Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

48. Bölüm Seni Sonsuza Dek!

Çevirmen: Shuiqui / Editor: T4icho

Pahat!

Leo aradaki mesafeyi çevik hareketlerle kapattı. Grid geri çekilmek istiyordu, ama Leo çoktan önüne varmıştı.

“Ne?”

Leo panik halindeki Grid’e gösterişli bir hamle yaptı.

Kaaang!

Grid son anda hançerini kaldırarak zar zor da olsa hamleyi karşıladı. Saldırının arkasındaki güç öyle yoğundu ki çarpışma anında neredeyse bilekleri ve omuzları kırılıyordu; sağ kolunu bir süreliğine kullanamayacaktı, ama darbeyi başarıyla savuşturmuştu.

‘İdeal Hançer olmasaydı bunu yapamazdım.’

Doğruydu. İdeal Hançer’in yeteneklerinden biri olan ‘Hızlı Manevralar’’ı kullandıktan sonra atikliği iki katına çıkmıştı. Ayrıca hançer kullanıcıya 20 atiklik veriyordu. Bununla birlikte Grid’in hünerleri özel seviye eşya yaptıktan sonra 12 artmıştı. Grid’in toplam atikliği 250’ye yakın olduğu için Leo’nun saldırılarına karşı tepki verebiliyordu.

Leo çirkin ifadesiyle kaşlarını çattı,

“Saldırımı karşıladın demek? Demirci değil miydin sen?”

Leo Winston’un en umut vadeden genç yeteneklerinden biriydi. Hatta ona ‘Kuzeyin novası’ diyorlardı ve kuzeyde onu tanımayan çok insan yoktu. Sıradan bir demircinin, şans eseri bile olsa hamlesini karşılaması imkansızdı.

Dolayısıyla Leo savaşı ciddiye almaya başladı.

“Sıradan bir demirci değilsin yani? Sorgu odasında rol mü kesiyordun? Güzel, yeteneklerine saygı duyacak ve elimden geleni yapacağım.”

Haruruk!

 

Leo’nun uzun kılıcından kızıl ateşler çıktı. Ateş özelliğine sahip büyülü bir kılıçtı. Başından beri ufak bir başarı umudu olduğuna inanan Grid, bir kez daha çaresizliğe kapıldı.

“Büyülü kılıç…! Zaten yeterince güçlüydün, bir de bu kılıcı mı çıkardın? Adil değil!”

Huroi’yi kurtarmak için geriye sadece 25 dakikası kaldı. Bu sürede büyülü kılıç kullanan bir şövalyeyi yenebilir miydi? İmkansızdı. Muhtemelen bir dakika içinde öldürülecekti.

Grid kendini kaybetti.

‘Kaçmalıyım. Bu gidişle köpek gibi geberip gideceğim. Kaçmaktan başka çarem yok, ama nasıl?’

Grid şövalyeden hızlı koşamazdı. Karşısında, fiziksel bağlamda onu her konuda aşan bir adam duruyordu. Belki hedefi anormal koşullara düşüren bir yeteneği olsaydı işler değişebilirdi, ama bir demirci olan Grid böyle yeteneklere sahip değildi.

Nihayetinde, burada Leo tarafından öldürülmekten başka çaresi yoktu. Fakat o esnada kimsenin beklemediği bir şey yaşandı. Leo’nun durduğu yer aniden infilak etti.

Kva kva Kaanng!!

“Ahh!”

Grid patlamadan etkilenmemek için hemen yüz üstü yere yattı. Fakat patlama o kadar büyüktü ki hasar almadan kurtulması mümkün değildi.

[17.300 hasar aldınız.]

[Bir efsane kolay kolay ölmez. 5 saniye boyunca bütün saldırılara direneceksiniz.]

Bir canı kalmıştı. Kısa süre sonra patlamalar durdu.

“Ahh… bir anda neler oldu…”

Grid doğruldu ve canını yenilemek için bir iksir içtiği gibi yerde yatan Leo’ya döndü.

“Örgghh! Örghghg!!”

