Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

45. Bölüm Bir Melek

Çevirmen: Shuiqui / Editor: T4icho

Erina’nın kişiliği de aynı görünüşü gibiydi; bir melek.

‘İyi kız.’

Keyiften dört köşe halde gülerken kız konuştu. “Ama bir koşulum var.”

Cidden bir kızın hem güzel olması hem de iyi bir kalbe sahip olması pek mümkün değildi.

 “Oof! Oooof!”

Kahrolası velet! Böyle bir durumda insan hiç koşul öne sürer mi? Kurtarmaya geldiysen kurtarırsın! Erina yüzümdeki ifadeyi görünce güldü.

“Demek bütün koşulları kabul etmeye hazırsın! Direkt konuya girmene sevindim. Bana içinde olabildiğince fazla büyü barındıran bir küre yapacaksın. En az bu hançer kadar kaliteli olmalı. Senin gibi yetenekli bir demirci için pek de zor bir iş sayılmaz, değil mi?”

Küre mi? Daha önce hiç yapmamıştım. Küre dediği şey büyülü bir eşya mıydı? Eğer öyleyse neden bir büyücüden değil de benden istiyordu? Hayır, dur biraz, şimdi bunu düşünmenin sırası değildi.

Başımı salladım.

Erina tatmin olmuşa benziyordu. “Tamam. Diğer koşul da şu: Bana bir daha ‘velet’ demeyeceksin. İsmim Euphemina. Anlaşıldı mı?”

Kafası mı iyiydi bu kızın? Mücadele esnasında Erina ismini kullanmıştı, şimdiyse kendine Euphemina mı diyordu? Adını mı unutmuştu yoksa? Belki de… başından beri yalan söylüyordu.

Neyse, böylesi de iyiydi. Başımı bir kez daha salladım ve Erina, pardon Euphemina cebinden bir anahtar çıkararak hücrenin kapısını açtı. Ardından ağzımdaki bezi çıkardı.

“Puaakk!”

Hayata geri dönmüştüm. Salyalarımı sildim ve Euphemina’ya vücudumdaki ipleri çıkarmasını söyledim.

“Neler oluyor? Neden beni kurtarmaya geldin?”

Euphemina hançeri bana fırlattı.

“Kaçınca konuşuruz.”

Dedikten sonra merdivenlerden inen askerlerin seslerini duydum. Yüzümde çirkin bir ifade belirdi.

“Hey, velet… pardon, Euphemina, burada ne oluyor? Askerleri hallettin sanıyordum?”

“Kale çok kalabalık. 100’ü aşkın askerin işini bitirdim, ama hala gelmeye devam ediyorlar. Kolay kolay kaçamayacaksın.”

 “Pfff!”

Euphemina’nın saçma sapan sözlerine güldüm. Bana sert sert baktı.

“Niye gülüyorsun?”

“100’ü aşkın askerin icabına baktığını söyledin ya, ona gülüyorum. Demircilerin böyle yetenekleri olmaz. Değil mi? Sallarken biraz daha tutarlı ol…”

“Ben demirci değilim?”

Euphemina bana baktı. Derin, masmavi gözleri mücevherler kadar güzeldi. Fakat hala bir çocuktu. Gerçi çok pilav yer ve göğüsleri biraz daha büyürse dikkatimi çekebilirdi.

“Nereye bakıyorsun?” Euphemina göğüslerini kapattı ve yüzü ekşiyerek sordu.

“Küçük memeler ilgimi çekmiyor, merak etme. Bu arada demirci değilim derken ne demek istedin?”

“Senin gibi insanlardan hiç hoşlanmıyorum.” Euphemina homurdandı, ama yine de cevap verdi. “Farklı bir sınıfa sahibim. Kopyacı. Khan’ın yeteneklerini kopyalayarak demirciymiş gibi rol yaptım. Sen de benim gibisin, değil mi? Sıradan bir demirci değilsin?”

Kopyacı mı? İlk defa duyuyordum. Belki de…

“Nadir sınıf mı?”

Euphemina öfkelendi. “Nadir değil, destansı!”

“Heok!”

Tatmin’deki üç destansı sınıftan biri bu velede mi aitti? Böyle bir durumda yalan söylemesine gerek yoktu, bu yüzden…

“Herkesten saklamadın mı? Bana niye söylüyorsun? Hem de burada!”

“Söylüyorum, çünkü içinde bulunduğumuz durum belli. Sen de gizli sınıfa sahip değil misin? Her şeyi biliyorum. Sıradan demircilerden biriymiş gibi davranmaya sakın kalkma ve bütün gücünü kullan. Yoksa buradan sağ çıkamazsın.”

“Farkındayım.”

Başımı salladım ve hançeri kavradım.

[Sınıf özellikleriniz sayesinde İdeal Hançer’i taktınız.]

[Bu sizin yarattığınız bir eşya olduğunuz için anlayışınız %100.]

[Size ait olan eşyalarda, eşyayı tamamen kavramış olsanız dahi koşulları sağlamadığınız sürece kısıtlama uygulanır.]

[İdeal Hançer’in saldırı gücü %20 oranında azaltıldı. Özelliklerin sadece yarısı aktif.]

[İdeal Hançer]

Seviye: Özel

Dayanıklılık: 168/168   Saldırı Gücü: 242~264   Saldırı Hızı: +%11

* Nadir de olsa hedefi tek hamlede öldürme ihtimali vardır.

