Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

9. Bölüm Klavye Delikanlısı

Çevirmen: Shuiqui / Editor: T4icho

“Ahhhhh! Doran, şerefsiz! Senin yüzünden istemediğim bir görevi aldım, öldürdün beni? Şerefsiz! Hırsızlar, serseriler, hep bu isimler nereden geliyor diye merak ederdim. Doran! Gelecekte ismini lanet sayacağım!”

Kapsülden çıktım, camı açtım ve avazım çıktığı kadar bağırdım. Sağanak yağdığı için kimse beni duymadı. Bu sayede öfkemi bir süreliğine dışarı kusabilirdim.

Saat daha sabahın 4’ü bile değildi. Ağır yağış nedeniyle bizimkiler muhtemelen öğlene kadar evde kalacaktı, ama ben böyle güzel bir tatil gününde 12 saat boyunca oyuna giremeyecektim!

“-3. Seviye… düşündükçe kendimi daha da kötü hissediyorum. Doran, Doran, Doran!”

Biraz sakinleşmek için tuvalete gittim. Yüzüme soğuk su çarptım ve akan suya kulak verdim. Kendimi biraz da olsa daha iyi hissediyordum.

“… Suç Doran’da değildi.”

Beklentilerimin aksine Doran gayet güçlüydü ve iyi savaşmıştı. Ben bir hizmetçi gibi arkada durmuştum. Düşmanların hepsiyle ilgilenen kişi oydu. Görevi başarsaydık da bunu Doran’a borçlu olacaktım.

Evet, Doran üstüne düşeni yapmıştı. İşler iyi gidiyordu, ta ki sıralamadaki o kadın ortaya çıkana dek.

“Kahrolası cadı…”

Yura’nın orada ne işi vardı ki? Kara büyücüydü. Yatan Tapınağı kara büyücülerin üssüydü, dolayısıyla orada olması aslında pek garip değildi. Peki neden araya girmişti? Tapınağa giren bir yabancıydı ve kadın tapınağı korumakla mükellefti. Bana karşı koyması gayet doğaldı. Anlayabiliyordum.

‘Görevi kabul ettiğim anda tapınaktaki kara büyücüler de bana karşı koymalarını gerektiren bir görev almış olmalı. Gerçek düşman NPCler değil, oyunculardı. Doran boş yere o kadar güçlü değildi. Cidden S-seviye görevler şakaya gelmiyor.’

Diye yorumladım.

‘Cadı… sayemde bir sürü şey kazandın. Ne kan döktün ne de göz yaşı. Bana teşekkür edeceğin yerde sırtımdan bıçakladın…’

Öldükten sonra Yura görevi başarıyla tamamlamış olmalıydı. Güçlüydü ve Doran da bitkin düşmüştü. Alçak kadın.

En başında görevi almasını sağlayan kişi bendim ve Doran bitkin düşmüştü, çünkü çok zayıftım. Yura sadece önüne gelen fırsatı değerlendirmişti. Resmen lokmayı ağzına kendi ellerimle koymuştum.

“Kötü kadın…”

200. Seviye’yi aşmış bir kadın eksilerde dolaşan benim gibi bir adamdan görevi çalmıştı! Kapsüle yöneldim, internete girdim ve Yura’yı aradım.

Yura, daha ismini henüz yazmıştım ki karşıma yüzlerce, hatta binlerce sonuç çıktı. Sadece popüler blogları ve forumları gezecektim. Hakkında birkaç şey öğrendim.

‘Kanlı Cadı’ gibi ürkütücü bir lakaba sahip olmasına rağmen epey sevilen ve saygı duyulan biriydi, insanı ortadan ikiye çatlatıyordu. Güzelliği, muntazam oyun yetenekleri sayesinde medyanın tam da aradığı ideal insandı; hem erkeklerin hem de kadınların deyim yerindeyse taptığı bir kadındı. Adına binlerce fan grubu kurulmuştu. Hollywood’daki oyunculardan bile daha popülerdi.

