Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

9. Bölüm Gökyıldız Enstitüsü

Çevirmen: T4icho / Editor: Momental

Sisli Çam şehrinin güney bölgesi sessiz ve düzenliydi. Şehrin dörtte birlik bir alanını kaplıyordu ve bu böyleye enstitü bölgesi diyorlardı çünkü bölge içerisinde sayısız irili ufaklı enstitü bulunmaktaydı.

Gökyıldız enstitüsü de bunlardan bir tanesiydi.

Bütün enstitüler arasında Gökyıldız enstitüsü daha ünlüydü çünkü hepsinin arasında Sisli Çam enstitüsünden sonra 2. Sırada bulunuyordu. 3. Sırada ise Sis Dağı enstitüsü bulunmaktaydı.

Sisli Çam şehrinde bulunan insanlar çocuklarının eğitimleri için bir enstitüye başvuruyorlardı ve doğal olarak ilk öncelikli olan Sisli Çam enstitüsüydü. Ama giriş sınavlarındaki şartlar aşırı zorlu olduğu için sadece yetenekli ve şanslı olanlar bu okula gidebiliyorlardı.

Sis Dağı enstitüsünde sadece yüksek yetenekteki kız çocuklarını öğrenci olarak kabul ediyordu.

Sadece Gökyıldız enstitüsünün giriş için hiçbir şartı bulunmamaktaydı. Eğer yüksek miktardaki ruh taşı olan ücretini öderseniz, öğrenci olarak bu enstitüye girebilirdiniz. Sonuç olarak bu enstitüde diğerleri arasında ilk üçte bulunmaktaydı ve şüphesiz öğrencilerine doğru yolu göstermekte yeterli bir enstitüydü.

Gökyıldız Enstitüsünün dış kapıları.

Chen Hao’nun çök öfkeli olduğu yüzünden belli oluyordu. Yüzünü buruşturmuş sessiz bir şekilde orada bekliyordu.

Karşısında ise 13-14 yaşlarında düzgün elbiseli ama yüzü morluklar içerisinde olan bir çocuk vardı. Üçgen biçimindeki gözlerinden rahatlık hissi yayılıyordu.

“Bu sefer Chen Hao haksızlık yaptı ve ilaçlar için gerekli tüm ödemeyi yaptık. Umarım Müdür Wu bu seferliğine onu affedebilir.”  Yan tarafta Bai Wanqing özür dileyen bir tavırla zayıf ve orta yaşlı bir adamla anlaşmaya çalışıyordu.

Orta yaşlı adam Bai Wanqing’e yan bankmış ve onu gözüyle tartmıştı. Daha sonra kafasını iki yana sallayarak: “Nasıl tamam diyebilirim ki? Genç Usta liderin çocuklarının arasında en değer verdiği küçük oğlu… Ne zaman böyle bir rezillik yaşadı? Bu çocuğun tedavi parasını ödeyerek kurtulacağını sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Hıh!  Li Klanının öğrencisine zorbalık yapmak ha? Onun gitmesine nasıl kolayca izin verebilirim?”

Ban Wanqing zorla gülümsedi: “Peki ne istiyorsunuz?”

Müdür Wu çenesini ovuşturdu ve pis pis sırıttı:. “ Yeterince açık olmadım mı? Ama eğer hatasını kabul eder ve genç ustanın önünde diz çöker ve ayrıca 300 ruh taşı verirse onu serbest bırakabilirim. Bu konu ancak böyle unutulabilir. Ne dersin?”

Bai Wanqing kalbinin hiddetlenmesini zorla bastırıyordu ve kısık sesle: “Müdür Wu, buna ne dersin? Chen Hao özrünü dilesin, ama önünde diz çökmese olmaz mı?”

Müdür Wu kendini zapt etmeyecek şekilde kahkaha attı ve küçükseyerek güldü: “İmkânsız!”

Bai Wanqing sakin durumunu kaybetmeye başlamıştı ve kaygısından dolayı kendini kaybetmek üzereydi.

“Bai teyze, neden bu adamın saçmalamasına tahammül ediyorsun? Sana söyledim. Bundan sonra enstitüde çalışmama gerek yok!”

Chen Hao şu anda sinirden dişlerini sıkıyordu ve Bai Wanqing’in yanında onun zor zaman geçirdiğini ve ağladığını gördü. İlerleyerek güzel elbiseli çocuğun karşısına geçti ve onu işaret ederek soğuk bir sesle “Li Ming, seni omurgasız şey; bir dahaki sefere seni güzelce döveceğim! Gücün yetmediğinde dışarıdan yardım aldığını ve Li klanından olduğunu düşündüğümüzde… Hıh! Sen gerçekten de babanın yüz karasısın.! Bai teyze hadi gidelim.” Chen Hao, Bai Wanqing’in kolundan tuttu ve arkasını dönerek oradan ayrılmaya başladıı.

