Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

4. Bölüm Lim Cheolho

Çevirmen: Shuiqui / Editor: T4icho

Lim Cheolho sanal gerçeklik sistemini yaratan ve Tatmin adlı oyunun gelişimine öncülük eden 33 bilim insanının lideri, aynı zamanda S.A Grubu’nun kurucusuydu.

Farklı farklı unvanları vardı: Bilgin tanrı, sanal gerçekliğin babası, dünyayı değiştiren adam, Tatmin’in babası, ulusun en zengin insanı, dünyadaki en yetkin adamlardan biri, dünyanın dört bir yanından vatandaşlık teklifi alan adam, Güney Kore’nin gururu, gerisini siz getirin…

Sayısız unvanı her katıldığı etkinlikte ilgi odağı olmasını sağlıyordu. Amerikan başkanından bile ünlüydü; çoğu insanı kıskançlıktan kırıp geçiren bir adamdı.

Aslında hayatı, medyanın dilinde dolaşan hikayeler kadar ihtişamlı değildi. Tatmin’in ve S.A Grubu’nun başıydı, haliyle günde dört saat bile uyuyamıyordu. Peki mutsuz muydu? Hayır, bunu kendi istemişti. Lim Cheolho Tatmin’le gurur duyan, heyecanını hiç yitirmemiş bir adamdı. İki milyar insanın kalbini çalan bu oyun en büyük icadıydı.

“Um…”

Çalan telefona uyandı. Saat sabahın 3’üne geliyordu. Daha uykuya dalalı 20 dakika bile olmamıştı. Son ayda öyle yoğun çalışmıştı ki doğru düzgün düşünemiyordu bile. Telefonu açtığında sert bir sesle konuştu, “Neler oluyor? Ne var?”

Karşı taraftaki ses telaşlıydı. Lim Cheolho hemen uyandı. “Derhal geliyorum! Raporu şimdiden hazırlayın!”

Lim Cheolho alelacele giyindi ve asansöre geçti, evin altına iniyordu. Yer altındaki park alanına geçtiğinde pahalı markalardan birinin sınırlı sayıda ürettiği aracına bindi. Kelebek kanatlı kapıları olan araca biner binmez bastı gaza.

“Neler oldu?”

Tatmin Ana Ofisi.

Lim Cheolho içeriye dalar dalmaz sordu. Operasyon ekibinin başı, Yoon Nahee, Lim Cheolho’yu görünce saygıyla eğildi ve turuncu gözlüklerini düzeltti.

“Beş dakika önce gerçekleşti.”

“İlginç!”

Lim Cheolho heyecanla koltuğa kuruldu. Duvardaki monitöre döndüğünde durdurulmuş görüntü yeniden oynamaya başladı. Videonun ana karakteri 73. Seviye’deki bir savaşçıydı. Adanın kuzey ucundaki bulunan ve Pagma’nın nadir kitabını barındıran adaya giren Asyalı bir genç.

Sonra kitabı kullandı.

Lim Cheolho videoyu izlerken ona iki belge uzattılar. Adam çenesini ovarak yazılanları okudu.

“Gerçek hayatta da, Tatmin’de de olağanüstü yanı olmayan sıradan bir adam. Tatmin’e başladıktan sonra kendini kontrol edemediği için eziğin teki gibi yaşamış. Karmaşık algoritmayla gizlenen o mağarayı nasıl bulmuş? Yoksa bilmediğimiz özel bir keşif yeteneği mi var?”

Geliştirme ekibinin süper bilgisayarı ‘Morpheus’un analizine göre, Kuzey Ucu Mağarası oyuncular tarafından bir yıl ve on ay içinde bulunacaktı. Yani efsanevi kitap, ‘Pagma’nın Nadir Kitabı’’nın ortaya çıkmasına daha bir yıl on ay olmalıydı.

Bir genç adam bütün beklentileri yıkarak zamanı erkene çekmişti. Şu anda 2. Sınıf geliştirmelerini alan oyuncuların sayısı 100 bile değildi ve oyundaki tek efsanevi sınıf ona aitti.

Lim Cheolho büyük bir sürpriz yapan bu genç adama ilgi duyuyordu. Fakat Yoon Nahee onun özel biri olmadığı kanısındaydı.

“Tesadüflerin ve inadın bir sonucu.”

“Anlıyorum.”

