Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

33. Bölüm Ejder Gölü Şehri Öğrencisi

Çevirmen: T4icho / Editor: Momental

Gelen Du Qingxi idi. Vücudunun kıvrımlarını ve dış hatlarını gösteren siyah elbisesiyle, kibar ve zarif bir görünüm çiziyordu. Siyah saçlarıyla kapının dışarısında bekliyordu. Saçlarını topuz yapmıştı ve yüzüne hiç makyaj yoktu. Yüzündeki dondurucu soğuk ayrı bir güzellik taşıyordu.

“Güneyin Acımasız Yeraltı Alanı Testleri?” Chen Xi aşırı şaşırmış bir şekilde dışarıda bekleyen Du Qinxi’ye doğru baktı. Chen Xi Sisli Çam Şehri’nde büyümüştü ve elbette ki Güneyin Acımasız Yeraltı Alanı testleri hakkındaki her şeyi biliyordu.

Her 3 yılda bir Güney’in Acımasız Dağ Bölgesi’nde kötü çevre koşullarına sahip olan garip bir alan ortaya çıkardı.

 Bu alandaki uğursuz Ki yüzünden hiçbir yerde bitki yetişmezdi ve tüm yıl boyunca gece gündüz fark etmeksizin kül grisi renginde bir fırtına eserdi. En önemlisi de Güney’in Acımasız Yeraltı Alanı’nın ruh enerjisi hava ve toprağı kurutmuştu, bu yüzden bu bölge tamamen terkedilmişti ve içerisinde hiçbir canlı barınmıyordu. Kısacası bu bölge, havadaki ve topraktaki ruh enerjisiyle beslenen gelişimciler için cehennemden başka bir şey değildi!

Ancak, binlerce yıllık aramalar ve araştırmalar sonucunda insanlar, Güneyin Acımasız Yeraltı Alanı hakkında yeni bir anlayışa sahip oldular.

Bu alanda gerçekten de yaşayan tek bir canlı yoktu. Ancak, içeride kana susamış, vahşi bir uğursuz canavar bulunuyordu ve bu canavar Yaratılış Âlemi’nin mükemmellik seviyesine ulaşmıştı. Dahası, bu canavarın içerisinde uğursuz inci adında bir hazine gizliydi. Kullanım amacı bilinmese bile, değeri şaşırtıcı derecede yüksekti.

Bir keresinde bir gelişimci bir tane uğursuz nciyi alıp Darchu Hanedanlığı’nın başkentine- İpek Şehri’ne- gitti ve bu şehir 5 milyon km uzaktaydı. Daha sonra da uğursuz inciyi orada okkalı bir fiyata yani 100 ruh kristaline sattı!

 Bu olay Sisli Çam Şehri’nin karışmasına sebep oldu ve haber her yere yayıldı. Bu yüzden bir sonraki Güneyin Acımasız Yeraltı Alanının ortaya çıktığı zaman, Sisli Çam Şehri’ndeki tüm gelişimciler oraya akın etti. Garip olan şey ise sadece Yarın Âlemindeki gelişimciler bu alana güvenli bir şekilde girebiliyorlardı. Diğer gelişimcilerin ise bu alana bulunan görünmez ve şekilsiz bir güç tarafından içeriye girmesi engelleniyordu. Buna rağmen girmeye çalışanlar, Güneyin Acımasız Yeraltı Alanı’ndan dışarıya atılıyorlardı.

İşte bu yüzden de Sisli Çam Şehri’ndeki birçok enstitü ve klan birlik olup, General’in Ofisi ile birlikte Güneyin Acımasız Yeraltı Alanı testlerini başlattılar. Bu sayede, Sisli Çam Şehri’ndeki Yaratılış Âlemi’ndeki genç nesli buraya katılmaya teşvik ettiler. 

Bir yandan uğursuz inciyi elde edebilirlerdi. Öteki yanda ise Güneyin Acımasız Yeraltı Alanı’ndaki acımasız yaşam koşullarında hayatta kalma becerilerini ve canlı savaş yeteneklerini güçlendirebilirlerdi.

En önemlisi de sayısız klan ve enstitü burada toplanan uğursuz inci sayısını, öğrencilerin seviyesini test etmek için bir standart olarak belirledi. Yüksek sayıda uğursuz inci toplayanlar, enstitülerde özel öğrenci olup normal öğrencilerin hayal bile edemeyeceği kaynaklara ulaşmakla kalmıyordu, aynı zamanda harcamalarına yardımcı olacak çok büyük bir varlığa da sahip oluyorlardı.

