Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

17. Bölüm Öğrenmek İstiyorum

Çevirmen: Shuiqui / Editor: T4icho

 

[Artık 1. Seviye’desiniz. Eksi seviye kısıtlaması nedeniyle minimum düzeye sabitlenen hünerleriniz normale döndü.]

[Pagma’nın Soyu’nun temel özellikleri eklendi.]

Kalbim küt küt çarpıyordu.

Öyle hızlı atıyordu ki sesi duyabiliyordum. Heyecandan durum penceresini nasıl açtığımı bile anlamadım.

İsim: Grid 

Seviye: 1 (45/100)

Sınıf: Pagma’nın Soyu

* Ekipman yaparken fazladan seçenek eklenme olasılığı artar.

* Eşya geliştirme olasılığı artar.

* Bütün ekipmanlar hiçbir koşul olmadan takılabilir. Fakat, ekipmanın seviyesine göre bir kısıtlama uygulanacaktır.

Unvan: Efsane Olan Adam.

* Anormal durumlar sizi fazla etkilemez.

* Canınız minimum düzeye düşse bile ölmezsiniz.

* Kolayca tanınabilirsiniz.

Can: 280/280

Mana: 75/75  Güç: 20 +5

Dayanıklılık: 18  Atiklik: 12

Zeka: 25  Çeviklik: 50

Dirayet: 11  İçgörü: 10

Dinginlik: 10  Asalet: 10 İnat: 16

Hüner Puanları: 40

Ağırlık: 3.035/800

* Ağırlık sınırı %200 oranında aşıldığı için hareket hızınız %100 azaldı.

Vücudunuz çok ağır ve doğru düzgün işlemiyor.

‘Zayıflamış’ durumundan etkilenme şansınız yüksek.

“Rüya mı bu?”

Rüya mıydı? Paniklemedim. Gerçek hayatta olsaydık kendimi çimdiklerdim. Fakat bunun yerine sakince oyundan çıktım. Kapsülde öylece yatarken bir süre boş boş tavana baktım.

“Farkında olmadan uyuya kalmışım.”

Muhtemeldi, çünkü kapsülü uyku moduna almamıştım. İhtiyaçlarımı gidermek için tuvalete gittim, yüzüme soğuk su çarptım, kapsüle döndüm ve yine oyuna girdim.

Aynı rüyamdaki gibi demircinin içinde duruyordum.

“Rüya değil miydi…? Hayır, hemen sevinme.”

Benim gibi şanssız bir adam için beklenti hayal kırıklığına eşitti. Hayal kurduğum için bugüne dek aldığım yaraların haddi hesabı yoktu. Durum penceresini açtım ve donakaldım.

“… Piyangoyu tutturdum.”

Her şey aynıydı. Rüya değildi. Kalbim başladı çarpmaya.

“Vov…”

Oyuna yeni başlamış bir karakterin temel özellikleri 6 güç, 7 dayanıklılık, 4 atiklik ve 5 zekaydı. Diğer bir deyişle 1. Seviye’de toplamda 22 hüner puanına sahip oluyordunuz.

Fakat Pagma’nın Soyu’nun temel özellikleri toplamda 165’e tekabül ediyordu. Ayrıca 16 inat puanım sayesinde dirayete 1 puan eklemeyi başarmıştım ki bu da toplam sayıyı 182’ye çıkarıyordu. Basit bir hesapla olaya baktığımda 15. Seviye’deki kullanıcılardan da üstün olduğumu gördüm. Efsanevi sınıfın asıl özelliği şimdi hiç olmadığı kadar barizdi.

Ayrıca…

‘Bunlar sadece temel hüner puanları…’

Henüz kullanmadığım 40 hüner puanına baktım.

‘Neden hüner puanı verdiler ki?’

Atladığınız her bir seviye için oyun size 10 hüner puanı veriyordu, yani 1. Seviye’de fazladan hüner puanına sahip olmamalıydım. Dolayısıyla oyunun bana verdiği 40 hüner puanı kafamı karıştırdı. Aklımda çok teori vardı, ama bir tanesi diğerlerinden ön plandaydı.

‘Belki de… eksi seviyede bile seviye atladığında hüner puanı kazanıyorsundur?’

-3. Seviye’den 1. Seviye’ye kadar çıkarken 4 Seviye atlamıştım. 40 hüner puanı kazanmanın başka açıklaması olamazdı. Puanlara bakarken gerçek olup olmadıklarını anlamak için gözlerimi kapatıp açtım. Zevkten titriyordum.