Shin Youngwoo isimli genç adam – ki oyundaki ismi Grid’di- bir yıl boyunca aynı şehirde kalmış ve orada 8.000 itibar puanı toplamıştı. Ayrıca zeka puanı 50 bile değildi.

Kont Ashur’un görevini almak için gereken koşulları karşılıyordu. 200’ü aşkın seviyelere sahip yaratıkların mesken tuttuğu bölgeleri keşfetmiş, 80 Seviye bile olmamasına rağmen pes etmemişti. En etkileyici olanı ise Kuzey Ucu Mağarası’nı bulmuş olmasıydı. Görev eşyasını ele geçirince gözünü hırs bürüyen genç adam oyundan çıkmaya çalışınca… efsanevi kitabı almasını sağlayacak görevin koşullarını yerine getirmişti.

‘Gerekli koşulları karşılamanın çok yolu vardı, ama en saçma olanı oyundan çıkmaktı.’

Yoon Nahee’nin de dediği gibi bütün bunlar tesadüflerin ve inatçı kişiliğinin bir eseriydi. Fakat genç adam tesadüflerin kimi zaman üst üste gelerek ilginç sonuçlar yaratabildiğini göstermişti. Ayrıca sabrın ve emeğin önemini de ortadaydı.

‘Şans ve inat, bunlar da önemli yetenekler.’

Yoon Nahee monitördeki genç adamı parlayan gözlerle izleyen Lim Cheolho’ye sordu.

“Eksi seviye nasıl işliyor?”

“O da şans meselesi.”

“Nasıl?”

Bir bilim insanı şanstan mı bahsediyordu? Lim Cheolho gülerek açıkladı,

“Bildiğin gibi 10. Seviye’nin altındaki oyunculara başlangıç bonusu veriyoruz, bu sayede ölseler bile tecrübe puanı kaybetmiyorlar. Yani seviye düşmek gibi bir dertleri yok. Fakat aslında gizli bir sistem mevcut. Başlangıç bonusu olsun ya da olmasın, görev başarısızlığı sonucu verilen seviye penaltılarından kurtuluş yok. Fakat, işin ilginç tarafı, oyuna yeni başlayan oyunculara seviye penaltısı içeren görevler verilmiyor. Yani muhtemelen bu sistem sonsuza dek gizli kalacak.”

Lim Cheolho görevlinin getirdiği taze kahvenin tadına baktı ve devam etti,

“Bu görev normal koşullarda gelişseydi, ‘Kont Ashur’un Gizli İsteği’ görevini alan oyuncu en az 350. Seviye’de olacaktı. Haliyle ‘Kont Ashur’un Öfkesi’ görevini tamamlayarak Pagma’nın soyuna katılmakta sorun yaşamayacaktı. Yani o genç adam gibi ölmeyecekti. Bir diğer deyişle yalnızca o genç adam gizli sistemi aktif edebilirdi.”

Yoon Nahee başını salladı.

Grid çok çalışarak kazandığı eşyayı kaybetmekten korktuğu için acayip bir karar vermişti. Tam o esnada efsanevi sınıfa geçtiği için verilen 1. Seviye’ye düşme penaltısına takılmıştı.

10. Seviye’nin altındaki oyuncular başlangıç bonusu sayesinde ölseler bile tecrübe puanı kaybetmiyorlardı. Fakat bir görevin penaltısından kaçmak mümkün değildi. Grid görevi başaramadığı için iki seviye düşmek zorunda kalmış ve böylece -1. Seviye’ye gerilemişti.

Bu yüzden Lim Cheolho ‘şans meselesi’ demişti…

“Peki eksiye düşmüş bir oyuncu diğer oyuncular gibi tecrübe puanı kasarak atladığı her seviye için hüner puanı kazanabilir mi?”

Lim Cheolho başını salladı. “Evet. Şu anda -1. Seviye’de ve iki seviye sonra 1. Seviye’ye geçerek 20 hüner puanı kazanmış olacak.”

“… Yani aynı seviyedeki oyunculardan 20 hüner puanı ileride olacak.”

“Aynen öyle. O genç adam Kont Ashur’un görevini tamamlayabilecek seviyede olsaydı bu garip sonucu alamazdı. Cidden müthiş bir şansı var.”

Görevlilerin yüzlerinde ciddiyet dolu ifadeler vardı. Yoon Nahee sordu, “Efsanevi sınıfa sahip bir oyuncu beklediğimizden iki yıl önce ortaya çıktı. Efsanevi sınıflar yeterince güçlü, bir de diğerlerine kıyasla 20 hüner puanı olacak. Dengeyi bozmasın?”

