Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

49. Bölüm Tam O Esnada...

Çevirmen: Shuiqui / Editor: T4icho

Kopyacı, diğerlerinin yeteneklerini inceleyen, onları kopyalayan ve hiçbir koşul olmadan kullanabilen bir sınıftı. Kopyacılar kopyaladıkları yeteneklere göre farklı farklı durumlardan faydalanabiliyorlardı. İstedikleri her şey ellerinin altındaydı. Tatmin’deki en etkin sınıf olduğu kesindi.

Ayrıca savaşta ustaydılar. Kullandıkları yetenek kombinasyonuna göre tek başlarına bir boss baskını bile yapabilir, en güçlü suikastçı olabilir ya da ordulara karşı gelebilirlerdi. Bir Kopyacı ‘en güçlü’ unvanına layık olmaya en yakın sınıftı.

Fakat, çok büyük bir dezavantajı vardı.

Öncelikle bir günde sadece üç yetenek kopyalayabiliyordu. Bununla birlikte kopyaladığı yetenek tek kullanımlıktı. Üçüncü olarak da sadece dokuz temel yeteneği vardı ki bunların hiçbiri savaşta işine yaramıyordu. Dördüncüsü, fiziksel yetenekleri zayıftı.

Diğer bir deyişle Euphemina çok sayıda yetenek kopyaladığında gerçek bir güce kavuşuyordu, ama birkaç yeteneği kaldığında zayıflıyordu. Şu anda çok zayıftı.

“Bitti,” dedi Euphemina, yüzü bembeyazdı.

Grid’in dördüncü kata gitmesiyle yalnız başına kalmıştı. Durmaksızın gelen asker akınını engellerken yüzlerce asker öldürmüş olsa da, yeteneklerinin çoğunu kullanmıştı. Artık sadece üç ateş büyüsüne sahipti. Fakat bunları kullanamazdı, zira kapalı ortamda yaşanacak korkunç bir patlamanın ucu ona da dokunabilirdi.

Şimdiyse, dört şövalye sanki bu anı bekliyormuş gibi ortaya çıkmıştı.

“İşim bitti…”

Ortalıkta Grid’in döneceğine dair bir işaret yoktu. Dördüncü katta büyük bir patlama olmuştu, yani en kötü ihtimalle Grid şu anda ölmüş olabilirdi.

‘Hayatta kalır ve Huroi’yi kurtarırsa buraya gelir mi ki?’

Belki de Grid çoktan zindanı tek başına terk etmişti? Şövalyeler kılıçlarını, oracıkta ruhunu yitirmiş gibi duran Euphemina’ya doğrulttular.

“Tek başına 500 askeri öldürmüş korkunç bir kadınsın. Büyük büyücülerden biri misin yoksa?”

Neyse ki şövalyeler ona saldırmaya cüret edemiyordu. Kadın yüzlerce askeri öldürdüğü için şövalyelerin ondan korkması doğaldı. Fakat bu amaçsız yüzleşme uzun sürmedi.

“Geriye sadece lordun korumaları kaldı. Çıkışı kapatacak kimse olmadığı için biz buradayken Grid kaçmaya kalkabilir.”

“Mümkün mü ki? Leo dördüncü katta değil miydi? Bana kalırsa şimdiye çoktan Grid’in icabına bakmıştır.”

“Burada lordun geleceği söz konusu. En kötü ihtimale karşı hazırlanmalıyız.”

“Pekala… O zaman acele edelim. Pek gurur duyulacak bir şey değil, ama dörde bir savaşmamız gerekecek.”

Dört şövalye ortak karara vardıkları gibi Euphemina’ya saldırdılar. Şimdi, Euphemina bir karar anındaydı.

‘Öylece duramam.’

Altından zarı çıkardı. Grid’e karşı yaptığı eşya mücadelesinde kazandığı Zar Atma yeteneğini kullanmak üzereydi.

[Zar Atma]

Açıklama: Zarı atın ve atılan sayıya göre bir hadise yaşansın.

* Hedef sizseniz ya da bir müttefikse: Atılan zar 4 yahut üstü olduğu takdirde olumlu bir etki yaşanır. 3 ya da az olduğu takdirde olumsuz bir etki yaşanır.