Li Ming öfkeden kudurarak keskin bir sesle bağırdı: “Beni aşağılamaya cesaretin var demek? Sen… Sen… Sen… Müdür Wu, neden öyle kazık gibi bekliyorsun? Beni aşağıladığını görmedin mi? Döv şu piçi benim için!”

Şerefsizin evladı, babanın hatırı olmasa, umurumda bile değilsin!

Müdür Wu kalbinden ateş fışkırırcasına bağırdı, şu an delirmişti. Vücudunu kaydırdı ve hemen Chen Hao ve Bai Wanqing’in önünü kesti: “ Bu konu hala çözülmedi nereye gidiyorsunuz?”

Chen Hao hala korkusuzdu ve onu küçümseyerek: “ Li Ming ile dövüştüm ve enstitü beni kovdu, ben de bunu kabul ettim. Dekan Du Ze’nin dediğine göre Li Ming ile aramdaki sorun bu şekilde çözülmüş oldu. Yani eğer beni ve Bai teyzeyi yaralamaya kalkarsan buna pişman olursun.”

Müdür Wu karanlık bir şekilde güldü: “ Sen daha kafanda tüy bitmemiş bir veletsin ama kibirli bir şekilde düşünceni söylemekten çekinmiyorsun. Aranızdaki sorun çözüldü mü? Bu nasıl mümkün olur? Söyle bana, beni nasıl pişman edeceksin?” Konuşmasını bitirdiği gibi ellerini açtı sanki Chen Ha’nun ne söylediğini dinlemeden ona saldıracakmış gibi bir hal aldı.

“Müdür Wu, vurun ona! Bu çocuk sadece inatçı olmayı biliyor!” Li Ming bağırdı. Gözleri nefret ve heyecanla doluydu.

Chen Hao’nun tavrı oldukça sakindi ve soğukça: “Bu aslında çok basit. Gökyıldız Enstitüsüne gidip Li klanının Dekan Yu Ze’nin kararına saygı duymadığını söyleyeceğim.  Ayrıca generalin ofisine gidip Büyük General’e senin Sisli Çam şehrinde kavga başlatıp, karışıklık çıkartarak Büyük General’in otoritesini sarstığını söyleyeceğim! Tabi beni öldürmezsen, buna cesaretin var mı?

Müdür Wu’nun yüzü dondu ve endişeli gibi gözüküyordu. Chen Hao’nun ona söyledikleri kesinlikle onun en zayıf noktasıydı ve bu yüzden şu ana kadar ona saldırmamıştı.

General’in ofisi Darchu Hanedanının gücünü temsil ediyordu ve Sisli Çam şehrini yönetiyordu. Şehrin içerisinde geliştiricilerin savaşması yasaktı.  Eğer bir kişinin kurallara uymadığı görülürse, tüm gelişimi parçalanacak ve köleleştirilip madenlerde çalışmaya yollanacaktı. Bu kurallara Li klanının başı bile karşı gelemezdi.

Gökyıldız Enstitüsünün gücü Li klanıyla karşılaştırılamasa bile, Dekan Yu Ze’nin gelişimi 6 yıldız Mor Saray âlemindeydi ve şehirdeki savaş gücü en güçlü 3. Kişiydi.

“Ne yapmalıyım?”

Müdür Wu içten içe kendisiyle mücadele ediyordu.

Bai Wanqing olanlara çok şaşırmıştı ve Chen Hao‘nun olgunlaşmamış küçük yüzüne doğru bakıyordu. Onun tehditkâr ve zorlayıcı bir tavırla karşısındakini nasıl zor duruma düşürdüğünü izledi.

“Müdür Wu, o sadece gecekondu mahallesinde yaşayan fakir bir aileden geliyor ve kardeşi de ünlü uğursuz.  Onu dövsek bile bırakın Li klanına olacakları, Generalin ofisi ve Gökyıldız Enstitüsü bile bu konuda bir şey yapmayacaktır. Neden çekiniyorsunuz?”

Li Ming müdür Wu’nun endişeli ve kararsız tavrını görünce ona bağırmaktan kendini alamadı. “ Bir şey olsa bile, bana sahip değil misin?”

“Doğru, bu küçük varis olayları yatıştırmak için faydalı olacaktır. Klan reisinin beni hiçe saymasından neden korkayım ki?”