‘Eksi seviyede kastığım TPler boşa gitmedi!’

Bütün uğraşlarım, emeklerim, döktüğüm kanlar ve terler… Hiçbiri boşa gitmemişti. Belki de düşündüğüm kadar şanssız değildim.

“Kuk! Kukuk…!”

Dünyada bu mutluluğu açıklayabilecek sözcükler var mıydı? Yoktu tabii, kahkaha tek cevaptı!

“Puhahahahahahatt! Zuzuzuzuuz!!!”

Duramıyordum. Demircideki insanlar kahkaha seslerime daha fazla dayanamayıp dükkanı terk ettiler, ama umurumda değillerdi. Bir süre sonra, “He! Keke! Puha…! Urgghhh….”

Smith acıyla güldüğüm anları izlerken baş parmağını kaldırdı. “İşte kahramanın kahkahası diye buna derim! Öyle olağanüstü bir adamsın ki ilk başta seni tanımadım, bilmiyorum. Sanırım gözlerim bozuluyor. Utançtan yerin dibine girmek üzereyim.”

Çılgınlar gibi gülmeme rağmen beni bir kahraman mı sanıyordu? O halde Smith’le aramdaki yakınlık maksimum düzeye ulaşmış olmalıydı. Yoksa eksilerin dünyasından çıkarken yaptığım görevler sayesinde aldığım 200 itibar puanı işe yaramış mıydı?

‘Gerçi unvanımın özelliği de var…’

Smith’e baktığımda adam gözlerini kaçırdı. Bu resmen ödevini yapmamış bir öğrencinin öğretmeniyle karşılaştığı ana benziyordu’

‘Asalet özelliği mi devrede? Şu anda sadece 10 puanı var, ama şimdiden etkisini gösteriyor mu yoksa?’

Smith çok yüksek seviye olmadığı için bu gayet mümkündü.

‘Üst düzey NPClerde işe yaramayabilir, ama normal NPClerde iş görüyor gibi.’

Adamın bir günde bana karşı bu kadar değişeceğini düşünmemiştim. Heyecanın üstüne bir heyecan dalgası daha sardı vücudumu.

‘… Hey hey, önce sakin olalım ve şu hüner puanlarını düşünelim.’

Biraz endişeliydim. Son günlerde farkında olmadan saçma sapan hareketler yapmıştım. Şimdi durumu enine boyuna düşünüp dikkatli olmanın zamanıydı. Önümde tek bir hareketle paramparça edebileceğim kusursuz bir resim vardı sanki.

‘1. Seviye’de bile kaç puanım var, baksana, fazladan hüner puanlarımı vermek için acele etmeme gerek yok.’

Şu anda benim için en önemli şey neydi? Evet, cevabı bildiniz… Para!

Bu köyden gitmek için at arabasına para vermem gerekiyordu. Aniden bağırdığımı duyunca Smith titredi. Direkt konuya girdim,

“İlk gelişimde söylemiştim. Talep edilen ürünleri öğrenip bir an önce para kazanmak istiyorum. En uygunu nedir?”

Smith okları koyduğu yeri gösterdi.

“İşte.”

Ok mu?

Çoğu ekipmanın aksine oklar tek kullanımlıktı, haliyle fazla pahalı değillerdi. Ürünün fiyatı düşükse iyi para kazanmak için ondan çok satmam gerekirdi. Bir anda bütün isteğim kaçtı.

Smith bunu fark etmişti,

“Sıradan bir ok değil. Yafa ve çelik karışımından yapılan, rakibin savunmasının bir kısmını yok sayabilen özel bir ok.”

Yok sayabilen!

Ormanın Muhafızı’na katılan okçular için bu oklar olmazsa olmazdı. Hayır, zindana katılmayan okçular için bile müthiş bir eşyaydı.

“Yafa…”

Smith ilgilendiğimi görünce depodan mora çalan bir mineral çıkardı.

“Yafa düşük oksijen barındırdığı için kolay eriyen, demire nispeten daha kullanışlı bir malzeme. Fakat fazla sağlam ve güçlü olmadığı için normal silah yapımında kullanılmıyor. Bununla birlikte çelikle karıştırdığında sağlamlığı artıyor ve deliş gücü maksimuma çıkıyor. Süvarilerin yafa uçlu mızraklar kullandığını duymuş olmalısın.”