* Hedef düşmansa: Atılan zar 3 yahut düşük olduğu takdirde olumlu bir etki yaşanır. 4 ya da üstü olduğu takdirde olumsuz bir etki yaşanır.

Mana: 1.000

Dolma Süresi: 3.000 saniye

Ya zarı atar ve durum iyice kötüleşirse?

‘Baktım kötüye gidiyor, hemen ateş büyüsü kullanırım.’

Euphemina tek başına ölmeye niyetli değildi. Homurdandı, ama Grid döneceğe benzemiyordu. Daha sonra intikamını korkunç şekilde alacaktı.

Tam o anda!

“Zayıf bir kadını kuşatan adamlara bakın… yani tamam, kadın zayıf değil ama… Yine de alçaksınız.”

 “G...rid?”

Euphemina ve şövalyeler sesin geldiği yöne döndüler. Grid ve Huroi yan yanaydı.

“Ah…!”

Euphemina’nın gözleri parladı. Grid’i sadakat nedir bilmeyen, vefasız bir şerefsiz sanıyordu, ama meğerse o kadar da kötü biri değildi. Söz verdiği gibi geri dönmüştü.

‘Gerçekten güzelsin.’

Euphemina’nın gülüşü bahar vakti açan çiçekler kadar güzeldi, haliyle Grid’in kalbi güm güm atmaya başladı.

‘Dış görünüşe kapılmayalım hemen. Dışı güzel, ama içinde ne pislikler var biliyoruz. Ey kalbim, dinle beni, çıldırmanın şimdi hiç sırası değil!’

Şövalyeler sakinliklerini korumakta zorlanıyorlardı.

“Burada ne işi var…? Kuzeyin Novası’nı mı öldürdü? Bu herif mi?”

“Kuzeyin Novası Movası tanımam, ama şu Leo isimli veledin icabına bakarken hiç zorlanmadım. Teke tek. Teke. Tek. Onu öldürdüm. Huhuuhutu!”

“Sen!”

Yoldaşlarının öldüğünü duyan şövalyelerin yüzleri değişti. Grid hiç korkmadan onlara bakıyordu. Çünkü inandığı bir şey var.

“Evet, öfkelendiniz, şimdi ne yapacaksınız bakalım? Bana dokunabileceğinizi mi sanıyorsunuz?”

“Ahh!”

Şövalyeler titredi. Biraz düşününce, eğer dedikleri doğruysa Grid Leo’dan daha güçlü demekti. Grid paçavranın tekine benzediği için bir an şaşırdılar, ama yine de herif kolay lokma değildi.

Euphemina şövalyelerin geri çekildiğini görünce takdirle Grid’e baktı.

‘Birkaç sözle şövalyeleri korkuttu… Kaçıncı seviyede bu adam?’

Yaratıklar ve NPCler kendilerinden 30 seviye üstün kimselerden korkardı. Dolayısıyla Euphemina yanlış anlayarak Grid’in şövalyelerden çok daha ileride olduğunu düşünmüştü.

Bu esnada Grid yaklaşırken hala konuşuyordu. “Beyler, Leo gibi gebermek istemiyorsanız yıkılın karşımdan. Bakın, bir daha bu şansı vermem, ona göre.”

“Bu adam…!” bir şövalye öfkeye kapılarak ilerlemeye koyuldu, ama diğerleri onu durdurdu.

“Oltaya gelme. Gücünü biliyorum, ama tek başına ona karşı koyamazsın. Muhtemelen bu bir tuzak.”

“Biraz abartmıyor musun? Düşünsene, bu şerefsiz demircinin teki! Demirciler o kadar güçlü olamaz!”

“Ama Leo geri gelmedi. Ya çok iyi rol yapıyor ya da söyledikleri doğru, ama bir şeylerin ters olduğunu hissediyorum.”

"Kuoh...!"

Şövalyeler olaya fazla kafa yordukları için gergindi, bu esnada Grid yürümeye devam ediyordu. Grid’in attığı her adımda şövalyeler bir adım çekiliyordu. Huroi tek başına dört şövalyeyi korkudan titreten Grid’e takdir ve saygı dolu gözlerle baktı.

