Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

4. Bölüm Düşman

Çevirmen: T4icho / Editor: Momental

Daha yarım gün bile geçmedi, büyük babam ve kardeşim kaza mı yaptı?

İmkânsız!

Benden nefret eden ya da beni uğursuz olarak çağıran insanların benden kaçmak için bile zamanları yoktu. Şimdi neden gidip büyükbabama ve küçük kardeşime zarar versinler ki?

Acaba başka bir düşman olabilir mi?

Acaba binin üzerinde Chen Klanı insanını katledenler olabilir mi?

Ama üzerinden birçok yıl geçti, neden daha önce gelip bizi yok etmediler ki? Neden bu güne kadar beklediler?

Chen Xi, vücudundan yayılan yaşam enerjisini ve kanı hissetti, kafası çatlamak üzereydi.

Sanki endişeli bir hayvan gibi evinden fırlayarak hızlı bir şekilde şehrin dışına koştu.

Büyük babam ve kardeşim iyi olacak… Olacaklar…

Her zaman dışlanan Chen Xi, şu anda bağırarak sokaklardan geçiyordu.

Geç saatler olsa bile Sisli Çam Şehri hala aydınlıktı. Etrafta olan her türden lamba, şehrin kendisine her türden ışıkları saçıyordu.  Her lamba sanki ateş ejderhası tarafından ele geçirilmiş gibi yanıyordu. Parıltılı ve görkemli…

Sokaklar -yoğun biçimde- insanlarla doluydu ve hatta şehrin dış kapılarına doğru kalabalık fazlalaşıyordu.

Zayıflamış kemikleri ve kanlı elbisesiyle yaşlı bir adam yerde gözlerini sıkıca kapamış bir şekilde yatıyordu. Kesinlikle uzun zaman önce ölmüştü.

Onun yanında 12 yaşında bir çocuk dizleri üzerine çökmüş sessiz bir şekilde bekliyordu. Olgunlaşmamış yüzünde tek bir gözyaşı yoktu. Ama bakışları donuk ve boştu, adeta ruhsuz bir kukla gibiydi.

“Onu tanıyorum. O çocuk Gökyıldız Enstitüsü’nden Chen Hao. Biz beraber aynı okula gittik.”

“Ah, yani o ‘Uğursuzun’ küçük kardeşi. Yerdeki ihtiyar onun büyükbabası olamaz değil mi?

“Evet bu o, Chen Klanı’nın aile reisi… Sisli Çam Şehri’nde oldukça ünlüydü. Acınası! Çok Acınası!”

 

....

 

Kalabalık canlı bir şekilde bu konuyu tartışıyordu ama kimse yardım etmek için adım atmıyordu çünkü kazazedelerden biri Uğursuz’un küçük kardeşi diğer ise büyükbabasıydı. Kimse üzerine uğursuzluk bulaşmasını istemiyordu.

“Herkes kenara çekilsin. Uğursuz geldi!” keskin yüksek bir ses aniden kulaklara çalındı.  Sesi duyar duymaz kalabalık kenara çekilerek bir koridor oluşturdu. Herkes sanki bir hastalıktan kaçar gibi Chen Xi’den uzak durmaya çalışıyordu.

Kalabalığın garip bakışları altında ince yapılı biri, çıldırmış bir şekilde olay yerine yöneldi. Bu kesinlikle Chen Xi’ydi.

“Büyükbaba!” kalbinde bir parça umut olan Chen Xi, yerde yatan tanıdık yüzü görünce sahip olduğu tüm umutların azalıp kaybolduğunu hissetti. Kalbi sanki 10.000 adet ok tarafından parçalanmışçasına istemsiz olarak titremeye başladı.

Büyükbabasının vücuduna doğru yaklaştığında, soğuk ve ifadesiz yüzünün değişmediğini gördü ama gözleri kıpkırmızıydı.

“Kardeşim…” tanıdık gelen boğuk ve kısık ses, Chen Xi’nin aklının çalkalanmasına sebep oldu. Karşısında gördüğü şey, kendisine kukla gibi bakan kardeşinin soluk yüzü ve boş gözleriydi.

Kimdi bu?

Bunu kim yapmıştı?

Chen Xi’nin zihni acı içerisindeydi. Tırnaklarını ellerine batıyor ve batan yerlerden kan akıyordu ama o bunun farkında bile değildi.

Şu anda yetersiz olmasının yanı sıra, çevredeki insanların onunla dalga geçmesine rağmen bu durumu değiştirecek güce sahip olmadığı için kendisinden nefret ediyordu.

