Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

6. Bölüm Malikane

Çevirmen: T4icho / Editor: Momental

Chen Xi’nin kafası karıştı ve ne hissedeceğini bilemiyordu.

Bu ince ve güzel, aynı zamanda neşeli ve muzip kadın annem olduğunu söyledi. O benim annem, o… O…

Chen Xi duyguluydu ve ne yapacağı konusunda kendini kararsız hissediyordu. Şu anda içerisinde olduğu durumu kelimelerle ifade etmek imkânsızdı.

Annesi o daha iki yaşındayken ortadan kaybolmuştu ve bu yüzden annesine dair zihninde tek bir görüntü yoktu. Genç yaşından beri onun hakkında duyduğu kötü şeyler, dedikodular, büyükbabasının bu konu hakkında sessiz kalması… Her ne kadar annesinin geçmişini öğrenme konusunda çok büyük arzuya sahip olsa da onun hakkındaki düşüncelerini kalbinin derinliklerine gömmekten başka çaresi kalmamıştı.

Evet, kalbinin derinliklerine gömmek…

Çünkü Chen Xi, annesi hakkında etrafta dolaşan kötü dedikoduların doğru çıkmasından yani annesinin Chen Klanı’ndan tiksindiği; babasını, kendisi ve küçük kardeşini terk ettiği ve zengin bir ailenin genç oğluyla gizlice evlenip kaçtığı ihtimalinin gerçek olmasından korkuyordu.

Bütün bu söylenenlerin gerçek olacağından ve kendini kontrol edemeyip delireceğinden korkuyordu.

Geçen yıllar boyunca birçok kere düşünse de sonrasında kendini bunu unutmak için zorlamıştı. Bu süreçte yaşadığı acı ve şaşkınlık başka hiçbir şeyle karşılaştırılamazdı.

“Benim canım oğlum, annenin bu kadar genç ve güzel olmasına şaşırdın mı? Bunu kabul etmek çok zor mu?” Genç kadın gözlerini kırptı ve kıkırdadı: “Senin yerinde olsaydım ben de bunu kabullenmekte zorlanırdım.  Belki de annen genç kalma konusunda çok yetenekli biridir.”

“Tamam, çok fazla zamanım kalmadı.” beyaz elbiseli kadın bir an duraksadı ve yüzündeki gülümsemeyi geri çekti: “Oğlum, beni iyi dinle. Şimdi söyleyeceklerim hakkında bana bir söz vermelisin yoksa ileride muhtemelen seninle karşılaşma şansımız olmayacak.”

Chen Xi’nin kalbi titredi ve kendini sakinleştirerek aklındaki dağınık düşüncelerden kurtuldu.

Beyaz elbiseli kadının gözlerinde nostaljik bir hava vardı ve güzel yüzünde birden acı, hiddet, çaresizlik ve kırgınlık gibi birçok duygu belirdi.

Daha sonra konuşmaya devam etti: “Ailem, babanla evlenmemi kabul etmediği için amcan tarafından alı konuldum. Benim yüzümden -Zuoqiu Klanı’nın itibarını korumak ve rezil düşmemek adına- Chen Klanı’nı yok etmekten bile çekinmediler.”

Yani annem zengin bir adamla gizlice kaçmadı, büyük amcam tarafından alı kondu…

Chen Xi, prangalardan kurtulmuşçasına 10 yıldır taşıdığı yükün üzerinden kalktığını hissetti. Ama son bölümde annesinin söylediklerinin duyduğunda içindeki tüm sevinç yaşanamadan yok oldu.

Yani klanımızı annemin klanı olan Zuoqiu Klanı mı yok etmişti?

Chen Xi’nin nefes alışverişi hızlandı, göğsüne sanki 5,000 kg’lık bir yük binmiş gibiydi. Hislerindeki şiddetli değişim yüzünden gözleri karardı ve neredeyse kendinden geçiyordu.

Geçen 10 yıl boyunca her sabah kalktığında Chen Klanı’nı yok edenlerin kim olduğu hakkında kafa yoruyordu. Kalpten bir şekilde kendine söz vermişti ki klanına bunu reva gören her bir kişiyi ne kadar zorlulukla karşılaşırsa karşılaşsın öldürecekti. Ama en vahşi rüyaların bile böyle acımasız bir gerçekle karşılaşacağı aklına gelmemişti!

“Oğlum, çok öfkelisin değil mi? Annen de sen gibi öfkeli!  Annen çoktan Zuoqiu Klanı ile ilişkisini kesti ve büyük bir bedel ödedi ama onlar, annenin gitmesine izin vermedi.”

