Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

48. Bölüm Beklenmeyen Olay

Çevirmen: Peks / Editor: T4icho

Kızıl Alev Dağı Alanı 5,000 km’lik geniş bir alanı kapsıyordu ama burada böylesine büyük bir formasyon olduğunu kim hayal edebilirdi ki?

Kızıl Alev Dağı Bölgesi’ne hızlıca girdikleri gibi Chen Xi, Ji Yu’nun daha önceden söylediği bir şeyi hatırladı ve kendini şaşırmaktan geri alamadı.

Chen Xi ‘nin dağın eteklerinde boş boş ileriye doğru bakmasının sebebi, o anda Ji Yu ile aralarında konuşuyor olmalarından dolayıydı. Çünkü Ji Yu’nun çıkarımına göre Kızıl Alev Dağı Bölgesi içerisinde yeryüzünü ve gökyüzünü kapsayacak kadar çok miktarda uğursuz Ki toplamıştı ve sadece bir Tılsım Formasyonu Büyük Ustası tarafından böylesine büyük bir formasyon yapabilirdi!

Chen Xi’nin Tılsım Tao’su konusunda yeterliliği fena değildi ama şu anda ucu ucuna birkaç tip tılsım yapabiliyordu. Dahası, o sadece ilk seviye basit tip tılsımlar yapabiliyordu. Bunun yanında tılsım oluşturma standartlarına göre eğer dokuzuncu seviye tılsım büyük ustasının üzerinde olursanız tılsım formasyon ustası olarak da adlandırılabiliyordunuz.

Tılsım formasyon ustaları üç seviyeye ayrılıyordu. İsim verildiğinde ise yüksek seviye, orta seviye ve düşük seviye olarak ayrılıyordu. Tüm bunların üzerinde ise Tılsım Formasyonu Büyük Ustası bulunuyordu. Tılsım formasyon ustalarının ve formasyon büyük ustalarının arasında tanınmış tek bir kişi bulunuyordu ve bu kişi de Yüce Tılsım Formasyonu Büyük Ustası olarak adlandırılıyordu!

Eğer bir kişi Yüce Tılsım Formasyonu Büyük Ustası seviyesinde ise, şu kesindi ki Tılsım Formasyon Tao’sunda ulaştığı seviye inanılamayacak kadar yüksekti.

Dahası, Tılsım Formasyon Tao’su pratik olarak tüm Taolar içerisinde en gizli olanıydı ve bu Tao çoğu zaman kullanılmaktaydı. Sadece ve sadece eğer bir kişi cennete meydan okuyabilecek derecede yüksek yeteneği olan birisiyse ancak bu yolda yürüyebilirdi yoksa bu Tao’da ilerlemek son derece zordu.

İşte bu yüzden de Yüce Tılsım Formasyonu Büyük Ustası’nın varlığı bile son derece korkutucuydu.

“Bu büyük formasyon kaderine terk edilmiş ve yıllardır kimse tarafından kontrol edilmiyor olmalı. Yoksa içeride toplanmış olan uğursuz Ki asla dışarıya sızmazdı. Sonsuz bir deniz gibi olan kaynak canavarı sürüleri çok zaman önceden buradan yani büyük tılsım formasyonundan sızan uğursuz Ki sayesinde oluşmuş olmalılar.”

Ji Yu, Chen Xi’nin zihninde sakin bir şekilde tekrardan konuştu: “Çocuk, sen Uğursuz Yeraltı Ki’si toplamak istemiyor muydun? Neden bu formasyonun çekirdeğine gidip orada aramıyorsun? Orada formasyon oluşturmak için kullanılmış birkaç hazine de bulabilirsin.”

“Uğursuz Ki toplamak için hazine mi?”

“Kesinlikle! Böylesine devasa boyutta yapılmış olan bir formasyonu temeline güçlü hazineler koymadan oluşturamazsın. Dahası bu hazineler sayesinde Güneyin Acımasız Yeraltı Alanı’nın içerisinde ve etrafta sayısız miktarda kaynak canavarı bulunmakta.

