Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

28. Bölüm Albatino ve Pagma

Çevirmen: Shuiqui / Editor: T4icho

"Lululala~”

Tutturdum bir ıslık ve kapsülden çıkar çıkmaz klozete oturdum.

"Lululululu~”

Sonra mutfağa geçtim ve buz gibi sudan bir yudum aldım.

"Lalalalala~”

Uzandım koltuğa, açtım televizyonu, ıslık hala devam ediyor, araya kahkahalar karışıyordu. Çok mutluydum! Gizli görev sayesinde yeni bir yetenek almış ve görevi tamamlayarak yeni görevlere yol açmıştım. Ayrıca kısa sürede kazandığım seviyelerin haddi hesabı yoktu.

“Birkaç serseri öldürerek 21. Seviye’ye çıktım, turnayı gözünden vurmak diye buna mı diyorlar yoksa? Ayrıca son günlerde neden bu kadar şanslıyım?”

Gizli görevleri kolay kolay alamıyordunuz. Bir yıllık oyun kariyerimde başıma ilk defa gelmişti. Tatmin’i oynayan milyarlarca insandan sadece az bir kısmı gizli görevlere kavuşuyordu.

Pagma’nın Soyu’na katıldığımdan bu yana işler iyiye gitmeye başlamıştı. Gerçekten inanılmaz bir sınıftı.

“Talihsizliğimin bir sebebi varmış. Yıllar yılı çektiğim acıların ödülünü alıyorum. Ahahahahahattt!!”

Demirci Khan bana nasıl bir görev verecekti? Peki ya ödül? Belki de özel bir eşya…

Öyleyse!

“Milyoner olabilirdim! Kuahahahah!”

Dainsleif ve Valhalla ekipmanları neredeyse ‘Hata’ kadar güçlüydü. Fakat kullanım koşulları normal olduğu için astronomik miktarlara satabilirdim.

‘Bana Hata’nın neden bir hata olduğunu hatırlattılar.’

Albatino büyük bir demirciydi. Muhtemelen Pagma’ya ilham vermiş bir adamdı…

“Öyle bir adam bile efsanevi değilken ben görev sırasında efsanevi demirci oldum… Hayata bak sen.”

Bir kez daha aldığım sınıf için ne kadar minnet duyduğumu anımsadım.

“Hmm,” saate bakarken esnedim, kapsülden çıkalı iki saat olmuştu. “Tatmin dünyasında sekiz saat geçti. Khan yakında uyanır.”

Doktora göre Khan çok alkol aldığı ve yoğun stres altında kaldığı için bayılmıştı. Fakat görev açıklamasında başarılı olduğum takdirde Khan’ın alkolü bırakarak iyileşeceği yazıyordu. Dolayısıyla endişelenmeme gerek yoktu.

Tatmin’e bağlandım.

“Giriş.”

Gözlerim karardı, sonra sıcak bir ışık vücudumu sarınca dünya aydınlandı.

“… Klinik.”

Oyundan çıktığımda Khan’ı yatırdığım klinikteydim. Hemen Simon isimli doktoru buldum.

“Yaşlı adam nasıl?”

Simon gülümsedi.

“Aniden artan kan basıncı yüzünden zayıf düşmüş. Ama düşündüğümden daha iyiydi. Yakında taburcu olur. Tanrı onu kutsamış…”

“Bunu duyduğuma sevindim.”

“Alkolden uzak dursa iyi olur.”

Simon’la Khan’ı ziyarete gittik. Khan beni görünce gülümsedi. “Ohh, hoş geldin. Sana çok şey borçluyum.”

Güldüm, “Zor durumdakiler birbirine yardım eder. Artık hastaneden çıkabilirsin. Tedaviyi ödemen yeterli.”

 “......”

Khan niye cevap vermiyordu? İçime kötü bir his doğdu. Sonra Khan’ın ağzından çıkan sözler yıldırım misali kalbime saplandı.

“Üzgünüm… Şu anda param…”

B-Bu…! Olamazdı!