“Tanrım!

Eğer bir kişiyi cezalandırmak istiyorsan yalnızca beni cezalandır. Neden ailemin ve klanımın bunları yaşamasına izin veriyorsun ki?

NEDEN?”

Kalbi çılgınca kükrüyordu ve kontrolünü neredeyse kaybetmek üzereydi.

Bang!

Chen Hao daha fazla karşı koyamıyor gibi gözüküyordu. Zayıf bir şekilde gözlerini kapadı ve kendisini Chen Xi’nin kucağına bıraktı.

Chen Xi, kalbindeki tarif edilemez öfkeden bir anlığına kurtuldu ve kollarında yatan küçük kardeşine doğru baktı. Olgunlaşmamış yüzünde yorgunluğu ve çaresizliği gördü.

“Büyükbabam çoktan öldü. Küçük kardeşime bir şey olmasına izin veremem.”

Küçük kardeşini sırtına, büyükbabasını da kucağına alarak şehre doğru döndü ve evin yolunu tuttu.

“Uğursuz sonunda gitti. Ha! Şuna bak, bunca yıldan sonra şimdi de büyükbabasının ölümüne sebep oldu. Hıh, uğursuzluğu tamamen azmış durumda.”

“Yavaş konuş. Ölmek mi istiyorsun? Eğer Uğursuz’u lanetlemeye devam edersen sana da bulaşır ve hayatın hüsranla sonuçlanır.”

“Che, bana mı diyorsun bunu? Daha şimdi ona Uğursuz diyen sen değil miydin?”

“Hah, her neyse…”

“Rol yapmaya devam et. Belki de şu an bile kalbinin içinde Uğursuz’un ne zaman küçük kardeşinin ölümüne sebep olacağını düşünüyorsundur değil mi?”

 

….

 

Evin yolunu tutarken gecenin keskin soğuğuyla beraber şehrin içindeki insanlar arasında geçen can sıkıcı konuşmalar da kulağına geliyordu. Bu konuşmalar sanki keskin gümüş iğneler gibi kalbine saplanıyordu.

Yine de yıllarca dalgaların vuruşunu deneyimleyen bir taş gibi eve doğru yürümeye devam etti. İçindeki acı kemiklerine kadar işledi ama yine de yılmadı.

Unutmuş muydu olanları?

Hayır, bugün yaşanan her saniyeyi hayatının sonuna kadar hatırlayacaktı.

“Eğer ölmezsem bir gün kesinlikle cennetin merdivenlerini tırmanacak ve bulutların ötesine doğru gideceğim. Saman Yolunu ve tüm cenneti kucaklayacağım. EN BÜYÜK BEN OLACAĞIM!

Hepiniz…

Hepiniz, o günü bekleyin.”

Gökyüzünden şehrin dış kısımlarına kadar ağladı.

Gömme işlemi bitikten sonra Chen Xi ayağa kalktı. Sakin, soğuk ve gür bir sesle konuştu: “Büyükbaba, huzur içinde uyu.”

Chen Xi, mezarın yanı başında üç gün boyunca aç ve susuz bir şekilde diz çöktü. Bu süre boyunca ne rüzgâr ne güneş etki etti ona. Bezgin bir şekilde tamamen hareketsiz kaldı.

Chen Xi’nin normale döndüğünü gören Ban Wanqing, gizlice kenardan onu izliyordu ve derin bir oh çekti: “ Eve git, Chen Hao dün gece uyandı.”

Chen Xi, onaylar şekilde kafasını salladı.

“Bai yenge teşekkür ederim.” evlerinin yakınına geldiklerinde Chen Xi durdu ve Ban Wanqing’e ağırbaşlı bir tavırla teşekkür etti. Son üç gün boyunca Bai Wanqing sanki bir akrabası gibiydi. Ona ve kardeşine üç gün boyunca yardım etmiş ve onlarla ilgilenmişti.

Herkes onlarla dalga geçerken,  sadece bir kişi sessizce onlar için koşuşturmuş ve kendini yormuştu. Ve bu kişi Chen Xi’nin ona karşı hayatı boyunca müteşekkir olmasına sebep oldu.

Bai Wanqing, Chen Xi’den böyle ağır başlı bir hareket beklemiyordu ve şaşırdı.  Yüzünde küçük bir gülümseme ile konuştu: “Yaşadığınız sürece hayatınızı düzgünce ve herkesten daha iyi yaşayın. Bu benim için en büyük teşekkür olacak.”

