Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

27. Bölüm Altın Zırh ve Büyük Kılıç

Çevirmen: Shuiqui / Editor: T4icho

Altın zırh bir dağ misali omuzlarıma çöktü. Elimde devasa kılıç, şu anda bir ejderhayı bile kesebileceğime inanıyordum.

Serseriler silahlarını sallamakla meşguldü. Kaçmama gerek yoktu.

Kwang! Kwajajak!

[Saldırılar durduruldu.]

Saldırıları güçlüydü, ama zırha çizik bile atamadılar. Vücudum titremedi bile. Asıl hasar gören şey zırhım değil, adamların silahlarıydı.

“N-ne?”

“Bu ne böyle…?”

Kanunsuz yaşayan serseriler tehlike hissine karşı oldukça hassastı. Şimdi gerçek manada çaresizliği tadıyorlardı.

“B-bu gerçek olamaz…!”

Kötü kötü gülerek onlara baktım. “Hiç ekipmanların gücü diye bir şey duydunuz mu?”

İksirler? Yetenekler? Başından beri bu şeylere ihtiyacım yoktu. Dükkanda sayısız ekipman vardı ve Pagma’nın Soyu’ndan gelen ben, hepsini kullanabilirdim!

Keng!

Büyük kılıcın kabzasını iki elimle kavradığım gibi onu bütün gücümle kaldırdım. Teknik kullanmama gerek yoktu. Sadece silahın devinimiyle önüme gelen her şeyi parçalayabilirdim.

Seokeok!

Kılıç serserileri kesip biçerken içimde keyif dolu bir his vardı. Tek hamlede hepsini katlettim.

[Winston’un kanunsuzu, Praga’yı yendiniz.]

[Winston Köyü’ndeki itibarınız 60 arttı.]

[4.300 TP kazandınız.]

[Winston’un kanunsuzu, Um’u yendiniz.]

[Winston Köyü’ndeki itibarınız 60 arttı.]

[4.300 TP kazandınız.]

[Winston’un kanunsuzu, Veil’i yendiniz.]

[Winston Köyü’ndeki itibarınız 100 arttı.]

[6.600 TP kazandınız.]

[Seviye atladınız.]

[Seviye atladınız.]

[Seviye atladınız.]

[Seviye atladınız.]

[Seviye atladınız.]

[Seviye atladınız.]

[Seviye atladınız.]

[Seviye atladınız.]

[Seviye atladınız.]

[Seviye atladınız.]

[Görev başarıyla tamamlandı!]

[Khan ile yakınlık MAKS.]

Ödüllerin ardı arkası kesilmiyordu. Keyiften dört köşeydim.

“Bu silah ve zırh…”

Vakit kaybetmeden Efsanevi Demirci’nin Değer Biçme yeteneğini kullandım.

[Efsane olan demircinin gözleri keskindir. İncelediği eşyalarda gizli bir özellik varsa onu görebilir.]

[Dainsleif – Yeniden Üretim -]

Seviye: Özel

Dayanıklılık: 500/500   Saldırı Gücü: 451~635   Saldırı Hızı: -%8

* Hedefin mevcut savunmasının %10’una denk fazladan hasar verir.

* Düşman sayısı arttıkça verilen hasar miktarı artar.

* ‘Altın Parıltı’ yeteneği oluşturulur.

Açıklama: Pagma’nın çağından önce ‘zanaatkar’ unvanına ilk kavuşan insan olan Albatino’nun eseridir. Mistik silah, Dainsleif’i üretmeye çalışmıştır. Ortaya çıkan ürün asıl Dainsleif’e kıyasla çok zayıftır, ama bazı özellikleri yerinde olduğu için nadide bir ustalık eseri olarak görülür. Ebediyet Krallığı’nın kurucusu ve kuzeyin kralı Loran tarafından ‘İnsan tarihinin bir ustalık eseri’ olarak ilan edilmiştir. Efsanevi demirci Pagma’nın Albatino’dan ilham aldığı söylenir.

Kullanım Koşulları: Seviye 250, 1.800 Güç. İleri Kademe Kılıç Ustalığı.

Ağırlık: 1.580

[Gizli bir özelliği yok.]