“Sakın bana… paran olmadığını söyleme!”

“Ödemek isterdim, ama param yok.”

“O zaman ne yapacaksın? Sonra ödesen olmaz mı?” diyerek Simon’a baktım. O nazik ifadesinden eser yoktu. İş ciddiyetiyle konuştu. “Maalesef.”

 “......”

Yaşlı adamı tek başına bırakmak istiyordum, ama o zaman görevlere katılamazdım.

“Kahretsin! Kötü şans, yine geldi!”

Khan’ın bir altınlık tedavi ücretini karşılamam gerekiyordu.

Khan’ın demircisi.

“Teşekkür ederim.”

Khan dükkana gelir gelmez bana döndü ve 90 derece eğilerek minnettarlığını sergiledi. Neyse ki vicdanı vardı. Bir altınlık tedavisini ödeyen adama teşekkür etti.

“Teşekkürler. Çok minnettarım. Sayende yine umudu hissedebiliyorum. Yedi nesildir ailemin sürdürdüğü işi kaybetmedim. Borcumu nasıl ödeyeceğimi bilemiyorum…”

Khan başladı ağlamaya. Gençlerin aksine yaşlılar sık sık ağlardı.

“Yaşlı Adam…”

Sert elini tuttum.

Dramalardaki ana karakterin yapacağı türden bir hareketti. ‘Başı dertte olan dostuna yardım etmekte ne var? Bahsini açmaya değmez, Yaşlı Adam. Üzülmene gerek yok. Karşılığında bir şey istemiyorum.’ Tarzında gerçekçi olmayan sözler de edebilirdim.

Fakat ben ana karakter falan değildim! Acımasız modern toplumdaki eziklerden biriydim; ödül istiyordum!

“Madem öyle, bana bir şey ver. Hadi.”

“Oh, doğru ya. Borcumu ödemeliyim. Yaptığın iyilik çok büyüktü, sana ne vereceğimi bilemiyorum.”

Şimdi fark ettim, bu yaşlı adam çok basit biri değil miydi? Kullandığım sözleri anlamıyor muydu? Dikkat kesildim. Aklıma bir şey gelmiyordu.

“O serseriler seni neredeyse soyacaktı. İçmeye devam edersen er ya da geç öleceksin.”

“Ah, doğru söylüyorsun.”

“Bayıldığında ölebilirdin. Seni doktora götürdüğüm için hayattasın.”

“Evet.”

“Yani ben hayatını kurtaran adamım.”

“Evet.”

Mantıklı konuştum. “Hayatını kurtaran bir adama… hayatına eşdeğer bir şey vermelisin!”

Khan duraksadı ve acınası ifadesiyle bana baktı.

“Hayatıma eşdeğer bir hazine… Elimde öyle bir şey yok. Ne yapacağım? Ahh…”

“Üzülme, o kadar abartı bir şey istemiyorum. Bak şuraya, şurada,” diyerek parmağımla ikinci katı gösterdim. “Dainsleif ve Valhalla’yı versen yeter.”

Heyecandan kalbim küt küt atıyordu. O eşyaları hediye olarak almaya hazırdım. Fakat burada söz konusu ben olduğum için işler hiç de düşündüğüm gibi gitmiyordu.

“Onlar ailemin nesillerdir elinde bulundurduğu aile yadigarları. Hayatım onlara kıyasla beş para etmez. Sana canımı veririm, ama onları veremem.”

Direkt reddetti. Madem vermeyecekti, niye samimi davranıyordum ki? Yüzüm ekşidiğinde Khan öksürdü ve utanç içinde açıkladı.

“Onlar atamın, Albatino’nun ruhunu koyduğu eserler. Torunu olarak onları öleceğim güne dek yanımda tutmak zorundayım. Fakat bir istisna yapılabilir.”

Khan Albanito’nun soyundan mı geliyordu? Böyle şeyler şakaya gelmezdi. Yani alkol bağımlılığından kurtulunca ileri düzey demircilik yeteneklerine mi kavuşacaktı? Ayrıca şu istisna dediği şey neydi?