Leo kan kusuyordu. Acınası bir haldeydi. Gümüşi, heybetli zırhı paramparçaydı ve vücudu yanıklarla doluydu. Hala nefes alıyor olması bile mucizeydi.

‘Ne oldu öyle?’

Leo infilak ettiğinde Grid’in aklına önce Euphemina geldi. Bu iş o kadının büyüsüyle alakalı olmalıydı. Fakat ortalıkta kadına dair hiçbir şey yoktu. Grid ve Leo’dan başka kimse görünmüyordu.

Grid şoke oldu ve hemen Leo’nun kılıcına baktı. Leo’nun kılıcı parçalanmıştı. Patlamadan en çok hasar alan şeydi. Sanki patlamanın kaynağı o kılıçtı.

“Yok canım…” diye düşündü Grid.

Yerin altındaydılar. Havalandırma olmadığı için rüzgar yoktu ve Euphemina tuzağı tetiklediği için tavanda gedik açılmış, bölge tozlarla dolmuştu. Peki kapalı bir alanda ateş çıkarsa ne olurdu?

Grid lisedeyken kimya hocasından öğrendiği toz patlamasını anımsadı. Toz patlaması havada biriken toz tanelerinin ısı ve baskı sonucunda infilak etmesiyle gerçekleşiyordu. Geçmişte, bu konuyla ilgili yeterince araştırma yapılmadığı için bilhassa kömür madenlerinde korkunç facialar yaşandığı bilinirdi.

“Ha! Ne? Ciddi misin? Pfff! Puhahahahahatt!”

Grid durumu kavrayınca rahatladı ve çılgınlar gibi gülmeye başladı. Leo tarafından öldürüleceğini düşünürken kendini böyle bir durumda bulduğu için gerçekten şanslıydı.

“Ahhh… sen… ne yaptın sen?”

Yere yığılan Leo zar zor konuşuyordu. Grid gülmeyi bıraktı ve ona döndü. Konuşurken havalı görünebilmek için var gücüyle çabaladı.

“Yetenek farkı diye buna diyorlar işte. Öyle hızlıydım ki beni göremedin ve kılıcın infilak etti. İşte bu yüzden ölümden kaçamayacaksın.”

“N-ne? Mümkün mü bu? Sen… kimsin sen?”

Grid hançeri Leo’nun kalbine doğrulturken cevapladı, “Ben Pagma’nın Soyu’ndan gelen adamım. Şimdi, gerçekten bakir bir hayalet olacaksın.”

Puak.

Grid’in hançeri Leo’nun kalbine saplandı. Sözleri doğruydu. Leo gerçekten de bakir bir hayalet olacaktı!

“Kaaaack!”

Leo gri ışıklara dönüştüğünde Grid’in önüne birbiri ardına bildirim pencereleri açıldı.

[Winston’un şövalyesi, Leo’yu yendiniz.]

[‘Şövalye Katili’ unvanı kazanıldı.]

[8 altın kazandınız.]

[Hücre anahtarı aldınız.]

[432.000 TP kazanıldı.]

[Seviye atladınız.]

[Seviye atladınız.]

[Seviye atladınız.]

[Seviye atladınız.]

[Seviye atladınız.]

[Seviye atladınız.]

[Seviye atla…

‘Kuzeyin Novası’ Leo 188. Seviye’deydi. Grid onu öldürür öldürmez 21. Seviye’den anında 45. Seviye’ye fırlamıştı. Üstelik bir de unvan kazanmıştı.

[Şövalye Katili]

Dayanıklılık: +100

Güç: +30

"Ohhhhhhhh!!!!”

Şövalye Katili bir şövalyeyi öldürdükten sonra kazanıldığı için kolay edinilen unvanlardan biriydi. Fakat şövalyeleri öldürmek için yetenekli olmak gerekiyordu. Dolayısıyla ancak yüksek seviyeli insanların kavuşabildiği bir unvandı. Fakat gelin görün ki 21. Seviye’de olan Grid, bir şövalyeyi öldürerek bu unvanı kazanmıştı.

