Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

3. Bölüm Üzücü Haberler

Çevirmen: T4icho / Editor: Momental

Chen Xi, kalbindekileri içine gömdü ve sessizce evin yolunu tuttu.

Büyükbabası ve kardeşinin ayrılışının şevkini kırmasına izin vermedi. Bildiğine göre Ejder Gölü Şehri’ndeki Bin Kılıç Tarikatı, Güney Bölgesi’nde oldukça ünlüydü ve Sisli Çam Şehri’ndeki çeşitli enstitüler onunla kesinlikle karşılaştırılamazdı.

Geçen birkaç bin yıllık zamanda gelişim sistemi mükemmelleştirildikten sonra gelişimin yolu üzerine çeşitli yapılanmalar ortaya çıktı. Enstitüler bunlardan biriydi.

Bu enstitüler şehir ve kasabalarda kurulmuştu. Çok bilgili geliştiricileri işe alarak öğrencilere temel gelişim bilgisi konusunda yol gösterdiler. Bu geliştiriciler bu yolla büyük bir zenginliğe sahip oldu.

Bu enstitüler öğrenci alırken hiçbir statü ayrımı yapmadı. Dağ adamı, köle, zengin bir tüccar ya da seyyar satıcı… Gereken ruh taşını verdiği sürece herkes bu enstitülere öğrenim görmek için başvurabilirdi.

Enstitüler çeşit çeşitti ve isimlerine göre birbirlerinden ayrılıyordu.

Örneğin, Sisli Çam Şehri'nde ekipman rafine etme, tılsım yapma, kimya, botanik, evcilleştirme gibi birçok konuda enstitü vardı.  Bunların yanında Chen Hao, Gök Yıldız Enstitüsü’nde kılıç kullanımının temelleri üzerine öğrenim görüyordu.

Ayrıca her enstitü, kendi içerisinde bir limite sahipti. Sonuçta öğretilenler en temel ve basit bilgilerdi. Eğer biri bir konuda daha ileri seviyede ders almak isterse o kişinin bir tarikata girmesi gerekiyordu.

Tarikatlar, ruh enerjisinin yüksek olduğu büyük dağlara ya da büyük nehir kenarlarına kurulmuştu. Tarikatlar genel olarak deneyimli geliştiricilere sahipti ve öğrenci seçmek için gerekli şartları oldukça sertti. Eğer öğrenci olmak için başvuran kişi sağlam bir temele ve doğuştan gelen yeteneğe sahip değilse bu kişi tarikata giriş sınavından geçmek için tamamen yetersiz kalıyor demekti. Bu durum enstitülerle karşılaştırıldığında çok farklıydı.

Chen Xi, Chen Hao’nun yıllarca karşı karşıya kaldığı adaletsizliği tahmin edebiliyordu.  Onun yüzünden Chen Hao yıllarca yaşıtları tarafından küçük ve  uğursuz gibi hakaretlere maruz kalmıştı.  Kimse Chen Hao ile iletişim kurmak istemiyordu, bu yüzden Chen Hao’nun bir tane bile arkadaşı yoktu. Eğer küçük kardeşi resmi olarak Bin Kılıç Tarikatı’na girebilirse bu durum kılıç konusunda ustalaşmak için aşırı derecede tutkulu olan Chen Hao için şüphesiz muhteşem bir durum olurdu. Şüphesiz bu durum Chen Hao’nun gelişimine de yarar sağlardı

Chen Hao şu anda 12 yaşındaydı.  Doğanın ona bahşettiği sıradışı zekâyla, Yarın Âlemi'nde çoktan kendini kusursuz bir seviyede geliştirmişti.  Üzerine titreyen büyükbabasının yönlendirmesi sayesinde temeli karşılaştırılamayacak kadar sağlamdı. Bu yüzden onun için Bin Kılıç Tarikatı’nın sınavını geçmek zor olmamalıydı.

Chen Xi evine doğru yaklaşırken ileriden beş- altı yaşlarında küçük bir kız çocuğunu ellerini çenesine koymuş bir şekilde kapının önünde otururken gördü. Örgü yapılmış saçları ve simsiyah gözleriyle bu küçük kız çok şirin görünüyordu.