 Chen Xi bir anlığına mırıldandı. Aynen Ji Yu’nun dediği gibi buradaki tüm kaynak canavarları uğursuz Ki’den oluşuyorlardı. Eğer burada sürekli olarak uğursuz Ki takviyesi olmasaydı bu canavarlar çok zaman önceden yok olurlardı. Yoksa nasıl olurda bu canavarlar hiç yorulmadan etrafta varlığını sürdürebilirdi ki?

“Gidip de formasyonun çekirdeğini incelemeli miyim?”

Chen Xi, Ji Yu’nun açıklamalarından sonra heyecandan titriyordu ama Du Qingxi’nin grubunu takip etme fikri aklına geldiğinde ve hala Kılıç Ölümsüzü’ün yerine gitmeyi düşündüğünde az da olsa içinde tereddüt oluştu.

“Chen Xi? Ne oldu bir sorun mu var?” sert bir ses bir anda kulaklarında patladı.

O anda grup Kızıl Alev Dağı Bölgesi’nde bulunan sarp ve rüzgârlı bir düzlüğe doğru ilerliyordu. Yolun bir tarafı çok sarptı öbür tarafı ise dipsiz bir kanyondu.

Dağ rüzgârları esmeye başladı, görünüşe göre onları uzaklara uçurmak istiyor gibiydi ve yan tarafta bulunan dipsiz kanyonda kızıl renkte bir sis tabakası bulunuyordu.  Görünüşe göre bu kanyonun içerisinde sayısız kaynak canavarı bulunuyordu ve vadiden sürekli canavarların kükremeleri dışarıya yankılanıyordu. Oluşan bu kükremeler duyan kişinin ensesinden aşağıya doğru ürperme hissiyatı oluşturuyordu.

Gelişim seviyelerinin kısıtlanması sebebiyle Du Qingxi ve diğer Mor Köşk Âlemi’ndeki gelişimciler uçamıyor ve bu yüzden de bu dik tepe üzerinde yürümek zorunda kalıyorlardı. Her biri son derece dikkatliydi, bir kaza sonucu bir şeyler olabilme ihtimaline karşı tetikteydiler.

Bunun yanında Chen Xi grubun en önünde yürüyordu. Bu yerleşim Chai Letian tarafından ayarlanmıştı ve elbette ki sebebi çok belliydi. Eğer bir aksilik olursa, Chen Xi bununla karşılaşacak olan ilk kişi olacaktı. Chen Xi’nin ölüp ölmemesinin hiçbir önemi yoktu. Önemli olan şey arkadaki insanların doğru zamanda tepki verebilmesiydi.

Chen Xi arkasını döndü ve Chai Letian’ın soğuk bakışlarıyla karşılaştı ve bakışlarındaki öfke belli belirsiz bir şekilde hissedilebiliyordu. Bu durum karşısında Chen Xi istemeden de olsa donup kaldı:  “Bu herif yine benimle sorun falan mı yaşamak istiyor? “

Chen Xi’nin böyle düşünmesi onun hatası değildi. Katliam Şehri’nden ayrıldıkları günden beri yoğun bir şekilde aşk rakipleri arasındaki çözülemeyen çekişme hala devam ediyordu. Duanmu Ze ve Chai Letian. Lider olarak Chai Letian, bulduğu her fırsatta Duanmu Ze’ye emirler yağdırıyordu ve Duanmu Ze‘yi sanki kendi kölesi gibi sahiplenmişti ve öyleymiş gibi davranıyordu. Elbette Duanmu Ze bu durumdan içten içe nefret ediyordu Chai Letian’a karşı her zaman saygısızca davranıyordu. Yani emir Chai Letian tarafından geliyorsa hiç bir kelimesine itaat etmiyordu ve dahası, Chen Xi’yi de Chei Letian’a karşı kendisiyle birlikte sürüklüyordu. Bu durumda onu son derece kızdırıyordu.

