Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

1. Bölüm Ölüm Çanları Benim İçin Ne Güzel Çalıyor Öyle

Çevirmen: Violet / Editor: Violet

“Adı Alicia. Artık o senin kardeşin olacak, Roel.”

Gösterişli bir şekilde dekore edilmiş bir odada yakışıklı ama zayıf görünümlü orta yaşlı bir adam durmaktaydı. Gümüş saçlı bir kızın elini tutmuş, onu önünde duran iyi giyimli, siyah saçlı bir oğlanla tanıştırıyordu.

Orta yaşlı adam, Aziz Mesit Teokrasisi’nin markilerinden biri Carter Ascart olarak biliniyordu. Kutsal Şövalye Tarikatı'nın Baş Büyücüsü olarak hizmet etmenin yanı sıra, meşhur Ascart Hanedanı’nın da reisiydi. Aynı zamanda, tam o anda önünde duran, afallamış 10 yaşındaki Roel Ascart'ın babasıydı.

Roel Ascart bu soylu hanedanın tek oğluydu. Asil yüz hatlarına ve hafif uzun siyah saçlara sahipti. 1,5 metreden biraz daha kısa olan boyuyla bu ülkenin soyluları arasında kısa sayılıyordu. Sıska fiziği, onun fiziksel eğitim eksikliğini de gözler önüne seriyordu. Ancak genç yaştan itibaren aldığı asil eğitimi, ona soğukkanlı ve sakin bir mizaç kazandırmıştı ve bu sayede de çoğu insanda iyi bir izlenim bırakıyordu.

Ancak bu, boş bir maskeden başka bir şey değildi.

Gerçekte Roel küçük bir zorba olarak kötü bir üne sahipti. Daha genç olmasına rağmen, uzun bir kabahatler listesi vardı. Onun adı anıldığında marki evinin hizmetçilerinin bile beti benzi atardı.

Kısa süre sonra evlatlık kardeşi olacak küçük kıza bakan işte böyle küçük bir zorbaydı. Annesine çekmiş olan altın rengi gözlerini iyice kısmıştı ve yüz ifadesi berbat görünüyordu. Vücudu, ailesinin bahçesindeki su çeşmesinin üzerinde duran heykel kadar donuktu.

“Roel, ne yapıyorsun? Onu korkutuyorsun!”

Alicia'nın Roel'in yoğun bakışlarının baskısı altında korkmuş bir ifadeyle arkasına pustuğunu fark eden orta yaşlı adam, baş belası olan oğluna böyle bağırdı.

Kusurlarını örten tek özelliğin dış görünüşün ve küçük kibirli bir kötü adam gibi davrandığında o bile berbat oluyor!

Böyle davranmak zorunda mısın?

Alicia'nın güzel olduğunu biliyorum ama sen bir markinin oğlusun. Adabı muaşeret öğretmeninin sana verdiği terbiye nereye gitti?

Carter Ascart, oğlunun davranışlarından açıkça utanmıştı. Oğluna bir tokat atmak niyetiyle elini kaldırdı, ama sonra ölen karısının görüntüsü zihninde canlandı. Kısa bir tereddütten sonra, sonunda derin bir iç çekerek elini indirdi.

“Öhö, öhö. Alicia, ağabeyin Roel bitkin görünüyor. Daha öncesinde ona bu kadar büyü eğitimi aldırmamalıydım.”

Marki Carter, kör olasıca oğlunun yarattığı durumun düzelmesine yardımcı olmak için gururunu bir kenara bırakırken, yan taraftaki hizmetçilere ihtiyatlı bir şekilde işaret verdi. Keskin zekalı hizmetçiler hemen öne çıkıp Roel'i dinlenmesi için odasına geri götürdüler.

O zaman Roel sonunda arkasındaki küçük kızın gergin sesini duydu.

“Ben-ben iyiyim. Bu sizin suçunuz değil, baba…”

Roel Ascart şu anda esasında canından şüphe duyuyordu.

Aslında reenkarnasyon geçirmiş olduğunu fark etmişti. Daha doğrusu, önceki yaşamının anılarını hatırlamıştı.

Heteroseksüel bir erkek olan Roel, Dünya'dan gelen yirmi yaşında bir üniversite öğrencisiydi. Ortalama bir ailede doğmuştu ve aşk konusunda da pek bir deneyimi yoktu. Özet olarak tamamen sıradan bir insandı. Eğer farklı bir yönünü belirtmek gerekirse, bu onun pratikte bir NEET* olmasıydı. Zamanını roman okuyarak ve otakulara özgü oyunlar oynayarak geçirmeyi severdi.

Öhö öhö, anlarsınız ya.

Bu tamamen sıradan adam talihsiz bir trafik kazası geçirmiş ve daha farkına bile varmadan, çoktan Dünya'nın ötesindeki dünyalara göçenler ordusuna katılmıştı.

Kendisini Sia kıtasının üç büyük gücünden biri olan Aziz Mesit Teokrasisi olarak bilinen bir yere göç etmiş buldu ve Ascart Hanedanı'nın uzun zamandır devam eden asil soyunun tek oğlu oldu. Bir marki hanedanının halefi ve gerçek bir asilzade olmuştu.

