Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

44. Bölüm Bırakın, Konuşacağım!

Çevirmen: Shuiqui / Editor: T4icho

‘Kahrolası şerefsizler.’

Görevi bitirme fırsatı bile bulamadan tutuklandım ve beni Winston Kalesi’ne kadar sürüklediler. Sorgu odasına girdiğimden bu yana bir saat geçmişti.

“Khan’ın demircisinin önünde Huroi’yle konuştuğunuzu görenler olmuş. O vakitte Huroi’nin Kont Steim’a haber uçurmaya gittiğini biliyor muydun?”

“Biliyorsam ne olmuş?”

“… Huroi’ye Kont Steim’a haber vermesini söyleyen şahıs Winston sakinlerinden biriydi. Halkla aran iyi; bunu kimin yaptığını biliyor musun?”

“Biliyorsam ne olmuş?”

“Sen de onlardan mısın?”

“Hayır? Aptal mısın sen?”

 “...”

Erina isimli kızın hançeri benimkinin yanında paçavradan farksızdı. Diğer bir deyişle görevi zaferle tamamlayacak ve 600 altın alacaktım. Fakat nereden çıktığını anlamadığım bu şerefsizler yüzünden görevim başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Sayelerinde 720.000 wonum kuş olup uçmuştu.

“Sanırım şu anda nasıl bir durumda olduğunu bilmiyorsun… Kaygısız tavırlarına devam edersen sonra pişman olacaksın.”

Beni korkutmaya çalışan şövalyeye gözlerimi diktim. “Kes sesini, pezevenk herif. Komedyen misin sen? Şu saçma sapan düşünceleri aklınızdan çıkarın artık. Huroi midir kimdir bilmiyorum, ama o adamla işim yok. Bırakın beni!”

İşkenceye maruz kalabilir, hücreyi boylayabilir ya da öldürülebilirdim. Bütün bunların farkında olmama rağmen 720.000 wonu kaybettiğim için sinirim tepemdeydi.

‘720.000 wonla kaç çorba alabilirdim?’’

O kadar öfkeliydim ki başladım küfretmeye. “Şerefsizler! Bunu asla unutmayacağım. Çirkin herif, annen seni sıçtı mı doğururken?! Beni bırakmazsanız o 600 altını gerekirse götünüzden çıkarırım.”

“Şu adama bak. Hala konuşuyor!”

Şövalyelerden en genç olanı kılıcını çekti. Biraz titredim, ama sonra dişlerimi sıktım.

“Orospu çocuğu, öldür lan hadi!”

“Korku nedir bilmiyor manyak!”

Şövalye daha fazla dayanamadı ve ileri atıldı. Gözlerimi yumdum, ölüme dört kolla sarılmaya hazırdım. Neden mi? Böyle bir durumda ölmek daha iyiydi de ondan.

‘Ölürsem meydanda dirilirim. Burada kalmak istemiyorum. TP kaybedecek olsam bile ölüp dirilmeyi yeğlerim.’

Aklım Khan’daydı. En kötü ihtimalle Mero Şirketi kazanmış sayılacak ve demirciyi alacaktı. İşte o zaman Khan’ın öleceğini biliyordum. Doğal olarak aldığım sınıf görevi de yerle bir olacaktı!

“Öldürsenize pezevenkler!”

Burada oyundan çıkamazdım. Ölürsem dirilecek ve Khan’la buluşacaktım. O esnada keskin zekalı görünen orta yaşlı şövalye öne çıktı ve genç olanı durdurdu.

“Leo, sakin ol. Farkında değil misin? Adam ölümsüz. Onu öldürürsek buradan kurtulmuş olacak.”

Hay sikeyim, plan yattı. Genç şövalyeyi kışkırtmaya, beni öldürmesini sağlamaya çalıştım.

“Hey, baksana korkak! Beni öldüremiyor musun? Tırstın mı? Nasıl şövalyesin sen? Aciz pezevenk, bahse varım acı biber bile yemeye cesaretin yoktur senin. Yalnız öleceksin, yalnız! Öldükten sonra da banyoda yıkanan küçük kızlara musallat olursun hayalet halinle!”

“Ahh… s-sen….”

Leo isimli genç şövalyenin kılıcı tutan elleri titredi. Şuracıkta kılıcı bana saplasa hiç şaşırmazdım. Fakat her nasılsa kendini tuttu. Dudaklarını öyle sert ısırdı ki kanlar çıkmaya başladı. Biraz daha uğraşırsam adam kendini kaybedecekti.

“Sen… oof? Oofff!”

Küfretmeye çalıştım, ama biri beni susturdu.

‘Çürümüş pezevenkler sizi!’

Ağzıma garip bir şey tıkayan orta yaşlı adama sertçe baktım.

“Şüpheli olduğun suçu kabul etmeye niyetin yok. Ayrıca Huroi’yle iş çeviren adamı da söylemeye niyetli görünmüyorsun.”

