Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

15. Bölüm İnanmıyorum

Çevirmen: Shuiqui / Editor: T4icho

280. parçayı kestikten sonra açlıktan kırılmaya başladım; başım acayip dönüyordu, ama durmadım.

‘Artık pes edemem.’

Çocuk yaştan beri hiçbir işte iyi değildim. Akıllı, yakışıklı bir insan sayılmazdım ve karakterimin de pek düzgün olduğunu söyleyemezdim. Sporda bile iyi olduğum bir şey yoktu. Yeteneksiz bir adamdım işte.

Bu yüzden küçüklükten beri hep başkalarını kıskandım ve bahaneler ürettim. İnsan ırkını kötü temsil eden heriflerden biriydim. Fakat, lisedeyken inatçılığım sayesinde iyi ilişkiler kurabilmiştim.

Dediğim gibi pek akıllı değildim. Normal not ortalamasını tutturmak için diğerlerinden iki kat fazla çalışmam gerekiyordu. Kötü bir adamdım. Sık sık politikacılar gibi maskaralık yapıyordum. Futbol oynama fırsatım olmuştu ki bunu da sadece pes etmeden çalışmama borçluydum.

Kendimi bildiğim için denemekten başka çarem yoktu. İnatçılığım sayesinde üniversiteye girmiş, orduda başımın çaresine bakabilmiştim. Belki Tatmin yüzünden borç batağındaydım, ama sıradan bir hayat sürdürebiliyordum.

Neyse, anlayacağınız en sağlam özelliğim inatçılıktı.

“Seviye… para…”

Bu takıntı yüzünden baltamı bir türlü kenara bırakamıyordum. Tam 460. parçayı kesmiştim ki bir bildirim ekranı çıktı.

[İnat özelliği açıldı.]

“Eh?”

İlginçtir ki yeni bir özellik kazanmıştım. Hemen kontrol ettim.

[İnat]

Zorlu koşullarda dahi pes etmiyorsunuz. Kolay kolay yorulmayacaksınız. Ağırlık sınırı artırıldı. Uzun süre acıkmayacaksınız.

* Özellik arttıkça etkisi de artacak.

* Bu özelliğe hüner puanı veremezsiniz.

* Bu özelliğe eklenecek her 10 puan için ‘Dirayet’ özelliği 1 puan artacak.

“Vov!”

Kolay kolay yorulmayacaktım, ağırlık sınırım artacaktı ve uzun süre acıkmayacaktım. Ayrıca farklı özellikler de vardı.

‘Bu özelliği artırmak için inat etmem mi gerekiyor?’

Odun kesme işine dönerken bazı şüphelerim vardı.

‘Ashur’un görevindeyken epey inat etmiştim… neden o zaman ortaya çıkmadı?’

Aklıma sadece bunun normal ve efsanevi sınıflar arasındaki farkla alakalı olduğu geliyordu.

‘Belki de aynı hareketler ve benzer bir efor söz konusu olduğunda, efsanevi sınıfların diğer sınıflardan daha ayrı özellikleri vardır.’

Efsanevi sınıfın yeni faydalarını keşfetmek bana bütün yorgunluğumu unutturdu. Şimdi, hiç olmadığı kadar kararlı bir şekilde odun kesiyordum.

Ttaak! Ttaak!

Kestiğim odun sayısı arttıkça bu işi çözmeye başladım. Odunun ortasına yakın bir yere vurmama rağmen baltanın dayanıklılığı ancak 200 odunda bir azalıyordu. Fakat bir süre sonra azalmayı bıraktı ve hızlandım.

1000. parçayı bitirdiğimde inat özelliğim 4 puana ulaşmıştı.

[Uzun zamandır bir şey yemediniz, bu yüzden bütün özellikleriniz yarıya düştü. Artık anormal durumlardan etkilenme ihtimaliniz daha yüksek. Aç kalmaya devam ederseniz canınız düşmeye başlayacak.]

Çok yakındı. Nefesim kesildiği için yerde öylece yatıyordum.

