Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

24. Bölüm Demircinin Öfkesi

Çevirmen: Shuiqui / Editor: T4icho

“Hey, Yaşlı Adam! Kararını vermedin mi hala? Binayı verecek misin? O parayla ölene kadar her gün içki alabilirsin!”

Demirciye giren adamlar iri yarıydı. Bana banka çalışanlarını andırıyorlardı. Kendilerini beğenmiş tavırlarıyla yaşlı demirciye birkaç belge uzattılar.

‘Bu ne böyle?’

Binayı satması ve araziyi Mero Şirketi’ne vermesi için hazırlanmış bir anlaşmaydı. Görür görmez anlamıştım.

‘Son zamanlardaki başarılarıma ve çektiğim sorunlara bakılırsa, burada durursam aptal bir göreve kapılacağım.’

Buna izin veremezdim. Şu anda para kazanmak en büyük önceliğimdi.

‘Görevlerle işim yok benim.’

Durumu hemen kavradığım için kendi kendime övgüler yağdırdım ve harekete geçtim. Fakat işler istediğim gibi gidecek miydi? Birkaç adım atmıştım ki serserilerden biri beni yakaladı.

“Hey, kim bu yeni yetme? Gizlice işimize sızmaya mı çalışıyorsun, fare seni?”

Beni sorgulamaya başladılar.

“Anlaşmanın içeriğini çalmaya mı geldin? Sen, casus musun lan yoksa? Skaner Şirketi’nin adamı mısın?!”

Niye o kağıtlara bakmıştım ki? Aslında sadece meraktandı.

‘Arkada kalıp çenemi kapalı tutmalıydım.’

Omuzlarımı sanki ‘Casus mu, ben mi? Ne diyorsunuz siz? Beni boşverin, sadece kendi yoluma gitmek istiyorum, o kadar.’ dermişçesine silktim.

Yine de rol kesmeye devam ettim.

Hass.

‘Sikeyim.’

Dilim damağım kurudu ve alnımdan terler akmaya başladı. Tatmin’deki düşük seviyeli günlerimi hatırladım.

Eziğin teki olduğum için miydi, yoksa arka sokaklarda beni köşeye sıkıştıran genç serseri NPCler’le yaşadığım korku dolu anlar mıydı? Belki de banka görevlileriyle yaptığım konuşmalar bana yine musallat oluyordu.

İstemsizce de olsa geri çekildim; bununla uğraşamazdım.

‘Uslu durmalıyım.’

Saldırgan NPCler kanundan korkmazdı. Şuracıkta beni öldürmeleri ya da sakatlamaları gayet mümkündü. Tabii onları korumalara şikayet edebilirdim, ama şu anda yumrukları, kanundan daha yakındı. Yeterince güçlü ya da hızlı olsaydım buradan kaçabilirdim. Fakat şimdilik en iyisi onları kızdırmamaya çalışmaktı.

‘Ortama bakılırsa sıradan serseri değil bunlar. Sigara içip milleti haraca bağlamıyorlar.’

Mero Şirketi Ebediyet Krallığı’nın en büyük ikinci ticari işletmesiydi. Eziklere iş vermezlerdi. Bu serseriler gerçek gangsterlerdi.

‘Ekipmanlarına bakılırsa en az 35. Seviye’de olmalılar.’

35. Seviye’yi aşmış gangsterler! Seviye atlamak için kim bilir kaç kişiyi pataklamışlardı? İşledikleri suçlara akıl sır erdiremiyordum.

‘Beş kişiler… Öte yandan ben yalnızca 3. Seviye’deyim. Hüner puanlarım yüksek, ama puanlar beni yalnızca 20. Seviye civarına taşıyor. Ayrıca tek başımayım.’

En kötüsü de silahı ve zırhı depoda bırakmış olmamdı.

‘Evet, uslu dur ve gururunu bir kenara bırak.’

Düşüncelerimi düzenledikten sonra parlak bir gülümsemeyle onlara baktım ve açıkladım, “Casus değilim. Sadece yoldan geçen bir müşteriyim, o kadar. Hehehe.”

NPCler’e boyun eğmek! Utanmam yoktu. Adamın omzumu tutan eli biraz gevşedi.

“Müşteri mi? Burada mı?”

“Evet.”

