Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

20. Bölüm Seni Seviyorum, Ağabey

Çevirmen: Violet / Editor: Violet

 

Ascartların yemek odası masasında, zihinsel iyileşme sürecinin ortasında olan Roel, aniden sevgili üvey kardeşiyle ilgili ters giden bir şeyler olduğunu fark etti.

Alicia'nın başının üzerinden baktı ve gözlerinde şaşkın bir ifade belirdi.

Hm? Sevgi Puanlarım nerede? Artık artmıyor mu?

Alicia, Sevgi Puanları söz konusu olduğunda her zaman Roel'in en büyük müşterisi olmuştu. Her akşam yemeğinde Sevgi Puanları tavana vurduğundan, Roel bir okyanus kadar yeşil ışık görmeyi bekleyebilirdi ama şaşırtıcı bir şekilde, Alicia tüm akşam yemeği boyunca sessiz kalmıştı. Şu anda ondan gelen en ufak Sevgi Puanı bile yoktu.

Alicia artık yeşil değil mi yoksa gözlerim bana oyun mu oynuyor?

Roel biraz şaşırıp Sistem'de bir sorun olmuş olabileceğini düşündü. Ancak başını çevirdiğinde, Carter'ın başının üzerinde yeşil bir şeyin belirdiğini gördü.

Ah? Bu doğru değil, Sistem arızalı değil. Yani sorun Alicia'dan mı kaynaklanıyor?

Böylece Roel, önündeki küçük kızı yakından incelemeye başladı ve gerçekten de onda bir tuhaflık vardı.

Bugünkü Alicia başını eğip duruyordu ve neredeyse tek kelime etmemişti. Yüzündeki gülümseme zoraki görünüyordu ve yakut gözlerinde yaşlar parlıyordu. Sanki biri ona zorbalık etmiş gibiydi.

A-ah? Neler oluyor? Yoksa biri Alicia'ya zorbalık yapmaya cüret mi etti? O kişi canına susamış herhalde!

Roel’in öfkeden tepesi attı. Onun için Sevgi Puanı membası olan Alicia bugüne kadar kazandığı puanların yarısından fazlasına katkıda bulunmuştu. Roel'in nihai kaderi ile birlikte Ascart Hanedanı’nın çöküp çökmeyeceğini belirleyecek kilit isim olduğunu söylemek abartı olmazdı.

Şu anda Alicia'yı mutsuz etmeye cüret eden herkes, Roel’in hayatına kasteden bir can düşmanıydı! Böyle bir insan yere yatırılıp eşek sudan gelinceye dek dövülmeyi hak ediyordu.

Aklında böylesine kötü düşünceler olan Roel gümüş saçlı kıza mutsuzluğunun nedenini nazikçe sormaya başladı ama şaşırtıcı bir şekilde kız konuşmayı reddetti.

Ha? Burada neler oluyor?

Kafası karışan Roel bir an düşündükten sonra daha da nazik bir sesle bir kez daha sordu.

“Alicia, canını sıkan şeyin ne olduğunu söyleyebilir misin?”

“...”

“Bana söyleyemediğin bir şey mi var?”

“...”

Roel birkaç soru daha sormaya devam etti ama Alicia sessizliğini korumakta ısrar ederek onu epey şaşırttı.

Burada neler oluyor? Alicia genellikle oldukça itaatkardır, o halde neden hiçbir şey söylemiyor?

Bu gerçekten ciddi bir şey olabilir mi? Böyle olmaz. Ne pahasına olursa olsun onu konuşturmalıyım.

Kararını veren Roel, muhteşem bir tiyatro oyunu sergilemek amacıyla içindeki kullanılmayan oyunculuk yeteneğine başvurdu.

“Anladım. Bana anlatamıyorsan yapacak bir şey yok.”

Roel'in sesi sanki bir çeşit ağır darbe almış gibi aniden zayıfladı ve çaresizleşti.

“Bana güvendiğini, kalbini açabileceğimi sanıyordum, ama görünüşe göre kendimi fazla büyütmüşüm. Seni rahatsız ettiğim için özür dilerim, Alicia. Hiçbir şey söylememişim gibi davran.”

Roel'in mazlum sesi, sessiz Alicia'nın şaşkınlıkla alelacele başını kaldırmasına sebep oldu. Önündeki siyah saçlı çocuğun cesareti kırılmış bakışını görür görmez kalbinde bir acı hissetti.

“Hayır, ondan değil! Hiç de öyle değil! Sadece ben...”

Alicia durumu açıklamak istedi ama sözleri boğazında düğümlenip ağzından çıkmayı reddetti. Sonunda, başını eğip büyük bir zorlukla bir soru sordu.

“Lord ağabey, sen... beni seviyor musun?”

“Ah?”

Biraz önce kendini oyunculuğa kaptırmış olan Roel irkilerek aniden karakterinden sıyrıldı ve bu da aptalca tepki vermesine neden oldu. Bir an sonra gözlerini kocaman açarak hemen karşılık verdi.

