Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

36. Bölüm Ustalar

Çevirmen: T4icho / Editor: Momental

Su Klanı!

Söylenen bu iki kelimelik söz, Chen Xi’nin kalbinde yıllarca birikmiş olan öfke ve hiddeti bir anda ortaya çıkarıp yanmasına sebep oldu.

 Dört yaşında yaşamış olduğu olay gözlerinin önünde hala capcanlı duruyordu. Su Klanı’ndan 13 Altın Salon Âlemi gelişimcisi Sisli Çam Şehri’ne gelip gökyüzünün ortasında ve tüm şehrin önünde, kendisi ve Su Klanı’nın küçük hanımı arasında olan evlilik antlaşmasını paramparça etmişlerdi.

O Su Klanı Altın Salon gelişimcileri tarafından kendisine yapılan buz gibi soğuk ve duygusuz şakaları, kendisinin alaya alınmasını hala dün gibi hatırlıyordu.

O gün evlilik anlaşmasının gökyüzünün ortasında yırtıldığını gördüğünde, yaşı ilerlemiş yüze sahip olan büyükbabasının yüzündeki acı ve umutsuzluk ifadesini hala hatırlıyordu.

Dahası, büyükbabası daha 3 ay önce şehrin dışında sefil bir halde ölmüştü ve Chen Hao’ya kendisine verilmesi için bırakılan Ses Kayıt Tılsımı’ndan anlaşıldığı üzere de, bu suikastın sorumlusunun Li Klanı ve suikastın azmettiricisinin de kesin bir şekilde Su Klanı olduğu görünüyordu.

Chen Xi yaşananların arkasındaki nedeni bilmiyordu ancak biliyordu ki büyükbabası Su Klanı’nın ellerinde ölmüştü ve bu durum onun için gayet yeterli bir sebepti!

“Bir terslik mi var?” Du Qingxi algısıyla fark etmişti ki Chen Xi‘nin aurası hareketli bir hal alıyordu.

Chen Xi derin bir nefes aldı ve içerisinde olduğu yoğun nefret duygusundan uyandı. Daha sonra da kafasını iki yana doğru salladı.

Shriek!

Gün ağarıyorken, bulutlar balık pulu gibi sıra sıra gökyüzünde yüzüyorlardı. Çok uzaklardan, bir turnanın çığlığı eşliğinde bulutlar sanki bir tığ ile etrafa dağıtılıyorlardı. Olağanüstü ve güçlü bir turna, kanatlarını çırparak bulutların içerisinden geçiyor ve çok yüksek bir hızla yaklaşıyordu.

Whoosh!

Göz açıp kapayıncaya kadar, kar beyazı bir turna sanki gökyüzünde bembeyaz bir yeşim taşı ortaya çıkmışçasına insanların üzerinde belirdi. Daha sonrada kanatlarını titreterek acı bir çığlık sesi çıkarttı.

Herkesin bakışları fırsat buldukları ilk andan itibaren bu beyaz turnanın üzerindeki kişiye odaklandı. Siyah bir elbisenin içerisinde narin ve çok çekici gözüken genç bir kız, elleri arkasında bir şekilde duruyordu.

Çok güzel, yumuşacık ve kabarık saçları vardı. Bunun yanında zarif bir görünüşe ve sanki bir rüzgârla uçacakmışçasına etraftaki birçok kişiyi büyüleyecek bir yaradılışa sahipti.  

Song Lin yere yatıyordu ve tembel bir şekilde gözlerini araladı, üzerlerindeki- gökyüzündeki- turnayı süren genç kıza baktı ve hafifçe mırıldandı: “Oh! Duanmu, senin Su Hanımın geldi.”

Duanmu Ze Du Qingxi’ye doğru bir bakış fırlattı ve ağzının köşeleri seğirdi. Bir şekilde kısık bir sesle ve öfkeyle bağırdı: ” Benim Su Hanımım da ne demek? Su Jio’nun benimle ne gibi bir ilişkisi olabilir ki?”

