Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

25. Bölüm Yayı Olmayan Okçu

Çevirmen: Shuiqui / Editor: T4icho

[Demirci’nin Öfkesi]

Zorluk: B

Açıklama: Pagma’nın Soyu’ndan gelen biri olarak Pagma’nın tekniklerini ve onun iradesini miras aldınız. Pagma’nın ‘Demirciliği insanların yararına kullan’ felsefesini taşıyorsunuz.

Yaşlı ve güçsüz demirciye zorbalık eden Mero Şirketi’ni ve adamlarını asla affetmeyeceksiniz.

Mero Şirketi’nin oyunlarına gelen ve müşterilerini yitiren demirci Khan’a yardım edin.

Başarı Koşulu: Mero Şirketi’nin adamlarından kurtulun ve satış sözleşmesini parçalayın.

Ödül: Demirci Khan’ın alkole olan bağımlılığı düzelecek. Khan ile yakınlık MAKS.

* Khan aslında olağanüstü bir demirciydi. Fakat Mero Şirketi’nin oyunlarına gelerek işini yitirdiği için yoğun bir stres altında kaldı ve alkole bağımlı hale geldi. Şu anda güçsüz yaşlı bir adam, ama alkolden kurtulursa eski haline dönecektir. İşte o zaman kim olduğunuzu anlayacak ve size büyük yardımlar sunacaktır…

Görevi Kabul Ettiğiniz İçin Verilecek Ödül: ‘Demirci’nin Öfkesi’ yeteneği.

Ceza: Birkaç gün sonra Khan ölecek ve onunla ilgili bütün görevler kalıcı olarak silinecek.

“Eh?”

Felsefe mi?

“Humanizmin yeni bir parodisi falan mı bu?”

Efsanevi demirci Pagma’nın felsefesi!”

“Görev.”

Beklediğim olmuştu. Parçalanmış bir demirci dükkanı ve yaşlı bir demirci. Ansızın baskına gelen serseriler… Görev olmayacaktı da ne olacaktı?

[Görevi kabul edecek misiniz?]

Beş adam vardı. 35. Seviye civarındaydılar. Öte yandan ben tek başımaydım ve 3. Seviye’deydim. Ayrıca kılıcım ve zırhım depodaydı.

Görevi geri mi çevirmeliydim? Hayır.

“Kabul ediyordum.

Geri çevirmek için nedenim yoktu.

3. Seviye’de olsam da hüner puanlarım sayesinde 20. Seviye civarındaki oyuncuların dengiydim. Ayrıca ‘Efsanevi Demirci’nin Sabrı’ yeteneğine sahiptim. Konsantrasyonumunu, dayanıklılığımı ve savunması bir saatliğine zirveye çıkarıyordu. Peki hepsi bu kadar mıydı? Tabii ki hayır. Pasif yeteneğim sayesinde canım minimuma düştüğünde 5 saniye boyunca ölümsüz oluyordum.

“Aslında silahım da var.”

Envanterimi açtım. Hatıra diye bıraktığım oku çıkardım.

[Özel Yafa Oku]

Seviye: Destansı

Saldırı Gücü: 35 – 42

Açıklama: Yetenekli, ama yeterince tecrübeye sahip olmayan ve pek tanınmayan bir zanaatkarın elinden çıkmıştır. Çeliğin yafayla birleşiminden üretilen bu ok başı yoğun deliş gücüyle rakibin savunmasının bir kısmını yok sayabilir.

*Rakibin savunmasını yok sayar.

Ağırlık: 0.1

Oklar tek kullanımlıktı. Fakat bu yalnızca bir yay kullanıyorsanız geçerliydi.

“Hançer gibi elime alırsam tek kullanımlık olmaz.”

Hatta okların geri alınıp yeniden kullanıldığı da oluyordu. Hedefin çok zarar vermediği oklar kullanılabilirdi, ama ok kullanmadığım için bu konuya tam anlamıyla hakim sayılmazdım.

