Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

1. Bölüm Chen Xi

Çevirmen: Peks / Editor: T4icho

Kızgın güneş batıya doğru ilerlerken gecenin karanlığı Sisli Çam Şehri'nin güney bölgesine düşmeye başlıyordu.

Chen Xi, binlerce kez yaptığı gibi yine kapıyı itti ve Zhang Mağazası’na girdi.

Zhang, Sisli Çam Şehri'nde kendi ürettiği tılsım ve bununla alakalı ürünleri satarak ayakta kalmaya çalışan orta ölçekli ve basit bir mağazaydı.

Mağazada en çok satılan ürünler birinci ve ikinci kalite tılsımlardı. Bunlar, Zhang Mağazası’nın ayakta kalmasını sağlayan temel ürünlerdi. İşler çok iyi olmasa da düzenli bir gelirle Sisli Çam Şehri'nde zar zor da olsa varlığını devam ettiriyordu.

“Tılsım kağıdı, tılsım fırçası ve mürekkep… Bu üç eşya olmadan bir tılsımı oluşturmak imkânsızdır. Kolay görünebilir ama gerçekte çok karmaşıktır. Bu günden itibaren, hepiniz tılsım kağıtlarının nasıl ayırt edildiğini, tılsım fırçasının nasıl kullanıldığını ve mürekkebin nasıl hazırlandığını öğreneceksiniz. Sağlam bir temele sahip olduğunuzda sizlere bir tılsımın nasıl oluşturulacağını göstereceğim.”

O sırada içeri giren Chen Xi, mağazanın bir kere daha olgunlaşmamış yüzlerden oluşan yedi ya da sekiz tılsım çırağını işe aldığını fark etti. Patron Zhang Dayong’un buruşuk sesi mağazada yankılandı.

“Size en fazla bir ay veriyorum. Eğer ayın sonunda yeteneğiniz beni tatmin etmezse o zaman evinize döner ve burada çalışmayı unutabilirsiniz. Şunu kesinlikle bilmelisiniz ki eğer kaliteli bir tılsım ustası olmak istiyorsanız- kimsenin bu noktaya kolayca ulaşmadığı gibi-  bu noktaya ulaşmak için özenle ve sıkı çalışmak zorundasınız.”

İşe yeni alınmış tılsım çıraklarının bakışları  heyecan ve şevk ile doldu, şu anda tılsım oluşturmak için sabırsızlanıyorlardı.

“Mmm… Chen Xi demek geldin.” Zhang Dayong yüzünde kocaman bir gülümsemeyle Chen Xi’ye bakarken onu selamladı.

“Zhang Amca, bunlar bugün için getirdiğim 30  Alevbulut Tılsımı.”  Chen Xi bir yığın gök mavisi tılsımı çıkardı ve ona uzattı.

Zhang Dayong geçiştirircesine elini salladı: “Aceleye gerek yok. Burada olduğuna göre gel de bu küçük çocuklara işleri öğretmemde bana yardımcı ol. Sana ayrıca bir ücret vereceğim. Hmmm, sana saatliğine 3 ruh taşı ödememe ne dersin?”

Chen Xi, kısa bir süre düşündükten sonra başını salladı: “Peki!”

30 Alevbulut Tılsımı 10 ruh taşına satılabiliyordu ama hazırlamak için 5 saatlik bir süreye ihtiyaç duyuyordu. Buna bakarak bir hesap yapıldığında, saatlik 3 ruh taşı gerçekten de cömert bir teklifti.

Zhang Dayong yeni işe alınan çıraklara bakmadan önce yüzüne gülümseme yerleştirdi sonra da çıraklara dönerek ciddi ve kısık bir sesle konuştu: “Tılsım Taosu geniş ve engindir. Temelleri kavramada yardımcı olacak olan üstünüz Chen Xi, size birinci sınıf bir tılsımın nasıl yapıldığını gösterecek. Hiçbir şey hakkında konuşmaya cesaret edemem ama eğer birinin tılsım yapımının temeli hakkında güvenilirliği üzerine konuşuyorsak bu şehirde Chen Xi’den daha iyi biri yoktur. Bu konuda ben bile onun üstünlüğünü kabul ediyorum. Dikkatlice izleyin ve düzgünce öğrenin ve yakaladığınız bu şansı doğru kullandığınızdan emin olun.”

Whoosh!

