Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

13. Bölüm Kontrol Önemli

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

Şimdi olmazsa bir daha ne zaman Ormanın Muhafızı grubuna katılabilirdim, bilmiyordum.

“Lütfen katılmama izin verin.”

Gruba katılacak, Ormanın Muhafızı ölene kadar ayakta kalacak ve düşen bütün kalküitleri alacaktım. Diğer grup üyelerinin ölüp ölmemesi umurumda değildi.

‘Neyse, zaten ölsem de tecrübe puanı kaybetmeyeceğim!’

Şans yine beni terk ederse Mamon’un Büyük Kılıcı ya da Mengel’in Plaka Zırhı’nı düşürebilirdim ki bunlar bütün servetimi oluşturuyordu. Fakat riski alırsam nihayetinde mavi orikalküite kavuşabilirdim. Toban’a bakarken gözlerim için için yanıyordu.

Çok mu açgözlüydüm? Hiç mi utanmam yoktu? Toban’ın bana şaşkın gözlerle baktığını gördüm.

“Kaç seviyesin?”

“Ne? Hani fark etmezdi?”

“Öyle dedim ama… bazı beklenmedik tipler gelince mecburen en az 120. Seviye’de olan adamları almam lazım. İlahi büyü ya da büyü sınıfı olanlar tercihim. Bildiğin gibi Ormanın Muhafızı vücudu minerallerden oluşan bir yaratık; fiziksel saldırılar pek işe yaramaz.”

Toban büyük kılıcıma şüpheyle baktı, o ifadeden beni gruba almayacağını anlamıştım.

‘Madem öyle niye demin ‘herkes gelsin’ diye boş laf yapıyorsun?’

Pes mi edecektim? Hayır, pes edemezdim. Ne olursa olsun gruba katılmam gerekiyordu.

“Lütfen beni kabul et. Size engel olmam.”

“Kaç seviyesin?”

Şu anda -3. Seviye’deydim, ama Mamon’ın Büyük Kılıcı ve Mengel’in Plaka Zırhı sayesinde 30. Seviye’deki oyuncular kadar gücüm vardı. 30. Seviye’de olduğumu söylersem… beni anında şutlardı.

“30… hayır, eksi… hayır, artı 100.”

“30 eksi, artı 100 mü?”

“Yok yok, direkt 100.”

Ashur’un görevi olmasaydı 100. Seviye’ye yaklaşmış olacaktım. Şansımızı deneyelim bakalım. Gruba girdikten sonra zaten savaşmayı düşünmüyordum. Ölü bir fare gibi onları arkadan takip edecektim.

‘Dikkatli olursam seviyemi fark etmezler.’

Toban endişeli görünüyordu.

“Elindeki şu kılıç 65. Seviye ekipmanlara benziyor. Destansı olsa bile 100. Seviyeyim demen… Doğru mu bu?”

“Doğru tabii. Mamon’un Büyük Kılıcı’nı +5’e bastığım için hala onu kullanıyorum.”

Poker suratıyla cevapladım. Blöfümü görmez diye umuyordum. Ayrıca + basılan silahların görüntüsü değişmiyordu, dolayısıyla +0 olan Mamon’un Kılıcı’nı +5 diye yutturmam kuvvetle muhtemeldi.

Ama Toban kolay lokma çıkmadı.

“+5 olsa bile hala 100. Seviye’de onu kullanman… Ayrıca zırhın da bana kaliteli görünmedi. Hem zaten botların, eldivenlerin ve aksesuarların nerede?”

Ameliyatlı yerime vurmuştu. Mengel’in Plaka Zırhı sadece 60. Seviye bir ekipmandı. Miğferim, botlarım, eldivenlerim ve aksesuarlarım üç aylık göreve feda ettiğim şeylerdi.

‘Kanım ve canım…’

Botlarım ve eldivenlerin dayanıklılıkları 0’a düştüğü için parçalanmıştı. Miğfer ve aksesuarlar görev sırasında üstümdeydi, ama ölünce onları düşürmüştüm. Cehennem gazabı gibi geçen o günleri düşündüğüm sırada Toban bana şüpheyle baktı.