Chen Xi, ağırbaşlı bir şekilde kafasını salladı.

Bai Wanqing, hafifçe güldü ve arkasını dönüp oradan ayrıldı.

Genç kadının oradan ayrılışını izleyen Chen Xi, kendisini tutamadı ve oradan ayrılan kadına arkadan bakarken kalbine dolan bu sıcak hissin tüm vücuduna yayılmasını hissetti. İkisi arasında geçen bu konuşma Chen Xi’nin ruhunun yenilenmesine sebep oldu ve çatık olan kaşlarının biraz da olsa gevşemesini sağladı.

Kapı sallanarak açıldı ve Chen Hao abisine doğru bakarak hafifçe seslendi: “Abi.”

Chen Xi ileriye doğru yürüdü ve küçük kardeşini düzgün bir şekilde kucağına aldı: “ Sağ elinin sakat kalması önemli değil. Eğer şu an yaşıyorsan hala umut var demektir.”

O gece Chen Xi’nin büyükbabası bir saldırıya kurban gitmiş ve Chen Hao da bunu sağ koluyla ödemişti. Sakatlanan sağ kolu canlılığını yitirdiği andan itibaren onu iyileştirmek için evrendeki en güçlü kişi bile gelse şu anda o kolu geri getiremezdi artık.

Chen Xi, küçük kardeşinin küçük yaştan beri Kılıç Taosu’nun öncülüğünde kılıç kullanmaya ne kadar bağlı olduğunu ve sağ kolunun kaybı konusunda ne kadar acı çektiğini açıkça biliyordu. Şimdi küçük kardeşi sağ elinin kaybetmişti ve şüphesiz bu küçük kardeşinin yıllardır peşinden koştuğu hayallerinin sonu demekti.

“Abi, ben çoktan kılıçta ustalaşmak için sol elimi geliştirmeye karar verdim!” Chen Hao sırtını düzleştirdi. Gözlerindeki derin bakışla sanki yeniden doğmuş gibiydi: “Sağ kolumu kaybetmek aslında güzel bir şey. Bir kol ve bir kılıca sahip olmak beni daha özverili olmaya itecek ve kılıç ustalığım ileride çok daha iyi olacak.

Chen Xi küçük kardeşine doğru baktı. Sanki bir gecede olgunlaşmış gibi yüzünde yenilenmiş bir azim taşıyordu.  Chen Xi, bir anlığına da olsa duygularına zar zor hâkim oldu: “ Güzel! Güzel! Güzel!”

Üç defa tekrarladığı bu söz, Chen Xi’nin kalbindeki neşeyi tamamıyla ifade ediyordu.

….

“Büyükbabam ve ben, üç adam tarafından Mavi Kurt Vadisi’nde saldırıya uğradık. Büyükbabamın ölmeden önce dediğine göre saldıranların her biri Mor Saray Âlemi’ndeydi.

Chen Xi, yemekten sonra kardeşine şehirden ayrıldıktan sonra neler olduğunu sordu. Kimlerin onlara saldırdığını ve büyükbabalarını öldürdüğünü anlamaya çalışıyordu.

Ama küçük kardeşinden saldıranların seviyesini duyduktan sonra kalbinde bir sıkışma oluştu.

Gelişim yolu şöyle ayrılmıştı: Yarın Âlemi, Yaratılış Âlemi, Mor Saray Âlemi, Altın Salon Âlemi, Altın Çekirdek Âlemi, Yeniden Doğuş Âlemi, Yeraltı Dönüşüm Âlemi ve Yeryüzü Ölümsüzü Âlemi…

Yarın Âlemi dokuz gelişim seviyesine ayrılmıştı, seviye arttıkça vücut damarlarının genişlemesini sağlıyor; bununla birlikte kişinin yaşamını 60 yıla çıkartıyordu. Bu âleme ulaştıktan sonra kişi, vücutta sanki bir gel git gibi yükselen Kan Özü ile birlikte daha da güçlenip; hastalıklara karşı bağışıklık kazanıyordu. 

Yaratılış Âlemi de Yarın gibi 9’a ayrılıyordu ve bu aleme ulaşanlar cennetin ve yeryüzünün enerjisini özümseyerek bedensel ve zihinsel olarak daha stabil hale gelerek yaşam sürelerini 100 yıla çıkartıyordu. Ayrıca bu âleme geçenler, ölümsüzlük âlemine adım atmış oluyordu. Dünya üzerindeki sayısız insan arasından bu âleme geçebilen çok az insan mevcuttu.