[Henüz bu silahın malzemelerini, imalat yöntemini ve üreticinin niyetini anlayabilecek bilginiz ve tecrübeniz yok.]

[Dainsleif – Yeniden Üretim- hakkında anlayışınız %0.]

[Valhalla]

Seviye: Özel

Dayanıklılık: 701/701   Savunma: 872  Hareket Hızı: -%5

* %20 can yenilenmesi.

* Canınız %10’un altında düşerse bir kalkan oluşur ve 5 saniye boyunca 3.000 hasar emer.

* Kesme ve delme tarzı saldırılara karşı fazladan %10 savunma.

* Büyü direnci +180

Açıklama: Pagma’nın çağından önce ‘zanaatkar’ unvanına ilk kavuşan insan olan Albatino’nun eseridir. Yürüyen bir kale üretmeyi amaçlamıştır. Ebediyet Krallığı’nın kurucusu ve kuzeyin kralı Loran tarafından ‘İnsan tarihinin bir ustalık eseri’ olarak ilan edilmiştir. Efsanevi demirci Pagma’nın Albatino’dan ilham aldığı söylenir.

Kullanım Koşulları: 250. Seviye, 800 Güç, 1000 Dayanıklılık. İleri Kademe Ağır Zırh Ustalığı.

Ağırlık: 1.712

[Gizli bir özelliği yok.]

[Henüz bu silahın malzemelerini, imalat yöntemini ve üreticinin niyetini anlayabilecek bilginiz ve tecrübeniz yok.]

[Valhalla hakkında anlayışınız %0.]

“Örgh…”

N-neydi bu mucizevi şeyler? Köyün kasvetli demirci dükkanında ne arıyorlardı? Ne diyeceğimi bilemez halde onlara bakarken Khan arkadan yaklaştı ve omzumu tuttu.

Sonra titreyen sesiyle konuştu, “Sen… Dainsleif ve Valhalla’yı nasıl kullanabiliyorsun?”

Şu anda ona cevap veremezdim. Soru sormakla yetindim.

“Khan, bu şeylerin burada ne işi var? Ha? Nereden buldun onları?”

“Heok!”

Ş-şaşırtıcıydı. Khan sorumu duyduktan sonra dehşete düştü. Gözleri neredeyse yuvalarından fırlayacaktı.

‘VOV, gözlerine ne oldu öyle?’

Khan beni sarstı. “Sen… Bu şeylerin gerçek değerini biliyor musun?”

“Sadece görünüşleri bile inanılmaz. Albatino’nun eserleri.”

“H-heok! Nasıl, nasıl bilebilirsin bunu? Y-yoksa sen…”

Khan’ın yüzü kıpkırmızı kesildi. Düşüp bayılmasından korkuyordum.

‘Neler oluyor burada? Şekeri mi düştü?’

Adamı kurtardıktan sonra şekerden mi ölecekti yoksa? Hayır! Buna izin veremezdim.

“Hey, hey, Yaşlı Adam! Sakin ol, sakin ol!”

“Ah! Kuooock…”

“Heok? K-köpük mü? Hey! Yaşlı Adam. Hey! Neler oluyor? Ölme! Görevi başardım işte. Niye ölüyorsun? Başka görevin varsa ver!”

Hayır, dur biraz. Ya Khan ölürse o zaman Dainsleif ve Valhalla’ya ne olacaktı?

“… Hey, Yaşlı Adam. İyi misin? Kahretsin! Ölme. Yaşaman lazım!”

Dainsleif ve Valhalla’yı yerlerine koyduktan sonra yaşlı adamı şifacıya götürdüm.

***

Winston köyü ücraydı. Fakat yolların ve ulaşımın gelişmesiyle köy hızla ilerlemeye başlamıştı. Her yerde avlanma alanları vardı ve Winston kaliteli ürünler, özel görevlerle dolup taşıyordu. Haliyle sonsuz bir büyüme potansiyeline sahipti.

Bugünlerde çok sayıda insan köye gelip gidiyordu. Bir yayın organının yaptığı ankette yeni oyuncular ‘Başlamak İstediğim Köy’ adı altında 10 köy seçmişti ve Winston da bunlardan biriydi.

İnsanlar gelişmeye devam eden Winston’un sakinlerini kıskanıyorlardı. Köydeki toprak fiyatları son zamanlarda 20 misline çıkmıştı, dolayısıyla toprak sahipleri zengin olmak üzereydi.

