Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

26. Bölüm Kırmızı Yaprak Enstitüsü

Çevirmen: T4icho / Editor: Momental

Bir ay sonra.

Güneyin Acımasız Dağ Bölgesi ormanında,  gecenin karanlığında bir yer…

Chen Xi, konsantre olmuş bir ifadeyle , yumruklarını beyaz bir ışık kaplayacak şekilde kayaya vuruyordu.

Bang!

Değirmen taşı büyüklüğünde sert bir kaya, yere düşmeden önce dışarıya doğru püskürdü. Açıkça görülüyordu ki yere düşen parçalar boncuk gibi aynı boyuta sahiplerdi.

O anda şok edici bir biçimde Chen Xi, Heybetli Yıkım Yumruğu’nda ilk seviyeye ulaştı:” Kayayı boncuk kadar küçük bir şekilde paramparça etmek!”

“Anlaşılıyordu ki yıkıcı gücü ani bir şekilde dışarıya doğru patlıyor ve kasların döndürülmesinden, kıvrılmasından ve yoğurulmasından gizli bir güç ortaya çıkartıyordu. Vücut gerilmiş bir yay gibi, yumruklar ise ok gibi son derece gergin bir şekilde geriye çekiliyordu ve güç ortaya çıkartıldığında ise asıl “yıkım!” diye adlandırılan şey ortaya çıkıyordu. Chen Xi, kendi kendine mırıldandı ve bir kere daha duruşu, hareketi her şeyi tekrar etti.

Geçen yarım ay boyunca hayatı monoton bir şekilde ilerliyordu ama yine de bu durum önemliydi. Gün boyunca Sessiz Oda’da aşçılık sanatlarını ilerletti, gece ise Heybetli Yıkım Yumruğu’nu geliştirmek için Ji Yu’nun peşinden ormana gitti. Aynı zamanda meditasyonuna dikkat ediyor ve vücudunu sertleştirerek, Fuxi’inin Yüce Heykeli’ni kafasında canlandırmaya devam ediyordu. Geçirdiği her dakikayı hiçbir şekilde israf etmiyordu.

Bu kadar ağır ve acı yükün altında Chen Xi üzerindeki değişimler, sessizce ortaya çıkmaya başladı. Ruhu çok zengin bir hale gelmişti, kıymetli bir kılıç gibiydi, içerisinde katliam yapacak kadar keskin bir aura gizliyordu. Vücudundaki tüm kaslar parça parça şekilleniyordu ve yüzeyi yeşim gibi parlak bir şekilde kaplandı. Sanki içerisinde sınırsız bir enerji barındırıyor gibi gözüküyordu.

Bang! Bang! Bang!

Yumruğu gökyüzünü yırtar gibi ilerledi, düşük ve keskin bir ses ortaya çıkardı. Havada titreşim yaratan bu ses, kaslarda belli bir seviye de depolanmış olan gücün göstergesiydi.

Bu titreşim belli bir seviyeye ulaştığında ise Chen Xi, Heybetli Yıkım Yumruğu’nda ikinci seviyeye ulaşacak ve bir kayayı toz haline çevirecekti. O zaman bir yumruk savurmasıyla beraber Chen Xi, kayayı toza çevirecek ve o tozlar rüzgârla beraber dağılıp, uçup gidecekti.

Ter tanecikleri vücudundan aşağıya doğru iniyor ve ağır alıp verilen nefesle beraber havada ilerleyen yumruğun ortaya çıkardığı ıslık sesiyle karışıyordu. Bu ses uzunca bir zaman ormanda duyulmaya devam etti.

Altı saat sonra…

Chen Xi, düz bir şekilde arkasında doğru yere serildi ve son derece yorgun hissediyordu. Vücudundaki her kas ağrıyordu, parmağını bir gram bile oynatacak hali yoktu.

“ Kıdemli Ji Yu, Ki Saflaştırma seviyem 8. Seviye Yaratılış Âlemine ulaşmış durumda şu anda ve Vücut Saflaştırma seviyemde çoktan Yaratılış Alemine ulaştı. Bu durumda, sizce göre ne zaman Mor Köşk Âlemine ulaşabileceğim?” Chen Xi döndü ve bakışlarını arkasında sandalyede oturan Ji Yu’ya çevirerek nazik bir sesle sordu.

Ji Yu her zamanki gibi et yiyerek ve şarap içerek cevap verdi: “En az 1 yıl. Şeytan Tanrısının Vücut Saflaştırması veya Ki Saflaştırma Okulu olsa bile, Mor Köşk’ü geliştirmek son derece zor bir aşamadır. Gelişimin yeterince hızlı bir şekilde ilerledi zaten, umutsuz bir şekilde gelişim yapmana gerek yok.”