Küçük kız Chen Xi’yi gördüğü anda ona doğru koştu ve heyecanlı bir şekilde sordu: “Chen Xi Abi, Küçük Hao nerede? Ona en sevdiği limonlu şekerden verecektim ama o burada değil.”

Bu küçük kızın ismi Xixi idi. Sevimliydi ve hayat doluydu ama babası yoktu. Annesiyle beraber yaşıyordu. Bai Wanqing, Sisli Çam Şehri’ne birkaç yıl önce taşınmıştı. Chen Xi’nin evine komşuydu ve iki ailenin arası oldukça iyiydi.

“O bir usta tarafından kabul edildi ve eğitilmek için uzaklara gitti. Muhtemelen birkaç yıl geriye dönmeyecek.”

Chen Xi, Xixi’nin kafasını okşadı. Onu kalpten seviyordu. Bu küçük kız küçük kardeşinden birkaç yaş küçüktü ve Chen Hao ne zaman Gök Yıldız Enstitüsü’nden dönse hemen küçük yavru bir köpek gibi Chen Hao’nun peşinden gelir ve ara sıra ona şeker getirirdi. İkisinin çok güzel bir arkadaşlığı vardı. 

Xixi ve annesiyle alakalı olan en önemli şey ise bugüne kadar Chen Xi ve ailesine hiç soğuk davranmamış olmaları ve onu uğursuz diye adlandırmamalarıydı. Bu davranış Chen Xi için büyük anlam ifade ediyordu.

Xixi afallamış bir şekilde sordu: “Uzaklara mı? Uzağa nereye?”

Chen Xi bir şey söylemeden önce bir an düşündü: “ Orası şu an için senin gidemeyeceğin uzaklıkta bir yer. Ama Xixi büyüdüğünde oraya gidebilirsin.”

“Oh!” Xixi cesareti kırılmış bir şekilde cevapladı ve yüzü depresif bir hale büründü.

Chen Xi, onu biraz rahatlatmak istedi: ”Bizim eve gelip oyun oynamaya ne dersin?”

Xixi’nin bakışları parladı: “Tamam! Büyük Abi Chen Xi’nin tılsım yapımını izlemek istiyorum.”

“Beni takip et.” Chen Xi’nin yüzü, küçük kızı mutlu ettiği için ufak bir gülümsemeyle kaplandı. Ama göz açıp kapayıncaya kadar soğuk ve sert görünüşüne geri döndü.

Chen Xi, Xixi’nin tombik ellerinden tutarak eve girdi.

Masada açık gök mavisi tılsım kâğıtları, siyaha dönük kırmızı renkte mürekkeple dolu bir mürekkep kutusu ve siyah tılsım fırçası vardı.

Chen Xi, masaya oturduktan sonra vücudunu dikleştirdi.  Xixi de söz dinler bir şekilde yan tarafta duran tabureye oturup ve meraklı gözlerle onu izlemeye başladı

Chen Xi, kenarda duran gök mavisi tılsım kâğıdı yığınını göstererek sakin bir sesle açıkladı: “Bunlar çam armalı tılsım kâğıtları ve bunlar, markette satılan en ucuz tılsım kâğıtlarıdır. Sert bir yüzeye sahiptirler ve genel olarak basit tılsımlar yapmak için kullanılırlar.”

Xixi bir öğrenci gibi hızlıca kafasını salladı: “Chen Xi Abi, bunu hatırlıyorum.”

Chen Xi hafifçe güldü ve kafasını sallayarak mürekkep kutusunu gösterdi: “Bu kutudaki mürekkep Kızıl Alev Geyiği’nden ayrıştırıldı. Kızıl Alev Geyiği gelişim dünyasındaki en düşük seviye canavarlardan biridir. Kanı tılsım yapmada mürekkep olarak kullanılabiliyor. Bunun dışında vücudunun ekstra bir değeri yoktur.  Hatta para kazanmak için canavar yetiştiren tüccarlar bile bu tip canavarları yetiştirmiyor.

Xixi kafasını salladı: “Fırça ne için peki?”

“Bu bir tılsım fırçası… Farklı kalitelerde tılsım fırçaları bulunmaktadır. Bir tılsımı oluştururken yumuşak çizgiler çizebilmenin yanı sıra  daha simetrik çizgiler çizebilirsin. Ayrıca kaliteli fırçalar, tılsımın başarı oranını arttırır. Bu tılsım fırçası normal bir fırça ama benim için yeterli.”