İşte bu kesin nedenlerden dolayı Chai Letian sadece Duanmu Z’ye kızgın olmakla kalmıyor aynı zamanda “suç ortağı” olarak Chen Xi’ye de yükleniyordu. Chen Xi’yi düzenli olarak azarlıyor ve onu bir hiç olarak görüyordu. Eğer böyle yapmamış olsaydı lider olarak pozisyonunu belli edemeyecekti.

En ufak bir zayıflık öfkeye sebep oluyordu ve Chen Xİ’nin dayanma gücü ne kadar yüksek olursa olsun, bu Gökağı Sarayı öğrencisinden son derece tiksiniyor ve nefret ediyordu.

“Chen Xi bir sorun mu var? Birisi senin bir hatanı falan mı buldu?” Duanmu Ze en arkadan bağırdı. Birlikte hareket eden iki iyi kardeş gibi davranmak adına, doğal olarak Chai Letian’ın Chen Xi ile bir probleme sebep olacağını gördüğünde keyifsizliğini ifade etti.

“Onda bir hata mı arıyorum?” Chai Letian küçümser bir şekilde güldü: “Önümüzde sadece bir günümüz kaldı. Eğer Kızıl Alev Dağı Bölgesi’ne zamanında varamazsak elbette ki Kılıç Ölümsüzü’nün yerine girmek için elimizdeki şansı kaçıracağız ve Su Jiao’nun grubundan hiçbir şekilde faydalanamayacağız. Böylesi bir sonuçla mı eve dönmek istiyorsun?”

“Ama bunun Chen Xi ile ne ilgisi var ki?” Duanmu Ze cevap beklemez bir şekilde sordu.

Yakınında bulunan Du Qingxi’de kaşlarını çatmıştı. Yolculuğun bu noktasına kadar gizliden gizliye Duanmu Ze ve Chai Letian arasındaki sürtüşmeyi görmüştü. Ancak ilgili kişi olarak bu iki aşk rakibinin arasına girmek ve onları durdurmak doğru olmazdı. Ancak şu anda Chai Letian’ın sebepsiz yere Chen Xi’ye sataşması karşında kendini daha fazla tutamadı ve son derece sinirlendi.

“Chen Xi bu gruba liderlik ettiğinden beri hiç kimse fark etmemiş olabilir mi? Grubun hızı sizce de büyük ölçü de düşmedi mi? Bu herif bizi bilerek yavaşlatıyor olmasın!”

Chai Letian soğuk bir şekilde konuştu: “Ben onun Su Jiao tarafından yollanmış bir casus olduğunu bile düşünüyorum ve bizi bu yüzden yolumuzdan alıkoyduğunu düşünüyorum. Bizim Kılıç Ölümsüzü yerine girmemizi engellemek için yavaşlatmak istiyor!”

“Ben mi bu grubu yavaşlatıyorum?

Ben casus muyum?”

Aynen söylendiği gibi eğer birisini suçlamak istiyorsanız bahane bulmak hiçte zor değil.”

Chen Xi donup kaldı ve Chai Letian’ın davranışlarına karşı kalbinden limitlerine kadar nefret etti.

“Haha! Chen Xi’nin Su Jiao tarafından gönderilen bir casus olduğunu mu düşünüyorsun? Sen Su Jiao ve Chen Xi arasında nasıl bir ilişki olduğunu biliyor musun? Söylediklerin tamamen saçmalık!” Bu açıklamayı duyduğunda normalde son derece korumacı olan Duanmu Ze şu anda istemsiz yere terlemişti.

“Chen Xi’ye bize liderlik etmesini söyleyen sendin. Eğer Chen Zi’nin grubu yavaşlatmaya çalıştığını ima ediyorsan bunun sebebi yine sen oluyorsun o zaman. Kardeş Chai bir şeyleri yanlış anlamış olabilir misin?” Du Qingxi’nin ses tonu son derece dondurucuydu ve bu konudaki memnuniyetsizliğini saklamaya hiçbir şekilde çalışmıyordu.

 “Oh, Chen Xi ile sorun yaratmak mı? Bu kesinlikle birisinin daha fazla izleyememesine sebep olacak bir şey.” Song Lin uykulu gözlerini açtı ve gözlerinden soğuk bir hissiyat yayılmaya başladı.

