Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

31. Bölüm İhtiyat

Çevirmen: Shuiqui / Editor: T4icho

‘Ne?’

Annem resmen beni yok sayıyordu. Sormadan edemedim,

“Anne, niye gülüyorsun? Kız arkadaşım olamaz mı yani?”

Annem gülmeyi bir türlü bırakamadı,

“Hohohoohho! 26 yıl boyunca yalnız yaşamış bir çocuğun böyle gururlu konuşması komiğime gidiyor. Oğlumsun, ama gerçekten inanılmazsın! Karnım ağrıdı gülmekten. Hohohohohohho--!”

“…”

Sinirim bozuldu. Dünyada annesi tarafından böyle muameleye uğrayan bir başka çocuk var mıydı? Şaşkın şaşkın geri çekildiğimde, babam annemi azarlayacağı yerde ona destek çıktı.

“Oğlum, önümüzdeki yıla kadar bir sevgili yapmanı istiyorum. Hazırlanmalısın. Ya da dur, önce borcunu ödemen lazım. Hangi kadın bu haldeyken seninle çıkar? Kendine ne kadar güveniyor olursan ol, bu işler kolay değildir. Bence yol yakından vazgeç şu kız arkadaş sevdasından.”

“…”

Gerçek gibi değildi. Halbuki sabah kendimi ne kadar iyi hissediyordum! Bu sözlerin ardından kalbime hançer yemiş gibiydim.

“Neler diyorsunuz böyle! Henüz kız arkadaşımın olmamasının bir sebebi var! Sorun borç değil. Beni bu hale siz getirdiniz!”

Kalbime gömdüğüm sözleri kustum.

“Sizin yüzünüzden sevgilim yok! Beni film yıldızları gibi yetiştirseydiniz böyle olmazdım. Kahretsin. Sizin yüzünüzden çirkinim, kimse bana bakmıyor.”

“Hayret bir şey, bizi mi suçluyorsun? Kardeşine bak. O da seninle aynı yerden çıktı, ama ne kadar güzel. Sen de doğduğunda Sehee kadar güzeldin.”

“İnsan dış görünüşten ibaret değildir… karakter önemli. Sana baktıkça ne kadar aciz olduğunu görüyorum.

“Eek…”

Sabah sabah şu duyduğum laflara inanamıyordum.

‘Evlatlık mıyım yoksa?’

Belki de bunlar gerçek ailem değildi.

‘Güzel bir bebek olduğumu söylediler, ama gerçekten onların çocuğu muyum? Ya gerçek ailem? Onlar nerede!’

…Hayır, dur biraz, ne yapıyordum böyle? İşe gitme zamanı gelmişti. Vakit kaybedemezdim. Sakinleştim, sonra masaya oturdum ve babama döndüm, konuyu değiştirdim.

“Baba, bu aralar Dedem nasıl? Sağlığı yerinde mi?”

“Oo? Neden sordun ki?”

“Oyunda yaşlı bir NPC var, bana dedemi hatırlattı.”

Oyundan bahsettiğimi duyunca kızacak mıydı? Hayır, belki de dayak yerdim…

“Demek bir anda aklına geldi,” dedi babam düz bir sesle. “O zaman önümüzdeki ay benimle gel, dedeni ziyarete gidelim. Bir yıldır seni görmediği için ne kadar üzgün, haberin var mı?”

Ailem yedi yıldır her tatilde büyükbabamların evine gidiyordu. Yedi yıl önce büyükannem ölünce dedem yalnız kalmıştı. Onu bizimle kalması için ikna etmeye çalışmış olsalar da inatçı bir adamdı. Yük olmak istemiyordu.

Küçük yaştan beri dedem beni hep severdi, bu yüzden her yıl onu ziyarete gidiyordum, ta ki bu yıla kadar. Tatmin’e başladıktan sonra yüzünü hiç görmemiştim. Tatile gitmek yerine oyun oynamak istiyordum.

‘Vefasız bir şerefsizim.’

Dedem de şu anda Khan gibi yalnız mıydı? Endişeliydim çünkü Khan’ın halini görmüştüm. Gelecekte dedemi elimden geldiğinde ziyaret etmeliydim.

“İyi yedik.”

Kahvaltıyı bitirdim ve hemen işe koştum. Ofis çoktan sigara dumanıyla dolmuştu. Başım ağrımaya başladı.

‘İnsan niye sigara içer ki? Boşa para. Sigaraya verecek param olsaydı…’

Dayan biraz. Eşya işini çözdükten sonra bu yerle bir ilişkim kalmayacaktı. Ekipman üretip satarak parayı kıracaktım. Böylece Tatmin gerçek işim olacaktı. Bütün gün kapsülde yatıp, ailemin safsatalarından uzak durabilirdim. Fakat bunun için önce Mero Şirketi’ni alt etmem gerekiyordu.

‘Üs olarak Khan’ın demircisini kullanabilirim. Kazanmak zorundayım.’

***

Mero Şirketi’nin Winston ayağı.

Valmont iyi değildi. Çünkü en güvendiği adamı, Tavşan onu hayal kırıklığına uğratmıştı.

“Niye uğraştırıyorsun ki bizi?”

Demirciyle yarış mı? Valmont anlam veremedi.