Lim Cheolho ona Shin Youngwoo’nun bilgilerini içeren kağıtları gösterdi.

“Grafiklere göre geçirdiği zamana kıyasla ulaştığı seviye oldukça düşük. Maceralar yaşamak ya da dünyayı keşfetmek yerine bir yılını aynı şehirde geçirmiş genç bir adamdan bahsediyoruz. Bence sıralamadaki diğer ustalar kadar büyük bir yeteneğe sahip değil. Endişelenmeye gerek yok.”

“Öyle mi? Diğer oyuncular onu özel biri olarak görebilir.”

“Öyle olmasa bile ne yapabiliriz ki? Başında oyuna direkt müdahale etmeyeceğimize söz verdik; biraz iyimser düşün. Sıralamanın dışında olan sıradan bir adamın bu sınıfı elde etmesi bence iyi oldu. Ayrıca Pagma’nın Soyu diğer efsanevi sınıflara kıyasla mücadelelerde daha zayıf…”

Monitördeki genç adamı izleyen Lim Cheolho aniden kaskatı kesildi ve sessizleşti. Yoon Nahee’ye doğru başını iki yana salladı.

“Abartılacak bir şey yok, merak etme. Şimdi gidiyorum. Son zamanlarda çok çalıştınız. Hepinize fazladan ödeme yapılacak.”

Bunu duyan görevliler heyecanlandı. Lim Cheolho gülümsedi ve ofisten çıktı.

‘Neden?’

Sadece Yoon Nahee sessizdi. Lim Cheolho’nun şaşkın ifadesini düşününce gerildi. Öte yandan Lim Cheolho, asansöre girince Shin Youngwoo’nun ismini mırıldandı. Yüzünde ilginç bir ifade vardı.

…..

Patrian’dan sürüldüğüm için gidecek yerim yoktu. Bu yüzden en yakındaki tapınakta dirildim. Oh, bu arada dirildiğim tapınak karanlığın tanrısı, Yatan’a aitti.

Simsiyah odada karanlık bir enerji asılıydı, siyahlara bürünmüş büyücüler kasvetli ifadeleriyle etrafta geziyordu. Sunağın etrafında bağıran, göğüslerine vuran insanlar vardı. İnsanın tüylerini diken diken eden bir manzaraydı.

Kiyaaaaak!

Yerin altından bir kadının çığlığı yankılandı.

“… Neyse, o lanet yere kıyasla burası cennet sayılır.”

Askerliğimi yapmıştım. Biri yanımda olsaydı ortamdaki ağır havanın korku filmlerine ne kadar benzediğini anlardı. Kadın olmadığım için Yatan Tapınağı’nda korkmama gerek yoktu.

“D-d-durum Penceresi.”

Sesim biraz titredi, ama sakin kalmaya çalıştım. Etrafta olup biteni mümkün mertebe görmezden gelmeye çalışıyordum.

İsim: Grid.

Seviye: -1 (0/20)

Sınıf: Pagma’nın Soyu

* Ekipman yaparken fazladan seçenek eklenme olasılığı artar.

* Eşya geliştirme olasılığı artar.

* Bütün ekipmanlar hiçbir koşul olmadan takılabilir. Fakat, ekipmanın seviyesine göre bir kısıtlama uygulanacaktır.

Unvan: Efsane Olan Adam.

* Anormal durumlar sizi fazla etkilemez.

* Canınız minimum düzeye düşse bile ölmezsiniz.

* Kolayca tanınabilirsiniz.

Can: 14/14

Mana: 3/3

Güç: 1

Dayanıklılık: 1

Atiklik: 1

Zeka: 1

Çeviklik: 1

Dirayet: 1

İçgörü: 1

Dinginlik: 1

Asalet: 1

Hüner Puanları: 0

Ağırlık: 3.035/20

* Ağırlık sınırı %200 oranında aşıldığı için hareket hızınız %100 azaldı.

Vücudunuz çok ağır ve doğru düzgün işlemiyor.

‘Zayıflamış’ durumundan etkilenme şansınız yüksek.

Duygular seldi.

Eksi seviyeyi henüz anlayabilmiş değildim ve sahip olduğum hüner puanlarıyla bir tavşanı bile yenemeyecek olmak beni acayip kızdırıyordu. Fakat, unvanın ve sınıfın verdiği özel artılar beni şaşkına çevirmişti.

…..