“Böyle düşünemezsiniz. Kardeş Chai herkesin iyiliği için konuşuyordu, hepimizin hedefi elbette ki Kılıç Ölümsüzü’nün yeri. Eğer bizden önce başkası oraya girerse bu hiçbirimiz için iyi olmaz değil mi?

“Hmph! Ben ve kardeşim kardeş Chai’yi destekliyoruz. Gözlemlerimize göre bu çocuk kesinlikle bizi yavaşlatıyor.”

“Evet, kardeşim kesinlikle haklı.”

“Millet, tartışmayı bırakın. Aslında, kardeş Chai bunu gerçekten de hepimizin iyiliği için yapıyor.”

Binbir Bulut Enstitüsü’nden Yu Haobai, Yükselen Rüzgar Enstitüsü’nden Du Quan ve Du Kui ve Gök Ağaç Enstitüsü’nden Murong Wei hep birlikte konuştu ancak hepsi de Chen Xi’nin tarafından ziyade Chai Letian’ı destekler şekilde konuşuyordu.

Chai Letian, Chen Xi’yi azarlamanın bile böylesi bir sonuç yaratacağını tahmin etmemişti ve içten içe kendi kendine konuştu: “Chen Xi denen bu herif zayıf bir aileden falan gelmiyor muydu? Du Qingxi ve grubu neden bu çocuğa karşı bu kadar korumacı şekilde davranıyor?

Ne yapmalıyım?

Eğer anlaşmaya çalışırsam Chen Xi ile sorun çıkartmaya yer aradığımı kabul etmiş olurum değil mi?

Bu böyle olmaz!

Kesinlikle anlaşmaya gidemem. Buraya kadar olan tüm yol boyunca bu çocuk ve Duanmu Ze tüm emirlerime saygısızca karşılık verdiler. Bu şansı kullanmam gerekiyor. En iyisi bu çocuğu kökünden yok etmek, herhangi bir olayda onun elimden kaçmasına izin vermeyeceğim!”

Bu noktaya kadar düşündükten sonra, Chai Letian çenesinin solunda bulunan yarasını kaşıdı ve gözlerinde bir anda öldürme isteği belirdi. Daha sonra da sağ elini yıldırım hızıyla ileriye uzattı ve Chen Xi’yi elbisesinden yakaladı. Daha sonra da kolunu sallayarak onu yandaki kanyona doğru ittirdi!

Chen Xi, Chai Letian’ın böyle bir şey yapacağını asla tahmin etmiyordu ve Chai Letian’ın hareketine tepki verdiğinde bile tüm vücudu vadiye doğru çoktan havada 10 metre ilerlemişti bile. Havanın ortasında dokunacak hiçbir yeri olmadan aşağıya doğru düşüyordu ve yakınında kendini geriye itebileceği hiçbir yer bulunmuyordu. Tek yapabildiği şey ise kanyona doğru düşüşünü izlemekti.

Chen Xi hiçbir şok belirtisi göstermedi ya da çığlık atmadı. Tek yaptığı şey dudaklarını sıkıca kapamak ve kendisinden saniye saniye uzaklaşan kişiye doğru sabit bakışlarla bakmak oldu. İçindeki öfke volkandan patlayarak çıkacak olan lavlar gibiydi ve tüm vücuduna doğru akıyordu. Bu durum gözlerinin kıpkırmızı olmasına ve kanla dolmasına sebep oldu. Yakışıklı yüzünde sayısız damar bu sinir hali yüzünden ortaya çıktı ve içerisindeki nefreti bu zalim kişi yüzünden etrafa yaydı!

“Chai! Le! Tian! Ölmediğim sürece bir gün geleceğim ve kesinlikle senin ruhunu bedeninden ayırıp ona alevlerle işkence edeceğim! Daha sonrada tüm kemiklerini küle dönene kadar yakacağım! Bir daha asla doğmamanı sağlayana kadar sana işkence edeceğim!”