“Neden birdenbire bana bu soruyu sordun?”

“Ç-çünkü Lord ağabey, Ekselansları Nora'yı daha çok seviyorsun, değil mi?”

Alicia, nemli gözleriyle Roel'e bakmak için başını kaldırıp sordu.

“Ekselansları Nora benden daha güzel ve gelecekte sana yardım edebilecek bir prenses. Ona kıyasla ben sadece başına bela olan ve kendi yemeğimi bile yiyemeyen bir çocuğum...”

Alicia konuşurken gözyaşları akmaya başladı ve Roel o kadar telaşlandı ki kalp krizi geçirecekmiş gibi hissetti. Derinden çaresiz bir iç çekişle, çabucak durumu çözmeye çalıştı.

“Neler düşünüyorsun öyle? Nora'yı sevdiğimi ne zaman söyledim ki?”

“Ama Ekselansları Nora gittiğinden beri sersemlemiş haldesin!”

Sersemlemek mi?

Alicia'nın sözleri Roel'in gözlerinin fal taşı gibi açılmasına neden oldu.

Nasıl ya... Sersemliğim şok yüzünden, özlem değil! Onu düşünmek mi? Hah, o kız hiç karşıma çıkmasaydı keşke!

Tamamen dili tutulmuş olan Roel, yalnızca uzanıp Alicia'nın yüzündeki yaşları silebildi. Şimdi sorunun kaynağını anlamıştı.

Alicia yaşının üzerinde olgunlaşmış olsa bile, küçüklüğünden beri anne-babasının yanında olmaması ve akranlarından gördüğü zorbalık, arkasında birtakım travmalar bırakmış ve bu da onun güven duygusundan yoksun olmasına yol açmıştı. Şimdi nihayet kendine bir yer bulmuştu ama bu sebepten her şeyi kaybetmekten daha da korkuyordu.

Durumu anlayan Roel derin bir iç çekti. Alicia'yı sevgiyle okşadıktan sonra uzanıp ona sarıldı.

“Alicia, asla gerçekleşmeyecek korkulara fazla takılma. Korkacağın hiçbir şey yok. Sen istediğin sürece ben hep yanında olacağım.”

“L-lord ağabey?”

Kendini saran sıcak kolları hisseden Alicia, güvensizliklerinin yavaş yavaş kaybolduğunu hissetti.

“Evet, Nora mükemmel biri olabilir. Oldukça güzel ve afili, ama ne olmuş yani? Benim Alicia'm ona kıyasla hiç de sönük kalmıyor!”

“B-ben Ekselansları Nora ile nasıl rekabet edebilirim ki...”

“Sen çok düşüncelisin ve işten döndüğümde varlığınla yorgunluğumu alıyorsun. Çatal bıçak kullanamıyorsan ne olmuş ki? Seni beslemekten zevk alan benim. Senin için mahzuru olmadığı sürece, seninle ilgilenebilmek beni ayrı bir mutlu ediyor.”

Sırtındaki hafif dokunuşlar ve güven veren sözler Alicia'nın korkulu kalbini sakinleştirdi. Sonunda, içinde bastırdığı duygular dışarı döküldü ve Roel'in kucağında ağlamaya başladı.

“Roel ağabey, beni bırakma! Seni seviyorum!”

“Ben de seni seviyorum, Alicia.” dedi Roel, Alicia'nın küçük başını şefkatle okşayarak. Bu sözleri onu teselli etmek için söylüyor olsa da, gerçek düşüncelerini de yansıtıyordu.

Birlikte geçirdikleri geçen ay boyunca Roel bu çocuğun birçok yönünü görmüştü. Nazik, kibar, akıllı ve çalışkandı, ama aynı zamanda hassas, endişeli ve özgüvensizdi. Hikayeyi bir kenara koysak bile, Roel yine de bu küçük kıza bakıp onu korumak isterdi.

Roel'in kalbinde Alicia, şefkatle bakılması gereken yaralı bir melekti. Diğer sadist meleğe gelince, ondan olabildiğince uzak durması en iyisi olurdu.

Elbette Roel, işlerin sonsuza kadar böyle kalmayacağını da biliyordu. Alicia şimdilik hala gençti ama olgunlaşması an meselesiydi. Reşit olduğunda ve erkeklerle kadınlar arasındaki farklılıklar konusunda daha bilinçli hale geldiğinde, muhtemelen otomatik olarak Roel’le aralarına biraz mesafe koyacaktı. Her zaman beraber olmaları imkansızdı.

Aklında bu tür düşüncelerle, Roel kendini tutamayıp isteksizce iç çekti. Belki de bu, kızının büyümesini izleyen bir babanın hissettiği türden duygulardı.

O anda, Alicia'nın kafasından aniden yeşil bir ışık çıktı.

(Sevgi Puanı +1000!)

(Sevgi Puanı +1000!)

(Sevgi Puanı +1000!)