Song Lin’in dudakları kıvrıldı. Sonrasında tam bir şey söyleyecekken Duanmu Ze tarafından ağzı kapandı. Daha sonra da Duanmu Ze utanarak Du Qingxi’ye doğru konuştu: “Bu herif yine uyurken konuşmaya başladı.”

Du Qingxi Duanmu Ze’nin açıklamasının bir kelimesine bile dikkat etmedi. Peçesinin altında gizlenmiş güzel yüzü şu anda parlayan gözlerle Chen Xi‘ye doğru bakmakla meşguldü. Kaşları hafifçe çatıldı ve şu anda bir şey düşünüyor gibi gözüküyordu.

O anda Chen Xi, kafasını aşağıya eğdi ve kimsenin ifadesini görememesini sağladı. Ancak Du Qingxi’nin bakışları altında vücudundaki hafif titreme yine de fark ediliyordu ve kalbinden dalga dalga yayılan hisleri zorla bastırmaya çalışıyordu.

“O anda Su Jiao ortaya çıktı ve zihni tekrar dağınık bir hale geldi. Acaba olabilir mi… Doğru! O yıl Chen Xi ile nişanlanan kız şüphesiz Su Jiao idi!”

Du Qingxi’nin zihni bir anda aydınlandı ve Sisli Çam Şehri’nde Chen Xi hakkında konuşulan çeşitli dedikoduları hatırladı. Sonunda neler dolduğunu anladı. İstemsizce içinden hafifçe iç çekti: “Su klanıyla olan evlilik anlaşması herkesin önünde paramparça edildi. Belki de bugüne kadar kalbindeki bu yarayı hiç ortaya çıkarmamıştı?

“O Ejder Gölü Şehri’nden Su klanı’nın en büyük genç hanımı!”

“Ah! Demek o, Ejder Gölü Şehri’nin ikili gurundan biri! Şüphesiz ki çok güzel!”

“Hmph! O güzelden daha fazlası! Su Hanımın gelişimi olağanüstü seviyede yoksa Ejder Gölü Şehri’ndeki birçok uzman usta arasında nasıl nam salardı ve tek seferde Ejder Gölü Şehri’nin ikili gururundan biri olabilirdi?”

O anda Ruh Mağarası Gölü’nün etrafında olan herkes Su Jiao’nun kimliğini tanıdı ve tartışmalar bağırışlar içerisinde şok, hayranlık ve tapma sözleriyle karıştı.

Gökyüzünün ortasında, Su Jiao’nun sakin bir ifadesi vardı. Aşağıdaki kimseyle ilgilenmiyordu ve bakışları ileride bir yere odaklanmıştı.

Bir süre sonra herkes onun hareketlerinden etkilenerek ileriye doğru onun baktığı noktaya bakmaya başladı.

“Hahaha! Su Hanımını bekleyip duruyordum.” Kısa bir süre sonra- gök gürlemesi kadar gürültülü bir kahkahadan sonra- kan kırmızısı bir ışık bulutlu gökyüzünde ıslık çalarak ilerledi ve yeryüzünü ve gökyüzünü bir anda şiddetli, gaddar bir hava kapladı.

Herkesin kalbi, hissettikleri bu zorlu ve ürkütücü tavır karşısında hızlı bir şekilde atmaya başladı. Karşılaştıkları bu kibirli ve başa çıkılamaz tavır karşısında insanların ifadeleri sürprize uğramış ve şaşırmış bir hale büründü.

Kan kırmızısı ışık hızlıca ilerledi ve bir noktada durdu. Ancak bu şekilde çevredekiler bu sesin sahibini görebildiler. Bu kişi, üzerinde altın rengi işlemeleri olan siyah bir cübbe giyiyordu. Göğsü genişti ve burnu da öyleydi. Aynı zamanda kalın uzun saçları omzundan aşağıya doğru uzanıyordu. Gökyüzünde elindeki- taze akan kan rengine benzeyen- koyu kırmızı kılıçla duruyordu. Şiddetli ve başa çıkılamaz tavrı ile herkese gücünü haberdar edercesine gökyüzünde duruyordu.