Chen Xi, konuşmasını bitirdiği gibi birden bire bugün normalden çok daha fazla şey söylediğini fark etti: “Büyükbabam ve küçük kardeşim gittiğinden beri Xixi’yi kalbimdekileri dökecek biri olarak mı gördüm acaba?”

Chen Xİ, bu noktaları düşünürken Xixi’ye bakmak için döndü ama küçük kızın kafasını masaya koyup uyuyakaldığını fark etti. Ağzının kenarından yarı saydam şekilde salyası akıyordu.

Chen Xi, bir an için küçük kardeşinin de küçükken aynı şekilde uyuduğunu hatırladı. Bunu düşündüğünde kalbine sıcaklık yayıldığını hissetti.  Xixi’yi dikkatlice kucağına aldı ve uyuması için kendi yatağına yatırdı. Daha sonra da oturmak için tahta masaya geri döndü.

Chen Xi, daha fazla gürültü yapmadan eline fırçayı aldı ve yeterli miktarda mürekkebe batırdıktan sonra tılsım oluşturmak için harekete geçti.

Swoosh! Swoosh! Swoosh!

Kızıl ve siyah renkleriyle donanmış fırçanın ucu, hafifçe boş tılsım kâğıdının üzerinde kaydı. Fırçanın ucundan düzgün ve kırmızı bir çizgi ortaya çıktı. Sanki zeki bir solucan, gök mavisi tılsım kâğıdının üzerinde yavaş ve zarif hareketlerle ilerleyip bu şekli oluşturmuş gibiydi.

Chen Xi, tılsım yaparken her zaman ciddi ve konsantre olmuş bir havaya bürünürdü. Gözlerini fırçasının altında bulunan tılsım kâğıdının üzerine kitler, sırtını düzleştirir ve elindeki fırçayı sanki cenneti bile kesebilecek bir kılıç gibi kullanırdı. İşinin başlangıcından sonuna kadar kolu havada asılı şekilde dururdu, tıpkı bir çam ağacının bir dalı gibi.

Oynattığı tek şey ise bilekleriydi!

Sağ bileği çok çevikti ve şok edici bir hızla tılsım kâğıdının üzerinde şekiller çizerdi. Hareketleri yetenekli ve yumuşaktı. Bir an bile dengesizlik yaşanmaz ve akarsuyun akışı misali işini hızlı ve harmonik bir ritimle yapardı.

Bir anda, tılsım kâğıdının üzerinde karışık ve derin bir şekil ortaya çıktı. Tılsım kâğıdı yavaşça kararıp normale dönmeden önce hızlı bir şekilde parladı.

Chen Xi, hiç vakit kaybetmeden oluşturduğu tılsımı kenara koyup önüne yeni, boş bir tılsım kâğıdı yerleştirdi.

Büyükbabası beş yıl önce Chen Xi’yi biriktirdiği son parayla çalışıp öğrenmesi için tılsım yapma enstitüsüne yazdırmıştı. İlk seviye basit bir tılsım yapmayı başarıyla öğrendiği anda tılsım yapmak, ev için gelir kapısı haline gelmişti.

Ancak Chen Xi, sadece ilk seviye basit tılsım yapmayı biliyordu. Bu konu ona pek yardımcı olmuyordu çünkü enstitü sadece ilk seviye tılsım kâğıdı yapmayı öğretiyordu. Eğer daha yüksek seviyede tılsım yapmak istiyorsa bir kolunu veya bacağını satıp onunla yüksek seviye tılsım yapma kitabı alması gerekti. Çünkü kitapların fiyatları aşırı derecede pahalıydı ve Chen Xi bunu kesinlikle karşılayamazdı.

Bu durumda bile Chen X  yeterince tatmin olmuştu.

Bu işe ilk başladığında günde sadece 5 tane ilk seviye tılsım yapabiliyordu. Ama şu an da günde 30 tane yapabilir hale gelmişti. Hesap yaptığınızda birinci seviyede 30 tılsım 10 ruh taşı ediyordu. Bu para onlara ailecek yaşamaya ve aynı zamanda Chen Hao’yu kılıç çalışması için enstitüye gitmesi için yeterliydi.