‘Modern dünya değişti tabii.’

Tatmin görüp görebileceğiniz bütün filmlerden daha renkli, heyecanlı ve dramatikti; dolayısıyla Tatmin’in ana karakterleri film yıldızlarından bile daha popülerdi. Bugünlerde televizyonu açtığınızda Tatmin’le alakalı yüzlerce programa rastlıyordunuz. Reytingleri muazzamdı.

Üstelik bu yalnızca Güney Kore’yle sınırlı da değildi. Tatmin’in iki milyarı aşkın oyuncusu vardı. Yayın işi bütün dünyayı kapsıyordu. Haliyle Tatmin’in ana karakterleri, yani sıralamadaki oyuncular film yıldızlarından çok tanınıyordu.

Bilhassa Yura güzelliği nedeniyle diğerlerinden daha ünlüydü. Bu sayede hem şana hem de şöhrete kavuşmuştu. Benim gibi Tatmin yüzünden borç batağına saplanmış bir adamın tam tersiydi.

‘Oyun yüzünden çekmediğim dert kalmadı, ama bu kadın hayatını Tatmin’e borçlu.’

En sevdiği oyunu oynarken dünya tarafından tanınmak ve sevilmek… Acayip kıskanıyordum. Yura’nın yerinde olsaydım gözüm açık gitmezdim.

“… Benim gibi fakir bir adamın görevini çaldın.”

Cadı değildi. Sadece alçak ve lanet bir kızdı, o kadar.

Takakakakak!

Hologram şeklindeki klavyeyi açtım ve Yura’yla ilgili konulara yorum yapmaya başladım.

‘Alçak kadın. Düşük seviyeli oyuncuların görevine burnunu sokuyor. Televizyondaki haline inanmayın. Çürümüş bir insan müsveddesi!’

‘Gerçek hayatta o kadar da güzel değil. Bütün yüzünü yaptırmış, her yeri estetik. Burnundan sümükler akıyor ve sürekli ağzında bok varmış gibi konuşuyor. Safi TV’de gülüyor.’

‘Lanet bir insan. Kaç insanın hayatını kararttı, kim bilir?’

‘Sıralamadaki kadın görevimi çaldı!! O güzel yüzüne kanmayın.’

‘Huhuhuhu… Kıhahahah…’

Yaşadığım şeyi insanlara anlatmaya çalıştım. Kendimi iyi hissediyordum; gerçeği gün yüzüne çıkarmış usta bir gazeticiydim sanki. Yaşadığım korkunç gerçek aklımdan yavaş yavaş siliniyordu!

Tatatatatatak.

Devam ettim. On parmağımın onu da çılgınlar gibi hologramın tuşlarına basıyordu. Karanlık odada klavyeyle yakınlaşan bir adam… bir başkası görse güzelliğime ve gizemime kapılabilirdi.

“Ağabey… sonunda kafayı mı yedin?”

Kötü yorumlar yazmak… hayır, sadece gerçeği ortaya çıkarmaya çalışıyordum.

Aniden gelen sesi duyunca yerimden fırladım. Başımı çevirdiğimde kız kardeşim Sehee kapıdan bana bakıyordu.

“Beni korkuttun.”

Elimi göğsüme koydum, bu esnada Sehee kollarını birleştirmiş içeri giriyordu.

“Tuvalete giderken güldüğünü duydum. Son günlerde oyuna kafayı iyice takmıştın, ben de hepten tırlattığını düşündüm. Merak ettiğim için geldim. Kafayı mı yedin sen? Lütfen çıldırmadığını söyle.”

“Ağabeyinle nasıl konuşuyorsun sen? Çıldırmadım.”

“Oh, sevindim. Bu arada odan iğrenç kokuyor. Şu haline bak, yıkanmıyor musun hiç? Ayrıca bulaşıklarını niye götürmedin! Dur biraz, odanda niye yemek yiyorsun ki? Bizimle yemelisin… bahhh, olamaz.”

