Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

17. Bölüm Kendi Mezarımı Kazıyorum

Çevirmen: Violet / Editor: Violet

 

Nora Xeclyde varlıklı bir ailede doğmuş biriydi.

Damarlarında akan Xeclydeler'in soyu sayesinde, nereye giderse gitsin her zaman ilgi odağı olurdu. Daha genç yaşta bile, mevcut en sıkı eğitimden geçmişti.

Omuzlarına büyük beklentiler yüklenmişti.

Safkan herhangi bir soyluyu çılgına çevirecek olan en üst kademe soyundan, bir sanat galerisinde hiç sırıtmayacak kusursuz görünümüne kadar, genç Nora tanrıların iltimas geçtiği biriydi.

Adeta bu dünyanın sunduğu tüm hediyelerle doğmuş gibiydi.

Kraliyet sarayının soyluları ve kilisenin piskoposları, iyi bir izlenim bırakmak umuduyla sık sık ‘tesadüfen’ onunla karşılaşırlardı. Akranları, ebeveynlerinin emriyle onu pohpohlamaya çabalayarak onu iltifat yağmuruna tutarlardı.

Buna rağmen, Nora kusursuz yetiştirilme tarzıyla her zaman duruşunu koruyabilmiş, zarafet ve yüze gönüllülükle karşılık verebilmişti. Ama bu kusursuz görünüşünün altında aklından geçen tek bir şey vardı:

Ne kadar sıkıcı.

Her şey sıkıcı ve ikiyüzlüce geliyordu ve bu bazen onu neredeyse deliliğe sürüklüyordu.

Dünyadaki herkesin size gösterecek tek bir yüzü olsaydı siz nasıl hissederdiniz? Nora, buna cevap vermeye kendisinden daha uygun hiç kimse olamayacağına inanıyordu.

Can sıkıntısıyla dolu günleri durmadan devam ederken, Nora yavaş yavaş içinde küçük bir tuhaflık fark etmişti. Ne zaman karşısındaki birinin yüzünde sıkıntılı bir ifade belirse, işler artık o kadar sıkıcı gelmiyordu.

Nora bunun rahatsız edici bir huyun uyanışı olduğunu henüz bilmiyor; sadece hasta olduğunu düşünüyordu. Ancak akıl hastalığının bir sorun olarak görülmediği bu dünyada, sebebini çözmek mümkün değildi.

Ancak hizmetkarlarının bir hata yaptığı ve cezalandırılması gerektiği zamanlarda, sonunda gerçek içgüdüsünü serbest bırakabiliyordu. Gerçi tamamen serbest kalmasına da izin yoktu zira Melek Soyu’na sahip olanların merhametli olmaları bekleniyordu.

Sürekli olarak doğasını bastırmak zorunda olduğu böyle bir hayatı yaşarken boğulduğunu hissediyordu. Kendine karşı dürüst olabileceği bir yer arayışındaydı.

Xeclyde Hanedanı’nı destekleyen soylu hanedanların çocukları bu konuda onun işe yaramazlardı. Hiyerarşik farklılık nedeniyle, Nora'ya pembe gözlüklerle bakma eğilimindeydiler ve ona karşı duydukları saygı ve hayranlık samimiydi.

Günahsız olanları cezalandırmayın; bizi kucaklayanları aynı şekilde kucaklayın—Xeclyde Hanedanı’nın sloganı buydu.

Nora bencil kaprislerinin ilkelerinin önüne geçmesine izin verecek biri değildi, bu yüzden arzularını bastırmaktan başka seçeneği yoktu. Karşısında gerçek benliğini çekinmeden ortaya çıkarabileceği, kendisi gibi maske takan birinin çıkacağı günü sabırla bekleyebilirdi.

Ve nihayet o birini bulmuş olabileceğini düşünüyordu.

—————————————–

“Oldukça şaşırdım, Roel. Senin yalancı olmanı beklemiyordum.”

Alicia'yı ihtiyatlı bir şekilde uzaklaştırdıktan sonra Nora’nın dudaklarının kenarı kontrolsüz bir şekilde yukarı kıvrıldı ve çay fincanını zarif bir şekilde eline alıp bir yudum içti. Onun karşısında koltuğunda kıpırdanan Roel biraz gergin görünüyordu.