Zuoqiu Xue’nin sesi gittikçe alçaldı ve ciddileşti: “Olanların nedeni ise çok basitti: Annen ve baban olarak hayatın değişiklerini deneyimlediğimiz yolcuklarımızdan birinde çok değerli bir hazine elde ettik.

“Bak, kesinlikle bunun yüzden oldu.” genç kadın zarif eliyle yeşim kolyeyi işaret etti. Gözlerinde tarif edilemez bir acı ve nefret ortaya çıktı.

Chen Xi kafasını kaldırıp oraya baktığında bakışları birden donuklaştı. O anda zihni uyuşuyordu ve zihninin idrak edebileceği son damlayla Zuoqiu Xue’yi dinlemeye çalıştı.

“Nehir Diyagramı’ diye bir şey duydun mu hiç?”  o, ilkel çağdaki en gizemli diyagramdı. İlkel çağdaki birçok tanrı onu kendi Taolarının yolunu kavramak adına kullandı.  Cennetin gizemlerini aralayarak Büyük Tao’da ustalaşmak ve Tao’da zirveye ulaşmak için... Bu nedenle Nehir Diyagramı’’nın ortaya çıktı her an beraberinde yıkımı da getirdi. Bu kıyım üç boyutta kargaşaya neden oldu ve reenkarnasyonun altı yolunu rahatsız etti. Özel yeteneğe sahip birçok kişi Nehir Diyagramı’’nı elde etmek için mahşer günü gelmişçesine savaştı. Onu sadece düşünmek bile sırtımda ürpermeye sebep oluyor.”

“Şans eseri Nehir Diyagramı’ ilkel çağda ortadan kayboldu, bu sayede tanrılar ve şeytanlar arasında geçen savaş da sona erdi. O zamandan beri bir daha hiç savaş olmadı. O zamandan beri muhtemelen 1.000.000 yıl geçti. Eğer ben gençken klanın eski kitaplarını okumasaydım Nehir Diyagramı’’nın adını bile öğrenemeyecektim.” Zuoqiu Xue yorulmadan içinde nostalji havası olan kısık ve ciddi bir sesle olanları anlattı.

Ancak Chen Xi bunu duyduğunda sanki eski bir efsane dinliyormuş gibi hissetti. Bu yüzden içinde en ufak bir hareketlenme bile olmamıştı.  1.000.000 yıl önce olmuş olan bir olay şu anki zamandan çok ama çok uzaktaydı ve kalbinde bunu anlamak için bir parça bile ilgi uyanmadı.

Bildiği tek şey, Nehir Diyagramı’nın bir hazine olduğuydu. İnsanların birbirini canice öldürmesine sebep olan bir hazine…

“Bu yeşim kolyenin içerisinde gizli olan şey ise Nehir Diyagramı’nın taş yazıta sürterek oluşmuş hali. Yazım sırasında Nehir Diyagramı’nın izleri sürtme sonucu taşa damgalanmış. Sakın damgaya doğru bakma yoksa birisi Nehir Diyagramı’nın nerede gizli olduğunu fark edebilir. Annenin alıkonması ve Chen Klanı’nın yok edilmesinin sebebi bu yeşim kolye!”

Zuoqing Xue’nin söylediği son sözler şok ediciydi ve Chen Xi’nin kafasının içerisinde patlayan bir bomba etkisi bıraktı. Bakışlarını şaşkınlık içerisinde yeşim kolyeye sabitledi.

Chen Xi, antik bir hikâyesi olan Nehir Diyagramı’na sahip olduğunu öğrendiğinde Nehir Diyagramı’nın kaderiyle ilişkilenebilecek kadar talihli olduğunu fark etti!

Aslında kendini talihli olarak mı kabul etmeliydi yoksa bu konuda kahrolmalı mıydı bilmiyordu ancak şu anda her şeyi anlamıştı. Chen Klanı’nın yok oluşu, annesinin gidişi ve babasının ortadan kayboluşu… Hatta kendisine takılan ‘Uğursuz’ lakabı tamamen bu yeşim kolye sayesinde olmuştu.  Eğer bu şekilde bir zıtlaşma olmasaydı ailesinin ve klanının başına gelenler başka ne tür bir sebeple yaşanabilirdi ki?

Muhtemelen bu, bir insanın varlığının başkasının açgözlülüğüyle nasıl harabeye dönüştüğüyle ilgili bir durumdu.

Chen Xi, kalbindeki sonsuz düş kırıklığıyla derin bir iç çekti.

