Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

19. Bölüm Bırakma Beni!

Çevirmen: Shuiqui / Editor: T4icho

Demiri ve yafayı birlikte erittim, ikisini de doğru oranda karıştırdım. Ardından, eriyik demiri kalıba döktüm. 40 dakika bekledikten sonra kalıbı işleyerek kablo haline getirdim ve üstüne soğuk su döktüm.

Tıssss!

Kavrulan kablodan çıkan dumanlar gözlerime sıçradı. Soğutma. Bu süreç metalin dayanıklılığını artırıyordu.

Smith ilk defa hayal kırıklığına uğramış göründü.

“Soğutmayı bile biliyorsun öyle mi?”

“Evet. Birkaç imalat yöntemine çalışmıştım. Hazırlıklı bir insanımdır.”

“Ahh, neye çalıştın bilmiyorum, ama sanırım insan kendi başına ancak bu kadarını yapabiliyor. Ok başı yaparken niye soğutma işlemini kullanıyorsun ki? Metali soğutursan iyice katılaşır ve dayanıklılığını yitirir. Ok düşmana çakıldığında onu delmek yerine parçalanabilir.”

Doğruydu, ama benim planım başkaydı.

“Birazdan tavlayacağım.”

Tavlama işleminde soğuyan metal yeniden ısınıyor ve ona sağlamlık katmak için yavaş yavaş soğutuluyordu. İmalat yönteminin tuzu biberi gibi olan bu süreç metalin dayanıklılığına fayda sağlıyordu. Fakat bunu yapmak zaman alacak bir işti. Yine amelelik beni bekliyordu!

Smith’in yüzü ekşidi.

“Bütün gece ok mu yapacaksın? Bu kadar zaman harcayacağını düşünmemiştim. Oku satın alacak olan insanlar bunları tek kullanımlık aletler olarak görür; niye uğraşıyorsun ki?”

Niye mi? Bilerek amelelik yapmamın tek sebebi vardı. Soğuyan kabloyu yeniden ısıttıktan ve dövmeye başladıktan sonra cevap verdim,

“Daha kaliteli yaparsam yüksek fiyata satabilirim.”

“…”

Smith mesajı almış, bir kenara çekilmişti. Bu esnada ben kendimi tamamen sürece kaptırmıştım. Ne kadar zaman geçmişti? Kimse bilmiyordu, ama vücudumda ağrımayan yer yoktu ve demirci dükkanındaki ısı ruhuma işlemekteydi. Garip çekiç yeteneklerim zamanla gelişti.

[İnat yükseldi.]

[Çeviklik yükseldi.]

Yükselen hünerlerim bana bu uğraşa değdiğini gösteriyordu. Onları geliştirmek için her şeyi yapardım.

“Bu…”

Hay sikeyim! Oyunda bile amelelik yapıyordum! Ama acayip eğlenceliydi!

“Ameleliğe bağımlı olacağım bu gidişle?”

Acaba günün birinde gerçek hayatta da amelelikten hoşlanmaya başlayacak mıydım? Olağanüstü bir durum olurdu. Kemik erimesinden nalları dikebilirdim.

Ttang! Ttang!

Sitem ediyor olmama rağmen süreç beni tamamen içine çekmişti. Kablo yavaş yavaş bir ok başına dönüşürken artık çekiç işinde gerçek bir usta olduğumu hissediyordum.

“Hoo. Hoo.”

Kısa nefesler. Kollarım uyuşmuş, cildim alev almıştı ama dişlerimi sıktım. Dayanıklılığım düştükçe odağım artıyordu.

[Efsanevi Demirci’nin Sabrı yeteneği aktifleşti. Konsantrasyon, dayanıklılık ve savunma bir saat boyunca uç seviyelere çıkacak.]

Aniden vücudumdaki bütün yorgunluk geçti ve kendimi yenilenmiş hissettim. Sabah vakti sütle kahvaltı gevreği yerken aldığım hazza çok benziyordu.

“Ohhhhhhh!”