Yedi ya da sekiz kişinin bakışları aniden Chen Xi‘nin üzerinde toplandı. Fakat soluk yüzlü bu kişinin onlar kadar genç olduğunu fark ettiklerinde gözlerinde şüphe oluştu: “Bu kişi gerçekten de Zhang Amca'nın söylediği kadar müthiş birisi mi?”

Chen Xi hiç istifini bozmadı, etrafındaki atmosferin değişimine dikkat etmemiş gibi ilerledi ve tılsım hazırlama masasının başına geçti. Fırçasını kaldırıp mürekkebe nazikçe batırmadan önce kenardan açık gök mavisi tılsım kağıdını aldı ve masadaki düz zemine koydu. Daha sonra eline aldığı fırçayı sanki düşünmeden hareket ediyormuşçasına akıcı ve hünerli bir şekilde salladı.

Bu sahneyi gören gençler hızlıca Chen Xi’nin başına toplandı.

Tılsım fırçası elindeyken Chen Xi’nin ruh hali aniden değişti, bakışları odaklanmış ve sakin bir hal aldı. Bileği sanki bir yılan gibi kıvrılıyor ve fırçasının ucu çevik bir şekilde ilerliyorken hışırdıyordu. 

İnce, zarif ve kızıl-siyah çizgiler, tılsım kağıdına doğal ve yumuşak bir tavırla sürüldü, bir tutam duman var olmuş gibi görünüyordu.

Yeni işe alınan çıraklar gözlerini bir an bile kırpmadı. Gözlerini sonuna kadar açmış bir şekilde Chen Xi’nin bileğini, tılsım fırçasını ve açık gök mavisi tılsım kağıdında yavaşça formunu bulan tılsım işaretlerini izledi. İzledikçe kalplerinde yavaşça bir şok hissi uyandı.

Tılsımlar 9 sınıfa ayrılıyordu. Birinci sınıf Alevbulut Tılsımı, oluşturulabilecek en basit tılsımlardandı ve bu sebeple -doğal olarak- en düşük seviye tılsımlardan biri olarak kabul görüyordu. Çıraklar, başlarda kendilerinden yaş olarak çok büyük olmadığı için Chen Xi’yi ciddiye almadı. Chen Xi’nin hareketleri kısıtlıydı ve sürekli aynı şeyleri tekrar ediyordu ama Chen Xi, bu hareketleri hassas bir şekilde kontrol ederek zarif ve estetik bir şekilde kağıdı doldurdu. Hareketlerin geneli büyük olmasa da izleyen gençler Chen Xi’nin tılsım yapımına şahit olduklarında kalpleri onun tarafından fethedildi. 

Chen Xi, konsantre olup ciddi bir ifadeye büründü. Etrafında olan değişimlerden ve onu izleyen bakışlardan habersizdi. Tılsım oluşturmaya başladığında Chen Xi kendini derin ve sakin duruma sokar, gözünün önünde sadece karmaşık tılsım işaretleri kalırdı.

Zhang Dayong, gençlerin şok olmuş halini gördüğünde elinde olmadan -içten içe- güldü.  Gençler bir yana kendisi bile ne zaman Chen Xi’yi tılsım yaparken görse kalbinde oluşan şok hissine engel olamıyordu.  Bu durum kesinlikle onun söylediği gibiydi; Chen Xi, basit seviye tılsım yapmada olağanüstü seviyede yetenekliydi.

Chen Xi nokta yaparak, fiske vurarak, çengel şekli çizerek, sıvazlayarak,  keskin ve kesin bir kuvvetle döndürerek fırçasının ucunu kontrol etti. Chen Xi‘nin fırçasının devam eden hareketleriyle ince, gök mavisi çam armalı kağıdın üzerinde zarif ve karmaşık bir desen yavaşça ortaya çıktı.

Bir tütsü çubuğunun yanma süresi kadar zaman geçti.

Whoosh!

Tılsım kağıdı birdenbire parladı ve normale dönmeden önce sanki nefes alır gibi bir görüntü ortaya çıktı.

Chen Xi, tılsımı yere bıraktığı anda tüm vücudunda ağrı ve rahatsızlık hissetti, sanki vücudu aniden yere yığılacakmış gibiydi. Donuk ve yakışıklı yüzü yarı saydam bir hal aldı ve soluklaştı.

