Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

6. Bölüm İstemiyorum

Çevirmen: Shuiqui / Editor: T4icho

Hiç hoşuma gitmemişti. Ödüllerinden miydi dersiniz? Yok canım!

‘Ödül epey iyiymiş…’

3.000 altın gerçek paraya dönüştürüldüğünde 3.600.000 wona eşdeğerdi ki bu normal koşullarda hiç dinlenmeden 40 gün boyunca çalışarak ancak kazanabileceğim bir miktardı. Fakat asıl mesele ‘Kont’un Damadı’ olmaktı.

Bütün özelliklere +20! Şu anda toplamda dokuz ana hünerim vardı: Güç, dayanıklılık, atiklik, zeka, çeviklik, dirayet, dinginlik, içgörü ve asalet. Buna bir de soyluluğu eklersem toplamda 10 olacaktı.

Hepsine 20 puan verilecek olursa 200 hüner puanı kazanmış olacaktım. Normalde atladığım her seviye için oyun bana 10 hüner puanı veriyordu; 200 hüner puanı bu mantıkla 20 seviyeye denkti. Ayrıca güzeller güzeli bir soyluyu gelinim yapacaktım.

‘Yol açık. Ama…’

Ödüllerin iyi olmasının bir sebebi vardı. Görev S seviyeydi!

‘Kont Ashur’un Öfkesi de öyleydi.’

O zamanlarda 79. Seviye’de olmama rağmen parmağımı bile kaldıramamıştım. Görev sırasında kaç kez öldüğümü hatırlamıyordum, ama son baktığımda 73’e kadar düşmüştüm. Ayrıca üç ay sürmüştü!

Şu anda -1. Seviye’deydim, S seviyesindeki bir görevi bir saatte tamamlamam imkansızdı. Niye göz göre göre başarısız olacağım bir görevi kabul edecektim ki?

‘Ayrıca başarısız olursam 2 seviye düşeceğim.’

Korku içinde titredim ve -3. Seviye’ye düşeceğimi düşününce öfkelendim.

‘Niye sürekli bana S seviye görev veriyorsunuz?!’

Yolda yürürken kimse size S seviye görev vermezdi. 200. Seviye’yi arkasında bırakmış üst düzey figürlerin aldığı S seviye görevlerin sayısı bile bir elin parmaklarını geçmezdi. Ama ben -1. Seviye’de böyle bir görev almıştım.

Doran’ın sözleri zihnimde yankılandı:

‘Bildiğin üzere Yatan Tapınağı şeytani enerjiyle dolu. Sıradan insanlar burada korkuyla kapılıyorlar. Fakat gördüğüm kadarıyla sen geçen onca zamana rağmen hiç etkilenmedin. Ayrıca demin kıs kıs gülüyordun. Sen… Yetenekli bir adam değil misin?’

Sözlerindeki ima barizdi. Görev Yatan Tapınağı’nda bir süre kalıp ‘Korku’ durumuna düşmeyen insanlar için ayarlanmış olmalıydı. Unvanım ve dinginlik özelliğim sayesinde ‘Korku’ gibi anormal durumlara kolay kolay düşmüyordum.

Bu iyi bir şey miydi? Hoşuma gitmiş miydi?

‘Ya zoraki görevlerden biriyse? Unvanımın özellikleri müthiş, ama oyun resmen benden kurtulmaya çalışıyor.’

Tereddüt etmedim,

“Yapamam. Başkasına sor.”

[Görevi reddettiniz.]

Ama Doran pes etmedi.

“Başka kimse yok, sana muhtacım. O kızı kurtarmak zorundayız!”

[Doran çaresiz. İçinde bulunduğu hüznü ve acıyı anlamıyor musunuz? Görevi kabul edecek misiniz?”]

Ne saçma bir bildirimdi bu? Şu anda başkalarını düşünecek halim var mıydı? Hemen pencereyi bir kenara çektim ve söze girdim, “Yanılıyorsun. Ben basit ve zayıf bir adamım, sana yararım dokunmaz. Tek başına gitsen daha iyi edersin.”

[Görevi reddettiniz.]