 

Müdür Wu sonunda kararını verdi ve soğuk bir şekilde: “Endişelenme Genç Usta, eğer bu çocuğun bacaklarını kırmazsam, Klan reisinin bana verdiği ilgi ve alakaya karşı mahcup kalıp utancımda boğulacağım!”

Müdür Wu konuşmasını bitirdiği anda yüzsüzlükle saldırdı. Ellerinde Ruh Özü’nden yapılma bir çift pençe oluştu ve Chen Hao’ya doğru pençe attı.

Chen Hao işlerin iyi gitmediğini çok önceden fark etmişti. Müdür Wu konuşmasını bitirdiği anda Bai Wanqing’i yana doğru itti ve kendisi de aynı anda kendisine doğru gelen pençelerden hızlıca öbür tarafa doğru kaçtı.

Üzerine gelen pençenin rüzgârı sertçe Chen Hao’nun yüzünü yaladı ve birazda olsa acı hissetti. Bu durum onun istemsizce şaşırmasına sebep oldu: ”Bu yaşlı köpek acaba Mor Saray gelişim seviyesinde mi?”

“Hıh! Ne kadar kaçabileceksin görelim!” Chen Hao’nun pençe saldırısından kaçındığını gören Müdür Wu, hafifçe korktu. Devamında soğukça homurdandı ve vücudundan Ruh Özü taşmaya başladı. Bambuya benzeyen sıska elleri bir anda kapkara parlamaya başladı ve şok edici bir aura etrafa yayıldı.

Swoosh!

Müdür Wu’nun vücudu hayalet gibi aniden ortadan kayboldu ve Chen Hao’nun önünde belirdi. Yumruklarının yansımaları sanki kelebeklerin uçarken çiçeklerin arasından hızla geçmesi gibiydi. Chen Hao’nun kaçabileceği tüm yollar bir anda kapanmıştı. 

Chen Hao köşeye çekilmeye zorlandı ve o anda kaçabileceği her yolu kaplayan yumruk yanılsamalarını önemsemeden ileriye doğru adım attı.

Yumruğu Ruh Özü ile kaplıydı ve vücudundan delicesine dışarıya taşıyordu. O anda şiddetli bir şekilde, hayatını tehlikeye atmak pahasına yumruğunu Müdür Wu’ya doğru onu yaralamak için savurdu.

Bu hareket Chen Hao’nun yapabileceği son şeydi. O, şu anda Yaratılış Âleminde olsa bile temeli zayıftı ve Müdür Wu’ya rakip olabilmekten uzaktı. Sadece hayatını tehlikeye atarak birazda olsa hayatta kalma şansı mevcuttu.

Beklendiği gibi, Müdür Wu sakatlanmak istemiyordu ve bu atağa karşılık olarak iki adım geriye çekildi. Daha sonra duruşunu değiştirdi ve avuçlarını yumruk haline getirerek Chen Hao’nun yaklaşan yumruğuna vurdu.

 

Bang!

Havada çarpışan yumrular yıldırım düşmüş gibi baskıcı bir ses yaydı, çarpışma sonrasında etrafı darmadağın edecek kadar güçlü bir hava dalgası yayıldı ve etraf toz duman içerisinde kaldı.

Chen Hao arkaya doğru 10 adım geriledi ve ağız dolusu kan tükürdü. Küçük yüzü bembeyazdı ve iç yaralanmalardan dolayı acı çektiği yüzünden belli oluyordu.

“Küçük Hao!” Bai Wanqing kendini tutamadı ve hafif bir çığlık attı.  Dövüşte yetenekli değildi ve bu yüzden ona en ufak yardımda bulunamıyordu. Bir anlığına kendini kaybetti ve şu anda ne yapacağını bilmiyordu.

Chen Hao ile yumrukları hava çarpıştıktan sonra, Müdür Wu bir santim bile yerinden oynamdı ve tek bir hasar bile almadı. Chen Hao’ya doğru küçümseme ile baktı ve soğukça: “Sen sadece 1. Seviye Yaratılış Âlemindesin ve benimle dövüşmeye cüret mi ediyorsun? Bacaklarını sonsuza kadar sakatlayacağım!” dedi.

Konuşmasını bitirir bitirmez tekrar harekete geçti ve aniden Chen Hao’nun yanında belirdi.

Sağ bacağını sanki demir bir çubuk gibi Chen Hao’nun bacağına doğru sert bir rüzgâr tabakası oluşturarak gönderdi!

Hmm?

Müdür Wu Chen Hao’ya tam vuracağı anda kalbinde korkutucu bir tehlike sezdi. Aniden hareketini durdurdu ve geriye doğru çekildi.

Bang!