Sehee boş pilav kaselerine baktı ve temizlemeye başladı.

‘Akıllı kız. Bana benzemediği için mutluyum.’

Sevgi dolu gözlerimle onu izledim. Sehee bunu fark etmiş olacak ki bana döndü.

“Öyle oturup izleme. İşin yoksa bana yardım et. Hayır. Vazgeçtim, git yıkan. Şu haline bak.”

“Sen bırak, ben hallederim. Ayrıca bu saatte niye kalktın ki sen? Uyuman lazım.”

“Kıs kıs güldüğünü duyunca uykum kaçtı. Lütfen yıkan. Uzun zamandır yüzünü doğru düzgün göremiyorum… ahh, iğrenç! Çok kötü kokuyorsun!”

Aramızda sekiz yaş vardı. Böyle davranması pek hoşuma gitmiyordu.

‘Böyle olacağını bilseydim yüzüme su çalmak yerine duş alırdım.’

Soluğu banyoda aldım, asabım bozuktu. Kafamı sabunla yıkadım ve havluyla kuruladım. Ama neden saçlarım bu kadar sertti?

“… Çamaşır deterjanıymış.”

Saçma sapan saçlarımla odama döndüm ve burnuma farklı bir koku geldi. İnsanın içini rahatlatıyordu. Parfüm mü sıkmıştı? Şu Sehee yok mu, epey düşünceli kızdı. Ben yıkanırken odayı temizlemişti. İyi bir eş olacaktı.

Kapsülün içinde, yatağımın üstünde yatıyordu.

“İstersen internete girebilirsin—“

Zaten oyuna giremiyordum. Kapsülü sorun çıkarmadan ona devrettim.

Fakat ilginçtir ki Sehee ilgilenmiyordu; bana hor görüyle baktı. “Ağabey… sen şu klavye delikanlılarından mısın?”

“Klavye delikanlısı mı?”

O ne demekti? Yanına gittiğimde Sehee doğruldu ve parmağıyla kapsülün önündeki monitörü gösterdi.

“Niye senden genç bir kadın hakkında asılsız, kötü kötü şeyler yazıyorsun? Bir sebebin olsa bile böyle yapmamalısın. Hayal kırıklığına uğradım.”

Bana hor görüyle baktı. Gerçekten kızmıştı. Ben de monitöre bakınca hatamı fark ettim. Yura’yla ilgili yazdığım kahrolası yorumlar hala çıkıyordu.

Sikeyim! Niye sekmeyi kapatmadım ki!

“S-Sehee, şimdi…”

“Yazık.”

Açıklamaya çalıştım, ama bana kulak asmadan odasına döndü ve kapısını kitledi. Kolu çeksem de açılmıyordu, ne yaparsam yapayım beni duymuyordu sanki. Kız kardeşimin bana dair son inancını da kaybetmiştim.

Bu… sikerim böyle işi!

“O cadı yüzünden!”

Sehee’nin odasının önünde diz çöktüm. Annem beni uyandırana dek orada uyuya kaldığımı fark etmedim. Canım acıyordu!

Üstüme başıma soğuk havlular sardım ve yine uyudum. Sabah vakti…

“Haaaah---“

Gözlerimi açtığımda saat sabahın 11’iydi. Ebeveynlerim işe gitmişti ve Sehee üç saattir okuldaydı.

“Sadece altı saat uyumuşum. Kahretsin ki acayip çalışkan bir adam olduğum için fazla uyuyamıyorum! Ahh tanrım, beni neden böyle yarattın?”

Karnımı kaşırken mutfağa yöneldim. Çok açtım, ama yemek yapamayacak kadar sinirim bozuktu.

“Unut gitsin.”

Karnımdan çıkan gurultulara isyan ederek salona geçtim. Koltuğa uzandım ve TV’yi açtım. Tatmin kanallarından biriydi.