“Yatan’a inananlar kara büyüde ustadır! Genç hanımı tek başıma kurtaramam! Lütfen gitme; bana yardım et!”

[Doran pes etmedi. Görevi kabul etmek istiyor musunuz?]

“Anlamıyorsun, ben eziğin tekiyim…”

[Görevi reddettiniz.]

“Alçak gönüllülük ediyorsun. Korkuya karşı koymak sıradan bir yetenek değildir!”

[Doran’ın sizden başka çaresi yok. Görevi kabul etmek istiyor musunuz?]

Bazen görev NPC’leri böyle ısrarcı tavırlar sergilerdi. Çaresiz anlarda buna başvuruyorlardı. Evet, Doran’ın hislerini anlıyordum. Doran efendisinin kızını kurtarmadan geri dönecek olursa kellesini kaybederdi.

Ama ya ben ne olacaktım? Ya yeniden seviye düşersem?

Niye bu herif yüzünden kendimi ateşlere atacaktım? Kendi hayatım daha değerliydi! Zaten istesem de adama yardım edemezdim. Güçsüzün tekiydim.

“Lütfen yardım et! Yalvarırım!”

Doran diz çöktü.

Ona baktım. Bu adama söylediğim her şey bir kulağından girip ötekinden çıkıyordu. Kim bilir, belki de yalan söylediğimi düşünüyordu.

‘Muhtemelen ikincisi daha muhtemel. Yutan Tapınağı’nda korkmuyor olmam o kadar müthiş bir olay mı? Daha önce buraya gelmedim bile, nasıl hissetmem gerektiğini dahi bilmiyorum.’

Doran’ın gözlerine baktım ve biraz ciddiyet katarak sözlerimi vurguladım,

“Üzgünüm, ama sana yardım edecek gücüm yok. Zamanını boşa harcama; kontu çağır ve ondan yardım iste.”

[Görevi reddettiniz.]

“Genç hanım her an ölebilir! Konttan yardım istemeye gidersem zamanında yetişemeyebiliriz! Şu anda senden başka güvenebileceğim kimse yok! Lütfen kabul et!”

[Doran sizden yardım istiyor. Görevi kabul etmek istiyor musunuz?]

Sabrın da bir sınırı vardı.

“Ah, hayret bir şey! Ne yapacaksın yardımımı? Kaybol, git, yüzünü görmek istemiyorum!”

“Lütfen, genç hanımın hayatı ortada!”

“Ne? Hayır! Sikerler. Neyse, gitsem iyi olacak. Ben kaçar!”

Görevi bir kez daha geri çevirdim ve arkama döndüm. Başarısız olursam 2 seviye düşeceğim bir görevi kabul etmek istemiyordum. Fakat hızla çekip gitmek istiyor olsam da, vücudum benimle aynı fikirde değildi. Ağırlık sınırını epey aştığım için hareket hızım %100 oranında yavaşlamıştı.

Doran kaplumbağa kadar yavaş hareket ettiğimi görünce beni yanlış anladı. Gözleri yaşlıydı.

“Kendinden emin konuşuyorsun, ama aslında tereddütlerin var… Bana yardım etmek istiyorsun…”

 “......” 

“Bırak tereddüt etmeyi! Yardımına ihtiyacım var!”

[Doran’ın gözleri umut ışığını gördü. Görevi kabul etmek istiyor musunuz?]

“Hayır! Hayır! Hayır!”

[Görevi reddettiniz.]

Onu görmezden geldim ve hızlanmaya çalıştım, ne kadar hızlanabilirsem tabii. Doran yine beni yanlış anladı.

“Belki de yoğun bir insan olduğun için tereddüt ediyorsun, ama genç hanımın hayatı daha önemli! Sana yalvarıyorum!!”

“Yapamam! Olmaz!”

“Kendini kandırma! Acı çektiğini görebiliyorum! Hemen çekip gitmedin, kararsızsın!”

“Kararsız falan değilim! Yavaş da yürümüyorum! Çantam ağır, o kadar!”

Doran peşimden geliyordu ve ağır adımlarla ilerlerken onu atlatmam mümkün değildi.

[Görevi kabul etmek istiyor musunuz?]