“Nedir istisna?”

Khan ciddiyetini takındı. “Sana bir şey sormak istiyorum. O hazineleri nasıl kullandın? Ayrıca tek bakışta nasıl tanıdın?”

Khan açıkladı.

“Dainsleif ve Valhalla talihsizdir. Performansları hayal gücünün ötesindedir, ama kullanım koşulları nedeniyle yüzlerce yıldır onları kullanabilen çıkmadı. Dolayısıyla tarihten kayboldular. Şimdi kimse varlıklarından haberdar değil.”

Birlikte üst kata çıktık. Ekipmanların önündeydik.

Khan onlara dokundu.

“Dünyada Dainsleif ve Valhalla’nın değerini göstermek istiyorum, bu yüzden onları buraya koydum. Fakat onların asıl değerini görmek için bakan kişinin onları yapan kişiyle eşdeğer bir içgörüye sahip olması gerekiyor. On yıllardır burada olmalarına rağmen kimse değerlerini anlayamadı.”

Khan bana baktı.

“Sonra sen geldin.”

Uzun hikaye başladı.

“Ailemde nesilden nesle aktarılan bir efsane var. Yaklaşık 130 yıl önce Pagma isimli bir adam buraya gelmiş. Dainsleif ve Valhalla’yı görünce tek bakışta onların değerini anlamış…”

Khan’ın gözleri parladı.

“Onlara hayran kalmış. Dainsleif’i, daha önce kimsenin kullanmadığı silahı alarak kılıç ustalığını sergilediği söylenir. Öyle güzelmiş ki kılıç ustalığıyla adeta gökleri delerek yıldırımlar doğurmuş.”

Şaşkındım. İnanılmaz ve heyecanlı bir masaldı!

Khan iyice hikayeye kapıldı. “Kılıç ustalığına şahit olan atam diz çökerek yalvarmış ve Pagma’ya demiş ki, ‘Lütfen Dainsleif ve Valhalla’yı alın. Atam da bunu isterdi.”

“Ohh! İşler büyüyor! Ee? Pagma ne demiş?”

“Almamış. Alsaydı zaten burada olmazlardı. Pagma şöyle cevap vermiş. ‘Bu işler Albanito’nun ruhuyla dolu. Geri çevireceğim çünkü çok güçlüler, benim gibi önemsiz bir adamın yanında boşa harcanırlar.’ Pagma’nın kararı kesin olduğu için atam pes etmek zorunda kalmış.”

Pagma’yı anlamıyordum. Neden bedava şeyleri geri çevirmişti ki? Ben olsam onları alır ve satardım.

‘Ah, gerçi Pagma zengin olmalı. Bu yüzden almamıştır.’

Ben düşüncelere dalmışken hikaye devam ediyordu.

“Pagma gitmeden önce şöyle demiş. ‘Şu anda dünyada bu zırhı kullanabilecek kimse yok. Fakat gün gelecek, çok sayıda kahraman ortaya çıkacak ve hepsi o zırhın üstesinden gelmeyi başaracak.’”

 “......”

Pagma’nın sözleri ilgimi çekti. Bahsettiği kahramanlar kullanıcılardı. Kullanıcılar hızla büyüyordu ve sonsuz potansiyele sahiplerdi. Yakında Dainsleif ve Valhalla’yı kullanabilen kimseler çıkacaktı.

‘Sıralamadakiler alsın istemiyorum.’

Khan’a sordum. “Bu uzun açıklamayı neye borçluyuz?”

Khan tereddüt etmeden yanıtladı. “Kim olduğunu biliyorum.”

“Pagma’nın bahsettiği kahramanlardan biri olduğumu mu düşünüyorsun?”

“Evet. İstisna var demiştim. Eğer Pagma’nın bahsettiği kahraman olduğunu kanıtlarsan bunları alabilirsin.”

Khan’ın gözleri beklentiyle doluydu.

Bilemezdim. Antik görev yaklaşıyordu.

…..