“Ooof ooof!!!”

Cevap vermemi istiyorsan şu bezi çıkarsana salak! Orta yaşlı adam sanki cevabını almış gibi başını salladı.

“Cevap vermeyeceksin demek? Öyleyse seni hapse atmaktan başka çarem yok. Fakat Huroi’yle iş çeviren adamın kim olduğunu söylersen işler değişebilir.”

Hapsi boylamak istemiyordum. Hücrede sadece birkaç gün kalmayacaktım. Salınana kadar orada zaman geçirmem gerekiyordu. Oyuna girip çıkmam bir şeyi değiştirmezdi.

‘Onlara söyleyebilirim. Khan tutuklanırsa bir şekilde onu kurtarırım olup biter.’

Khan benim için çok değerliydi, zira onu gerçek bir dost olarak görüyordum. Belki bir NPC’ydi, ama dostumdu. Fakat dost dediğiniz şey en nihayetinde dosttu işte! Ne kadar önemli olursa olsun hayatımla kıyaslanamazdı.

Pes etmeye karar verdim.

“Ooof! Oof!”

Konuşacağım! Bırakın, konuşacağım. Orta yaşlı şövalye yine kendi kafasından bir cevap uydurmuştu.

“Ne adam ama. Bu koşullarda bile dostunu satmıyorsun demek? Zayıf olabilirsin, ama adalet duyguna saygım sonsuz.”

“Oof oof! Ooooup!”

Ne diyordu bu adam? Ağzımdaki şeyi çıkarırsanız Huroi’yle iş çeviren kişiyi söyleyeceğim. Orta yaşlı adam yine beni kıçından anladı.

“Hücreye atın. Tek başına.”

T-tek başına mı?! Hücreye atarlarsa hiçbir şey yapamazdım, üstelik bir de beni tekli hücreye kapatacaklardı!

 “Oof! Ooooof!”

Panikledim ve ağzımdaki şeyi çıkartmaya çalıştım. Fakat şövalyeler beni görmezden geliyordu. Nihayetinde kalenin zindanlarında buldum kendimi.

‘Kahretsin, neler oluyor burada? Sonsuza dek hücrede mi kalacağım? Ayrıca Khan’ın demircisine ne olacak? Ölmesine izin veremem… Aptal, şerefsiz Huroi, niye beceremedin ki görevini? Şu başıma gelenlere bak…’

Askerler beni sürüklerken bildirim ekranı çıktı.

[Adaletin Havarisi görevi oluşturuldu.]

[Adaletin Havarisi]

Zorluk: S

Açıklama: Winston’da yaşananları Kont Steim’a anlatmak isteyen Huroi, görev esnasında yakalandı ve uzun zaman önce tek kişilik bir hücreye atıldı. Onun durumunu bilen tek kişi sizsiniz, sizden başka kimse ona yardım edemez! Adalet adına Huroi’yi kurtarın.

Başarı Koşulu: Zindanın en derin hücresine kapatıldıktan sonra yedi saat içinde Huroi’yi kurtarın.

Ödül: ‘Adaletin Havarisi’ unvanı. Winston sakinleriyle yakınlık MAKS. Huroi’yle bağlantılı bir görev oluşturulacak.

*Adaletin Havarisi: ‘Cesaret’ hüneri açılacak. Bütün hünerler +10. Yetenek ‘Mutlak Adalet’ oluşturulacak.

Ceza: - 2 Seviye. Unvan ‘Korkak’ oluşturulacak.

* Korkak: NPCler’le yakınlık düşer. Görev alma ihtimali azalır. NPCler sizi küçümseyecek.

‘Ödül içeriği biraz tanıdık gibi? Ah!’

Huroi’nin ‘Winston Halkı İçin’ adlı görevi bana gösterdiği zaman gördüklerime çok benziyorlardı. Ayrıca Huroi’yle bağlantılı bir görev alacaktım.

‘Yeni unvan fena olmazdı.’

AMA.

‘Kabul etmek istemiyorum!’

Tek başıma hücreye kapatıldıktan sonra Huroi’yi nasıl kurtaracaktım ki? Üstelik yedi saatlik zaman sınırı vardı! Başarısız olmam işten bile değildi. ‘Hangi aptal bu görevi kabul eder ki?’

‘Başaramazsam… düşüncesi bile korkunç. Seviyem düşecek ve Korkak mı olacağım? Şaka gibi.’

‘Korkak’ unvanı ‘Soylu Katili’ kadar kötüydü. Bu görevi kabul edemezdim. Ama…

[Görevi geri çeviremezsiniz. Görev başladı.]

Neden? Neden ben?

 “Oof! Ohh! Ohhhhhh! Ohhhh!”

Çıldırmak üzereydim. Ağzımdaki beze rağmen başladım küfretmeye, neredeyse boğuluyordum. Ağzımdan salyalar aktığı yetmezmiş gibi bir de öksürük nöbetine girdim, bu halimi gören askerler sırtıma vurdular.