Mor Saray Âlemine ulaşanlar ise cennetten ve dünya üzerinden enerjiyi alarak geliştiricinin dantianında Mor Saray geliştirmeye başlıyordu. Gelişim seviyesi her arttığında, geliştiricinin Mor Saray’ında bir adet Ruh Özü Yıldızı ortaya çıkıyordu. 9 Ruh Özü Yıldızı’na ulaşıldığında yıldızlar bir dizi halinde birleşerek kişinin Mor Saray’ını mükemmelliğe ulaştırıyordu.

Bu âleme aynı zamanda Yıldızlara Dokunan Âlemi de deniyordu. Bu âleme ulaşan geliştirici yaşam süresini 500 yıla genişletiyor ve ölümsüzlük adına gerçek bir yola giriyordu. Bu âleme giren geliştirici ilk defa Tao’nun gelişim temelini atıyordu.

Chen Xi’nin bildiğine göre 10,000 Yaratılış Âlemi ustasından çoğu Mor Saray’ını bile geliştirememişti.  Sisli Çam Şehri’nde bir Mor Saray Âlemi üstadı tartışmasız en üst seviyede sayılabilecek kişiydi. Büyükbabasını öldüren saldırganların Mor Saray Âleminde olan üç kişi olduğunu duyunca Chen Xi’nin kalbinde oluşan şok hayal edilemezdi.

O, kendini sadece 3. seviye Yaratılış Âlemine kadar geliştirebilmişti ve bu seviyeye bile büyükbabasının daha genç yaştayken onun üzerine titreyerek yol göstermesiyle ulaşmıştı.

O günlerde Sisli Çam Şehri’ndeki Chen Klanı; oldukça güçlü, büyük ve refah içerisindeydi. Chen Klanı’nın aile reisi olarak Chen Tianli, o dönemde 7 Yıldız Mor Saray Âlemi geliştiricisiydi. Gelişimi sakatlanmış olsa bile ona miras kalan güç hiç kaybolmadı. Chen Xi’nin gücü ne kadar normal olursa olsun Chen Tianli’nin özenli bilgi aktarımıyla Yaratılış Âlemine yükselmesinin sözü bile edilmezdi.

Bununla birlikte Mor Saray Âlemi geliştiricisi olabilme umudu oldukça azdı. Nihayetinde onun gelişim seviyesi son 5 yıldan bu yana 3. seviye Yaratılış Âlemde duraklamıştı ve daha fazla gelişebileceğini söylemek oldukça zordu.

 “Doğru ya! Yanımda bir Ses Kayıt Tılsımı var. O üç kişi arasında geçen kısa konuşmayı kaydetmiştim.” Chen Hao aniden kendine bir tokat attı ve cebinden koyu mavi tılsımı çıkarıp Chen Xi’ye verdi.

Ses kayıt tılsımı, yardımcı tılsımlardan biriydi. Gelişim dünyasında geliştirici bir yere gittiğinde genel olarak oraya bir ses kayıt tılsımı bırakırdı ki davetsiz misafirler o kişiyi bulamasınlar.

O ses kayıt tılsımı Chen Xi’nin küçük kardeşi için yapmış olduğu tılsımlardan biriydi ama daha önce hiç böyle işe yarayacağını düşünmemişti. Büyükbabasını kimin öldürdüğünü, saldırganların sesinden tanıyabileceğini düşünen Chen Xi’nin kalbi aniden çalkalanmaya başladı.

Üzerine biraz Ruh Özü döktükten sonra ses kayıt tılsımının üzerinde mavi renkli bir ışık parladı.

“Genç Usta bize onların Sisli Çam Şehri’nde canlı olarak tutulmalarını emretti böyle insanların kendileriyle alay etmelerinden bıkarak en sonunda kendilerini öldüreceklerdi.”

“Eğer şehirden çıkmaya kalkarlarsa etraflarını kuşatıp onları şehre geri götüreceğiz. Bu konu Genç Usta ve Ejder Gölü Şehri’ndeki o kişinin evliliğiyle alakalı. Eğer aranızdan bir kişi bu konuda dikkatsiz olursa sorgusuz sualsiz öldürülecek!

Ses kayıt tılsımından gelen keskin ve kasvetli ses, gölgelerin arkasında gizlenmiş tıslayan bir yılan gibiydi.

Pop!

Ses kayıt tılsımı aniden bir tutam küle dönüştü ve havada uçarak ortadan kayboldu.

Chen Xi’nin ifadesi ise çoktan kül gibi oldu.