“O zaman pahalıdır.”

“Kilogramı iki altın. Üst düzey demir cevherleri bile yafanın önünde beş para etmez taşlardan farksız.”

“Pahalıymış… O zaman düzinelerce ok nasıl çıkıyor?”

“Hayır, pahalı değil. Çünkü bir ok için gereken yafa miktarı çok düşük. Ok başına 3 gümüşlük yafa kullanmak yeterdi; üstelik altı gümüşten satabiliyoruz. Ayrıca köyde yafa oklarına yoğun bir talep var. Ne diyorsun, öğrenmek ister misin?”

Bu konuşmayı dün yapıyor olsaydık Değer Biçme yeteneği sayesinde olayı çabucak çözebileceğimi bildiğim için hemen onay verirdim. Ama artık eskisi gibi bir adam değildim. Oku nasıl yapacağımı bizzat öğrenmem gerekiyordu.

“Oku göstersene.”

Smith bana oku uzattı ve Değer Biçme’yi kullandım.

[Yafa Oku]

Seviye: Normal

Saldırı Gücü: 20 – 26

Açıklama: Yafa ve çelik karışımından yapılan bir ok. Yafa ve çelik karışımı nedeniyle yoğun bir deliş gücüne sahiptir ve rakibin savunmasının bir kısmını yok sayabilir.

Ağırlık: 0.1

[Saklı özellik yok.]

[Yafa Oku’nun malzeme karışımını ve onu üretenin niyetini anladınız.]

[Yafa Oku’na dair anlayışınız %89. Yafa Oku’nu ustalıkla kullanabilirsiniz.]

“…”

Ne yazık ki oku %100 anlayamamıştım. Dolayısıyla üretim yöntemini elde edemedim.

‘Bu ok…’

Smith bana baktı ve yine sordu,

“Yafa Oku’nu yapmayı öğrenmek istiyor musun?”

‘Bu eşyayı parçalarına ayırırsam kalan %11’i tamamlayabilirim… Ama bir ok altı gümüş mü?’

Oku parçalarına ayırmak için onu satın almam gerekiyordu ki şu anda böyle şeylere para harcayamazdım.

‘Tek başıma niye öğrenemedim ki…’

Başımı salladım, “Öğrenmek istiyorum.”

Smith mutluydu. “Ben de öyle düşünmüştüm. Öncelikle malzemeyi nasıl eriteceğimize bakalım, olur mu?”

Smith Tatmin’deki demircilerin sık sık kullandığı eski ocağı anlatarak başladı. Eritme sürecinde gereken malzemeleri ve sürecin özünü anlatıyordu.

Zaman zaman demircilikle ve kimyayla ilgili karmaşık terimler söylüyordu, ama aklım karışmamıştı. Tatmin gerçekliğe değer veren bir oyundu, ama en nihayetinde bir oyundu ve oyuncuların zevk alması için yapılmıştı. Dolayısıyla Tatmin’deki demircilik diğer sınıflar kadar kolaydı.

Ayrıca hazırlıklı gelmiştim. Bir günde iki kez öldüğüm için aldığım oyuna girememe cezası sırasında demirciliği araştırmıştım. Smith’in dersi okuduğum şeylerden pek de farklı değildi. Dolayısıyla anlamakta zorlanmadım.

Hazırlığın önemini şimdi anlıyordum. Neyse ki orta okuldaki arkadaşlarımdan biri derse gelmeden önce çalışma taktiğini bana öğretmişti.

‘Ama okul boyunca ikinci sıradan bir türlü kurtulamadı.'

Acınası bir çocuktu, sürekli ders çalışmasına rağmen ‘sadece okulda çalışıyorum’ diye iddialarda bulunan sınıf birincisini bir türlü geçememişti. Günün birinde okulun son sınavları açıklandığında onu anlamıştım. Çocuk çatıya çıkıp, ‘Neden dehalar benimle aynı yaşta ki?’ diye bağırmıştı.

Dünyada asla yetişemeyeceğim çok sayıda yetenekli insan vardı.

‘Ama şimdi durum farklı.’

Tabii efsanevi sınıf her şeyi değiştiriyordu. Bu kez olağanüstü biri olacaktım. Elimden geldiğince başarıyı kovalamayı kafaya koymuştum.

…..