“Kızıl Nilüfer Kan Ruhu Kılıcı! O, küçük kılıç şeytanı Cang Bin! Ejder Gölü Şehri Cang klanından kılıç gelişim dehası!”

Kalabalıktan birisi bu şekilde bağırdı ve aniden kargaşaya neden oldu. Gökyüzünün ortasına asılı duran siyah cübbeli ve kızıl kılıçlı kişiye bakan herkes, korku ve hürmet duygusu hissetmeye başladı.

“Bu kişinin ölüm arzusu çok yoğun, o büyük bir ihtimalle birçok kanlı kıyıma şahit olmuş! “

Düşünceleri arasında kaybolmuş olan Chen Xi de kendine geldi. Kafasını kaldırdı ve gökyüzünde kılıcıyla duran kişiye doğru baktı. Güçlü ruhu sayesinde onda diğerlerinin görmediği şeyleri gördü.

“Oh, Duanmu bak, eski rakibinde burada. Eğer hareketini yapmazsan, Su Hanım onun tarafından götürülecek.”

Song Lin’in sesi tekrardan tembel ve kısmen anlaşılamayan bir şekilde ağzından çıktı ve söyledikleriyle beraber Duanmu Ze’nin kafasındaki damarlar ortaya çıkmaya başladı. Sinirden dişlerini birbirine vurarak konuştu: “Sana bir kez daha söyleyeceğim. O kız benim Su Hanımım falan değil. Benim beğendiğim…”

Ağzından iki hecelik “Qingxi” lafı daha çıkmadan, Duanmu Ze aniden Du Qingxi’nin ona soğukça bir bakış attığını gördü. Kalbi bir anda sallandı ve söyleyeceği her şeyi zorla yutmak zorunda kaldı. Yüzünde son derece utanmış bir ifade vardı.

Chen Xi bu olanlara tek bir an bile ilgi göstermedi. Onun ilgisini çeken şey ilerideki tartışmaydı.

“İlginç, bugün burada neden birçok Mor Köşk Âlemi gelişimcisi bulunuyor ki? Bildiğime göre sadece Yaratılış Âlemi ve altındaki gelişim seviyesinde olanlar Güneyin Acımasız Yeraltı Alanı’na girebiliyor.”

“Son derece garip… Bu yıl Güneyin Acımasız Yeraltı Alanı testi için Mor Köşk Âlemi’nde birçok gelişimcinin burada olmasının yanı sıra, aynı zamanda burada bulunan kalabalığın yarısı Sisli Çam Şehri’nin dışından gelmiş. Geçmişte böylesi ne görülmüş ne duyulmuştu. Manzara gerçekten muhteşem...”

 

“Pffft! Bunun neresi garip ki?  Burada bulunan tüm Mor Köşk Âlemi gelişimcileri Öz Mühürleme Hapı kullanarak gelişimlerinin bir âlem düşebilir ve kendilerini Yaratılış Alemi’nin mükemmeliyet seviyesinde indirgeyebilirler. Onlar için Güneyin Acımasız Yeraltı Alanı’na girmek çantada keklik….”

“Olamaz. Eğer bu şekilde içeriye girebiliyorlarsa, biz Yaratılış Âlemi gelişimcileri içeriden tek bir uğursuz inci bile alamayız değil mi?”

“Endişelenme. Mor Köşk Âlemi’nde olan gelişimcilerin arka planları gayet güçlü zaten… Onların seviyesinde biri sence inci toplamakla ilgilenir mi? Onların asıl amacı kesinlikle hakkında çokça tartışılan kılıç ölümsüzünün yerini bulmak. Eğer öyle değilse bile, kesinlikle başka bir şeyin peşindedirler. Eminim ki peşinde oldukları şey inciler değil.”