Chen Xi iç ekti: “Çok fazla düşmanım var. Eğer çaresizce gelişimime devam etmezsem, nasıl güçlü olabilirim?”

Ji Yu bir oh çekerek şarabını kafasına dikti ve sordu: “Biraz şarap içmek ister misin?”

Chen tekrarlayan bir şekilde kafasını iki yana sallayarak reddetti: “Hayır. O şarabın içerisinde barındırdığı enerji çok korkutucu. Şu anda benim tarafımdan kullanılsa bile, en az yedi gün yumruk tekniğimi geliştiremeyeceğim. Bununla beraber, gelişimimde yaşanacak patlayıcı bir yükselişin eğitimime en ufak bir yardımı yok. Yani onu içmezsem çokta bir şey kaybetmem.”

Gerçekler sahiden de böyleydi. Sadece yarım ay önce içtiği bir su kabağı şişesi şarap sayesinde, Chen Xi’nin Vücut Saflaştırması Yaratılış Âlemine ulaşmıştı ancak yan etkileri de oldukça aşikârdı. Vücudundaki ani güç yükselişi, vücudunu kolayca ve becerikli bir şekilde kullanamamasına sebep oldu. Ayrıca gelişim temelinin istikrarlı hale gelebilmesi için ayrıca Kalın Toprak Yıldızı Uğursuz Ki’si ve Saf Ahşap Yıldızı Uğursuz Ki’sinden yararlanarak bir yarım ay daha vücudunu sertleştirmek, Chen Xi’nin kalbinde hiç bitmeyen bir korku haline geldi. 

Ji Yu üzülerek konuştu: “Gerçekten de söylediğin gibi. Dış güçlerden yararlanarak gelişimini ilerletmek kesinlikle temelinin düzensiz hale gelmesi için en kolay yol. Ve bu durum sen daha ileri ki âlemlere ilerlediğinde Ki kaybına yol açacak. Ancak bir kere Mor Köşk Âlemine ulaştığında yani Tao’nun temelini oluşturduğunda, bu tarz problemlerin oluşmasından endişe etmene gerek kalmayacak.”

Aslında prensip olarak oldukça basitti ve Chen Xi de bunu gayet iyi anlıyordu. Mor Köşkü geliştirmeden önce Yarın Âlemi olsun, Yaratılış Âlemi olsun, bunlar hep Tao temelini oluşturmak için vardılar. Sadece Tao temeli güçlü ve sabit olan kişiler gelişim yolunda ilerleyebilirlerdi. Dış destekler gelişimin hızlanmasına sebep olsalar da, Tao’nun gelecekteki yolculuğuna bakıldığında, bu durum yarardan çok zararlıydı.

“Açıkçası, gücünü yükseltmek istiyorsan canlı savaş şüphesiz en iyi seçim olur.” Ji Yu aniden konuştu ve yavaşça söyledi: “ Canlı savaşta kazanılan deneyim, ileride düşman karşısında çok önemli bir tecrübe olacaktır. Hayat karşısında yaşanılan deneyimler ve ölümüne savaşlar, bir kişinin ileride ondan daha yüksek gelişimi olan düşmanlarla kıyasıya dövüşebilmesine olanak sağlar.”

Ulaşılan gelişim, bir kişinin gücünü kullanabilme göstergesi değildir.

Temel savaş sanatlarını kavramış ancak kanın ve ateşin sertleşmesini hiçbir zaman deneyimlememiş birisi sadece süslü bir şekilde kavgaya tutuşmuş demektir.

Chen Xi derin bir biçimde onayladı.

“Dağın bölgesinde birçok kaynak canavarı gezinmekte ve ne kadar derine gidersen canavarlar o kadar güçlenirler. Ormanda güç eksikliği olan bir canavar bulunmuyor ancak şu andaki gücünle karşılaştırıldığında, senin için Yaratılış Âleminde olan bir canavar bulmak ve onunla eğitim yapmak senin için gerçekten iyi olacak.” Ji Yu ormanın derinliklerine doğru işaret etti ve ona öneride bulundu.

Vahşi canavarlar belirli bir zekâ seviyesine ulaştıktan sonra yeryüzü ve gökyüzünden ruh enerjisi absorbe ederek kaynak canavarına dönüşürlerdi. Yavaş geçen bir gelişim sürecinden sonra insanlar gibi onlarda Yaratılış Âlemine ve ölümsüzlük aramak için bir yola girerlerdi.

Soylarının farklılığına göre kaynak canavarları aslında kaynak canavarları ve kutsal canavarlar olarak ayrılırlardı.