‘Okların çok pahalı olduğunu görünce bir tane alayım demiştim. Bu sayede okların tamamen tek kullanımlık olmadığını öğrenmiştim. Huhuhut, bilgi güçtür! Gelecekte bunu aklımda bulundursam iyi olur.’

Tatminkarlıkla gülümsedim ve serserileri inceledim. Balta, kılıç ve topuz gibi tehditkar silahlar tutuyorlardı; hepsi deri zırhlara bürünmüştü.

‘Gökler benden yana.’

Demir ya da çelikten zırh giyiyor olsaydılar işler değişirdi. Fakat okla demir zırha iyi hasar verebilirdim.

‘Bu oku yaparken kalbimi kullandım. Değeri normal okların çok üstünde. 20 saldırı gücüne sahip olabilirim, ama oka inanıyorum. Savunmayı yok sayma özelliği sayesinde saldırı farkını aşabilirdim. Ayrıca savaşçı günlerimden kalma tecrübelerim de hala duruyordu.’

Puanlarım seviyemden yüksekti; uygun bir silah, saçma sapan denebilecek yetenekler ve geçmiş tecrübeler… Bunlar bir araya gelince görevi tamamlama ihtimalin yükseliyordu.

‘Yine de ihtimal düşük.’

Muhtemelen başarısız olacağım bir görevi kabul eder miydim hiç? Cevap belliydi.

Öncelikle görevi başaramazsam doğru düzgün bir ceza almayacaktım. Khan ölecekti ve onunla bağlantılı bütün görevler silinecekti, ama bu görevleri bilmediğim için kaybım yoktu. Ayrıca sadece görevi kabul ederek bile ödül almıştım.

[Görevi kabul ettiniz.]

[Görevi kabul ettiğiniz için ‘Demirci’nin Öfkesi’ yeteneğini aldınız.]

Ödülü kabul etme ödülü ise başarı ödülü farklıydı. Yeteneği sadece ödülü kabul ettiğim için almıştım. Kim böyle bir görevi geri çevirirdi ki? Yeni yeteneğe bakmak için hemen pencereyi açtım.

[Demirci’nin Öfkesi]

Seviye: 1

-20 saniye boyunca saldırı gücünü %10 ve saldırı hızını %30 artırır.

Mana: 50

Dolma Süresi: 60 saniye

‘İ-inanılmaz!’

Üretim bazlı sınıflar savaş yetenekleri öğrenemezdi, en azından ben öyle duymuştum. Fakat şimdi demircilikle alakalı bir görevi kabul ettiğim için bana güç katan bir yeteneğe kavuşmuştum! Üstelik etkisi muazzamdı.

‘Savaşçıyken öğrendiğim yeteneklerden daha iyi değil mi bu?’

Savaşçılarım yükseltme yeteneği bana bir süreliğine %20 saldırı gücü katıyordu ve dolma süresi 3 dakikaydı. Fakat şimdi öğrendiğim yetenek sadece saldırı gücünü değil, saldırı hızını da artırıyordu ve dolma süresi yalnızca bir dakikaydı.

‘Kukukuk… acaba duyduğum gizli görev bu muydu? İyi de gizli bir görev için bu zorluk az değil mi? Belki de bu… bağlantılı bir görevdir? Demirci Khan’ın görevleri muhtemelen öyle. Turnayı gözünden vurdum.’

Demirci Khan’ın önemini anlar anlamaz görevi tamamlamak için elimden geleni yapacağıma karar verdim.

‘Yeni yetenek sayesinde başarı şansım yükseldi… Güzel.’

Serserilere yaklaştım.

“Hayırdır?” adamlardan biri geri döndüğümü görünce bana baktı.

Oku kaldırdım. Ardından onlara görevi kabul etmemin en büyük sebebini söyledim.

“Çizgiyi aştınız. Ben de yaşlıları pek takmam, ama sizin kadar abartmıyorum. Büyüklere saygı duymanıza gerek yok, ama en azından nezaket gösterin. Eğitimsiz piçler. Affetmeyeceğim sizi.”

Adaletin havarisi rolüne bürünmemiştim. Sadece bu şerefsizlerden hoşlanmıyordum!

