluyordu. Ardından diğer zindan kaşifleri de bana “5. kat yolunu açan” ve “Kurtarıcı” adlarını verdiler. Bu utanç verici lakapların yayılmasını engellemeye çalışsam da, hiçbir işe yaramadı.

Babam gibi ork avlayarak para kazanmak istemediğim için, Ork Lideri'ni yendikten sonra zindandan ayrılıp ders çalışmaya gidiyordum. Verdiğim 20 zeka puanımdan faydalanmalıydım. Tabii ki okuldaki notlarım yükseldi. Katılabileceğim üniversite sayısı artmıştı ve annemi mutlu etmiştim.

Zindandan ne kadar çok para kazansam da anneme göre, liseden mezun olduktan sonra üniversiteye gitmeliydim. Anneme direnme şansım da yoktu. Aslında bir üniversiteye gitme fikri beni de heyecanlandırıyordu. Bu zekamın düşük olduğu zamanlarda hayalini bile kuramadığım bir şeydi.

Evet, manamın olmaması dışında her şey mükemmeldi.

Her şeyimle Ork Lideri baskınlarına odaklanırken, okuldaki sosyal hayatıma neredeyse hiç ilgi göstermiyordum. Zaten çaba gösterebileceğim bir arkadaş ortamım da yoktu. Bir gün öğretmenlerin bile nadiren gittiği bir yere çağrıldım.

Gergindim, zorba çocukların benimle kavga etmek istediğini düşünüyordum. Ama tam aksine, karşıma tanıdığım bir kız çıktı. Benim sınıfımdandı. Her zamanki neşeli ve coşkulu kişiliğinin yerine başını eğmiş, farklı bir insanmışcasına karşıma dikilmişti.

"B-ben senden hoşlanıyorum."

"...Huh?"

Kim? Bu tatlı kız mı? Benden mi hoşlanıyor ?

Bunun bir şaka olduğunu düşündüm. Kas ve kemik sıkıştırma iksirlerini kullanıyor olsam da bir zamanlar ork diye seslenilen bir kişiydim. Benimle dalga geçip geçmediğini sorduğumda, ağlayarak kaçmaya başladı.

"Neden ağlıyorsun ki?"

"Ş-Şaka yapmıyordum! Uaaah!"

Tüm okulda kızları reddettiğime dair bir söylenti yayılmıştı. Eve gelip bunu anneme ve kardeşime anlattığımda, sanki hayatlarındaki en komik şeyi duymuş gibiydiler.

"N-ne?"

"Fark etmedin mi?"

"Oh... Aptalsın..."

"Ha? Aptal mı? Artık aptal değilim..."

"Aptal."

"Kuk."

O gün çözülemeyen bir gizem ortaya çıkmıştı.

Bundan yarım yıl sonra, Ork Lideri'ni yenmek için on kişilik bir partiye ihtiyacım olup olmadığını düşünmeye başladım. Sadece denemek için sekiz insanla kat liderinin odasına girdim ama yine çok kolaydı. Benimle içeriye giren üyeler bana afallamış bir şekilde bakmışlardı.

"İşe yaradı..."

"Ama nasıl?"

"Bu... Zindanda bir açık olmalı..."

Açıklar, normalde yüksek miktarda altın ya da normalde o yere düşmeyecek yüksek kaliteli bir eşya bırakan canavarlarda kullanılan bir deyimdi. Zindanları çalıştıranların hataları, hazine olarak kabul edilirdi. Ama bu durumda açık olarak kabul edilen şey benmişim gibi davranıyorlardı.

"Hahahaha."

"Bu gülünecek bir mesele değil, Veliaht Prens."

"O haklı Veliaht Prens. Çabucak üst katlara tırmanmalısın."

"Bana Veliaht Prens demeyi bırakın!"

Sert bir şekilde cevap verdikten sonra, ödül listesini kontrol ettim.