“Hoh? Bu dükkanın müşterisi…”

Herif yine omzumu sıktı.

‘Ahh, acıyor.’

Acıdan dolayı yüzüm ekşidi. Neredeyse küfredecektim, ama sabrımı korudum. Adama laf etmek yerine gülümsememi korumaya odaklandım. Neden mi? Aksi halde herif bana vurabilirdi! Eskiler derdi ki gülen bir adamın yüzüne tüküremezsin.

Serseriler bana şüpheyle baktı.

“Mero Şirketi’nin işlettiği sokakta çok sayıda silah dükkan ıvar, onlara gitmek varken niye buraya geldin? Garip değil mi?”

“Çok sayıda silah dükkanı olabilir, ama tek demirci burası. Silah almaya değil, üretim bazlı bir iş için demirci bulmaya geldim. Dolayısıyla buradan başka yere gidemezdim. Hehe, Winston’a yeni geldiğim için sıkıntılardan haberim yoktu.”

Şu performansımla oskarlı oyunculara taş çıkartmam işten bile değildi. Ses tonum ve gülümsememe yerindeydi. Güldüm ve şüpheli herif beni bıraktı.

“Nedense canım sana vurmak istiyor, ama demek sen de bir demircisin? Mmm, gerçekten öyle. Zaten casus olamayacak kadar zayıfsın… Tamam, kaybol. Bir daha buraya geleyim deme.”

Vurmak mı istiyordu? Zayıf ve fakir mi görünüyordum? Bu şerefsiz sırf dış görünüşüm yüzünden benimle dalga mı geçiyordu? Kalbimde öfke kazanları kaynamaya başladı. Ama… sakin ol, nefes al.

“Hehe, teşekkürler. Şimdi gidiyorum.”

Son dakikaya kadar gülümsememi kaybetmedim ve hızla çıkışa yöneldim. Sonra arkadan yaşlı adamın öfkeli sesi geldi, “Evet… bu kirli işi daha fazla uzatmaya gerek yok. En iyisi bırakmak. Çok yoruldum.”

Bir an duraksadığımda, yaşlı adam kan çanağına dönmüş gözlerini yumdu. Sanki göz yaşlarına engel olmak istiyordu.

“Anlaşmayı verin. İmzalayacağım.”

“Eh? G-gerçekten mi?”

“Ohh! Sonunda Yaşlı Adam!”

“Uzun sürdü, ama nihayet doğru kararı verdin.”

Adamlar sevinç nidaları attılar. Festivale katılmışlardı sanki. Liderleri gibi görünen herif yaşlı adama anlaşmayı uzattı.

“İmzalaman yeter. Sonra rahatına bakabilirsin.”

 “......”

Yaşlı adam anlaşma baktı ve bir süre tereddüt ettikten sonra titreyen elleriyle uzandı. O esnada gözlerinden yaşlar aktı. “Ahh! Yedi nesildir süren aile işimi veriyorum! Öldükten sonra atalarımın yüzüne bakamayacağım!”

O üzgün ve depresif adamın halini görmeye dayanamadım. Fakat serseriler onu teselli edecekleri yerde dalga geçiyordu.

“Aniden demirciliği bıraktın, müşterisiz kalman büyük bir sürpriz değildi. Ayrıca çocuğun yok muydu senin? Oğlun öldükten sonra teselliyi şişenin dibinde bulmuştun. Veliahtın yok; öldükten sonra bu iş zaten bitecekti. Değeri olmayan bir şeyi savunuyorsun. Borçların katlanarak arttı. Zavallı herif.”

“Sen! O zehir dolu ağzında oğlumdan bahsetme sakın!”

“Niye bağırıyorsun? Geçen seferki gibi dayak mı atalım?”

‘Johnson’ isimli serseri yumruğunu kaldırdı. Öfkeliydim.

‘Yaşlı adama mı vuracak…’

O esnada ‘Um’ isimli serseri doğruldu, “Bak, anlaşma bugün sonlanacak.”

Ardından ‘Praga’ isimli herif heyecanla bağırdı, “Kızmadım, sakinim. Anlaşmayı kabul ettireceğiz diye aylardır uğraşıyoruz. Düşünsene, ne kadar çektirdi bize!”