“Ha-Hahaha, Ekselansları, sanırım ikimiz arasında bir yanlış anlaşılma var...”

“Bir yalan daha, ama önemli değil. Dilersen denemeye devam edebilirsin; çaresizliğin beni biraz eğlendiriyor.”

Nora, Roel'i bakışlarıyla değerlendirdi, görünüşe göre önünde oturan siyah saçlı çocuğa hayran kalmıştı. Kalbinin derinliklerinden gelen sevinç, kızın zaten güzel olan yüzünü daha da büyüleyici gösteriyordu, ama tesadüfe bakın ki bu, Roel'in epey aşina olduğu bir ifadeydi.

Bu, Nora'nın ne zaman bir av görse sergilediği neşeli bakıştı.

Lanet olsun! Bu kahrolası sadist neden bana gözlerini diker ki? Şimdi ne yapacağım?

Neden benden uzak duramıyorsun? Henüz ölmek istemiyorum!

Terler içinde kalan Roel ağzını çabucak kapatıp bir karşı önlem bulmak için can havliyle kafasını çalıştırmaya başladı.

Nora ise Roel'in cevap vermemesine aldırmayıp monologuna devam etti.

“Doğrusunu söylemek gerekirse, cevabın beni hazırlıksız yakaladı. Diğer şeyleri bir kenara bırakırsak, görünüşüme hala oldukça güveniyorum. Bunu da inkar edeceğini düşünmemiştim. Kız kardeşin Alicia'nın oldukça çekici bir hanım olduğunu kabul ediyorum ama bir cazibe savaşında ona yenik düşeceğimi hiç tahmin etmezdim. Neden bana karşı bu kadar temkinli görünüyorsun? Yoksa...”

Nora öne eğilip gergin Roel'e dikkatle baktı.

“...gerçek doğamı biliyor musun?”

“!!!”

Roel bu sözleri duyduğu an, neredeyse bir satranç taşının satranç tahtasına düşüp ardından ‘Şah mat!’ diye bir haykırışın geldiğini duymuş gibi oldu. Bedeni endişeyle kasıldı.

Cephaneliğinde bir yalan dedektörü olan Nora'ya karşı, Roel'in sadece üç seçeneği vardı: Dürüstçe kabul et, sessizce kabul et ya da inkar et ve yalan dedektörü yalanını düzeltsin.

Adi şerefsiz! Bunlar seçenek mi sanki?!

Köşeye sıkıştırıldığını anlayan bıkkın Roel sonunda dayanma gücünün sınırlarına geldi ve gerçeği bütün açıklığıyla söylemeye karar verdi.

“Evet, bu doğru. O yüzden benden uzak durabilir misin?”

Roel artık oyuna ayak uydurma zahmetine giremiyordu, bu yüzden kibar gülümsemesini yüzünden sildi ve gelişigüzel bir şekilde arkasına yaslanıp soğuk bir tavırla konuştu.

Pekala, artık umurumda değil! Her şeyi söyleyeyim bari!

“Seninle ya da Xeclyde Hanedanınla ilgilenmiyorum. Seninle yakın ilişki kurmak niyetinde değilim ve endişen olmasın ki bir aptal gibi isyana da kalkışmayacağım. O halde beni rahat bırakabilir misin?”

Roel kendi düşüncelerini açık bir şekilde ortaya koymuştu.

Ascart Hanedanı, kraliyet ailesi ile aynı seviyede olmasa da, yine de Aziz Mesit Teokrasisi’nin en soylu hanedanlarından biriydi. Bir kraliyet üyesine karşı en azından sözlü bir savaş başlatmayı göze alabilirdi!

Sonuçta, ikisi arasında var olan efendi ve tebaa ilişkisine rağmen, Ascart Hanedanı’nın hala kendi bağımsız ordusu vardı.

Sana katılmayacağım, ama sana düşman da olmayacağım. Herhalde bu seni mutlu etmeye yeter, değil mi?

Roel resmen tarafsız bir duruş sergileme isteğini ilan ediyordu ve bu genellikle siyasette güvenli hamlelerden biriydi. Ama Nora'nın dikkatinin hala söylediği başka bir şeye odaklandığını hiç bilmiyordu.

“Bana ilgin yok mu? Sence… tuhaf değil miyim?”