Savaşçı günlerinde bile bu unvanı kazanmayı aklının ucundan bile geçirmezdi. Grid keyiften ve mutluluktan başladı koşmaya. Ardından Huroi’nin sesini duyduğu yere ulaştı.

“Huroi, geldim!”

Çink!

Leo’dan aldığı anahtarı yuvaya sürünce kapı hemen açıldı.

“Ahh!” Grid’in yüzü ekşidi. Tek kişilik hücre iğrenç kokuyordu ve Huroi eski haline hiç benzemiyordu. İskelet gibiydi. “Ne? Sen… Huroi’sin, değil mi? Niye bu kadar farklı görünüyorsun? Ne oldu sana?”

Grid normalde Huroi’yi görür görmez ona tekme tokat saldırmayı düşünüyordu, ama adamın durumu öyle kötüydü ki bunu yapmayı aklının ucundan bile geçirmedi. Sebebi vicdanlı biri olması değildi.

‘Vurursam şuracıkta ölür. Suçlu olmak ve oyuncu katili olarak anılmak istemiyorum.’

“…Sen?”

Karanlıktaki Huroi yavaş yavaş gözlerini açtı. Sonra Grid’e baktı. O esnada kim olduğunu, nerede olduğunu ve buraya neden geldiğini anımsamıştı.

“Sen… kurtarıcımsın… Teşekkür ederim… teşekkür ederim…”

İşte o anda Grid’in önüne bir bildirim penceresi daha çıktı.

[Görev başarılı!]

[Unvan ‘Adaletin Havarisi’ kazanıldı.]

[Cesaret hüneri açıldı.]

[Bütün hünerler +10.]

[‘Mutlak Adalet’ yeteneği oluşturuldu.]

[Winston’daki itibarınız zirveye yükseldi. Gelecekte Winston sakinleri sizi ellerinden geldiğince iyi ağırlayacak.]

[Winston sakinleriyle yakınlık MAKS. Gelecekte, Winston sakinleri bütün duygularını ve düşüncelerini sizinle paylaşacak.]

Huroi’nin önünde de bildirim pencereleri süzülüyordu.

[Görev başarılı!]

[‘Adaletin Havarisi’nin Yoldaşı’ adlı ikinci sınıf kazanıldı.]

[Cesaret hüneri açıldı.]

[Adaletin Havarisi’yle yan yanayken bütün hünerleriniz %20 oranında artacak.]

[‘Mutlak Adalet’ yeteneği oluşturuldu.]

[‘Adalet Uğruna Fedakarlık’ yeteneği oluşturuldu.]

[‘Zorlukları Aşan Adam’ unvanı kazanıldı.]

[Dirayet hüneri açıldı.]

[‘Güçlü İrade’ yeteneği oluşturuldu.]

[Tebrikler! Tatmin’de ikinci sınıfa ulaşan ilk kişi olmayı başardınız. İstediğiniz takdirde başarılarınız Tatmin’de uzun süre varlığını sürdürecektir.]

“Ah…!”

Huroi’nin gözlerinden yaşlar akıyordu. Cehennem gibi geçen günlerin ardından aldığı ödülleri görünce mutlu olmuştu. Bütün gücünü kullanmasına rağmen zar zor ayağa kalkabildi. Ardından Grid’in önünde dizlerinin üstüne çöktü.

“Grid, ne zaman tanıştık bilmiyorum, ama görünüşe göre kader bizi bir araya getirdi. Kurtarıcım, Grid! Bendeniz, Mavi Kurt’un soyundan gelen Allunbata, Adaletin Havarisi’nin Yoldaşı olarak seni sonsuza dek takip edeceğim!”

‘Ne dedin sen?’

Grid detayları bilmediği için Huroi’yi manyağın teki sandı. Fakat adam gayet samimiydi. Huroi birkaç gün önce tanıştıklarında Grid’i hiç önemsememişti, ama şimdi onun kaderindeki kişi olduğuna emindi. Bu iyiliği ödemeye kararlıydı.

Dolayısıyla iki adamın arasındaki ilişki gerçek manada başlıyordu.

…..