* Atiklik +20

* ‘Rüzgar Patlaması’ yeteneği oluşturuldu.

* ‘Hızlı Manevralar’ yeteneği oluşturuldu.

Açıklama: Büyük yeteneklere ve potansiyele sahip, ama tecrübe ve itibar eksikliği çeken bir zanaatkarın elinden çıkmıştır. Ünlü demirci Khan ile ortak bir çabanın ürünüdür. Kullanılan malzemelerde ya da yönteminde özel bir şey yoktur, ama zanaatkarın yeteneği ve Khan ile yaptığı iş birliği sayesinde ortaya ideal bir hançer çıkmıştır.

Kullanım Koşulları: 180. Seviye. 450 Atiklik. İleri Düzey Hançer Ustalığı.

Yarattığım eşyaları tamamen kavramış olmama rağmen yine de kısıtlama uygulanacaktı, öyle mi? Kahretsin! Hiç adil değildi.

‘Ama özel eşyalara uygulanan kısıtlama yalnızca %20. Fena değil.’

Euphemina hançeri elime aldığımı görünce şoke oldu.

“Gerçek sınıfın suikastçılıkla mı alakalı? 450 Atiklik ve İleri Düzey Hançer Ustalığı gerektiren bir eşyayı taktın… Çok garip. Bunun dışında demircinin ustalığı tekniğine sahip olman imkansız.”

Küre işini söyleyince fark etmiştim, ama Euphemina da hançerin özelliklerini görmüş olmalıydı. Buna rağmen açgözlülük etmemiş, onu bana geri vermişti. Gerçekten de iyi bir insandı.

‘Ben olsaydım geri vermezdim… Salak bu kız. Cidden dünyayı bilmeyen ufak bir velet. Yok, dur biraz, karşılığında en az bu hançer kadar kaliteli bir küre istemedi mi? Peki ya… kürenin malzemelerini karşılayacak mı? Y-yok canım, bedavaya yapmamı istiyor olamaz, değil mi? A-alçak kadın…”

Sakin, henüz çok erkendi. Euphemina hakkında karar vermem için daha zaman vardı.

“Rüzgar Patlaması.”

Yaklaşan askerlere doğru yeteneği kullandım. Hançerden keskin rüzgarlar çıkınca askerler kanlar içinde yere yığıldı. Euphemina 10 askerin de ciddi şekilde yaralandığını görünce ıslık çaldı.

“Eşya bazlı yeteneklerin bu kadar güçlü olduğunu hiç görmemiştim, inanılmaz.”

Normalde bu kadar zayıf değildi. Eğer hançeri gerçek manada kullanabilecek seviyede olsaydım yetenek bunun iki misli güce kavuşacaktı.

‘Ne yazık ki özelliklerin sadece yarısı aktif.’

Kendi kendime lanet ettikten sonra Euphemina’ya döndüm.

“Hey Euphemina, birini kurtarmam lazım.”

“Eh? Birini mi? Ah, Khan’dan mı bahsediyorsun? Gelmeden önce onu kurtardım bile…”

“Khan’ı da mı yakaladılar? Güvende olmasına sevindim. Ama ben ondan bahsetmiyorum. Huroi diye bir adamı kurtarmam lazım.”

“İlk defa duydum.”

Euphemina’ya meseleyi açıkladım ve bana gıcık gıcık baktı.

“Tanımıyorum.”

“…”

Ne hissettiğini anlıyordum. Boka battığını düşünüyor olmalıydı. Neyse, hisleri zerre umurumda değildi. 1 saat 50 dakikam kalmıştı ve bu sürede Huroi’yi kurtarmam şarttı!

‘O şerefsizi kurtardıktan sonra bir daha yüzüne bakarsam ne olayım.’

Bütün yaşananların sorumlusu Huroi’ydi. Öfkeliydim.

“Aaaah!”

Askerler aynı anda devreye girdi. 30’u aşkın adam vardı. Gergindim, ama Euphemina hiç stresli görünmüyordu. Eliyle uzanırken yüzü değişmedi bile.

“Yıkımın Mızrağı.”

Pachichik!

Parmağından kıpkırmızı bir kıvılcım çaktı. Kaşla göz arasında mızrağa dönüştü ve askerlere çakıldı.

Bam bam bam! Kang!

Mızrak askerlerin vücutlarını delerek infilak edince 30 adam da gri ışıklara dönüştü. Rastgele kullanılan bir yeteneğe göre fazla güçlüydü. Belki de Euphemina şu alçak cadı, Yura’dan aşağı kalır değildi? O büyüyü nasıl kolayca yapmıştı?”

“Hikk!”

Şaşkınlıktan hıçkırdım.

‘İlk tanışmamızda neler söyledim! Alınmamıştır umarım. Bana kızgın mı?’

Korkudan donakaldım. Euphemina döndü ve bana baktı.

“Ne o? Huroi’yi kurtarman gerekmiyor muydu?”

“Ah, e-e-eve-t-t…”

Rahatça konuşacaktım, ama bir anda saygı bağlamında birkaç şey kullanmazsam kendimi garip durumda bulacağımı düşündüm.

‘Bir daha ona velet demeyeceğim. Küreyi yapacağım. Bu kadar uğraştı. Bir daha kızmasını istemiyorum.’

Kararımı verdim ve ilerlemeye koyuldum.

……