“Du Qingxi’nin üçlü grubunun buraya gelmesine şaşmamalı. Demek Öz Mühürleme Hapı gibi bir şeye sahipler ve gelişim seviyelerini kısıtlayarak Yaratılış Âlemi’ne düşürmüşler” Chen Xi hala bu konu hakkında düşünüyordu. Şimdi de etrafta yapılan tartışmalar kulağına çalınıyordu ve tüm olayı anladı. Kaşlarını çattı: “Kılıç ölümsüzünün yeri de ne?”

Chen Xi’yi içten içe asıl şok eden şey ise, şu anda burada Ejder Gölü Şehri’nden gelmiş olan Du Qingxi, Duanmu Ze, Song Lin, Su Jiao ve Cang Bin beşlisi gibi genç nesle liderlik edecek kişiler vardı. Ve bu insanların arka planı gerçekten de çok güçlüydü. Ortalıkta durum böyleyse, acaba etrafa gölgelerin arkasına gizlenmiş kaç tane korkutucu güce sahip başka uzman bulunuyordu?

“Cang kardeş, hadi aşağıya inelim ve bizde orada bekleyelim. Güneyin Acımasız Yeraltı Alanı yakında ortaya çıkacak. Yaklaşık 15 dakika içerisinde.” Su Jiao, Cang Bin’e doğru sakin ve su gibi duygusuz bakışlarla baktı ve kafasıyla onayladı. Hemen bir hedef buldu ve yavaşça alçaldı. “

 “Eğer bu kadar ısrar ediyorsan.” Cang Bin bir kahkaha patlattı ve elindeki Kızıl Nilüfer Kan Ruhu kılıcını yüzüğüne koyarak hızlı bir şekilde aşağıya indi.

İkisi arasında bir tanesi umursamaz bir yaradılışa sahipti, öbürü ise kibirli ve karşı konulamaz bir yapıya. İkisinin de gelişim seviyeleri ve kimlikleri şok ediciydi. Yere indikleri anda kalabalık onlar için yol açtı ve ikisinin geçmesine izin verdi.

Su Jiao etrafta ona doğru dönmüş tüm bakışları, ateşli tapınma tepkilerini görmezden geldi ve doğrudan Chen Xi’nin içinde bulunduğu dörtlü gruba doğru ilerledi. Yanlarına vardığında durdu ve tatlı bir şekilde gülerek konuştu: “Duanmu kardeş, Song kardeş, sizin burada olmanızı hiç ama hiç beklemiyordum.”

“Su Hanım, siz de burada değil misiniz?” Duanmu Ze ayağa kalktı ve hafifçe gülümseyerek konuştu. Her zamanki beyaz elbiselerini giyiyordu ve yakışıklıydı. Konuştuğu anda, naziklik seviyesi bir anda etraftaki kimsenin içerisinde tek bir hata bile bile bulamayacağı bir seviyeye yükseldi.

Cang Bin ile karşılaştırıldığında ikisinin de huyu farklıydı ancak her ikisi de etkileyici bir tavır ve özgüven sergiliyordu.

“Oh, çok uykuluyum. Siz konuşmaya devam edin.” Song Lin yine her zamanki gibiydi ve yere küçük bir köpek gibi yattı ve gözleri kapanıp derin bir uykuya dalmadan ve gürültülü bir şekilde horlamaya başlamadan önce kendi kendine mırıldandı.

Duanmu Ze ve Cang Bin ile karşılaştırıldığında yorgun ve dağınık tavrıyla Song Lin, görünüş olarak Ejder Gölü Şehri’nde bulunan altı büyük klandan biri olan Song klanından gelmiş gibi gözükmüyordu.

Su jiao hafifçe gülümsedi ve bakışlarını yüzünde siyah bir peçe olan Du Qingxi’ye doğru çevirdi. “Büyük kız kardeş Qingxi, sen de kılıç ölümsüzünün yeri için mi buradasın?”