Hiçbir şey bilmiyor olsaydı, Roel ikinci hayatında önde gelen, toprak sahibi bir soylu ailede doğmaktan çok mutlu olurdu. Bu, çarçur edecek sonsuz parası olduğu ve neredeyse her istediğini yapabileceği anlamına gelirdi. Ama bu sadece gerçekten hiçbir şey bilmiyor olsaydı mümkündü.

“Xeclyde Hanedanı... var.”

“Sorofyalar… onlar da var!”

“Lukas Ackermann - Bu adam da gerçekten varsa...”

Bam!

Ağır bir kitap yere düşüp Roel'in kalbindeki son ölüm çanını çaldı.

“O da var… Hahaha… Bitti. Hayatım bitti benim!”

Çalışma odasında, tansiyonu tavan yapmış siyah saçlı çocuk şaşkınlık içinde kafasını tutuyor, beynine pıhtı atmış gibi kendini biraz güçsüz hissediyordu.

“Kendimi nasıl bir cehenneme düşürdüm böyle?”

Anılarındaki bilgileri bu dünyanın kayıtlarıyla kıyasladıktan sonra, Roel önceki dünyasında oynadığı bir flört simülasyonunun dünyasına girdiğinden emin olmuştu… ve daha da kötüsü, o aslında buradaki kötü adamdı!

Oyunun adı Tarihçinin Gözleri’ydi ve devasa ve ayrıntılı bir dünya ile görkemli bir hikayeye sahip, epik boyutlarda, oldukça alışılmışın dışında bir flört oyunuydu. Kişinin duygusal ilgi duyup tavlamaya çalışabileceği birçok karakterle doluydu ve çizimler de çok güzeldi. Oyunun tek kusuru… popüler olmamasıydı.

Popülerlik kazanmamasına birçok neden gösterilebilirdi, ancak Roel bunların hepsinin iki noktada özetlenebileceğini düşünüyordu. İlk olarak, 13 yaş altına yasaktı. İkincisi, konusu genelde baştan savma bir şekilde ilerliyordu.

Oyunun tekniği son derece tuhaftı ve ‘yıl’ birimiyle ilerliyordu. Hepsi bu kadar olsa yine iyiydi, üstüne üstlük hikaye de oradan oraya zıplayıp duruyordu. Savaşlar kelimenin tam anlamıyla bir düğmeye basmakla patlak veriyordu ve tavlanacak kadın karakterler de dahil olmak üzere bu savaşların ortasında çok önemli karakterler gerçekten ölebiliyordu!

Roel'in bu oyunla ilgili değerlendirmesi, oyunun tuhaf bir şekilde alışılmadık olduğu yönündeydi. Sanki senarist gerçekten de son derece sınırlı bilgiye sahip bir tarihçi gibiydi. Oyuncuya sadece olayların geniş hatları veriliyor ve tüm eksik boşlukları onun doldurması sağlanıyordu.

Roel'in bu oyunu oynamaya devam etmesinin tek nedeni, kendisiyle aynı adı paylaşan bu inanılmaz yakışıklı kötü adama bir bağlılık hissetmesiydi ki bu da kendisini dünyaya kaptırmasını kolaylaştırıyordu. Kadın karakterlerin aşırı derecede güzel olması da cabasıydı!

Bu nedenle biraz evvel küçük kızı gördüğü anda onu tanımıştı.

Alicia Ascart.

Gümüşkül Çocuğu, efsanevi Gümüş Soy’un sahibi, Aziz Mesit Theokrasi'nin Gümüş Ay’ı.

Güzelliği genellikle en çetin dağların en yüksek zirvelerinde, yüzyılda bir kez oluşan dokunulmaz kristal buza benzetilirdi. Vücudu sanki tanrı tarafından özene bezene yaratılmış gibi mükemmel bir uyuma sahipti. Cesur kızıl gözleri, büyük destanların kahramanlarında olsa abes kaçmazdı.

Dışarıdan soğuk ve kibirliydi ama kalbi hassas ve kırılgandı.

Tabii ki, bunların hepsi gelecekte, sonunda olgunlaşıp oyundaki tavlanacak kadın karakter haline geldiğinde olacaktı. Şimdilik… o sadece 7 yaşındaki küçük bir veletti.

Roel, 10 yaşındaki ağabeyi olarak kendisini çok cazip bir konumda buldu.

Bilgelerin sıklıkla söylediği gibi, yaş bir sorun değildi. İki yıllık bir yaş farkı, Roel için hiç sorun teşkil etmiyordu. İşin aslını bilmeseydi, onunla hemen dostça bir ilişki kurmak için henüz kanatlarını açmamış olan meleğin yanına koşardı.

Ne yazık ki, işlerin nasıl ilerlediğini biliyor ve bu yüzden de korkuyordu.

Az önce nutkunun tutulmasının sebebi sırf önceki yaşamının anılarını hatırlamış olması değildi; daha doğrusu korkmuştu.

Babasının az önce koruduğu kırılgan küçük kız Alicia Ascart, kardeşi Roel Ascart'ı on yıl sonra öldürecekti.

Soğukkanlılıkla, hiç merhamet göstermeden.

Çevirmen notu
NEET: çalışmayan, okumayan genç