[Görevi kabul etmek istiyor musunuz?]

[Görevi kabu…]

‘Şerefsiz!’

Ne dersem diyeyim bildirimlerin ardı arkası kesilmiyordu. Baktım böyle olmayacak, ciddi bir karar verdim.

‘Arayı bozacak olsam bile görevi kabul edemem. Zaten bu NPC’yle dost olup ne yapacağım? Düşmanım olsa da bir şey değişmez.’

Mamon’un kılıcı çektim ve Doran’a sert gözlerimle baktım.

“Sana yardım edemem. Hemen gitmezsen canını yakacağım.”

Doran durumu kavrayınca bir adım geri çekildi.

“Keşke bana yardım etseydin…”

[Doran son kez soruyor. Görevi kabul etmek istiyor musunuz?]

Geç!

Daha kaç kez reddetmem gerekiyordu bu lanet görevi?

“Yardım etmeyeceğim! Edebilecek olsam bile yapmazdım! İstemiyorum!”

Kendimi kaybettim, öfke bütün vücudumu ele geçirdi. Nihayetinde kükredim ve kılıcımı savurdum, lanet herifin çenesini kapatmasını istiyordum.

Sonra…

Çatankkk!

“Kaaaak!”

Darbenin etkisi kılıçtan parmaklarıma kadar ulaşınca kulağımda bir çığlık yankılandı. Başımı çevirip kılıca baktığımda neler olduğunu gördüm: Mamon’un kılıcı Yatan müritlerinden birinin boynuna saplanmıştı. Vücudum tir tir titredi.

“Şu manyağa hedef almıştım, niye yanındakine sekti…”

Ölmekte olan müride bakarken yeni bir bildirim penceresi çıktı.

[Yatan Kilisesi’yle aranızda bir husumet var.]

[Yatan’ın lütuflarını alamayacaksınız.]

[Yatan’ın inananları sizi gördükleri yerde öldürmeye çalışacak.]

Ortam bir anda değişti. Düzinelerce Yatan müridiyle çevriliydim, o esnada Doran doğruldu ve elini omzuma koyarak haykırdı, “Sağ ol!”

“Eh?”

[Kont’un Değerli Kızını Kurtar]

Zorluk: S

Açıklama: Kont Steim’in tek kızı Irene güzeller güzeli ve masum bir bakiredir. Yatan’ın üstatları bakire kanını şeytani gayelerine alet etmek için onu kaçırmıştır.

Başarı Koşulu: Görevi aldıktan sonraki bir saat içinde Irene’yi kurtar.

Ödül: 3.000 altın, az da olsa kontun damadı olma şansı.

* Kont’un damadı: Soyluluk özelliği açılacak, bütün özellikler +20.

- Kont’un değerli kızıyla evlendikten sonra Vikont unvanını alacaksınız. Güç ve itibar artacak. Soyluların sosyal çevresine dahil olacaksıız. Aylık maaş alacaksınız. Bu üst düzey bir görevli ya da lord olmaya giden yolun kestirmesidir.

Başarısızlık Sonucu: -2 Seviye.

[Görevi kabul ettiniz.]

“Hassiktir.”

Yatan Kilisesi’yle aramdaki husumet yüzünden sistem görevi otomatik olarak bana vermişti.

“Huuhuu…”

Şansımı sikeyim.

‘-3. Seviye’ye düşeceğim!’

Şansım yoktu işte. Belki de eski hayatımda ülkemi falan satmıştım.

“Ne cüretle Yatan’ın müridine zarar verirsin! Tanrı Yatan’ın lanetinden korkmuyor musun?”

“Tanrı Yatan yücedir! Günahlarının cezasını çekeceksin! Hayatın boyunca sana musallat olacak!”

“Kafir!”

Müritlerin öfkeli seslerini duydum. Çılgın gözlerinden tehlike akıyordu.

‘Ölecek miyim?’

Yatan’ın müritleri kara büyücülerdi. Kara büyücülerin lanetleri ise çok etkiliydi; onlarla kolay kolay başa çıkamazdınız.

…..

Çevirmen notu
250 won = 1 TL arkadaşlar