Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

18. Bölüm İnanılmazsın

Çevirmen: Shuiqui / Editor: T4icho

Smith dersi bitirince gülümsedim.

Smith açıklamasını bitirince gülümsedim.

“Anlayabildin mi? Yoksa gösterebilirim.” Smith demir, kömür ve kireçtaşı karışımıyla ocağı körükledi. Üstü başı kan ter içinde kaldıktan sonra ocağın alt kısmından gelen sıcak hava dalgasını kontrol ederek közleri harladı. Koyduğu demir şimdiden erimişti.

Kireçtaşı demiri ve karışımın içindeki gereksiz parçaları ayırıyordu. Smith oluşan cürufu elden geçirirken ısıyı korudu. Ocağın altındaki delikler sayesinde işe yaramayan malzemeler karışımdan çıkıyor, erimiş demir turuncu bir renge bürünüyordu.

Demir katılaştıktan sonra pik demire dönüşecekti. Pik demir sertti ve kırılgandı, zira içindeki karbon oranı fazlaydı. Silah üretimi için uygun değildi. Silaha uygun hale getirmek için içindeki karbon oranına bir ayar çekmek gerekiyordu.

İşe kapılan Smith aniden sordu, “Eritme sürecini anladın mı?”

Başımı salladım ve Smith keyiflendi.

“Gördüğün gibi yafa hemencecik eriyor. Çoğunlukla saf olup düşük bir erime sıcaklığına sahip oldukları için demirden daha kolay eriyor. Yafa, kömür ve kireçtaşı karışımında 12:2:4’lük bir oran tutturmak lazım.”

[Mineral Dökümü]

Zorluk: E

Açıklama: Üretim bazlı mineral eritimi. Smith bu görevi demirci olma hayali kuran size verdi.

Başarı Koşulu: Yafa cevherini eritin.

Ödül: Smith ile yakınlık +30, +80 TP, 300 gram erimiş yafa.

Ceza: Zaten mineralleri eritmek kolay iş değildir. Başarısız olursanız Smith bunu anlayışla karşılayacak.

Geri çevirmek için bir neden göremiyordum, görevi kabul ettim.

Smith ocağı benim için hazırladı ve ekledi, “Başarısız olsan da sorun değil. İzlerken kolay görünmüş olabilir, ama aslında epey zor iştir.”

Malzemeleri ocağa koydum ve ayaklarımı körüğe yerleştirdim. O esnada körüklerin yanına işaret eden saydam bir ok belirdi.

‘Sınıf özelliği mi?’

Ayağımı okun gösterdiği yere yerleştirdim. Ok farklı bir yere işaret edince hemen bastım. Sürekli değişiyor, bana sabit bir tempo oluşturuyordu. Nihayetinde 10 dakika boyunca uğraşan Smith’in aksine ocağı ısıtmam 5 dakika bile sürmedi.

Sonra bir bildirim penceresi çıktı.

[Isıdaki değişimi hissedebiliyorsunuz. 30 derece. 31 derece. 31.5 derece. 32…]

Garip, ama hoş bir ses yankılandı zihnimde.

[Pagma’nın Soyu’ndan gelenler ısı değişikliğine karşı hassastır. Çevrede bir ocak olduğu takdirde içindeki sıcaklığı hissedebilirsiniz.]

Elimi ocağa doğru uzattım.

[700 derece. 720 derece. 740…]

Isı sürekli arttığı için önüme çıkan bildirim pencerelerinin ardı arkası kesilmedi.

‘1.000 derece.’

Demirin en uygun 1.150-1.250 dereceler arasında eridiği söylenirdi, ama yafa için 950-1.000 arası daha uygundu. Bildirim ekranında 1000 dereceyi görür görmez körüklemeyi bıraktım ve yafa yavaş yavaş eridi. Demirin aksine yafa epey saf bir cevherdi, dolayısıyla erimeye başladığı andan beri parlak bir turuncuya dönmüştü. Kendimi gereksiz kısımları çıkarmaya odakladım. Saydam ok bana metal boruları hangi tarafa çevireceğimi gösteriyordu; bu konuda da Smith’den daha hızlıydım.