[ 1. Ork Lideri'nin Kılıcı
2. Kuvvet İksiri
3. Orta İksir
4. Cilt Sıkıştırma İksiri
5. Ork Lideri'nin Çizmeleri
6. Kas Sıkıştırma İksiri
7. Mana İksiri
8. 230 Altın ]

“Yok artık! Doğru mu görüyorum?”

Gözlerimi ovalayarak tekrardan ödül listesine baktım. Ork Lideri'nin Çizmeleri. Bunu iki yıldır Ork Lideri avlamama rağmen ilk defa görüyordum. Aralarında şaşırtıcı başka bir şey daha vardı. Cilt Sıkıştırma İksiri! Kas ve kemiklerimin oranlarının azalmasına rağmen, cildimin nasıl azalmadığını merak ediyordum.

Tereddüt etmeden, Cilt Sıkıştırma İksiri'ni aldım.

[Cilt Sıkıştırma İksiri (Nadir)

Uyarı! Bu iksiri hem kas hem de kemik sıkıştırma iksirini kullanmamış biri tüketirse, ciddi ağrı ve kalıcı bedensel hasarlar görülebilir. Her ikisini birden tüketenler için, bu iksir kişinin cildinin daha sıkı ve daha güçlü olmasını sağlayarak, kişinin savunmasını güçlendirir. Cilde pürüzsüz ve sert bir doku kazandırır.]

Hemen yedim ve yaşam gücüm arttı. Yeniden işe dönmenin vakti gelmişti. Ork Lideri beni bekle!

Kişi sayısı azaldığında, ödül listesinde yeni eşyalar belirmeye başlıyordu. Bunu düşündüğümde mantıklı geldi. Miktar azalırsa, kalite artar.

Bir süre sekiz kişilik partilerle avlanırken; sonra yediye, sonra altıya ve daha sonra beşe kadar düştüm. O zaman bile her şey sorunsuz geçti. Deri Sıkıştırma İksirleri daha sık ortaya çıkarken, kas ve kemik sıkıştırma iksirleri sürekli düşmeye başlamıştı.

Durmadan vücudumu sıkılaştırıyordum. Ne kadar tekrar edersem, o kadar küçülüp güçlenmeye devam ediyordum. 210 santim yüksekliğindeki boyumun 190 santime düştüğünü fark ettiğimde, lisenin üçüncü yıl kış tatili başlamıştı.

"Yok artık..."

Aynanın karşısına geçtiğimde, sadece kendi kendime mırıldanabildim. Ayna artık vücudumun tamamını sorunsuz bir şekilde gösterebiliyordu. Yoksa, diğer şeylerle uğraşırken körleşmiş miydim? Her gün duşa giriyor olsam da, vücudumdaki değişikliği daha yeni fark ediyordum.

Aynanın karşısında normal genç bir adam duruyordu. Tamam, tam olarak normal değildim. Sadece benim gibi çalışanlar kaslarımdaki gizli gücü kolayca görebilirlerdi.

Dışarıdan bakıldığında ince olarak tanımlanabilirdim. Dahası, artık kaslarıma bakmak o kadar itici değildi. Aksine, durum tam tersiydi. Vücudum nihayet anneme çekmiş olan yüzümle uyumluydu. Hala biraz uzun olduğumu hissetsem de, bundan şikayet edecek değildim.

"Huu..."

Tatmin duygusuyla doluyken, sessiz bir iç çektim. Uzun bir yolculuk olsa da, buna değmişti. Artık ne kadar sıkıştırma iksiri alırsam alayım istatistiklerim artmayacağı için, ben de bırakmıştım.

Yaklaşık üç yıl boyunca iksir tüketmenin ardından toplamda 40 statü puanı kazandım. 10 kuvvet, 10 beceri ve 20 yaşam gücü. Sadece istatistiklerimle bile, 14. seviyedeki bir kaşifle eş değerdim.

"Ellos ve Palludia 15. katı geçmiş olmalılar..."

Acı içinde mırıldanırken, derin bir iç çektim. Mana kullanamadığım gerçeği beni üç yıl boyunca 5. kata bağlamıştı. Kendime acımaya başladım. Ardından babam da aynı şeyleri hissetmiş olmalı diye içimden geçirdim.