Kanyonun yan tarafında bulunan sarp kayalıklardan dağ rüzgarları bir ejderha gibi kükreyerek esiyordu.

Havada sadece ölüm sessizliği vardı ve dağ rüzgarlarının acı acı uğuldaması duyuluyordu.

Kimse Chai Letian’ın Chen Xi’ye böylesi bir sürpriz saldırı yapacağını tahmin etmemişti ve Chen Xi’yi aşağıya doğru itmeden önce de hiçbir şey söylememesini beklemiyorlardı!

Bu beklenmeyen olay çok hızlı gelişti ve bir anda oldu. O anda kimse ona karşı tepki bile veremedi. Chen Xi çoktan aşağıya doğru düşmüştü ve kızıl sisin içinde kaybolup gitti.

“Seni pis köpek! Senin ananı si…m! Senin kesinlikle öldüreceğim!” Duanmu Ze şoktan çıkan ilk kişi oldu ve büyük bir sinirle çılgınca bir şekilde bağırdı ve Chai Letian ile ölümüne dövüşmek için zıpladı.

Yanında bulunan Song Lin onu hızlı bir şekilde durdurdu ve sonrasında patlayıcı bir şekilde bağırdı. “Sakinleş! Bu kanyon tam dibimizde, sende aşağıya mı düşmek istiyorsun?”

“Neden böyle bir şey yaptın?” Du Qingxi’nin ifadesi buz gibiydi ve gözlerinden içindeki öfkenin alevi gözüküyordu.

“O sadece bir karıncaydı, ölümü hiçbir şeyi değiştirmezdi. Bunu neden bu kadar büyüttünüz ki?” Chai Letian güldü ve ellerini birbirine vurdu. Sanki ehemmiyetsiz bir şey yapmış gibi davranıyordu.

“Sen... Çok gaddarsın!” Chai Letian’ın bu hiçbir şeyi takmaz tavrı Du Qingxi’nin daha çok sinirlerini bozdu ve hafif vücudu titremeye başladı: “Eğer daha öncesinden bilseydim, seninle ittifak oluşturmanın adını ağzıma bile almazdım.”

Chai Letian kaşlarını çattı ve konuştu: “Qingxi tüm yol boyunca ona yeterince tolerans gösterdim. Benimle sadece bir karınca uğruna külahları değişmek mi istiyorsun?” kalın sesinde belli belirsiz bir gözdağı verme isteği içeriyordu.

Du Qingxi’nin yüzü bir anda dondu ve gözlerinden bir parça güçsüzlük ve keyifsizlik belirdi. Onunla gerçekten külahları değişmeli miydi. Ancak arkasında bulunan Du Klanı buna kesinlikle izin vermezdi.

“Bırakın gideyim! Bu pis köpeği kesinlikle öldüreceğim.” Duanmu Ze hala öfke içerisinde bağırıyordu.

Song Lin onu sıkıca tutuyordu ve ses iletimiyle yüksek sesle ona doğru bağırdı. “Uyan artık! Duanmu Klanına felaket mi getirmek istiyorsun? Chai Letian endişelenmemiz gereken asıl kişi değil. Asıl kişi atalarından biri olan ve Yeraltı Dönüşüm Âleminde olan klan üyesi ve o kişiye kimse karşı gelemez!”

“Yani onu böyle bırakıp gidecek miyiz?” Duanmu Ze hoşnut olmayan bir tavırla mırıldandı.

Song Lin’in ağzının kenarlarında bir parça kelimelerle açıklanamayan acı belirtisi oluştu. “Başka ne yapabiliriz ki? Tek yapabileceğimiz Chen Xi’nin hayatta kalmasını ummak. Unutma ki o çok güçlü bir vücut saflaştırma sanatına sahip. Kendini itebileceği hiçbir yer olmasa da ve kendini kurtarabilmek için tutunacağı bir yer olmasa da, bu kanyona düşmek onun için ölümcül olmamalı…” Sesi git gide daha da zayıfladı, zayıfladı ve alçaldı. Kesinlikle söyledikleri konusunda emin değildi.