‘Neil’ isimli olanı devam etti, “Aynen öyle… Sikeyim, yaşlı herifin tekini bile idare edemiyoruz. Bu yüzden ödemeden kısacaklar.”

Ardından sessiz kalan lider, ‘Veil’ soğuk soğuk güldü, “Doğru diyorlar, bunun bedelini sana ödetmeliyiz, yaşlı adam.”

Veil yaşlı adamın yanağına bir tokat geçirdi, “Hey, demirciyi sattıktan sonra alacağın paranın yarısıyla borçlarını öde, diğer yarısını da bize ver. Sebep olduğun zararları karşılamak zorundasın.”

“Köpekler!” yaşlı adam, Khan, öfkeyle gürledi.

“Hey, besleyecek oğlun ya da eşin yok, ne yapacaksın o kadar parayı? Fakirlere, bizim gibi gençlere yardım etmelisin.”

“…”

Öfkeden kudurmak üzereydim.

‘Yaşlılara çok saygı göstermem, ama bu kadarı da…’

Toplu taşıma kullanırken yerimi asla yaşlılara vermezdim. Onlarla aynı vergileri ödüyorken niye bunu yapacaktım ki?! Bana ne kadar kötü baksalar da hiç pes etmezdim.

‘Ama…’

Onları aşağılayan biri değildim. Gerçekten öfkelenmiştim.

‘Büyüklere yapılan bu davranışlar… korkunç.’

Ee? Yaşlı adama yardım etmeli miydim?

HAYIR – HAYIR -  Adalet duygum yoktu. Niye başkalarına yardım edecektim ki? Bundan ne çıkarım olacaktı? Çocuk yaştan beri diğerlerinin aksine ben süper kahramanlardan nefret ederdim.

‘Başkasını kurtaracağım diye insan kendini hiç tehlikeye atar mı? Salak mı bunlar?’

Kendilerini kötü adamı yenmek için feda eden kahramanları anlayamıyordum. Genç halim o koşulsuz fedakarlıkları izlemeye bile dayanamazdı. Dolayısıyla komşu çocukları kahramancılık oynarken ben kötü adam oluyordum. Kötü adamken kahraman ayağına yatan arkadaşlarımı itip kakmak hoşuma gidiyordu. Oyun sonunda ölü taklidi yaparak rol kesiyor olsam da, bunun tek sebebi arkadaşlarımın kızmasını istemememdi.

‘Şimdi düşününce, çocuk yaştan beri böyleyim. Evet, başından beri adaletsizlik gördüğümde gözlerimi hep kapadım.’

Nesillerdir sürdürülen aile işini yitirmek üzere olan yaşlı adama sırtımı çevirdim. Evet, doğal olarak biraz pişmandım.

‘Hal böyleyken bu demircide ekipman yapamam. Başka köye gitmem gerekirse yine o sürücüler beni soyacak! Hayır, gerek yok. Civarda avlanır ve seviye kasarım, ta ki demircinin yeni sahibi işe başlayana dek.’

Dur biraz?

‘Avlanmak için ekipman lazımdı! Hay sikeyim! Kılıcım ve zırhım depodaydı. 50 gümüş!’

Altında kaldığım stres şakaya gelecek gibi değildi. Karnım vereceğim paraları düşündükçe ağrıyordu. Hayatım niye bu kadar boktandı? Ahhh… midem. Hemen gitsem iyi olacaktı.

Ama gariptir ki yerimden kıpırdamadım.

‘O yaşlı adam… iyi olacak mı?’

Ahh! Sikeyim! Sikeyim!

Belki de olaya tanık olduğum içindi. Ne yaparsam yapayım özünde bir insandım. Vicdanım böyle durumlarda çekip gitmeme izin vermiyordu.

‘Hayır, kendimi niye riske atayım ki? Aptal mıyım ben?’

Çekip gitmem gerektiğini biliyordum. Peki o zaman neydi tereddüdün sebebi?

‘Ne ara bu kadar yumuşak oldum? Böyle değildim ben. Adaletsizliğe hep göz yumardım.’

Demirciden çıkmaya hazırlandığım sırada…

[Serserilerin demirciye yaptığı yanlışı gördükten sonra öfkeniz tavan yaptı.]

[‘Demirci’nin Öfkesi’ görevi oluşturuldu.]

…..