“Banka görevlilerine benziyorsunuz, suçu onlara atarsınız!” yaklaştığımda adamlar silahlarına davrandılar.

“Şerefsiz! Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu senin? Eh? Ne oldu bu salağa? Hey! Gebermek mi istiyorsun?!”

“Yaptığımız iyiliği geri çeviriyorsun demek…”

Gerçekten de kanunsuz NPCler korkunçtu. Beni öldürmek istediklerini anlayabiliyordum.

‘Güçlüler.’

Ama sırf korkuyorum diye onlardan kaçacak değildim. Şu anda onlara bir korku unsuru olarak değil, görevimi tamamlamak için temizlemem gereken lekeler gibi bakıyordum. Savaşçının arzusu ve hırsı kalbimi doldurdu.

Alaycı bir ifadeyle burnumdan soludum ve elimi kaldırdım. “Kesin saçmalamayı da gelin.”

Serseriler harekete geçti.

“Aklını kaçırmış bu salak!”

“Tutun şunu! Tutun! Hayır, vazgeçtim, öldürün gitsin!”

Suratları kıpkırmızı kesilen adamlar başladı koşmaya. Toplamda beş kişiydiler. Geniş bir alanda olsaydık etrafımı kuşatırlardı, ama demirci dükkanını incelediğim için ikinci kata çıkan merdiveni biliyordum. Oraya yöneldim. Merdiven sadece iki kişinin geçebileceği kadar genişti.

Elimde ok, merdivenlerin ortasına geçtim.

“Arı gibi sokarım, gelin bakayım.”

Bölgesel avantajı ele geçirdiğimi gören serseriler duraksadılar, sonra elimdeki silaha baktılar.

“O ne öyle? Ok mu?”

“Puhahahaha. Okla mı savaşacaksın? Yayın nerede? Eh? Annenin evinde mi unuttun yoksa, çaylak?”

“Neyse, demirciler zaten yaydan anlamazlar. Silahları da pek iyi kullandıkları söylenemez. Kafası karıştı herhalde. Çok genç.”

Alay ediyorlardı! Aralarından en çok sinirimi bozan tip Johnson’du. Herif acayip vahşiydi.

“Parçalayacağım seni.”

Yaban domuzu gibi önüne bile bakmadan saldırıya geçen Johnson’a baktım, sonra henüz öğrendiğim yeteneği kullandım.

[Demirci’nin Öfkesi.]

[Demirci’nin Öfkesi aktifleşti. 20 saniye boyunca saldırı gücünüz ve saldırı hızınız ciddi oranda artacak.]

Ekranın üst kısmında ’20 saniye’ yazılarını gördüm. Yeteneğin süresini belirtiyordu. Onayladım ve hızla kolumu savurdum.

Papat!

Balta kullanan Johnson’dan daha hızlıydım. Ok iki kez göğsünü deldi. Büyük silahlar ağır hasar veriyordu ve çok dayanıklıydı, ama yavaş olmak gibi bir sıkıntıları vardı. Öte yandan elimde basit bir ok taşıdığım için ben çok hızlıydım.

[Kritik!]

[Özel Yafa Oku’nun etkisi devrede; rakibin savunmasını tamamen yok saydınız.]

“Ke…heok!”

Sadece iki saldırıydı, ama bütün gücümü kullanmıştım. Üstelik biri kritikti, diğeri ise okun etkisiyle savunmayı yok saymıştı. Şans yanımdaydı. Bir okla bu kadar hasar verebileceğimi hiç düşünmezdim.

“N-nasıl…?” diye baktı bana Johnson, sonra kan kustu ve merdivenlerden düştü. Gri ışıklara dönüşerek kaybolduğunda önüme birkaç mesaj çıktı.

[Winston’un kanunsuzu, Johnson’u yendiniz.]

[Winston Köyü’ndeki itibarınız 60 arttı.]

[Winston kanunsuzlarıyla aranız bozuldu.]

[Winston kanunsuzları sizi gördüklerinde saldırıya geçecek.]