Dahası, General’in Ofisi bu alanda en çok inci toplayan 3 öğrenciye Güney’in Ejder Gölü Şehri’nin Darchu Ruh Koruma Kolu’na girmesi için davet gönderiyordu!

Darchu Ruh Koruma Kolu, Darchu Hanedanlığı emri altındaki bir birlikti. Bu birliğin gücünü tarif etmek gerekirse, Darchu Hanedanlığı’nın içerisinde bu birliğin gücüyle karşılaştırılabilecek neredeyse hiçbir birlik yoktu. Elbette, davet sadece bir davetti ve eğer birisi Ejder Gölü Şehri’ndeki Darchu Ruh Koruma Kolu’na girmek isterse yine birçok zorlu testten geçmesi gerekiyordu. Bu testlerin koşulları gerçekten de çok zordu. Karşılaştırmak gerekirse de bu testlerin devasa büyüklükteki tarikatların giriş sınavlarından hiçbir farkı yoktu.

“Güneyin Acımasız Yeraltı Alanı’nın içinde bulunan uğursuz Ki etrafa yayılıyor ve ruh enerjisi son derece yorgun. Dahası burada birçok uğursuz canavar bulunuyor. Bu yüzden Güneyin Acımasız Yeraltı Alanı’nda kalmak demek sürekli savaş halinde olmanız demek. Bunun yanında, bu bölgeye gelenler yanlarında çok miktarda ruh taşı ve tıbbi hap getirmezse, hayatta kalma şansları neredeyse sıfır.”

Du Qingxi kısa ve öz konuştu. Sesi buz gibiydi. Sanki yaratılışı kar gibi dondurucuydu ve yavaşça konuştuğu anda sesinden sorgulanamaz bir izlenim yayıyordu: “Buraya seni Güneyin Acımasız Yeraltı Alanı’nda bana yemek yapman için çağırmaya geldim. Ben kap-kacak ve malzeme işini senin için hallettim. Şimdi seni 2 kişiyi görmek için bir yere götüreceğim.”

“Bekle! Güneyin Acımasız Yeraltı Bölgesi’ne gitmeyi kabul edeceğimi ne zaman söyledim ki?” Chen Xi kaşlarını çattı ve sordu. Kendisine emir verilmesinden son derece mutsuzdu.

Du Qingxi sonucu belli gibi konuştu: “Sen Berrak Nehir Restoranı tarafından işe alınmış bir ruh şefi öğrencisisin ve bu da senin görevlerinden bir tanesi.”

“Ama, neden ben?” Chen Xi soru sormaya devam etti.

“Sen Yaşlı Adam Ma’nın öğrencisisin ve gelişim seviyen Güneyin Acımasız Yeraltı Alanı’na girmek için yeterli. Başka kim bu şartları senin gibi sağlayabilir ki?

Sorgulanmak Du Qingxi’nin canını sıktı ve bu yüzden kaşlarını çattı: “anlamsız konuşmayı bırak. Güneyin Acımasız Yeraltı Alanı’ndan döndükten sonra sana adaletsiz davranmayacağım.”

Konuştuktan sonra, arkasını döndü ve oradan ayrıldı. Görünüşe göre Chen Xi’ye başka tek bir kelime bile açıklama yapmak istemiyordu.

“Unut gitsin. Sadece önceden kararlaştırılmış bir seyahate çıkacağım. Zaten Güneyin Acımasız Yeraltı Alanı’nın nasıl bir yer olduğunu çok önceden deneyimlemek istiyordum.” Chen Xi bir anlığına düşündü ve kızı takip etti.

Du Qingxi haklıydı. Sisli Çam Şehri’ni terk etmeden önce o, Berrak Nehir Restoranı’nın bir üyesiydi. Ondan maaş aldığı sürece kendisine verilen görevleri yerine getirmeliydi.