“Salak! Çeneni kapalı tut!”

“Bah! Tek kişilik hücreler korkunçtur. Aptal herif, fırsatın varken konuşacaktın işte. Madem korkuyordun, niye o kadar artistlik yaptın?”

 “Oof! Ooof!”

Adalet diye bir şey yoktu bu dünyada. Askerlerin beni yanlış anlaması o kadar sinir bozucuydu ki düşüp bayılmak istiyordum.

“Ahhh!”

Beni yer altına soktular ve tek kişilik hücreye tıktılar. Buna rağmen ağzımdaki bezi hala çıkarmış değillerdi. Kendi aralarında konuşuyorlardı.

“Hey, ağzındakini çıkarsak mı?”

“Leo sadece yemek sırasında çıkarmamızı söyledi. Sanırım çenesi epey düşükmüş, çok konuşursa onu öldüreceğinden korkuyor.”

“Anladım.”

Neler oluyordu?

 “Oof! Ooof!”

Bezi çıkarın! Eh? Askerler bana dehşet içinde baktılar.

“Vov, şu haline bak, konuşmayı çok istiyor olmalı, ağzından salyalar akıyor. Bezi çıkarmazsak bayılabilir.”

“Ceza diye buna derim ben.”

 “Ooof! Ooooof!”

Bari en azından şu halatı çıkarın! Halat yüzünden parmaklarımı bile kıpırdatamıyordum!

Kvang!

Askerler beni görmezden geldiler ve uzaklaştılar.

‘Cidden gidiyorlar.’

Elim kolum bağlıydı ve ağzıma bez tıkmışlardı. Bu kokuşmuş yerde sonsuza dek kalacak mıydım? Üstelik zaman geçiyordu. Huroi’yi kurtarma görevini başaramayacaktım.

‘Seviyeme ne olacak?’

Ayrıca niye ‘Korkak’ unvanını almak zorundayım ki? Sırf Huroi’yi kurtaramadığım için bana korkak mı diyeceklerdi?

 “Ooof! Ooooof!”

Yine bağırmaya başladım. Lütfen yardım edin. Ama cevap yoktu. İnlemelerim zindan boyunca yankılandı.

Zaman geçiyor, hiçbir şey yaşanmıyordu. Ekranın üst kısmında bana dört saatimin kaldığını gösteren bir zaman sınırlaması vardı. Şimdiden üç saatimi bu hücrede geçirmiştim.

‘Siktir…’

Her nasılsa son zamanlarda hem şanslı hem de şanssızdım. Bütün şanslarım bugünkü talihsizliğime yol açmış olabilirdi.

‘Normalde ne kadar şanssız olduğumu unuttuğum için temkinsiz davrandım…’

Ben 26 yıllık hayatımda yol kenarında 10 wonluk bozuk para bile bulamamış bir adamdım! Sonra bir anda efsanevi sınıfa kavuşmuştum!

‘Şans Tanrıçası’na vurmak istiyorum…’

Tam o sırada…

“Grid! Grid!”

Yukarıdan bir kadın sesi geldi.

‘Bu ses?’

Tanıdıktı? Ama kim?

‘Ah!’

Erina. Sesi de yüzü kadar güzeldi. Kahrolası dünya, adalet nedir bilmiyordu! Neden bir insan bu kadar avantajlı doğardı? Hayır hayır, şimdi dünyaya lanet etmenin sırası değildi.

‘Ne işi var bu veledin burada? Dur biraz, onu geçtim.’

Şaşırtıcı bir insan gelmişti, ama tek çaremdi. Yardımına muhtaçtım. Bağırmaya başladım.

 “Ooof! Ooooof! Oof! Oof!”

Hey! Buradayım! Ne kadar bağırırsam bağırayım bez yüzünden doğru düzgün ses çıkaramıyordum.

Erina hala yukarıda beni arıyordu. “Grid! Neredesin? Nerede bu adam?”

 “Ooooof!”

Ağzımdan boğuk bir çığlık çıktı. Ama Erina beni öyle kolayca bulamayacaktı. Ekranın üst kısmındaki zaman sınırı iki saatim kaldığını gösteriyordu. İki saat içinde kaçmak ve Huroi’yi kurtarmak zorundaydım.

Ne yapacaktım? Kahretsin, bilmiyordum! Bir şeyler yapmak zorundaydım!

 “Ooof! Oof!”

“Grid!”

Ah, sonunda…

Alt kata inen Erina sesimi duydu ve koştu. Ahh! Talihsiz kız şu anda gözüme bir melek gibi geliyordu.

“Seni kurtaracağım. Ayrıca sana bu hançeri de vereceğim.”

Bunları duyunca Erina’ya dair olan düşüncelerim epey değişti.

“Oof! Ooof!”

Erina elinde minotor boynuzundan yapılma bir hançer kını tutuyordu. Mücadele esnasında yaptığım hançeri getirmişti.

…..