Chen Xi, mağazaya gelmeden önce çoktan 30 tane birinci sınıf Alevbulut Tılsımı oluşturmuştu; bu sebeple Ruh Özü’nün tükenme sınırına yaklaşmasının yanı sıra, zihinsel enerjisi de büyük oranda harcanmıştı. Bu tılsımı tamamlamak onun zayıflamış olan ruh özünün neredeyse bitmesine ve zihinsel enerjisinin çok zayıflamasına sebep oldu.

Yeni işe alınan çıraklar bu durumu pek önemsemedi ama Chen Xi’nin tılsımı akıcı bir şekilde bitirdiğini gördüklerinde gürültülü bir biçimde haykırdılar.

“Ne kadar müthiş! Fırçasını ustalıkla kullanarak gösterdiği hız, çeviklik ve hassasiyet gerçekten şok edici seviyede!”

“Waaah! Usta Chen Xi bir tılsımı tek seferde başarıyla oluşturdu! Bu seviyede bir başarı tek kelimeyle kusursuz olarak tanımlanabilir!”

“Gelecekte kesinlikle Usta Chen Xi‘ye danışmalıyım! Ve gelecekte kesinlikle bu fırça tekniği üzerinde uzmanlaşmalıyım!”

Bununla birlikte o anda alaycı bir ses ansızın dükkânda yankılandı.

“ Hıh, birinci derece basit bir tılsım oluşturmanın neresi muhteşem? Eğer bu konu üzerine beş yılınızı verirseniz siz de 'Duygusuz Chen' gibi basit tılsım oluşturmayı kolayca başarabilirsiniz.  Neden gidip Duygusuz Chen’e ikinci seviye tılsımları ne zaman yapabileceğini sormuyorsunuz?  Bu seviyede bir yetenekle yapabildiği tek şey, sizin gibi yeni yetmeleri etkilemektir sadece.”

Bunu söyleyen kişi mağazanın girişinde duran ciddiyetsiz bir adamdı. Uzun ve dar bir yüze, küçümseme ile dolu bir çift büyük göze sahipti ve mağazanın girişinde, kollarını göğsünde birleştirmiş şekilde duruyordu. Ne zamandan beri burada olduğunu kimse bilmiyordu.

Adamın söyledikleriyle birlikte gözleri hürmetle dolu gençler, birdenbire şüpheye düştü ve ortamdaki övgü sesleri ortada hiç iz bırakmadan kayboldu.

“Birinci seviye basit bir tılsımda uzman olmak için beş yılını mı harcamış? Ne kadar doğal bir yetenek(!)*”

“Duygusuz Chen ha, ne kadar yerinde bir lakap…  Bekle, o zaman bu o!”

Yeni tılsım çırakları sonunda Chen Xi’nin kim olduğunu hatırladı, bakışları birlik olacak şekilde garip bir hisle ona yöneldi.

“Duygusuz Chen” Sisli Çam Şehri'nde yaşayan herkes tarafından bilinirdi çünkü Chen Xi, bu şehirde “1 Numaralı Uğursuz” olarak anılıyordu.

Chen Klanı aslında 1. sınıf bir klandı ama Chen Xi’nin doğduğu gün düşmanları tarafından  bir gecede yok edildi. Sağ kalan kişiler Chen Xi’nin dedesi, babası ve annesiydi.

Bir yaşına geldiğinde dedesi şiddetli bir hastalıkla yatalak oldu. Bu hastalık dedesinin bütün yeteneğini kaybetmesine ve sakat kalmasına sebep oldu.

İki yaşına geldiğinde küçük kardeşi Chen Hao dünyaya geldi ama annesi Zuo Qiuxue ortadan kayboldu. Onun Chen Klanı'ndan nefret ettiği, iyice fakirleşmiş olan hayata daha fazla dayanamadığı ve zengin bir ailenin genç ve yakışıklı oğluyla kaçıp evlendiği konuşuluyordu.

Üç yaşına geldiğinde ise babası Chen Lingjun ailesini terk etti ve o zamandan beri geri dönmedi. 

Dört yaşına geldiğinde Su Klanı doğmadan önce yapmış oldukları nişan anlaşmasını bozmak için 10 Altın Salon Âlemi uzmanını Sisli Çam Şehri'ne gönderdi. Bu uzmanlar tüm şehrin gözleri önünde evlilik kontratını yırttı.

Her biri birbirinin üzerine gelen talihsizlikler beş yıl boyunca devam etti. Sisli Çam Şehri büyük bir şehir değildi ve Uğursuz Chen Xi’nin ismi tüm şehir boyunca yayıldı ve herkes tarafından bilinir hale geldi.