Başarısız olacağımdan çekinen Smith şaşkındı.

“H-Heok! Örgghh! Örgghh!” başladı öksürmeye. Bir süre sonra kendine geldi ve titreyen sesiyle sordu, “Nasıl bu kadar yetenekli olabilirsin?”

Yüzü öyle beyazdı ki düşüp bayılmasından korkuyordum.

“Daha önce yaptın mı? Bu ilk seferin değil miydi?”

“… İlk seferim…”

Smith bana hayalet görmüş gibi baktı.

“Hah… gerçek gibi değil… Eşsiz bir yeteneksin sen. Tecrübesiz bir adam öğretmeninden daha başarılı. Rüya görüyorum sanki. Yoksa sen Pagma’nın reenkarnasyon geçirmiş hali falan mısın?”

‘Pagma’nın reenkarnasyonu’ lafı bilhassa yetenekli demirciler için sık sık kullanılan bir övgü tabiriydi. Genelde bunun üstü yoktu! Övgüyü alan demirci havalara uçardı.

Fakat ben farklıydım.

‘Reenkarnasyonu değil, onun torunu sayılırım.’

Bu esnada yafa çoktan erimişti.

[Görevi başardınız!]

Smith sıcak sıcak gülümsedi, “İnanılmaz!”

[Smith ile yakınlığınız 30 arttı.]

[80 Tecrübe puanı kazandınız.]

[Seviye atladınız.]

‘Güzel! 2. Seviye!’

Kolayca seviye atlamak gibisi yoktu. Zamanında 80. Seviye’ye ulaşmış bir adamdım, şimdi 2. Seviye’ye ulaştım diye havalara uçacaktım. Seviyem iki haneli sayılara çıktığında başıma geleceklerden korkuyordum.

“Getir bakalım.”

Smith eriyen yafayı eriyik demire döktü, iki metali 1:12 oranında karıştırdı. Tabii bu karışım için her bir yafa parçasına 12 parça demir gerekiyordu. Smith karışımı ocağa koydu ve başladı ısıtmaya. Onları karıştırmayı unutmadı. Toplamda altı kez karıştırdıktan sonra eriyik çözeltiyi önceden hazırladığı kalıba döktü.

Karışımın soğuyarak katılaşması için 40 dakika beklememiz gerekecekti. Bu süre zarfında Smith görevin ödülü olarak almaya hak kazandığım yafayı verdi.

“İlk defa metal erittiğin için bunu hatıra olarak saklayabilirsin.”

[3 parça yafa aldınız.]

Bir parça yafa 700 gram ile 1 kilo arasındaydı. 300 gramlık yafa bir altın ediyordu, yani E-seviye görev için hiç de fena değildi.

‘Smith, sen iyi bir adamsın.’

Bu adamı gitgide daha çok seviyordum. Smith elinde büyük bir çekiçle yaklaştı ve kalıptaki çözeltiye vurmaya başladı. Katılaşan çözelti kalın bir kablo gibi görünüyordu.

Smith kabloyu aldı ve yana koydu, ardından ufak bir kalıba yöneldi. Kabloyu kalıba koyduktan sonra başladı vurmaya. İşini bitirdiği gibi küstereyle uçlarını biledi. Dikkat gerektiren işlemin ardından ucu keskin tipik bir ok başı ortaya çıktı. Ağır ve kalındı, ama uç kısmı zırhı delerken hiç sorun yaşamayacaktı. Yafa ucunu daha önceden üretilmiş ok gövdelerinden birine taktı.

Süreci baştan sona seyrettikten sonra bir bildirim ekranı gördüm.

[Yafa Oku’na dair anlayışınız %100. Yafa Oku’nu kusursuzca kullanabileceksiniz.]

[Yafa Oku’nu yapmayı öğrendiniz.]

Smith bana sordu, “Nasıl? Yapabilecek misin?”

“Evet.”

Smith güldü.