“Söylendiğine göre o yeşim kolyenin içinde ilkel bir varlığa ait gelişim köşkü bulunuyor. İçerisinde kendine ait boyuta ve çeşitli gizlenmiş kaynak noktalarına sahip ve Nehir Diyagramı da bunlardan bir tanesi. Ne yazık ki annen bu bilgiye sahip ama daha önce içerisine hiç girmedi.”

“Tahmin ediyorum ki şu anda Yaratılış Âlemdesin.  Şu anki seviyenle annenin yeşim kolyenin içerisine bıraktığı ruhsal damgayı çağırabilirsin.  Böylelikle yeşim kolyenin sahibi olabilecek kabiliyete sahip olacaksın. Ona sahip ol ve sıkı çalış!”

Beyaz elbiseli kadının silueti yavaş yavaş solmaya başladı. Öyle görünüyordu ki birazdan parçalara ayrılıp yok olacaktı. Şu anda kadının sesi bile aceleci bir hal aldı: “Oğlum, unutmamalısın ki güçlü biri olup kendini sağlama almadan hiçbir şartla bu yeşim kolye hakkında kimseye bir şey söylememelisin. Küçük kardeşine bile. Eğer dediğimi yapmazsan Chen Klanı’nın bütün umutlarını yok edersin!”

“Annenin güvenliği konusunda hiç endişe etme. Gökyüzü Ölümsüzü Âlemine ulaştığında annenle görüşebileceksin.”

Beyaz elbiseli kadının sesi bir anlığına titredi ve arkasında iz bırakmadan ortadan yok oldu. Göğsündeki yeşim kolye de eski haline geri döndü.

Oda tekrar karanlığa büründü ve Chen Xi sanki bir rüya görmüş gibi hissediyordu. Ama ses kalbinde hala yankılanmaya devam ediyordu ve göğsünde asılı duran yeşim kolye rüya değil gerçekti!

Öylece karanlıkta oturakaldı ve uzun bir zaman geçtikten sonra dudakları aralandı ve kendi kendine söylendi: “Merak etme anne, oğlun seni kesinlikle bulacak!”

Chen Xi’nin tüm uyuma isteği yok olmuştu ve içeriye gidip yüzünü soğuk suyla yıkadı. Kafasının tekrar toparladıktan sonra göğsündeki kolyeye bakmaya başladı. 

Yaşadığı tüm şeylerden sonra anlamıştı ki bu kolye onun gelişim seviyesinin son beş yılda hiç değişmeden 3. seviye Yaratılış Âleminde tıkanıp kalmasına sebep olmuştu.

Bu yeşim kolye, bugüne kadar kazandığı tüm Ruh Özü’nü sessizce içine çekmişti. İçerisindeki enerji seviyesi doygunluğa ulaşınca annesinin ruhsal damgasını uyandırabilecek yeterliliğe sahip olmuştu. Bugün annesinin siluetini gördüğünde, bugüne kadar aklında çözülmemiş ne varsa hepsine cevap buldu. 

Sonunda anlamıştı ki o bir Uğursuz değildi ve doğal yeteneği düşündüğü gibi kötü de değildi. En önemlisi de annesinin hala hayatta olduğuydu. Chen Xi ilhamla doldu çünkü biliyordu ki güçlendiğinde annesini bulabilecekti!

Gökyüzü Ölümsüz Âlemi..?

“Yaşadığım sürece kendi Mor Saray’ımı kuracak, Altın Salon’a ulaşacak ve kendi Ying-Yang Altın Çekirdek’imi yoğunlaştıracağım ve bu sayede Yeniden Doğuş Âlemine ilerleyerek, Yeraltı Dönüşümümü tamamlayacağım. Yeryüzü Ölümsüzü olmak için göksel felaketi deneyimleyecek ve Gökyüzü Ölümsüzü olmak için Ölümsüz Diyarı’na yükselmek uğruna Büyük Tao’yu kavrayacağım!“

Yaşadığım sürece büyükbabamı öldüren ve küçük kardeşimin sağ kolunu alan ezeli düşmanlarımızın hiçbiri kaçamayacak!

Chen Xi, derin bir nefes aldı ve ileriye doğru değişmeyen ve kararlı bir şekilde baktı.