“Khan geri ödeme yapmazsa dükkanını elinden alabiliriz. Ayrıca şu anda ödeyecek parası yok. Er ya da geç dükkan benim olacaktı. Bu sadece bir zaman meselesiydi. Biraz hızlandırmak istediğim için seni gönderdim. Görevini ne çabuk unuttun?”

Bam!

Valmont yediği elmayı duvara fırlattı. Parçalanan meyvenin birkaç tanesi Tavşan’ın yüzüne düştü. Tavşan sakince peçetesini çıkararak yüzünü sildi.

Valomont Tavşan’ın naif tavırlarını görünce homurdandı ve bağırdı. “Niye Khan’a umut veriyorsun? Niçin? Adama dükkanı elinde tutma fırsatı sağladın. Yoksa sana rüşvet mi verdi?”

Tavşan bugüne kadar en çok güvendiği adamdı. Valmont gibi insanlara çok güvenmeyen bir insan için bu nadir bir ilişkiydi.

Tavşan açıkladı.

“Şu anda ana üssümüz Winston. Fakat ne yazık ki Winston sakinleri Mero Şirketi’ni düşmanları olarak görüyor. Şirketin uzun vadede yapacağı yatırımları göz önünde bulunduracak olursak en iyisi Winston sakinleriyle iyi geçinmek. Bize yardım etmeleri için şirkete önem vermeleri gerekiyor. Fakat şirket evlerini ve arsalarını aldı. Onları dizginlemek kolay olmayacak.”

“Şirket… arsalarını mı aldı? Bah! Saçmalık! Parasını verdik de aldık! Parayı alırken hiçbirinin sesi çıkmıyordu. Şimdi işler artınca isyan etmeye başladılar, öyle mi?”

“Kazandığımız miktarın bir kısmını onlar için harcarsak sesleri fazla çıkmaz. Ayrıca bize minnet duyar ve şirketin uzun vadeli gelişimine katkı sağlarlar.”

“Yani kötü adam benim, öyle mi? Bah! Winston salakları yaptığım onca şeyin değerini bilmiyor!”

“İnsanlara bakma. Parayı takip edersen başarılı olursun.’ Ben böyle düşünmüyorum. İnsanları yanımıza çekmek önemli. Sonra para kendiliğinden gelir. Mero Şirketi’ne minnet duyan insanlar sadık müşterilerimiz olacak.”

“Sen!” Valmont gürledi. “Bana ders vermeye çalışma! Çocuk gibi mi görünüyorum? Sana söylediğimi yap, yeter. Bütün bu saçmalıklarla uğraşacak zamanım yok! Konuya gel! Neden Khan’la o bahse girdin?”

‘Valmont bu kadar işte. Mero Şirketi’ni daha fazla büyütmek kolay olmayacak.’

Mero Şirketi bugünlere Valmont sayesinde gelmemişti. Asıl sebep Valmont’un genç olduğu zamanlarda Tavşan’ın tavsiyelerine harfiyen uymasıydı. Fakat şimdi kibirle dolu egoist bir adamdı, artık Tavşan’a kulak asmıyordu.

‘Bu iş bitince gideceğim.’

Tavşan kararını verdi ve niyetini Valmont’a açıkladı.

“Khan köyde çok değer gören bir adam. İnsanlar onu Mero Şirketi’ne karşı koyan kahraman olarak görüyor. Hal böyleyken dükkanını elinden alırsak halk isyan çıkarabilir. İşimize engel olacak güçleri var, büyük zarar edebiliriz.”

Valmont dinlemeye başladı.

Tavşan devam etti.

“Bu oyun sayesinde şirketin imajını değiştirebileceğime eminim. ‘Dükkanı direkt almak varken Khan’a niye şans verdiler?’ İşte bu düşünce herkesin aklına kazınacak. Sonra diyeceğim ki ‘Khan’ın yeteneğini gördük ve ona fırsat vermek istedik.’ Böylece Mero Şirketi’nin düşmandan ziyade bir dost olduğunu göstermiş olacağız. Ardından insanlar bize farklı bakacak. Mero Şirketi’nin sadece paraya değil, insanlara da önem verdiğini anlayacaklar.”

“… Sadık müşteriler kazanacağız yani?”

“Evet.”

“Hmmm.”

Valmont hala ikna olmamıştı. Fakat başlayan bir şeyi durdurmaya da gerek duymuyordu. Nihayetinde Tavşan’a güvenmeyi seçti.

“Sağlam bir demirci tutarsan kazanabiliriz, değil mi?”

“Tabii.”

“Ayrıca karşımızdaki Khan değil?”

“Yaptığımız araştırmaya göre demirci olduğundan bile şüphe duyduğumuz genç bir adamla karşı karşıyayız.”

“Tamam. En iyi demirciyi tut. Paraya takılma.”

Valmont bazı konularda sorunluydu, ama hızlı karar verirdi. Aksi halde böyle büyük bir şirketin başı olamazdı.

Tavşan tatminkarlıkla güldü. “Tuttum bile.”

Tavşan olayı şansa bırakmayı seven bir adam değildi. Grid’in tecrübesiz olduğunu görmüştü, ama yine de elini sağlam oynayacaktı.

‘Dikkatli olmalıyım.’

En iyisini tutacaktı.

……