Çekiç ve metaller arasında gidip gelerek ok başı üretiyordum. Konsantrasyonumdaki artış sayesinde ürettiğim ok sayısında bariz bir yükselme vardı. Belki de bana öyle geliyordu, ama ok başlarının hepsi birbirinden güzeldi.

Mutluydum. Ateşin önünde ter dökmek insana bir başarı hissi katıyordu.

‘Basit bir amelelik değil bu. Sanat.’

Gerçek hayatta hiçbir yeteneğim yoktu ve yaptığım şeylerden zevk almıyordum. Sırf geride kalmamak için götüm çıkana kadar çalışmak zorundaydım. Ama oyun farklıydı. Bu yetenek sadece Tatmin’e özeldi, ama yeterdi.

Ttang! Ttang!

Çekiçle bir olmak! Dengeyi ve zevki bulduğum andı.

[Efsanevi Demirci’nin Nefesi ürettiğiniz ürünlerin etkisini artırıyor.]

[Efsanevi Demirci’nin Nefesi]

Seviye: 1

Açıklama: Bir eşyayı yaparken dikkat kesildiğinizde, Pagma’nın Soyu’ndan gelen irade üretilen eşyaya güç katar.

Üretilen ürünün bütün özellikleri %5 artar.

Nadir de olsa üretilen ürüne özel etkilerin katılması mümkündür.

100 oku tamamladım!

[Özel Yafa Oku]

Seviye: Destansı

Saldırı Gücü: 35 – 42

Açıklama: Yetenekli, ama yeterince tecrübeye sahip olmayan ve pek tanınmayan bir zanaatkarın elinden çıkmıştır. Çeliğin yafayla birleşiminden üretilen bu ok başı yoğun deliş gücüyle rakibin savunmasının bir kısmını yok sayabilir.

*Rakibin savunmasını yok sayar.

Ağırlık: 0.1

[Destansı bir eşya üretildi; bütün hünerleriniz kalıcı olarak +4 arttı ve kıta boyunca +80 itibar kazandınız.

[Görev Başarılı!]

[Smith ile yakınlık MAKS.]

[300 TP kazandınız.]

[Seviye atladınız.]

Sevinecek zaman yoktu.

“Destansı mı?”

Oklar koşulsuz şartsız normal seviye olmuyor muydu?

‘Daha önce hiç destansı bir ok görmedim.’

İçimde ilginç bir boşluk vardı.

“Destansı seviye tek kullanımlıklar…”

Eğer bu şey bir kılıç ya da zırh olsaydı paranın gözünü çıkarabilirdim. Fakat oklar ucuzdu ve tek kullanımlıktı, dolayısıyla destansı bir oktan fazla para kazanamazdım. Yine göğsüme öküz oturdu.

‘Kahretsin! Bana kılıç ya da zırh yapmayı öğretmeliydi!’

Yafa Oku’nu öneren kişi Smith’di, ondan nefret etmeye başlıyordum. Elimdeki oka bakınca o takdir hissi çabucak öfkeye dönüştü.

“Daha çaylaklığı bile tamamlamadan böyle bir ok yapmışsın! Güzel! İlk defa bu kadar güzel bir ok görüyorum! Pagma’nın reenkarnasyon geçirmiş hali olduğun açık! Ahh! Yorulmuş olmalısın! İnanılmazsın! Süpersin!”

Smith’in sözleri beni kendime getirdi.

Evet, ilk yaptığım eşya destansıydı. Başarısız bile olmamıştım. Bu gerçek tek başına sevinmeme yeterdi. Destansı eşya yaptığım için bütün hünerlerim ve itibarım artmıştı. Ayrıca okların gücü müthişti. 40’u aşkın saldırı gücüne sahip oku nerede bulacaktınız? Bununla birlikte özel bir seçeneğe sahiplerdi.

‘Bu ok 20. Seviye silahlardan bile daha iyi.’

Oklar doğaları gereği diğer silahlar kadar kar getirmiyordu, ama yaptığım özel mallarla iyi para kazanabileceğime emindim.

‘Düşündüğümden daha büyük bir şey çıktığı için aklım karıştı tabii.’