Chen Xi, küçüklüğünden beri hep soğuk bir yüze sahipti. Hiç kimse onu gülerken görmedi. Bu sebeple Sisli Çam Şehri'ndeki insanlar ona “Duygusuz Chen” lakabını taktı. 

“Zhang Amca yarın tekrar geleceğim.”

Chen Xi ortamda oluşan garip havayı hissetti.  O, bu tarz bakışlar altında büyümüş ve geçen birkaç yılda buna alışmıştı. Dönüp gitmeden önce Zhang Amca'ya başıyla selam verdi ve sakin bir tavırla oradan ayrıldı.

“Hmph!”

Zhang Dayong, Chen Xi ayrıldıktan hemen sonra girişte bekleyen adama şiddetle baktı: “Yun Hong, benimle gel!”

Genç şaşırdı: “Amca, ben…” Yun Hong kendini açıklayamadan amcasının çoktan arkadaki odaya geçtiğini fark etti.  Çabucak arkasından koştu ve içinden kızgınca söylendi: “Saçmalık! Tek yaptığım şey ‘Duygusuz Chen’ hakkında birkaç şey söylemekti. Neden bu kadar ciddileşti ki birden?”

İkisi odadan çıktıktan sonra  işe yeni giren çıraklar şahit oldukları karşısında kendi aralarında tartışmaktan kendilerini alamadılar:

“ Heh, yani o Duygusuz Chen’di. Eğer önceden bilseydim buraya gelmezdim. Merak ediyorum da bana tılsım oluşturmayı öğrettiği için uğursuzluk bulaşmış mıdır?”

“Lanet olsun!  Duygusuz Chen tılsım yaparken yanlışlıkla ona dokundum. Bu böyle olmayacak, hemen eve gitmeli ve banyo yapmalıyım.”

 “ Haha, hepinizin ne kadar korktuğuna bakıyorum da. Babam, Duygusuz Chen’in sadece kendi klanına felaket getirdiğini söyledi. Bu bizi etkilemiyor.”

Gece, gökyüzü mürekkep gibi karanlıktı ve yer yer yıldızlar vardı.

Chen Xi, delici biçimde esen rüzgârın altında daha önce eklemleri bembeyaz olana kadar sıktığı yumruklarını yavaşça bıraktı. İnce elbisesine sıkı sıkı sarındı ve hızlıca evine doğru yürümeye başladı.

Eve ulaşmak üzereyken  ileride kapının önünde oturan ince vücut yapılı biri gözüne çarptı.  Yıldızlar sayesinde onu hayal meyal fark etti ki bu kişi küçük kardeşi Chen Hao’ydu.

“Abi, hoş geldin.” Chen Hao sadece 12 yaşındaydı, abisini gördüğü anda ayağa kalktı ve bir şeylerin yanlış olduğunu fark ettirmemek için başını eğdi.

Chen Xi ona doğru yürüdü ve içerisinde biraz sertlik barındıran bir sesle konuştu: “Kaldır kafanı.”

Chen Hao sanki hata yapmış bir çocuk gibiydi, kafasını kaldırmayı reddediyordu ve endişeli bir şekilde konuşmaya başladı: “Dedem seni akşam yemeği için içeride bekliyor. Hadi içeri girelim.”

Bunu söyledikten sonra Chen Hao, kafasını kaldırmadan döndü fakat tam eve girmek üzereyken Chen Xi tarafından durduruldu.

“Yine kavga mı ettin?”  Chen Xi, kolunu Chen Hao’nun çenesine doğru uzattı. Chen Xi kardeşinin küçük yüzünde kırmızı lekeleri ve şişmiş yaraları gördüğünde kaşlarını çattı.

Chen Hao, Chen Xi’nin elinden inatçı bir şekilde kurtuldu yüksek sesle bağırdı: “Bana piç dediler, senin için uğursuz dediler ve ailemizi lanetlediğini söylediler. Şimdi ya da yakında öleceğimizi söylediler. Onları tabi ki dövdüm!”

Chen Xi sarsılmıştı, küçük kardeşine doğru baktı ve olgunlaşmamış küçük yüzünde öfke ve isteksizlik gözlendi. Kalbinde tarif edilemez bir acı ortaya çıktı.

Çevirmen notu
Editör Notu: Serimiz hayırlı olsun arkadaşlar bölümler geliyor.