[4.300 TP kazandınız.]

[Seviye atladınız.]

[Seviye atladınız.]

[Seviye atladınız.]

[Seviye atladınız.]

[Seviye atladınız.]

 “Vov.”

Adam en az 35. Seviye’de olmalıydı. Oyun sanki bu düşüncemi onaylamak istermiş gibi onu öldürdüğüm için bana 5 seviye verdi.

‘İki hamlede mi?’

İnanamıyordum. Kritik vurmama ve savunmasını yok saymama rağmen iki hamlede ölmüş olamazdı.

‘Yoksa bu herifler göründüklerinden daha zayıf olabilir mi?’

İyi bir açıklamaydı. Agresif tavırlarına bakılırlarsa puanlarının büyük bir çoğunluğu güç hünerinde olmalıydı.

‘Tamam.’

Umutlarım arttı.

“Durum penceresi.”

İsim: Grid 

Seviye: 8 (125/1.400)

Sınıf: Pagma’nın Soyu

* Ekipman yaparken fazladan seçenek eklenme olasılığı artar.

* Eşya geliştirme olasılığı artar.

* Bütün ekipmanlar hiçbir koşul olmadan takılabilir. Fakat, ekipmanın seviyesine göre bir kısıtlama uygulanacaktır.

Unvan: Efsane Olan Adam.

* Anormal durumlar sizi fazla etkilemez.

* Canınız minimum düzeye düşse bile ölmezsiniz.

* Kolayca tanınabilirsiniz.

Can: 316/316

Mana: 87/87  Güç: 24

Dayanıklılık: 22  Atiklik: 16

Zeka: 29  Çeviklik: 55

Dirayet: 16  İçgörü: 15

Dinginlik: 14  Asalet: 14 İnat: 21

Hüner Puanları: 110

Ağırlık: 842/1.000

Beş seviye atladığım için 110 puan kazanmıştım.

‘Hüner puanlarımı kullanmanın zamanı geldi.’

Bütün puanları güce ve atikliğe yatırdım.

[Güce 50 puan verdiniz. Emin misiniz?]

“Evet.”

[Puanlar verildikten sonra geri alınamaz. Onaylıyor musunuz?]

“Evet.”

[Atikliğe 60 puan verdiniz. Emin misiniz?]

“Evet.”

Uyarılar çıktıkça gücüm ve atikliğim artıyordu. Diğer serseriler yoldaşlarını yitirdikleri için donakalmıştı.

“N-n-ne?! Nasıl öldürdü Johnson’u?”

“Dikkatsizlik ettiği için gafil avlandı.”

“Yine de herif sadece bir ok kullanmıyor mu? Yayı olmamasına rağmen zırhı delerek nasıl o kadar hasar vermiş olabilir? Saçmalık. İmkansız.”

“Güçlü olmalı. Belki de demirci değildir. Savaşçı. Evet, savaşçı olmalı!”

“Nası… Belki de sadece zayıf görünüyordur.”

“Dış görünüşüne aldanmayın.”

Beni dikkatlice incelediler. Demirci’nin Öfkesi’nin bitmesine 10 saniye kaldığı için onlara laf attım.

“Ne o? Saldırmıyor musunuz? Dörde bir… Korkuyorsunuz demek? Aşağılık herifler.”

“Aşağılık mı? Ne diyorsun lan sen!”

“Praga, dur!”

Yoldaşlarından gelen çağrılara kulak vermeyen Praga sözlerime dayanamadı ve ileri atıldı. Elinde devasa bir topuz vardı. Saldırı hızı çok ama çok yavaştı, aynı ondan önce gelen Johnson gibi.

Kvajajak!

Merdivenlere çıktı ve topuzunu kaldırdı. Olabildiğince kenara çekildim ve oku savurdum.

Papapat!

Artan atikliğim çok etkiliydi. Bu kez adam saldırmadan önce üç kez oku göğsüne sapladım ve geri çekildim.

‘Kahretsin.’