“Tereddüt etmeden cevapladın… Ne özgüven ama! Normal silahlar gibi oklarda da denge çok önemlidir. Tüyleri, ok ucunu ve gövdeyi iyi ayarlamalısın… Dengeyi biraz kaçırırsan ok düzgün uçmaz. İnce iştir. Yapabilecek misin? Daha yapım sürecini yalnızca bir kez izledin.”

“Yapabilirim.”

“Hah… o zaman sana güveniyorum.”

[Yafa Oku Yap]

Zorluk: D

Açıklama: İki metali karıştırmak kolay değildir. Ok yapmak emek ister. Bu nedenle çaylak demircilerin Yafa Oku üretmesi zordur. Fakat Smith size güveniyor ve bu pahalı malzemeleri size emanet ediyor.

Başarı Koşulu: 100 Yafa Oku üretin.

Ödül: Smith ile yakınlık MAKS, TP +300, 50 Yafa Oku.

Ceza: Smith hayal kırıklığına uğrayacak.

* Eğer söz konusu şahıs hayal kırıklığına uğrarsa ondan bir süre görev alamazsınız.

Smith bana 100 ok gövdesi ve bir kilo yafa verdi. Ayrıca istediğim kadar demir kullanabilecektim. Bunların hepsi aramızdaki yakınlığın eseriydi. Eski ben olsaydı bu malzemeleri öylece kabul ederdi.

“Nezaketine minnettarım, ama ok gövdelerini ben yaparım.”

100 ok gövdesini geri verdim, ama Smith hareketlerimi anlamamıştı.

“Niye uğraşıyorsun ki? Beni düşünmene gerek yok.”

Hayret bir şey, bu yüzden orta seviyeye hiç çıkamamıştı.

“Her ok yapışımda bana ok gövdesi mi vereceksin?”

“Oh, yapamam… Yoksa fırsat bu fırsat diyerek ok gövdesi yapmayı mı öğreneceksin?”

“Evet. Mümkünse bana gövde için gereken malzemeleri vermen yeter.”

Smith omuzlarını silkti ve bana birkaç dal parçası ile kaliteli tüy uzattı. “Eritme işine öyle dalmışım ki sana gövdeleri nasıl yapacağını söylemedim. İstersen hemen öğretebilirim.”

Smith ‘Orta Düzey’e geçmiş bir demirci bile değildi, ondan öğrenebileceğim şeyler sınırlıydı. Ona kendi başımın çaresine bakabileceğimi söyledim ve envanterimden bir eşya çıkardım. Adı ‘Üretim Yöntemleri Listesi’ydi.

Kitabı açtığımda içerikte dört konu gördüm. Bunlar balta, kazma, Yafa Oku ve ‘Hata’nın imalat yöntemleriydi. Şimdilik boş ve basit görünen bir kitaptı, ama gün gelecek bu kitabın her sayfasını dolduracaktım.

Yafa Oku’nun yazdığı kısmı açtım ve başladım okumaya. Orada ok gövdesinin yapım aşaması da detaylıca anlatılmıştı. Tekrar tekrar okudum, ta ki her şeyi çözdüğümü düşünene dek.

‘Tamam, yapabilirim.’

İlk defa bir eşya ürettiğim için gergindim. Daha doğrusu, heyecanlıydım. Önce ok gövdelerinden başladım. İlk başta dalları düz bir çizgi haline getirmem gerekiyordu. Hepsi eğri büğrüydü, onları elden geçirdim ve yaya koyulacak kadar düzgün hale getirdim. Sonra sıra tüylere geldi.

Bir, iki, üç.

Tamamladığım gövdelerin sayısı arttıkça bu işte ustalaşıyordum. Yüksek çeviklik kabiliyetim ve sınıf özellikleri sayesinde bu iş çocuk oyuncağıydı.

Smith takdirle beni izliyordu.

“Çaylağın işi değil bu… Tek bakışta imalat yöntemini kavradın mı? Gerçek bir zanaatkarın gözlerine sahipsin.”

100 gövdeyi kısa sürede tamamladım; şimdi sıra ok başlarındaydı.

……