“Ne demek istiyorsun?” diye karşılık verdi Roel kaşlarını çatarak.

Nora bir an düşündükten sonra biraz tereddüt ederek ayrıntılara girdi, “Bunu zaten biliyor olmalısın; başkalarını sıkıntılı bir durumda görmekten ve merhamet dilenmesinden zevk alıyorum. Bazen içimden onları ayaklarımla çiğnemek de geliyor... Böyle bir yanım olması sence de tuhaf değil mi?”

Beceriksizce genç zihninin en karanlık derinliklerini açığa seren Nora’nın bu konuda ne kadar bir ikilem içinde olduğu görülebiliyordu.

Ancak Roel onun sözlerini dikkatlice dinledikten sonra gülmeye başladı.

Heh, eğer bu kadarının tuhaf olduğunu düşünüyorsan, gerçekten kendini küçük görüyorsun demektir!

Tasmalar, zincirler, kamçılar... Heh, daha farkına varmadığın çok şey var!

Nora'nın geleceğinin nasıl olacağını bilen Roel’in aklından sürüyle sert cevap geçiyordu. Ancak ondan bir ayrıcalık bekleyen kendisi olduğu için sözlerini biraz yumuşatmaktan başka çaresi yoktu.

“Bunlar önemsiz, daha çok gençsin. Dünyada senin gibi bir sürü insan var, özellikle de soylular arasında. Şu anda senin o küçük sapkın yönün, bahsetmeye bile değmez.”

“B-bu doğru mu?”

“Tabii ki!”

Her türlü bilgiyi bulmanın mümkün olduğu dijital çağda yaşayan Roel, kendinden oldukça emin bir şekilde yanıt verebiliyordu.

“İnsanların hiç çekinmeden gerçekten içlerinden geleni yaptıklarında ne kadar korkunç hale gelebildiklerini tahmin bile edemezsin. İnsan etiyle ziyafet çeken canavarlar bile var! Onlarla kıyaslanınca, sen bir dağın önündeki çakıl taşı gibisin!”

 “A-anladım...”

Her nasılsa, bu sözleri Roel'den duymak kıza son derece inandırıcı geldi. Sonunda yükünden kurtulduktan sonra derin bir rahat nefes aldı.

Genç Nora'nın karşı karşıya olduğu ikilemden kurtulmasını sağladığı gerçeğinden habersiz olan Roel, hala önceki dünyasında karşılaştığı nekrofili gibi daha bir sürü tuhaf fetiş hakkında atıp tutuyordu. Sözleriyle, Nora’ya yepyeni bir dünyanın kapılarını açmış gibiydi.

“... Yani karşılaştığın bu durum hiçbir şey. Karşı tarafın onayını aldığın ve etrafındakileri rahatsız etmediğin sürece sorun olmaz.”

“Şimdi anladım.”

Roel'in uzun monologunu dinledikten sonra, safir gözlerinde bir ışık parıldayan Nora başını salladı.

“Ama yine de bu meselenin ortaya çıkmasına izin vermemek en iyisi olur, değil mi? Bana boyun eğecek birini nasıl bulacağım?”

“Sormaya gerek var mı?” Roel zekasıyla alay ediyormuş gibi, önündeki genç kıza küçümseyici bir bakış attı.

“Sen, Xeclyde Hanedanı’nın bir üyesi, tahtın gelecekteki halefisin! Senin tarafından köpek muamelesi görmek isteyen bir sürü insan var! Onları sıraya dizsen, Kutsal Başkent'in bir ucundan diğerine uzanır! Ne için endişeleniyorsun? Kimden istesen bu rolü üstlenmekten onur duyacaktır!”

“Ciddi misin? Gerçekten böyle mi düşünürler?”

“Tabii ki! İnan bana, kimse seni reddedemez!”

Roel, güvence verirken elini abartılı bir şekilde salladı.

“Madem öyle, Bay Roel... Bence siz iyi bir seçimsiniz.”

Nora ayağa kalktı ve Roel'e doğru yürüdü. Roel’in uyluklarının arasından sandalyeye ayağını koydu ve uzanıp onu yakasından tuttu. Yanaklarındaki hafif kızarıklığa garip bir şekilde uyan iddialı bir ses tonuyla konuştu.

“Benim ol.”