Efsanevi Demirci’nin Ustalığı’na sahiptim. Dolayısıyla eşyalara dair bütün yeteneklerim %10 artıyordu. Diğer bir deyişle, normal Yafa Oku’nun saldırı gücü 20 – 26 civarındayken benim yarattıklarım 22- 28 sularında olacaktı. Bir alıcının gözünde bu artış gayet önemliydi.

Fakat bir oku pahalıya almak isterler miydi? Ufak bir saldırı artışı için para bayılmak kulağa mantıksız geliyordu. Dolayısıyla tavlama, soğutma ve çekiç işlemlerini sadece yeteneğimi geliştirmek için kullanmıştım. Ortalama %10 oranında daha sağlam bir ok yapacağımı düşünüyordum.

Fakat çıkan ürün beklediğimden de iyiydi. Normal okların saldırı gücünden 15 yüksek olan bir ok yapmıştım ve rakibin savunmasını yok saymak gibi bir özelliği vardı. Üst düzey oyuncular ne kadar pahalı olursa olsun bu okları alacaktı. Emeğim boşa gitmemişti.

 “Pu~~~~~~ hahahahat!!”

Üstün yetenekler… Eksi seviyede aldığım 40 hüner puanı! Destansı eşya ürettiğim için eklenen puanlar! Ve en nihayetinde pahalıya satabileceğim oklar. Bugün hayatımın en iyi günüydü.

“Doğum günümden de iyi.”

Zaten doğum günümü sadece küçük kardeşim hatırlardı. Doğum günümde ‘Evde tek başına mı oturuyorsun?’ ya da ‘Hiç arkadaşın yok mu senin?’ gibi sözler duymaktan sıkılmıştım. Bu yıl aynı şeyi kız kardeşimin doğum gününde ona ben söyleyecektim.

Dolayısıyla o utanç ve yalnızlık dolu doğum günlerine kıyasla bugün katbekat daha mutluluk doluydu.

Smith manyaklar gibi güldüğümü gördü, ona okları uzattım.

“Normalde yarısını sana vereceğimi söylemiştim… ama bu güzellikleri alamam. Hepsi senin olsun.”

Maksimum yakınlık! Ah, hayat ne de güzeldi?

Kalbim tekledi. Smith büyükbabama öyle benziyordu ki ona sarılmadan edemedim.

“Bana gösterdiğin nezakete minnettarım! Kısa bir buluşmaydı, ama seni asla unutmayacağım.”

Bana sarılan Smith’in gözlerinden yaşlar aktı. “Hemen gidiyor musun? Ah.”

“Kaderimizde varsa bir daha görüşürüz.”

“Gitmeni istemiyorum…” dedi Smith.

Dişiyi cezbetmek için tüylerini açan bir tavuskuşu misali bana çekiçlerini ve kaslarını gösterdi. Bu adam… dul herifin teki gibi görünüyordu, kim bilir kaç zamandır yalnızdı? Belki de yalnızlık başına vurmuş ve benimle yakınlığı maksimuma çıkınca eşcinselliğe kaymıştı… Hayır, başından beri eşcinsel olması mümkündü.

Doğruldum ve onu bıraktım.

“Gidiyorum.”

100 Yafa Oku’nu yanıma aldığım gibi dışarı fırladım. Ama ağırlık sınırını aştığım için %100 yavaşlamıştım; dolayısıyla ‘fırladım’ kelimesi pek uygun değildi. Smith yaklaştı ve bana arkadan sarıldı.

“Görüyorum ki sen de benden ayrılmak istemiyorsun! O tutku dolu kalbinde bana yer var! Bu sevgiyi bırakmak istemiyorum. Seni ölene dek unutmayacağım! Hayır, ölsem de kalbimden çıkmayacaksın!”

“Kahrolası herif. Nasıl sözler çıkıyor ağzından!”

Doran’la olduğu gibi şu ağırlık meselesi yine yanlış anlaşılmalara yol açıyordu.

Smith’ten zar zor paçayı kurtardım. Okları satıp bir depo bulacak ve bu kahrolası köyden bir an önce gidecektim.

……