Fakat bütün bunlar asıl gerçeği bilmeyen insanların inandığı bir illüzyonun parçasıydı. Gerçek ise tamamen farklıydı. Winston sakinlerinin hayatları iyiye gitmiyordu. Çünkü başlarında Mero Şirketi diye bir bela vardı.

Mero Şirketi uzun zamandır Ebediyet Krallığı’nın kuzey bölgesine hükmeden devasa bir oluşumdu. Şirketin lideri, Valmont, Winston’un potansiyelini diğer herkesten önce görmüş ve köy henüz gelişmemişken bu civardaki toprakları köy sakinlerinden ucuz fiyatlara almıştı.

Dolayısıyla Winston’un ticari alanları Mero Şirketi’nin elindeydi. Henüz Winston bir şehir olmamıştı, ama tabelaların çoğunda ‘Mero’ yazıyordu. Öte yandan köy sakinleri işlerini kaybettikleri için fakirlikten kırılıyordu.

Mero Şirketi Winston’u tekeline almıştı. Şirket için resmen piyangoyu kazanmak gibi bir yatırımdı bu. Kazanacakları paranın haddi hesabı yoktu. Ayrıca lord ödenen vergilerden ve rüşvetlerden dolayı işlerine karışmayacaktı.

“İnsan gerçekten de ileriye dönük düşünmeli.”

Şirketin sahibi, Valmont çok mutluydu. Köydeki kazancın büyük bir kısmı cebine girdiği için keyfine diyecek yoktu. Fakat bir şey canını sıkıyordu: O demirci dükkanı.

Kralın fermanı nedeniyle köyler ve şehirlerde sadece bir demirci dükkanı açılabilirdi. Devletin yerel güçlerin çok sayıda silah üreterek kendi güçlerini geliştirmelerine engel olmak için aldığı ekstrem önlemlerden biriydi. Dolayısıyla Winston’da bir demirci vardı ve o demircinin sahibi Mero Şirketi değil, Khan isimli bir adamdı. Silah işi kadar sabit ve büyük para kazandıran işler kolay bulunmuyordu.

Mero Şirketi Khan’a dükkanı satması için astronomik miktarlar önermiş, ama adam yedi nesildir ailesinde olan dükkanı satmaya yanaşmamıştı. Valmont güç kullanmasına rağmen demirciyi almayı başaramamıştı.

Başı ağrıyordu. Demirciden vazgeçmek istemiyordu. Dolayısıyla Khan’ı baskı altında bırakmanın ince bir yolunu bulmuştu.

“Taji Demircileri’nden çok sayıda silah ve tarım ekipmanı al. Sonra onları ucuz fiyattan Winston sakinlerine ve gezginlere sat. Peki ya kazanç? Onu boşver. Ucuzdan sat gitsin!”

Valmont’un bu taktiği doğal olarak Khan’ın demirci dükkanına gelen müşterileri ciddi şekilde etkilemişti. Winston sakinleri ve gezginler artık Khan’a gitmek yerine Mero’nun ucuzdan sattığı ekipmanları alıyordu. Elbette bunlar Khan’ın yaptıkları kadar kaliteli değillerdi, ama daha ucuzlardı ve seçenek sayısı fazlaydı

Ayrıca Valmont’un aklına bir şey daha vardı. Sahtekarın tekini işe alarak Khan’ı kandırmak…

“Demirciyi büyütürsen müşterilere güven aşılabiliyor, böylece onları geri kazanabilirsin. Sana düşük faizden para verebilirim; bu parayı demircini büyütmek için kullan. Winston halkına ve Mero Şirketi’ne gücünü göster!”

Khan bu sahtekara aldanmıştı, zira adam eski bir dostuydu. Dostunun Valmont’a köpeklik edeceğini düşünmediği için anlaşmaya bakmadan parayı almıştı. Dolayısıyla aldığı o ufak borç katlanarak artmıştı, ta ki ödeyemeyeceği boyutlara çıkana dek.

Valmont Khan’ın çöküşünü izlemekten zevk alıyordu.

“Huhuhu, yakında o dükkanı bana satacaksın.”