‘Gerçekten inanılmaz… Dışarıdan önemsiz biri gibi görünüyor, ama meğerse şövalyeleri bile korkutan üst düzey bir oyuncuymuş. Geçen gün onu demircide gördüğümde salağın teki sanmıştım. Ahh, asıl salak bendim!’

Euphemina’dan Huroi’ye, Huroi’den şövalyelere kadar herkes aynı fikirdeydi! Büyük bir yanılgı içerisindeydiler, ama Grid kıs kıs gülüyordu.

‘Euphemina sahip olduğu yeteneklerle bunların işini anında bitirebilir.’

Evet. Aslında Grid’in bu kadar öz güvenli davranmasının tek sebebi üçüncü katta Euphemina adında bir kadının olmasıydı. Grid bu kadının tek başına dört şövalyeyi kolayca katledebileceğine inanıyordu.

Tak, tak.

Grid ilerledikçe şövalyeler gerildi. Ardından ikinci kata çıkan merdivenlere kadar sürüklendiler. O sırada şövalyeler karar vermişti.

‘Ne yapıyoruz biz? Gururlu şövalyeler hücreden kaçmış bir adamdan korkar mı hiç? Bu utancın altında kalamayız!’

‘Belki yaptıklarımız lorda sıkıntı çıkaracak, ama burayı savunmalıyız.’

‘Leo’yu öldürmeyi başardıysa basit bir demirci olamaz. Artık bu iş bir gurur meselesi. Geri çekilemem.’

‘Leo tek başınaydı, ama biz dört kişiyiz. Kaybetmeyeceğiz.’

Şövalyeler daha fazla geri çekilmemeye karar verdiler. Bunu gören Grid de duraksadı.

“Ne? Savaşmak mı istiyorsunuz? Pişman olmayın sonra?”

Şövalyeler kılıçlarına davranarak kükredi. “Savaşacağız! Senin gibi bir suçlunun kaçmasına seyirci kalmayacağım!”

“… Suçlu değilim ben. Bu herifler kafayı yemiş.”

Grid’in asabı bozuldu. İlk başta buraya sebepsiz yere atılmıştı. Normalde mücadelenin ödülünü kazanarak Khan’la demirciye çalışıyor olmalıydı. Fakat haksız yere onu hücreye tıkmışlardı!

Grid öfkeyle kükredi. “Euphemina! Göster şunlara! Kullan büyünü. Hepsini havaya uçur!”

Euphemina şaşırdı. “Şu anda biraz… Şey… Sen halletsen olmaz mı?”

“Ne? Yok canım, imkansız.”

“Şakanın sırası değil. Onları yenemez misin?”

“Neler diyorsun sen kadın? Savaşan kişi ben değil, sen olmalısın.”

“Hey, niye geri çevirdin?”

Grid açıkladı. “Kazanamam ki.”

“Yalan söyleme. Tek başına Kuzeyin Novası’nı indirmiş bir adamsın sen!”

“İyi de o olay öyle ol…”

Garip bir konuşmaydı. Grid ve Euphemina’nın yüzleri kaskatı kesildi, öte yandan şövalyeler tereddütlerini bir kenara bırakarak saldırdılar.

“… Kahretsin!”

Işınlanmayı andıran bir hamleydi. Rupert isimli şövalye ‘Atılım’ yeteneğini kullanarak anında Grid’in yanına atılmış, kılıcını ona doğrultmuştu. Hazırlıksız yakalanan Grid kılıca kurban gitmek üzereydi ki Huroi onu yana iterek darbeyi bizzat üstlendi.

“…!”

Herkes Huroi’nin öleceğini düşünüyordu. Huroi zaten berbat durumdaydı ve üstünde zırh yoktu. Fakat, o anda garip bir şey yaşandı.

“Bu ne böyle…? Ahrrhh!”

Rupert şaşkına döndü. Çünkü Huroi’nin karnına saplanmış olması gereken kılıcı, adamın karnında takılı kalmıştı. Sanki eti değil de çeliği delmeye çalışıyordu. Bileği kırıldı. Öte yandan Huroyi gayet iyiydi. Saldıran yaralanmış, saldırı altında kalan bir çizik bile almamıştı.

Euphemina anlam veremedi.” Neler oluyor?”