“ İlkel bir varlığın gelişim için kullandığı bir köşk aslında bu yeşim kolyenin içerisinde ve hatta Nehir Diyagramı’nın yazılmış hali bile içerisinde. Çok merak ediyorum acaba içerisinde ne gibi kaynak noktaları ve eşyalar var? Annemin söylediğine göre yeşim kolyenin üzerinde olan mühür bozuldu ve benim Yaratılış Âlemindeki gelişimim de içerisindeki köşkün sahibi olmam için gerekli yeterli seviyede. Gerçekten doğru mu acaba…?”

Chen Xi, annesinin sözlerini tekrarladı ve bir anlığına çekindi, daha sonra dişlerini sıkarak kararlı bir şekilde vücudunda bulunan Ruh Özü’nün bir kısmını ayırıp yeşim kolyenin üzerinde döktü.

Yeşim kolyenin üzerinde ufak bir parıltı belirdi ve dönerek derin ve sessiz bir kara deliğe dönüştü.

O anda kara delikten gelen karşı konulamayacak seviyede çekim gücü ortaya çıktı. Chen Xi buna hazırlıksızdı ve karşı koymak için çok geçti. Ne kadar denerse denesin başaramadı ve tüm vücudu kara deliğe doğru çekildi.

Om!

Kara delik parçalara ayrıldı ve ortadan kayboldu.

Bütün oda tekrar karanlığa gömüldü ve normale döndü ama Chen Xi etrafta gözükmüyordu.

Chen Xi, büyük ve ihtişamlı bir alanda duruyordu.  Bir dizi yıldız topluluğunun ışığı tepede parlıyor ve ateşböceklerinin havada yaptığı gibi ışık saçıyorlardı. Soğuk ve gümüş renkte olan ışık sanki bir şelale gibi yukarıdan aşağıya doğru parlıyor ve gerçekdışı bir his yaratıyordu.

Ayaklarının altında ise yumuşak, koyu yeşil çimen kaplı bir zemin; ucu bucağı gözükmeyecek şekilde ufka doğru uzanıyordu.

İlkel varlığın gelişim köşkü acaba burada olabilir mi?

Chen Xi, gözleriyle etrafı taradı ama köşk sayılabilecek gözüne çarpan tek bir yapı göremedi. Şaşkınlığının üzerine, ister istemez kendini tetikte tutuyordu.

İçinde kaynağı bilinmeyen bir korku hissi vardı. Bu yüzden Chen Xi, etrafını izlerken dikkatsizce hareket etmemeye özen gösteriyordu.

Beklediği yerde uzun zaman bir zaman geçirdikten sonra Chen Xi’nin bacakları ağrımaya başladı ama çevresi ilk geldiği gibi sessizdi ve çevreden çıt bile çıkmıyordu. Düşündüğü gibi etrafta tek bir yaşam belirtisi bile bulunmuyordu.

“Acaba köşk diye bir şey hiç yok mu?” Chen Xi, kalın çimenlerin üzerine uzandı ve gökyüzünde yoğun bir şekilde parlayan sıra halindeki yıldızlara doğru baktı.

Bir şeyler doğru değil!

Buradaki uzayda bulunan hiçbir şey cansız değil ve bu yıldızlar… Eğer canlılarsa sonsuza kadar dönmüyorlarmıydı mı? Dışarıdaki dünyada yıldızlar böyle uçmuyorlar!

Chen Xi’nin gözleri genişçe açıldı ve bunu fark etti. Karşısında titreyerek ışık saçan yıldız topluluğuna dikkatlice baktı ve onları dikkatlice gözlemledi.

Gökyüzü, üzerine göz kamaştırıcı şekilde parlayan yıldızların serpildiği bir örtüye benziyordu.  Yıldızların her biri kendisine ait hızda sonsuz türde yörüngeye sahip şekilde hareket ediyordu.  Aşırı derecede karmaşık ve derin bir yörüngede ilerlerken havada dönüyorlardı.

 Eğer bu manzara karşısında onun yerinde sıradan bir insan olsaydı gördüğü anda büyülenirdi ama Chen Xi, bu manzarayı gördüğü anda ağzı açık kalmıştı.

On binlere yıldızı fırça ucu olarak kullanmak ve gecenin örtüsünü tılsım kâğıdı olarak kullanılmak istendiğinde fırçayla çizilen şey karmakarışık gibi gözükse de aslında çok düzenliydi. Sadece yıldızların bireysel olarak hareketlerini sağlamıyordu, onlar aynı zamanda canlılık ve ahenk içinde hareket ediyorlardı. Gerçekten olağanüstü… Büyülenmiş bir şekilde düşüncelere dalan Chen Xi, soğukça ışık yayan bu yıldızların yavaşça birleşip bir Diyagramı’ oluşturduğunu fark edemedi