O yaşlarımda sürekli Ki'den bahsetmesinin sebebi bu olmalı.

[ İsim: Kang Shin           
Irk: İnsan            
Cinsiyet: Erkek
Sınıf: Yok             
Unvan: Yok        
Kademe: Bronz 7
Seviye: 6
YP  – 1,940/1,940            
MP – 0
Kuvvet – 34(+2)
Beceri – 30         
Yaşam Gücü – 39
Zeka  – 20           
Büyü – 0              
Karizma – 16     
Şans – 10

Beceri – Düşük seviyeli dövüş sanatları (Usta), Düşük seviyeli mızrak tekniği (Usta), Orta dereceli mızrak tekniği (Usta) ]

Bu gerçekten seviye 6 bir zindan kaşifinin statü penceresi miydi? Cevap ise basitti, evet. Ben de inanamıyordum fakat gerçek buydu.

Garip olan ise, karizmamın kendi kendine yükselmiş olmasıydı. Başlangıçta sadece 7'ydi, ancak 16'ya kadar yükselmişti. Karizma ve şans sürpriz statüler oldukları için onlara puan dağıtılamıyordu ve bu yüzden onlara fazla önem vermiyordum.

En önemlisi, büyü statüm hala 0'dı. YP statüm ile karşılaştırıldığında çorak bir arazi gibi duruyordu.

Ekipmanlarım tamamen Ork Lideri'ndendi. Miğfer, zırh, ayaklık, çizme, eldiven ve silah; hepsi onun eşyalarıydı. Bir kulağımda kuvvet istatistiğini 2 puan yükselten Ork Lideri'nin küpesi bile vardı.

Myung Dong*'da bu şekilde yürüsem, cosplay yaptığımı falan mı düşünürlerdi? Bu komik düşünceyi hızla kafamdan uzaklaştırdım. Günümüzdeki dünyayı düşünürsek, birisinin beni gerçek bir canavar zannedip saldırması çok da şaşırtıcı olmazdı.

"Sanırım artık hazırım."

Ne için hazır olduğumu sorarsanız, bu gayet açıktı. Ork Lideri'nin tek başıma öldürecektim!

Bu olasılık her zaman kafamın bir yerinde duruyordu. Partideki üye sayısı azaldığında ödül artıyordu. Eğer tek başıma onu yenebilirsem, ne tür bir ödül alırım ki? Bildiğim kadarıyla bunu daha önce hiç kimse gerçekleştirmemişti. Nedeni de basitti. Bir üst kattaki lideri yendikten sonra geri dönüp alt katlardaki liderleri yenmek imkansızdı.

Diğer bir deyişle, 11. seviyenin üzerindeki kaşifler, Ork Lideri'ni öldürebilmek için yeniden 5. kata inemezlerdi. 10. kattan altta olanlar ise, kat ustasını tek başlarına kesebilmeyi hayal bile etmemişlerdi. Eğer böyle biri olsaydı, tıpkı benim gibi yıllar boyunca iksirler için durmadan aynı yerde savaşan biri olurdu. Babama iksirler hakkında soru sormuştum ama evin reisi olarak Ork Lideri'ni yenmek yerine, mümkün olduğunca normal orkları avlamaya odaklandığını söyledi. Diğerleri de muhtemelen babamla aynı durumdaydılar. 6. katı geçen birinin Ork Lideri'ni bir daha öldürmesi gerekmiyordu.

Bu yüzden ben ilktim. Öyle olmalıydım. Öyle olmak istiyordum.

Sadece denemek değil; eğer yapacaksam, başarılı olmak istiyordum. Ork Lideri miğferimi başıma takarak, devasa taş kapının önüne dikildim.

"Huu... O zaman başlıyoruz."

Tıpkı üç yıl önceki gibi, kapıyı tekmeyle açarak bağırdım.

"Ork Lideri! Dövüş benimle!"

Çevirmen notu
*Myung Dong: Seul'da bir yer.