O anda Müdür Wu‘nun yanından, kılıç kadar keskin bir buz parçası geçerek kireçtaşından yapılma zemine çarptı ve yerde kâse büyüklüğünde delik açıldı.

Müdür Wu kafasına dokunduğunda hafif bir acı hissetti ve istemsiz bir şekilde soluğu kesildi. Çünkü düşündüğünde az önce o saldırıyı geçiştiremeseydi şu anda ölmüş olacaktı değil mi?

Sadece Müdür Wu ile kalmamıştı, çevrede bulunan herkes olanlar karşısında donup kaldı ve savaş alanının yanından siyah bir siluetin hızlıca geçtiğini kimse fark edemedi.

“Hadi gidelim!” Chen Hao’nun kulağına çok tanıdık bir ses çalındı ve o tepki verene kadar bu sesin sahibi tarafından kucağa alınıp ve çoktan uzak bir noktaya götürülmüştü.

“Abi!” Chen Hao şu anda çok mutluydu ama o anda bir şeyin fakına vardı: “Bekle! Bai teyze hala orada!” dedi.

“Ben… Ben buradayım.” O anda kulağına zarif bir ses çalındı. Chen Hao o anda yukarıya doğru baktı ve yüzünde utanmış bir ifade bulunan, abisinin arkasından aşağıya doğru bakan Bai Wanqing’i gördü. 

“İşe yaramaz şey! Gözünün önünde biri tarafından kurtarıldılar! Müdür Wu, babamın sizi buraya göndermesinin ne faydası oldu ?”

Li Ming bu duruma tepki verdiği anda, Chen Hao ve Bai Wanqing çoktan ortadan yok olmuştu. Bu noktada Li Ming sinirden köpürdü ve sinirden Müdür Wu’ya doğru bağırdı.

Li Ming’in ona bağırmasından dolayı kulakları neredeyse sağır olacak olan Müdür Wu, yere doğru çöktü ve buz parçasının yerde oluşturduğu deliğe doğru baktı: “ Bu sadece birinci seviyede Buz Tılsımı.” Bana saldıran kişi büyük ihtimalle Yaratılış Âlemini bile geçmemiş olmalı ama saldırı zamanlaması konusunda çok ustalaşmış. Yaptığı saldırının zamanlaması hatasız olmakla beraber, saldırı şekli acımasızca… Durumun panik içerisinde olunmasından yararlandı ve bir anda ortadan kayboldu. Bu seviyede hesaplama kabiliyeti ve karar verme yetisi kesinlikle birisi en üst seviyede yeteneğe sahip.  Bu kişi uğursuz olamaz değil mi?

L Ming, Müdür Wu’nun söylediklerinin tek kelimesini bile dikkate almadığını fark ettiğinde ateş püskürdü: “Tamam! Sen, Müdür Wu kesinlikle kabiliyetlisin! Şimdi babama gideceğim ve ona senin düşmanı nasıl izin vermeden bıraktığını ve hatta beni bilerek insanların ortasında rezil ettiğini söyleyeceğim. Eğer seni Li klanından attırmazsam, soyadımı Wu olarak değiştireceğim.”

Müdür Wu ayağa kalktı ve ifadesiz bir şekilde: “Genç Usta, eğer böyle bir şey yaparsanız bende yıllardır yapmış olduğunuz tüm kötülükler konusunda da hesap vermek zorunda kalacağım.”

Li Ming bir anda dona kaldı ve yüzü tedirgin bir hal aldı:” Müdür Wu, sen… kazandın… saçmalama lütfen!”  gösterişli tavrı birdenbire zayıfladı.

Müdür Wu yüz ifadesi değişmeden ellerini bir birine vurdu: ” Genç usta, hadi gidelim. Gelecekte fevri bir şekilde davranmamaya dikkat et yoksa reisin kulağına istenmeyen şeyler gidebilir. Chen Hao’ya gelince, onunla gelecekte yavaş yavaş hesaplaşabilirsin. Ne dersin?

Li Ming sersemlemiş bir şekilde kafasını salladı. Endişeli gözüküyordu.

Müdür Wu içinden küçümseyici bir biçimde konuştu: “ Eğer abinin gücünün binde birine sahip olsaydın, bu şekilde aşağılanmazdın.”

O an Müdür Wu’nun aklına soğuk ve kibirli kişiliğiyle bilinen Li Ming’in abisi geldi. Sebepsiz yere kalbinde soğukluk oluştu ve o anda omurgasına doğru soğuk bir titreme hissetti. 

“En büyük genç usta küçük kardeşine çok düşkündü ve inzivadan çıktığı ve bu durumu öğrendiğinde Chen ailesinden olan o çocuğu büyü bir felaket bekliyor olacak…”