“Hiss…”

Dizlerimin bağı çözülmüştü ve kollarım ağrıyordu. Vücudumda ağrımayan tek bir yer olmadığı için hareket edemiyordum. İnat özelliğine puan ekleniyordu, ama -3. Seviye’deki dayanıklılığım çok düşüktü.

Sadece altı saattir odun kesiyor olmama rağmen şimdiden bitkin düşmüştüm. Envanterimden çıkardığım ekmeği yedim, suyu içtim ve Gri Orman’ın bulunduğu doğu yönüne baktım.

‘Zindan grubu Ormanın Muhafızı’na ulaşmış olmalı. Onlara katılmadığım iyi oldu… Yoksa komik duruma düşecektim.’

-3. Seviye’deki dayanıklılığıma diğer grup üyelerine yetişebilmem bile zordu. Bitkinlikten geberip gittiğimi bir düşünsenize, diğer insanların gözüne bir daha nasıl bakardım? Başımı iki yana sallayarak rahat bir nefes aldım.

‘Şimdi düşününce, mavi orikalküitin düşme oranını bile bilmiyorum. Çok saftım. Bu tarz şeyleri daha iyi düşünmem lazım.’

Az da olsa zihinsel açıdan geliştiğimi hissediyordum.

Bir süre sonra kendime geldim ve Smith’in demircisine döndüm.

“Odun kesmeyi bitirdim. 1.000 tane kesmeyi başardım.”

“Ne?” Smith şaşkına döndü, “Puhahahahaha! Senin gibi yeni yetmenin teki altı saatte 1.000 parça odun mu kesti? Görüyorum ki sadece yeni yetme değil, aynı zamanda yalancının tekiymişsin! Beni kandırmaya mı çalışıyorsun?”

Komik bir şakaymış gibi gülüp geçti.

‘Bipolar mı bu adam?’

Arka bahçeyi gösterdim. “Altı saatte 1.000 parça odun kesmek çok mu? İnanmıyorsan niye kendin gidip bakmıyorsun?”

“Yalan söylediğini anlarsam seni buradan atarım.”

Smith’in peşine takıldım ve birlikte bahçeye yürüdük. Bir süre sonra… 1.000 parça odunu görünce adamın ağzı sonuna kadar açıldı.

“N-nasıl olur…? Senin gibi bir adam altı saatte nasıl 1.000 parça odun kesebilir? Ayrıca hepsi mükemmel…! Hayır, sorun zaman değil. Normal koşullarda 1.000 odun kesecek takatin olmamalı! Dürüstçe söyle! Nereden geldi bu odunlar? Vans’ın dükkanından mı aldın? Yoksa dağlarda yaşayan oduncudan mı? Ahmak! Sana odunu kendin kes dedim!”

“Ne? Ne diye iftira atıyorsun? Ben kestim onları!”

“Olamaz! Hayır!”

Adam aklını mı kaçırmıştı? Bana niye inanmıyordu? Baltayı aldım. Smith titredi ve geri çekildi. Odunu koydum.

Ttaakk!

Odun kesme tekniğim 1.000 parçanın ardından mükemmeliyete ulaşmıştı. Balta odunla buluştuğunda tok bir ses çıktı. Demircide yankılanan berrak bir sesti.

Smith odunun kusursuzca ortadan ikiye yarıldığını görünce afalladı. Boş boş baktıktan sonra başını salladı, “Sıradan bir yeni yetme olduğunu sanmıştım, meğerse uzun süre odunculuk yapmışsın.”

“Hayır.”

“O zaman gerçek bir oduncusun.”

“Hayır.” Smith’e doğru elimi uzattım, adam saçmalıyordu. “Önce ödülü alayım.”

“Şey… Evet. Beklediğimden daha iyi çıktın, o yüzden ödülünü biraz artıracağım…”

Smith hala şüpheliydi, ama 40 bronz para çıkardı. O esnada görevi tamamladığımı söyleyen bildirim ekranını gördüm, 15 TP almıştım. Ayrıca Smith artık bana farklı bakıyordu. Eskiden gözünde bir böcek kadar bile değerim yoktu, ama şimdi sokaktaki çöp parçalarından biriydim sanki. Seviye atlamıştım.