Valmont’un yaptığı son şey ise bir grup serseri tutmaktı; demircinin yakında onun olacağına emindi. Fakat Khan boğa kadar inatçıydı. Köşeye sıkışmasına rağmen bir türlü pes etmiyor, bu durum Valmont’u iyice öfkelendiriyordu.

“Neredeler? Bu kez işi halletmezlerse gerekeni yapacağımı söylemiştim.”

Onları ciddi şekilde uyarmıştı. Bu kez demirci onun olacaktı…

“Ne? Ortalıkta görünmüyorlar mı?”

“Evet.”

“Şerefsizler!”

Chachachang!

Valmont yumruğunu masaya vurduğu gibi en yakın adamına, Tavşan’a döndü. “Kim önerdi o adamları?”

“Biel.”

“Derhal buraya gelsin!”

Birkaç dakika sonra, Valmont karşısında tir tir titreyen Biel’e sordu, “Sen değil miydin o adamları öneren? Onlara inanabileceğimi söyleyen? Bunu nasıl açıklayacaksın? Söz verilen zamanda dönmemelerini geçtim, bir de kaçmışlar. Onlara önden ödeme yapmıştım!”

“Ü-üzgünüm. Mahalledeki en belalı adamlardı o yüzden…”

“Özrüne ihtiyacım yok. Ver şunu.”

“Ha? N-ne…” Biel anlam veremedi.

Valmont öfkeliydi, “Tüccar şirketinde çalışmana rağmen bunu nasıl anlamazsın? Parayı diyorum be adam, parayı! Ver parayı! Onlara yaptığım ödemeyi ve başarısız oldukları için alacağım komisyonu istiyorum.”

“A-ama, o kadar param yok ki! Lütfen bir şans daha verin…”

Biel Valmont’un kıyafetlerine yapışarak başladı yalvarmaya. Fakat Valmont affetmeyecekti.

“Paran yoksa yarat. Aksi halde seni köle tüccarlarına satarım. En azından paranın bir kısmını almış olurum. Huhuhuhu.”

“E-efendi! Lütfen… lütfen!”

“Götürün şu adamı.”

Biel 10 yıldır Valmont için çalışıyordu. Köpek gibi çalışan, işini aksatmayan bir adamdı. Fakat Valmont’un bir hataya bile tahammülü yoktu. Acımasız bir karardı, ama vicdansızdı.

‘Gururlu ve acımasız.’

Tavşan Valmont’un bu yanını sevmiyordu. Fakat onun yanında çok para kazandığı için hiç ihanet etmemişti. Biel götürüldükten sonra Tavşan ve Valmont yalnız kaldılar. Tavşan söze girdi.

“Biel’in tuttuğu adamların kaçtığına inanmak zor. Winston’da yaşıyorlar. Birazcık para için evlerini hiçe sayacaklarını sanmıyorum.”

“Diyelim ki kaçmadılar, o zaman ne oldu? Yaşlı adam işlerini mi bitirdi?”

“Şu anda en mantıklısı bu. Bugün sabah Khan’ın dükkanına gittiler, ama sonra onları gören olmamış. Demircide bir şeyler yaşandığı belli.”

Valmont sordu. “Khan nerede?”

“O da kayıp.”

“Yok artık! Neler oluyor burada?”

“Araştırıyoruz, yakında öğreniriz.”

Durumu bilmediği için öfkeliydi. Farklı farklı varsayımlarda bulunuyorlardı.

“Khan’ın yerini buldum!” dedi bir adam içeri girerek ve rapor verdi. “Yaklaşık iki saat önce görülmüş; garip, genç bir adam onu sırtında taşıyormuş.”

“Garip genç adam… İşin arkasında o olmalı. Tavşan, demirci işini sana bırakıyorum. Karşına çıkan biri olursa icabına bakarsın.”

“Anlaşıldı.”

Valmont acımasız ve kabaydı. Peki o halde Mero Şirketi’ni bugünlere nasıl getirmişti? Her şeyi Tavşan’a borçluydu. Tavşan Valmont’un eksiklerini kapatabilen yetenekli bir adamdı. Duygularını bir kenara bırakarak sakin kafayla karar verebiliyordu.

Şimdi Grid ile karşılaşma zamanı gelmişti.

…..