Sıradan bir kaynak canavarı Yaratılış Âlemine ulaştığında serbest bir şekilde insan formuna girebiliyordu. Ancak kutsal canavarlar için insan formuna girmek oldukça zordu. Bazı kutsal canavarların insan formuna dönüşebilmesi için Mor Köşk Âlemine ulaşması gerekiyordu ve bazılarının ise Altın Salon Âlemine hatta daha yüksek bir âleme yükselmesi gerekiyordu…

Ancak, kutsal canavarlar ilkel iblislerin neslindendi ve doğdukları andan itibaren çok yüksek doğal yeteneğe ve zekâya sahiplerdi. Güçleri kaynak canavarlarına göre çok daha fazla ve zorlayıcıydı.

“Dövüş ve bir tane Yaratılış Âlemi canavarı öldür? Bu günlerde onlardan hiç görmedim ki?” Chen Xi istemsizce irkildi. Kaynak canavarıyla savaşmanın insanla savaşmaktan bir farkı yoktu. Buna karşılık olarak kaynak canavarlarının savaş deneyimi genel olarak insanları geçiyordu. Kaynak canavarları arasında, Yaratılış Âlemindeki bir kaynak canavarı yavaş yavaş dövüşerek ve öldürerek kendi bölgelerini ele geçirip hakimiyet sürdürüyorlardı. Acımasız savaş deneyimi ve seviye olarak tek bir bakış atmasıyla karşısındaki rakibinin kafasının uyuşmasına sebep olabiliyorlardı. Bu da rakiplerinin asıl güçlerinin ancak %50 sini ortaya çıkarabilmelerine neden oluyordu.

Ji Yu gülümsedi ve sorarak cevap verdi: “Buraya gelmeye cesaretleri var mı?”. Normal gelen sesinde aslına sınırsız bir aşağılama tonu vardı.

Chen Xi aniden anlamıştı ki Ji Yu köşkün ruhu olarak bir milyon yılın üzerinde yaşamıştı, Qilin’e benzeyen görünüşünün yanı sıra simsiyah toynakları ve kafasının ortasında kocaman boynuzu olan bir varlıktı. Eğer kaynak canavarları yanına gelmeye cesaret etselerdi sadece görüntüsüyle bile sertçe onları baskılayabilirdi.

Chen Xi daha fazla konuşmadı, ormanın derinliklerine girmeden önce fiziksel gücünü geri kazanmayı bekledi ve eşyalarının düzenlemesini bitirdi.

Gece gökyüzünün altında orman son derece karanlıktı ve alışılmışın dışında sakin ve sessizdi. Bir çubuk yanma süresi kadar zaman geçtikten sonra ormanın derinliklerine doğru ilerleyen Chen Xi, sonunda gücü ucu ucuna Yarın Âleminde olan bir kaynak canavarıyla karşılaştı.

Ancak, durum böyle olsa bile dikkatliydi. Herhangi bir anda yapacağı tek bir dikkatsizlikle,  sinsi ve kurnaz kaynak canavarları tarafından olası gerçekleştirilecek sinsi bir atakla durum çok kötü bir duruma düşebilirdi.

Yavaş yavaş daha derine gitti, yol üzerinde birkaç kaynak canavarı öldürdü. Ne yazık ki, karşılaştığı kaynak canavarlarının gücü azdı ve dikkate almaya bile değmiyorlardı.

Bir kere daha birkaç kilometre ilerledi; daha sonra Chen Xi bir anda durdu, gözlerinde şaşkınlık okunuyordu.

“Burada savaşma sesleri var!” Chen Xi kendisiyle aynı seviyede olan bir gelişimciden daha ileri güçlü bir ruha sahipti ve yavaş yavaş kırılma noktasına çoktan gelmişti. Bu yüzden normal insanların farkına varmayacağı şeyleri hissedip yakalayabiliyordu.

O anda ruhunun gücüne güvenerek, ileride belirsiz bir şekilde gelen savaş seslerine yöneldi.

O, gecenin bu saatinde birisinin bu kadar derinlere gelebileceğini hayal etmemişti… Chen Xi sessizce sesi takip etti ve oraya doğru ilerledi

İleride bir kaya yığını görülüyordu. Yıldızların yaydığı ışıklar vasıtasıyla kayaların üzerinde belirsiz birkaç kişi gördü ve bunun yanında kaynak canavarı kükremeleri etrafa yayılıyordu.

İlerideki kaya yığınının 100 adım uzağındayken Chen Xi, derin bir nefes aldı ve yanında bulunan ve arkasında saklandığı ağacın üzerine doğru bir zıplayışla en tepeye çıktı. Buradan uzakta olan manzarayı rahatça görebilecek güzel bir bakış noktası buldu.

O alanın ortasındaki kaya yığınının üzerinde karma karışık bir durum vardı. O anda iki kadın ve bir adam ellerindeki silahları sallayarak önlerindeki devasa kaynak canavarına sırayla saldırıyordu.