En önemlisi, geçen aylar boyunca pratik olarak her gün, Sessiz Oda’da kapalı kapılar ardında aşçılık sanatları çalışmaya devam edecekti ve eğitimi için heba ettiği malzemenin değeri astronomik bir değer taşıyordu. Buna karşılık Du Qingxi bir kere bile bunların geri ödemesi için ona tek bir soru sormadı ve bunu düşününce Chen Xi biraz utandığını hissetti. Bu his muhtemelen birisini, başka birisinden çaresizce bir şeyleri kabul edip, karşısındaki bir şeyler istediğinde yaşadığı duyguya benzerdi.

Berrak Nehir Restoranı’nın arka avlusu, Du qingxi’nin her zaman kapalı kapılar ardında gelişim yaptığı yerdi ve çevresi sessiz ve zarifti. Normalde, birkaç hizmetlinin dışında çok nadiren birisi buraya ayak basardı.

Du Qingxi, Chen Xi’yi avluya getirdiğinde, iki genç adam onları bekliyordu.

“Onun ismi Ejder Gölü Şehri Duanmu klanından Duanmu Ze.” Du Qingxi beyaz elbiseli olan adamı kısaca tarif etti.

Chen Xi kafasını kaldırdı ve istemsiz bir şekilde dondu kaldı.

Duanmu Ze kesinlikle yakışıklı, soylu, zarif ve uzun fiziği olan birisiydi. Elbiseleri kardan daha beyazdı. İnce dudakları kıvrıldı ve ciddi yüzünde gülümseme belirdi.

Ancak, Chen Xi buna dikkat etmedi. Asıl dikkat ettiği şey ise Duanmu Ze’nin arkasındaki klandı.

Du Qingxi onu normal bir şekilde tanıtmış olsa bile, büyük sekiz tarikatın, üç enstitünün ve altı klanın ismini Chen Xi daha önce nasıl duymazdı?

Tüm güçler içlerinde gizli kaynaklara sahipti ve hemen hepsinin antiklik seviyesi 10,000 yılı geçiyordu. Onlar Sisli Çam Şehri’ndeki Li Klanı gibi yeni gelişen klanlardan çok ama çok farklıydılar.

Duanmu Klanı büyük altı klandan bir tanesiydi. Bu yüzden de Chen Xi, Duanmu Klanı’nın öğrencisi olan Duanmu Ze ile karşılaştığı için şaşkınlığa uğradı: “Yakışıklı, enerjik ve iyi bir yerde doğmuş. Bu herif muhtemelen Ejder Gölü Şehri’nde çok önlüdür değil mi?

“Qingxi, bulduğun bu kişi sence de biraz güvenilmez değil mi?” Duanmu Ze kafasını kaldırdı ve Chen Xi’ye doğru bir bakış attı. Daha sonrada kaşlarını çatmaktan kendini alamadı ve baskıcı bir sesle konuştu. Hala Du Qingxi’nin takıma neden bir ruh şefi öğrencisi almış olduğuna anlam veremiyordu.

“Varlıklı ve etkili büyük bir klanda doğmuş olan Duanmu Ze’nin gözünde aşçılık sanatı çalışan bir ruh şefi nihayetinde bir ruh şefiydi. Onların statüsü hizmetkârlar ile aynıydı ve nasıl olurda Chen Xi kendisini diğerleriyle karıştırabilirdi?

Du Qingxi onu bu konuda daha önceden bilgilendirdiği için bu konuda hiçbir şekilde sinirlenmemeyi kabul etti. Ancak Chen Xi’yi gördüğü zaman, Duanmu Ze’nin canı son derece sıkıldı. Sanki Chen Xi’nin varlığı onun statüsüne utanç getirmiş gibi hissediyordu.

Sadece birkaç söz ile birlikte Chen Xi’nin Duanmu Ze hakkındaki izlenimi son derece kötü bir hal aldı, Duanmu Ze ile selamlaşıp konuşma konusunda umursamaz davrandı. Buna karşılık olarak Du Qingxi’nin de onun için en azından güvenilmez olduğunu söylemesini bekliyordu. Bu sayede oradan ayrılıp kendini beğenmiş bu herifle birlikte kalmaz zorunda olmazdı. 

Ne yazık ki, Du Qingxi böyle davranmadı ve hatta Duanmu Ze’nin ne dediğine bile dikkat etmedi. Bunun yerine bakışları yan tarafta duran diğer gencin üzerine gitti ve onu tanıtmaya devam etti: “Song Lin, Ejder Gölü Şehri Song klanından.”