Kritik vuramamıştım. Ayrıca Özel Yafa Oku’nun özelliği de devreye girmemişti. Saldırı gücüm verdiğim 50 puan sonucu artmış olsa da Praga hala ayaktaydı.

“Hey, iyi misin?”

“Kuockk… bu kadarı beni öldürmeye yetmez.”

“Hmm… sanırım Johnson’u şans eseri yendi. Saldırı gücü düşündüğüm kadar yüksek görünmüyor.”

Adamlar yavaş yavaş beni çözüyordu. Sonra Veil adamlarına seslendi, “Saldırı hızına dikkat etmeliyiz. Büyük silahlar kullandığımız için bizden daha hızlı, dolayısıyla teke tek mücadelede avantaj ondan yana.”

“O zaman işimiz basit.”

Veil gözlerini kırptı ve grup durumu çözdü. Ardından bana bakarak konuştu. “Seni oradan indirmeye çalışmayacağım. Zaten er ya da geç inmek zorundasın, değil mi? O vakit öleceksin.”

Hass… herif zekiydi.

‘Yaratık değiller tabii, düşünebiliyorlar.’

Bölgesel avantaj meselesi de böylece sonlanmış oldu.

‘Dört kişi kaldı. Biri ağır yaralı, ama hala savaşabilir. Kahretsin… nereden bakarsam bakayım durum sıkıntılı. Görevi nasıl tamamlayacağım?’

Görev sayesinde yeni bir yetenek kazandığım için mutluydum. Fakat görevi tamamlayıp Demirci Khan’dan bağlantılı diğer görevleri almak da istiyordum. Peki bu riske değer miydi?

‘Kaçarak görevi bırakmak daha akıllıca, ölmekten iyidir. Ama…’

Başımı çevirdim. Köşede duran yaşlı adamı görünce gözlerim kısıldı. Yaşlı adamın bana bakan gözlerindeki beklenti, umut ve minnet yüzünden mi tereddüt ediyordum? Adeta kahraman gibi görüyordu beni.

‘Bana öyle bakma. Ben kahraman değilim.’

Adamı görmezden gelmeye çalıştım. Sonra tam oyundan çıkacaktım ki duraksadım.

‘Görevi kabul etmek bile bana bir yetenek kazandırdı. Bu %100 gizli bir görev. Yaşlı adamdan alacağım bağlantılı görevlerin ödülü kim bilir ne olacak… Nadir bir görevden vazgeçmek aptalca değil mi?’

Evet, denemeliydim. Merdivenlerden indim. Adamlar anında saldırıya geçti.

‘Savunmam sıfıra yakın. Canım da çok az. Saldırmalarına izin verirsem iki üç hamlede ölürüm. Şu anda önemli olan şey hızlı savaşmak değil, dikkatli olmak. Dikkatli.’

Dikkat kesildim, Demirci’nin Öfkesi’nin dolma süresini bekledikten sonra yeteneği yeniden kullandım.

[Demirci’nin Öfkesi.]

[Demirci’nin Öfkesi aktifleşti. 20 saniye boyunca saldırı gücünüz ve saldırı hızınız ciddi oranda artacak.]

“Tamam. Sıradaki.

“Efsanevi Demirci’nin Sabrı.”

[Hiçbir şey olmadı.]

“Eh?”

Yetenek aktifleşmedi mi? Aklım karıştığı için hemen pencereyi açtım. Ardından yeteneğin detaylı açıklamasını okudum.

[Efsanevi Demirci’nin Sabrı]

Dayanıklılık, savunma ve çeviklik bir saatliğine %200 artar.

* Mana harcamaz. 

* Yetenek isteyerek kullanılamaz. Doğal koşullar tarafından tetiklenir.

“Ah…”

Kahrolası şey… Koşullar uygun olunca mı aktifleşiyordu?

‘Önce açıklamayı okumalıydım…’

Bel bağladığım şeylerden birini yitirdiğim sırada serseriler mesafeyi kapatıyordu.

“Hey, cehennemi boylamaya hazır mısın?”

“Yoldaşlarıma zarar verdiğin için cezanı çekeceksin.”

Boku yedim.

……