Gururluydum. S ve SS-seviye görevlerde öyle çaresiz kalmıştım ki uzun zamanın ardından normal bir görevi bitirmek bana keyif vermiştim. Başarı ışıklarıyla yıkandığım sırada Smith bana bir kazma uzattı.

“Dağa tırman, orada bir maden var. Cevher topla!”

“Ne kadar?”

“Ne kadar toplayabilirsen!”

[Cevher Topla]

Zorluk: E

Açıklama: Demirci Smith senden şüpheleniyor. Baktıkça bakıyor, ama hala nasıl ondan daha iyi odun kesebildiğini anlayabilmiş değil. Seni gerçek manada test etmek için görevin zorluğunu artırdı.

Başarı Koşulu: 80 parça cevher ya da fazlası.

Ödül: Smith ile yakınlık +30, TP +55, 20 bronz.

Ceza: Başarısızlık dahilinde Smith ile yakınlık -30.

55 TP! Görevi başarırsam üç seviye atlayarak eksilerden kurtulabilirdim. Mutluydum.

Hayır, dur biraz. ‘İnsanlar 1. Seviye’de başlıyor, ben ise burada 0’a yükseleceğim diye seviniyorum…’

Görevi kabul ederken kalbimi garip bir his sardı.

“Gidiyorum.”

Kazmayı kavradım. Eşyaları anlamamı sağlayan müthiş bir yeteneğim vardı. Bunu kullanırsam madencilik işini halledebilirdim. Vakit geçmeden yola çıktım. Köyün arkasındaki minik dağa giderken yolda gördüğüm bir çocuğa sorayım dedim.

“Ufaklık, şu dağda hiç yaratık var mı?”

Sekiz yaşında görünüyordu. Omuzlarını silkti, “Ciddi misin sen? Köyün dibindeki dağda yaratıkların ne işi var? Babam lordun askerlerinin bölgede devriye gezdiğini söylüyor. Yani tir tir titreyen bir korkak olmana gerek yok, Gezgin.”

“K-korkak mı? Ben mi?”

Ağzından zehir çıkıyordu bu çocuğun! Tokat geçirmemek için kendimi zor tuttum. Tam ona bir şeyler diyecektim ki ileride iri yarı bir adam gördüm, muhtemelen çocuğun babasıydı. Adam bana ve çocuğa bakarken hiç hoşnut görünmüyordu.

“Çocuk, o gezginle ne işin var? Aptalın tekine benziyor, gel buraya!”

“Aciz ve salak göründüğü için cevap vereyim dedim.”

“Huhu, gerek yoktu. Bu arada senin gibi bir gezginin köyümüzde ne işi var? Burası tembel insanların gelebileceği bir yer değil.”

“Aynen öyle. Ama bana soru sordu, ben de kabalık etmeyeyim dedim.”

“Hahahaht! Tamam tamam. Hadi bir şeyler yemeye gidelim. Annen bekliyor.”

“Tamam baba!”

Baba ve oğul yürümeye başladı. Hay sikeyim, beni görmezden geliyorlardı.

“Dayanamıyorum.”

NPClerin bana karşı tavırları sinirlerimi bozuyordu. 1-10 seviyedeki oyuncular NPClerle pek anlaşamıyordu, ama yine de onlardan nasıl gelişeceklerini öğrenebiliyorlardı. Fakat şimdi, NPCler beni tamamen görmezden geliyorlardı. Bana gıcık olduklarını anlayabiliyordum.

İtibarım Pagma’nın Nadir Kitabı sayesinde kıta boyunca 500 artmış olabilirdi, ama eksi seviye NPClerle ilişkimi bozuyordu.

‘O zaman Doran çok iyi bir adamdı.’

Doran gibi NPCleri tercih ederdim. Beni görevi kabul etmeye zorlamıştı, ama en azından görmezden gelmemişti.

‘Doran’ın yüzüğü vardı.’

Hala o yüzüğü alamadığım için üzülüyordum.

Gökyüzüne baktım ve sakinleştim. Sonra başladığım dağa yürümeye.

……