Dedim ki, “Benim gibi silahlarını muntazam bir kontrolle kullananların zırha ve aksesuarlara ihtiyacı yoktur. Hatta aslına bakarsan genelde ava çıktığımda zırhı bile kullanmıyorum.”

Kontrol bana uyan bir kelime değildi, zira avlanırken çılgınlar gibi iksir kullanıyordum. Televizyondaki manyak oyuncuların müthiş manevraları, ansızın yaptıkları saldırılar ve güçlü yetenekler bende olmayan şeylerdi. Ben canım birazcık düşse bile hemen iksir içiyordum.

Ama şu anda gruba girmek istiyorsam blöfü sonuna kadar götürmem lazımdı. Dolayısıyla konuşurken ‘Kontrol’ kelimesini üstüne basa basa söyledim. Fakat bu büyük bir hataydı. Toban’ın vücudu baştan aşağı ağır zırhlarla kaplıydı ve elinde kalkan tutuyordu.

“Hoh… yani zırh giyen oyuncular beceriksiz, öyle mi?”

Gülüyor olsa da gözleri buz gibiydi. Cidden kızmıştı. Sıkıntı şuydu ki diğer grup üyeleri de Toban gibi gaza gelmek üzereydi.

“Zırh ve aksesuar kullanmak kötü bir şeymiş gibi konuşuyorsun.”

“Şuna bakın; zırh giymiyormuş.”

“Bak sen. O zaman biz de çıkaralım…”

İğneleyici sözlerle üstüme gelen grubu sakinleştirmeye çalıştım, “Abartmayalım canım. Öyle demek istemedim, sadece savunmaya çok odaklanmıyorum, o kadar.”

“Neyse, dediğine göre benim de zırh giymemem lazım! Sonuçta seviyem senden yüksek!”

Vahşi görünen, kıllı orta yaşlı bir adam bağırarak araya girdi. İki parlayan baltası, ihtişamlı zırhıyla üst düzey figürlerden birine benziyordu. Diğerlerinden daha öfkeli olduğu kesindi.

“Grid mi? Seni ilk defa görüyorum. Bu civarda hiç avlandın mı? Yaratıkların ne kadar güçlü olduğunu biliyorum. Zırh olmadan onları avlayabildiğini iddia ettiğine göre basit bir adam olamazsın.”

Diğer grup üyeleri de başlarını salladılar.

“Boş laflar eden yeni yetmenin teki işte.”

“Daha önce Grid ismini hiç gördünüz mü?”

“Kulağa bok gibi geliyor… Bence 100. Seviye’de bile değildir.”

“Şu haline bakın, tek başına ava çıktığında öldüğü için ekipmanlarını düşürmüş olmalı. Kötü niyetli bir herife benziyor. Kaybedecek bir şeyi yok…”

Ortam gitgide bozuluyordu.

‘Zeki insanlar… Şimdi ne yapacağım? Pes mi etsem?’

Aklım karışıkken… Vücudunun üst kısmı açıkta olan sarı saçlı bir adam araya girdi.

“Durun.”

Adamı gören grup üyeleri heyecanlandılar.

“Savaş sanatları sıralamasında birinci olan Regas.”

“Ekipman koşulları ağır olduğu için seviye kasmak zor, ama şimdiden 180. Seviye’yi geride bırakmış.”

“Taekwondo Ustası diyorlar ona. Yumruklarıyla bir yaratığı eritebilirmiş, doğru mu bu?”

“Vov! Cidden gelmiş! İyi ki bu gruba katılmışım! Savaş sanatları ustaları zayıf noktalara saldırdıkları için savunmayı görmezden gelirler. Bu tekniği Ormanın Muhafızı üstünde kullanabilir mi acaba?”

Regas beni fark etmiş olacak ki yanıma geldi. “Büyük kılıç yavaştır ve büyük hamleler yapar, dolayısıyla savaş sırasında rakibin saldırılarını kolay kolay atlatamazsın. Bu yüzden zırh olmadan ava çıkman beni şaşkına çevirdi.”

Regas kaslı, ince ve yakışıklı bir adamdı. Seçtiği sınıftan dolayı kadınlar arasında popülerdi, çünkü üstü çıplak geziyordu. Hatta yakından… acayip yakışıklı görünüyordu. Yanında kendimi kalamar gibi hissettim.