Kaynak canavarının şekli leopara benziyordu ve yaklaşık 7 metre uzunluğundaydı. Kürkü gümüş renkteydi, kol ve bacakları kalın ve güçlüydüler. Keskin dişleri testere gibiydi ve kan dolu ağzını kaplıyorlardı. Pençelerinin uzunluğu 1 metreden fazlaydı ve keskin bıçaklara benziyorlardı.

Bu bir erişkin Gümüşrüzgâr Leoparı’ydı ve gücü Yarın Âleminin mükemmeliyet seviyesindeydi. Keskin pençeleri bıçak gibiydi ve hızı rüzgâr gibi son derece yüksekti. Önünde savaştığı insanların en çok çekindiği şey ise pençelerindeki toksik zehirdi, bu zehre maruz kalan insanlar zamanında tedavi edilmezse, vücutta bulunan meridyenleri yanar ve o kişi sonuç olarak sakat kalırdı.

Chen Xi önündeki 3 kişinin elbisesinin kolunda Kırmızı Yaprak sembolünü gördü ve aklında birden bir enstitü ismi belirdi. Kırmızı Yaprak Enstitüsü…

Kırmızı Yaprak Enstitüsü Sisli Çam şehrinde bulunuyordu. Gökyıldız Enstitüsüne çok yakındı ve yaklaşık 300 öğrencisi bulunuyordu. Birçok enstitü arasında gücü ilk ona giriyordu.

İnsanların Kırmızı Yaprak Enstitüsü hakkında zevkle en çok konuştukları şey ise Başkan Ye Qiu’idi ve o, ince bir kılıçla Tao gelişimi yapmıştı. Kırmızı Yaprak İnce Kılıç Tekniği açık ve basit şekilde oluşturulmuştu ve o basit hareketlerle, yetenekli hareketleri yenmek için yapılmıştı. Seviyelerin karşılaştırılmasına göre, bu teknik çoktan yüksek seviye bir savaş tekniği olarak kabul görüyordu. İddiaya göre Ye Qiu’nun gücü yeterince korkutucuydu ve Generalin Ofisi’nin emrinde olan Luo Chong ile bire bir dövüşebilecek güce sahipti.

Karşısında Gümüşrüzgar Leoparı’na sıralı bir şekilde saldıran üç kişinin gücü çok yüksek değildi ama ortaklaşa çalışmaları sözle anlatılamayacak seviyedeydi ve bunlar kombinasyonlu saldırı sanatlarında gelişmiş olmalılardı. Üç kılıç yağmur yağar gibi birleşti ve yok edilemez bir kılıca dönerek Gümüşrüzgar Leoparı’nı köşeye hapsetti. Yapabileceği tek şey ölümü beklemekti.

“Ölümüne susuyorsun!” karşılarında bulunan Gümmşrüzgar Leoparı’nın yaralanmak uğruna bile olsa geri çekilmeyip saldırdığını gören ortadaki mavi elbiseli adam bir anda bağırdı. O anda ona giden 3 kılıç kaplanın geri çekilmesi için onu zorluyorken, kaplan havadan ona gelen 3 kılıca pençesini savurdu.

Yanında ona eşlik edenler bu fırsatı kaçırmadılar ve aniden hiçbir çekince göstermeden ani bir atak gerçekleştirdiler. Parlak ve keskin kılıçlardan çıkan ışıklar yağmur damlaları gibiydi ve Gümüşrüzgar Leoparı’na doğru keserek ilerlediler.

Arkasında yüksek ve dik duran sert kayalar bulunuyordu ve artık geri çekilebileceği tek bir yer kalmamıştı.

“Bir şeyler doğru değil!”

Gümüşrüzgar Leoparı’nın o an tam orada öldürülecekken, Chen Xi de yan tarafta bir ağacın üzerinde gizlenmiş bir şekilde olanları izliyordu.

“Gümüşrüzgar Leoparı olması gerekenden çok fazla sakin, şu anda en derin şekilde umutsuzluğa kapılmış olsa bile gözlerinde tek bir endişe izi görülmüyor. Aksine gözlerinden şiddet, soğuklık ve rahatlık hissi yayılıyor.

Bu bir tuzak!”

Chen Xi’nin ruhu ne kadar güçlüydü? Bir anda bir şeylerin doğru gitmediğini hemen anladı. Fark etmişti ki, etrafta bulunan kayaların gölgelerinde oraya doğru gizlice gelen yaklaşık 10 canavar bulunuyordu.

Kükreme! Kükreme! Kükreme!

10 canavarın kükremesi birbirine karışmış bir şekilde hepsi bir anda birleşerek sanki bir boynuz saldırısı yapıyorlardı. Ses gecenin derinliklerinde yayıldı.