Şimdi büyükbabası ve küçük kardeşi güney bölgesine gitmiş ve sadece o kalmıştı. Eğer tutumlu bir şekilde yaşarsa, kazandığı ruh taşlarıyla kendisine yüksek seviye tılsım yapmak için gerekli olan kitabı almak artık imkânsız değildi.

Tabi ki bundan önce Zhang amcadan aldığı 100 ruh taşını geri ödemeliydi.

Zaman hızlıca geçti ve karanlık çöktü. Konsantre olmuş ve eğilmiş bir şekilde duran Chen Xi, benzer hareketlerle masada tılsım yapmaya devam ediyordu. Geçen zamanda masanın üzerinde duran boş tılsım kâğıtları zaman geçtikçe birer birer üzerinde karışık semboller olan tılsım kâğıtlarına dönüştü. 

Whoosh…

Chen Xi son tılsımı oluşturduğunda gökyüzü çoktan karardı. Fırçayı yerine koymadan önce derin bir nefes aldı. Üzerine derin bir şekilde yorgunluk çöktü ve yüzü daha beyaz bir hal aldı.

Orta seviye Yaratılış Âleminde olmasından dolayı ruh özü ancak 30 tane ilk seviye tılsım yapabilmesine imkan veriyordu. Eğer gelişimini arttırır ve Ruh Özü’nü arttırabilirse daha fazla tılsım yapabilirdi. 

Söylemesi kolaydı çünkü Chen Xi için gelişimini arttırmak oldukça zordu.

Doğal yeteneği kötü değildi ve ailesinden nesilden nesile geçen Mor Gökyüzü Sanatı da aslında normal denemeyecek bir gelişim yöntemiydi. Ama Chen Xi’nin gelişim âlemi Yaratılış Âlemi’nin orta seviyelerinde durmuştu ve beş yıldır da hiçbir gelişim gösteremiyordu.

Bu yüzden büyükbaba Chen Tianli tüm umutlarını Chen Hao üzerine yoğunlaştırıp kendiside tılsım yapmak üzere çalışması için yönlendirmişti.

“Acaba çok salak olduğumdan olabilir mi?”

Chen Xi, bir kere daha kendini sorguluyor ve hala inkâr ediyordu. Çabalama, hüzün, acı ve kaybetme duygusu… İçerisinde hissettiği tek şeydi.

Knock! Knock! Knock!

O an bir ışık patlaması gördü ve kapıdan gelen sesleri duydu. Bunu takip eder bir şekilde nazik ve hoş bir kadın sesi kulağa çalındı: “Chen Xi, Xixi sizin evde mi?”

Chen Xi, kapıyı açmadan önce kafasındaki düşüncelerden kurtuldu. Kapının önünde zarif görünüşlü bir kadın vardı. Üzerinde gecelik ve kafasında gösterişsiz bir toka vardı ama bu fiziğinin güzelliğin saklamıyordu. Bu kesinlikle Xixi’nin annesi Bai Wanqing’di.

“Bai teyze, Xixi uyuyakaldı.”

Bai Wanqing derin bir oh çekti ve güldü: “ Umarım ufaklık sana sorun çıkartmamıştır. Onu alıp eve götüreyim.”

Chen Xi, rahatsızlık vermedi dercesine kafasını salladı.

Bai Wanqing, onun kişiliğini ve pek konuşmayan biri olduğunu biliyordu. Hafifçe güldü ve eve girip içeride uyuyan kızını alıp evine gitti.

Ama çok geçmeden kapı yeniden çaldı. Bu sefer kapı bir önceki gibi çalmıyordu. Sert ve istikrarlı bir şekilde kapıya vuruluyordu.

Chen Xi somurttu ve kapıya doğru yöneldi.  Kapıdaki yine Bai Wanqing’ti ama bu sefer yüzünde büyük bir endişe vardı.

Ne oldu?

O an Chen Xi şaşırdı, Bai Wanqing feryat figan ağlıyordu: “Çabuk ol! Çabuk şehrin dışına doğru git. Görünüşe göre büyükbaban kaza yapmış.”

"Ne?

Büyükbabam kaza mı yapmış?"

Chen Xi, bir anda yıldırım çarpmışa döndü.