“Ne düşünüyordun ki başka?” sesi buz gibi dondurucu bir şekilde çıktı. Du Qingxi elini uzattı ve yüzündeki siyah peçeyi çıkartarak altında bulunan son derece güzel ve soğuk yüzünü ortaya çıkarttı. Parlak gözleri su kadar berraktı ve gül renginde, kiraz dudaklara sahipti. Bembeyaz yüzü ise yeni açmış nilüfer gibi, hayallerin üzerinde bir güzelliğe sahipti.

Du Qingxi’nin yüzünün görülmesiyle birlikte, herkes bir anda aptallaşmış ve güzelliğiyle şiddetli bir şekilde şok olmuşlardı.

“Elbette öyle. Yoksa büyük kız kardeş Qingxi Sisli Çam şehri gibi küçük bir yerde neden bu kadar uzun süre kalsın ki?” Su Jiao hafifçe gülümsedi: “Ancak içeride sadece bir tane kılıç ölümsüzü yeri var ve onu almak adına hiçbir şeyden taviz vermeyeceğim. “

“Öyleyse, bunu Güneyin Acımasız Yeraltı Alanı’nın kazananını belirlemek için kullanacağız.”  Du Qingxi son derece düz bir cevap verdi. Sesi her zamanki gibi soğuktu ve sanki içinde yoğun bir öldürme isteği barındırıyordu.

 

“Bende bunu planlıyordum.” Su Jiao sırıtarak cevapladı ve yan tarafa doğru bakışını fırlattı. Chen Xi bağdaş kurmuş bir şekilde oturuyordu.

Su Jiao ve Cang Bin’in ortaya çıkışıyla birlikte etraftaki insanların odağı bu tara toplanmıştı. Duanmu Ze erkenden gelmişti bu yüzden herkes onun kimliğini biliyordu. Dahası, Su Jiao’nun Du Qingxi’yi çağırmasıyla birlikte ve onunda yüzünü göstermesiyle birlikte etraftaki herkes onun Ejder Gölü Şehri Du Klanındaki beğenilen dehalardan Du Qingxi olduğunu tahmin etmişlerdi. Du Qingxi, Su Jiao ile birlikte Ejder Gölü Şehrinin ikili gurundan biri olarak nam salmıştı!

 Song Lin içinse- sadece onun ismini duyarak bile biliniyordu ki- bu uykulu ve yorgun herif kesinlikle Ejder Gölü Şehri’ndeki büyük altı klandan biri olan Song klanından gelmişti.

Su klanı, Cang klanı, Duanmu klanı, Du klanı, Song klanı… Beş genç adam ve kadın Ejder Gölü Şehri’ndeki altı büyük klandan gelmişti. Dahası, her biri olağanüstü kişiliğe sahipti ve genç neslin ilgi odağıydı. İnsanlar bu küçük topluluğu nasıl normal olarak görebilirdi ki?

İşte o anda, Su Jiao’nun Chen Xi’ye doğru baktığını gördükleri anda, insanlar istemsizce içlerinden onun kim olduğunu tahmin etmeye çalışıyordu: “Bu herifte kim? Böylesi derin arka plana ve gelişime sahip beş kişiyle birlikte takılabiliyor? Acaba bu çocuk büyük altı klandan biri olan Fang klanından biri mi?”

İşte o anda yerde bağdaş kurmuş bir biçimde oturan Chen Xi, şüphesizdi ki herkesin ilgi odağı haline gelmişti.

Çevirmen notu
Arkadaşlar merhaba,
Hikaye biraz ilerledikten sonra ilk çevirmen notumu yazmak istedim. Artık yavaş yavaş heyecanlı bölümlere doğru gelmeye başlıyoruz. Çeviri olarak ilk kitabım olan Tılsım İmparatoru'nda size güzel bir kitap okutmak elbetteki en büyük hedefim.
Aklınıza takılan, gözünüze hoş gelmeyen ya da okuduğunuzda rahatsız olduğunuz kısım olursa yorumlarda lütfen belirtiniz. Teşekkürler :)
Suzuyocchi