Song Lin aslında diğerinden daha yakışıklı bir görünüme sahipti ama o, kesinlikle uyuz bir tipti. Kabarık saçlara, dağınık bir giyim tarzına ve dar gözlere sahipti. Sanki vücudu parçalara ayrılmak üzereydi. Yan tarafta bulunan büyük ağacın altında uykulu bakışlarla uzanmıştı

 Song Lin, Du Qingxi’nin onu tanıttığını duyunca Chen Xi’ye doğru zayıfça elini salladı ve kendi kendine mırıldandı. “Oh, Qingxi‘nin senin hakkında konuştuğunu daha önce duydum. Ama önce uykumu tamamlamam gerekli, daha sonra düzgünce sohbet edebiliriz…” Konuştuktan sonra kafası birkaç kez aşağıya düştü ve hayal dünyasına daldı.

“Beklendiği gibi, Song Lin’in arkasındaki klanda büyük altı klandan bir tanesi.”

Bunun hakkında düşününce Chen Xi’nin kalbi sarsıldı ve aniden bir şey daha fark etti: “Büyük altı klan arasında Du Klanı da bulunuyor ve Du Qingxi bu Du Klanı’nın öğrencisi olamaz değil mi?”

Çok büyük bir ihtimalle bu böyleydi.

Davul bile dengi dengine. Du Qingxi’nin Duanmu Ze ve Song Lin’e karşı tavırlarına bakarak bile aynı tip ve karakterde insanlar olduklarını söylemek çok kolaydı.

 “Bu sadece normal bir Güneyin Acımasız Yeraltı Alanı testi ve çoktan Ejder Gölü Şehri’ndeki büyük klanlardan olan üç öğrenci buraya bu teste girmek için gelmiş bulunuyor. Acaba içeride saklı olan bir şey mi bulunuyor?”

Chen Xi kalpten bir şekilde kendine bu soruyu sordu ve cevabını çok merak ediyordu. Şimdi yavaş yavaş anlıyordu ki Güneyin Acımasız Yeraltı Alanı’na yapacağı bu yolculuk düşündüğü kadar basit bir şey olmayacaktı.

“Qingxi, onu gerçekten yanına alacak mısın?”

Duanmu Ze istemsiz bir şekilde Du Qingxi’nin onu hiçe saymasına sinirlendi ve cömert görünümlü tipi bir anda ortadan kayboldu ve kaşlarını çattı: ” Duydum ki Güneyin Acımasız Yeraltı Alanı’nda kaynak canavarları başıboş bir şekilde etrafta dolanıyormuş ve dahası içerisinde daha birçok tehlike barındırıyormuş. Eğer öngöremediğimiz bir olay yaşanırsa, bu onun hayatına tehlike oluşturmaz mı?”

Chen Xi sessiz kaldı ve istemsizce içinden derin bir iç çekti: “Eğer beni saf dışı bırakmak istiyorsan, o zaman direkt söyle. Neden böylesine zorlama ve komik bir sebep sunuyorsun ki? Büyük klanlardan gelen öğrenciler gerçekten çok ikiyüzlü.”

Bitirdin mi?” Du Qingxi ifadesiz bir yüzle sordu.

Duanmu Ze’nin ifadesi dondu ve daha sonra kendisine gelerek ciddi bir şekilde konuştu. “Qingxi, ben onu düşünerek söylüyorum.”

“Eğer bitirdiysen, hadi gidelim.” Du Qingxi’nin tavrı hala aynı ve ifadesizdi. Daha sonra arkasını döndü ve oradan ayrıldı.

Chen Xi bunu gördüğünde onu takip etti ve daha fazla Duanmu Ze ile kalmak istemedi. Bu herifin kızgınlıkla daha neler söyleyeceğini başka kim bilebilirdi ki?

Yüzünde hafif gülümseme olan Duanmu Ze’nin gülümsemesi bir anda ortadan kayboldu ve ikisinin avludan art arda çıktığını gördüğünde ifadesi çirkin bir hal aldı.

“Oh, hadi bizde gidelim.” Song Lin gözlerini kaşıdı ve zayıf bir şekilde esnedi.

“O çocuğun böyle çekip gitmesine izin vermeyeceğim.”  Duanmu Ze’nin yüzü düştü ve sıktığı dişlerinin arasından zorla birkaç kelime çıktı: “ Görelim bakalım düşük bir hizmetkâr için Du Qingxi bana sırtını dönecek mi?”