Oyun o kadar popülerdi ki bu saatlerde ev hanımları için Tatmin konulu programlar bile yayınlanıyordu. Açtığım kanalda ‘Tatmin’de genç bir adamla nasıl tanışırsınız?’ diye bir program vardı. Oyunda nasıl genç ve güzel bir karakter yaratacağınızı gösteriyorlardı.

‘… PD Cheon Jaende?’

Epey popüler bir programa benziyordu. Değiştirdim. Eşinden gelen bir aramadan sonra fazla yaşamayacağını anlayan bir adamın dizisi vardı, onu da geçtim. ‘Tatmin’deki Sıcak Haberler’ adlı programda durdum.

Tatlı bir sunucu benim yaşlarımdaki genç bir Asyalı’yla konuşuyordu. Genç adama yakın çekim aldılar. Ekranın alt kısmında ‘Katz’ ismi ve ‘Seviye 203’ yazıları vardı.

“Katz 200. Seviye’yi geçmiş mi?”

Katz ünlü bir adamdı. Kibirli olduğu için pek sevilmezdi, ama savaşçı sınıfının üst sıralarını hiç terk etmemişti. Üç ay önce 170. Seviye’de olan bu adam kaşla göz arasında 200’ü aşmıştı. Ortak sıralamaların zirvesine yakın olmalıydı.

‘Üç ayda 30 seviyeyi nasıl kastın be adam?’

Sunucu da aynı soruyu soruyordu.

-Katz, bugünlerde Tatmin’in en konuşulan oyuncularından birisin. Prodüksiyon ekibi epey şaşkın. Üç ayda 53. Sıraya kadar yükseldin. Kısa sürede hızlı yükselişini hangi sırra borçlusun?

Katz eliyle taranmış saçlarını karıştırdı ve kendini beğenmiş edayla gülümsedi.

- Üç ay önce bir destansı sınıf aldım. Bugün de buraya sınıfımı açıklamak için geldim.

- Öyle mi?!

Sunucu şoke oldu ve ben de kasıklarımı kaşımayı bıraktım. Destansı sınıf haberi öyle şaşırtıcıydı ki sunucu ne diyeceğini bilemiyordu. Oyunda geçirdiğim bir yıllık süreçte sadece iki destansı sınıf ortaya çıkmıştı. Hayal gücünü bile aşan bir değere sahiplerdi.

‘Üçüncü destansı sınıf…’

İlk beliren destansı sınıf hakkında bilgi yoktu. Kimin aldığı bilinmiyordu. İkinci destansı sınıf ise ortak sıralamada 7. Sırada olan Agnus’a aitti, ama içeriği gizliydi.

Çünkü çoğu oyuncu, bilhassa sıralamada olanlar, bilgi paylaşımı konusunda çok katıydı. Bilgi gerçek güçtü!

Tatmin’de hayatta kalmak için oyuncular kıyasıya rekabet ediyordu. Büyük sitelerde fazla bilgi bulamıyordunuz, zira oyuncuların çoğu bilgiyi kendisine saklıyordu. Ben de aynı şeyi yapacaktım.

Fakat Katz sınıfını açıklamak için yayına çıkmıştı. Şanı ve şöhreti seven bir adamdı.

Neyse, haberler büyüktü. Reyting rekoru bile kırabilirlerdi. Haliyle kanalı değiştirmedim. Odaklandım.

-Hangi sınıfı aldın?

-Sınıfımın ismi ‘Kan Savaşçısı’.

-İsmi kadar özel ve korkunç mu?

Korkunç ya da özel değildi. Sıradan ve aptalca bir isimdi. Fakat Katz bu çocuksu isimden hoşlanmış gibiydi.

-İsmi o kadar iyi değil, ama kendisi mükemmel. Size önemli bir özelliğini anlatayım…

Katz belinden sarkan kılıcı çıkardı, silahtan müthiş bir aura yayılıyordu. O kılıca sahip olsaydım satıp bütün borçlarımı kapatabilirdim.

-İzleyin.

Katz’ın gözleri kıpkırmızı kesildi. Kılıcı titremeye başladı.

…..