Grid cevabı bilmiyordu. “Bilmiyorum…”

“O nasıl cevap öyle? Tanımadığın bir adamı mı kurtardın? Şakayı bırak da bir kez olsun gerçeği söyle bana!”

“Hey… cidden bilmiyorum…”

Üst düzey savaş sanatları ustalarının Geçilmez Deri adıyla bilinen savunma yetenekleri vardı. Fakat Geçilmez Deri bile insana çıplak vücuduyla şövalyenin kılıcını durduracak kabiliyeti sağlamazdı. Huroi’nin bundan da öte bir yeteneğe sahip olduğu belliydi.

Huroi sessizliği bozdu. “Ben onları oyalarım, siz kaçın.”

Huroi şövalyenin saldırısını ‘Zorlukları Aşan Adam’ unvanından aldığı yetenek sayesinde durdurmuştu.

[Güçlü İrade]

Açıklama: Yeteneği kullandıktan sonra 10 saniye boyunca her saldırıyı durdurun.

Mana: 200

Dolma Süresi: 9.000 saniye

Yaklaşık 2.5 saatlik dolma süresi vardı, ama performansı muazzamdı. Cehennemden farksız o tecrübenin üstesinden geldiği için kazandığı paha biçilemez bir yetenekti. Ve onu o cehennemden kurtaran kişi Grid’di. Huroi hayatının geri kalanında bu iyiliği ödemek için çalışacağına yemin etmişti.

Şimdiyse kendini Grid için feda edecekti. Grid’in sağ salim kaçmasını istiyordu.

“Huroi…” normal bir insan yoldaşını geride bırakmak konusunda tereddüt yaşardı, ama… “Onları iyi oyalasan iyi edersin, yoksa kaçamayız.”

“Sonra görüşürüz.”

Grid ve Euphemina duygusal insanlar değillerdi. Hemen çıkışa yöneldiler ve Huroi tek başına kaldı.

“Bu…!”

Şövalyeler Grid’in peşine düşmeye çalıştılar, ama Huroi önlerine geçti. Grid’i korumaya kararlı bir ifadeyle ağzını açtı.

“Gidebileceğinizi mi sandınız, sizi orospunun doğurmadan >£>#$$@@@>£#>$#$## sizi!”

 “......?”

Huroi bir hatip olarak kelimelerin ustasıydı. Şövalyeler bu sözlerin ardından öyle derin bir psikolojik darbe almıştı ki bir anlığına donakaldılar.

Huroi’nin Kindar Dil yeteneğiydi bu. Huroi sersemleyen şövalyelere saldırdı.

“Mutlak Adalet!”

İkinci sınıfı, Adaletin Havarisi’nin Yoldaşı’na ait iki yetenekten biriydi. Saldırı gücünün %300’üne denk bir hasar veren nihai bir saldırıydı.

Peeeong!

Huroi’nin yumruğu Rupert’in suratına inince darbeden çıkan şok dalgası diğer şövalyelere ulaştı. Yer altı zindanı boyunca yankılanan sesi duyan diğer şövalyeler, darbe almamış olmalarına rağmen acıyla inlediler.

 “Kkack!”

Tabii bu sadece istemsizce bir tepkiydi.

“…Ha?”

Gariptir ki canları hiç yanmıyordu. Doğal bir olaydı. Zaten hatip sınıfının fiziksel yetenekleri düşüktü ve Huroi şu anda silahsızdı. Bu haldeyken saldırı gücünün %300’ü bile zırhlı şövalyelere ciddi oranda hasar vermeye yetmemişti. Aradaki fark çok büyüktü.

Huroi bunu sakince kabullendi. “Hiç şaşırmadım. Şu anda işime yaramıyor.”

“…”

Dakikalar içinde Huroi’yi yakaladılar ve bir kez daha hücreye tıktılar. Fakat Huroi umursamadı. Gerçek hayatta 50 saattir oyunda olduğu için yorulmuştu ve görevi tamamladığı için artık oyundan çıkmasına engel olacak bir kısıtlama yoktu.

‘Duruma bakılırsa yakında Winston lordunun işi bitecek… Biraz uyuduktan sonra oyuna girince sorun çözülür herhalde. Grid, sana bol şans diliyorum.’

Böylece Huroi oyundan çıktı.

…….

Çevirmen notu
3 bölüm daha var bugün!