Yakışıklı insanlardan pek hoşlanmadığım için cevabım netti, “Abartılacak bir şey değil.”

“Hoh, demek öyle… Şimdi daha da meraklandım. İnanılmaz yeteneklerini kendi gözlerimle görmek isterim.”

Regas diğerlerine döndü, “Bu adam da gruba katılacak. Zaten normalde seviye ya da ekipman kısıtlaması olmadan insanları alacaktık. Aldığımız tiplerin bazıları 90. Seviye bile değil, bir tane daha almak bir şeyi değiştirmez.”

“Ama…”

Regas’ın kararı kesindi,

“Bildiğiniz gibi Ormanın Muhafızı’na doğru düzgün hasar vermek için en az 170. Seviye olmanız gerekiyor. Neyse, seviyelerini önemsemeden bu kadar adam topladım çünkü Muhafızın çağırdığı golemleri işaretleyecek insanlara ihtiyacım vardı. Muhafızı bizim klandan gelen 18 adam halledecek; buna Toban ve Vantner de dahil. Biz Muhafıza odaklanırken diğerleri kristal golemleri halledecek. Bence Grid bunun için yeterince uygun.”

“…”

“Gruba katılmak isteyen bir adamı neden geri çevirelim ki? Yetenekleri hakkında bazı şüpheleriniz olabilir, ama niye ona bir şans vermiyorsunuz?”

Güçlü bir adamın sözlerine karşı gelmek zordu. Regas konuşunca gruba girebileceğimi hissettim. Ama diğer adamlar bana kötü kötü bakıyordu.

“Bakalım kontrolü ne kadar sağlammış.”

“Savaş esnasında göreceğiz…”

“Zırh olmadan mücadele ettiğini söyledi, değil mi? O zaman zindan sırasında zırh giyemez.”

“Yakından takip edeceğim.”

Şerefsizler! Ormanın Muhafızı zindanına değil de Grid zindanına gidiyorduk sanki.

‘Katılamam.’

Gruba katılacak olursam beni zorla savaşa sürükleyeceklerdi. -3. Seviye’de dolaşan bir oyuncu olarak Muhafızı göremeden öleceğime emindim. Ayrıca komik duruma düşecektim.

“Tamam tamam. Katılmayacağım,” geri çekildim, orta yaşlı adam bunu görünce başladı gülmeye.

“Yalan söylüyordun, değil mi?”

Alçak! Ama kızmadım, çünkü herif haklıydı.

Buz gibi bir sesle yanıtladım, “Bana güvenmeyen insanlarla dolu bir gruba katılacak değilim.”

Normal bir grupta her üye birbirine güvenir ve arkadaşının arkasını kollardı. Fakat bu gruptaki herkes benden şüphe ediyordu. Sözlerimi kabul etmekten başka çareleri yoktu.

“Şey… doğru aslında.”

“Şimdi düşününce, heyecanlandığımız için onu karşımıza aldık.”

“Evet. Doğru olup olmadığını bilmiyordum, keşke konuşmasaydım.”

“Asıl hatayı yapan bizleriz. Kendimi kötü hissediyorum.”

Daha fazla orada durmadım ve farklı bir yöne ilerledim. Regas peşimden geldi.

“Ne var?”

Sesim soğuktu, ama Regas naifçe gülümseyerek elini uzattı.

“Bir dahaki sefere görüşmek üzere, zırh kullanmayan savaşçı. Savaş sanatları yolunda yürüyen bir adam olarak senin gibiler ilgimi çekiyor.”

İlgisini çektiğimi biliyordum. O dürüst gözlerde şüphe yoktu.

Elini sıktım ve düşündüm, ‘Niye bu kadar saf?’

İyi bir adamdı. Günün birinde fırsat olursa onunla arkadaş olup, biraz para isteyebilirdim.

“Görüşmek üzere.”

Para isteyebilirdim… hayır, ona borçluydum. Bu yüzden büyük bir gülümsemeyle Regas’a veda ettikten sonra demirciye yöneldim.

…..