Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

19. Bölüm Alfa Kurt

Çevirmen: T4icho / Editor: Venus

Çorak arazilerdeki kurtların birçoğu, uzun uzun ulamak için kafalarını kaldırdı. Bu bir sinyaldi, tam saldırıyı başlatmak için bir sinyal!

Çürükurt kitleleri aniden hızlanmaya başlamış, sanki bedenlerindeki fiziksel engelleyiciler aniden açılmıştı. Vahşi siyah kurt dalgası, karakola gerçek bir saldırı başlatmaya başladı.

İleri karakol çevresindeki alan, bir sur inşa etmek için birlikte istiflenmiş kayalar ve harap lastiklerle dolup taşıyordu. Çorak arazilerde, böyle bir savunma oldukça güçlü kabul edildi. Birkaç düzine çürükurdun saldırısı bu karakola bir şey yapamazdı; ama sorun, sekiz yüzden fazla çürükurt ve etraflarında dolaşan bilinmeyen sayıda devasa yarasalarla karşı karşıya olmalarıydı!

İleri karakol savunmaları nerdeyse anında birden fazla yerden yarıldı ve birçok çürükurt boşluklara döküldü. Bütün dünya savaş, katliam, çığlıklar ve çılgın kurt uluması sesleriyle dolu görünüyordu.

Devasa yarasalardan kaçınmak için Gökdoğan, emekleme pozisyonunda ilerlemek zorunda kaldı. Karşısındaki surların dışından gelen sesleri duyabiliyordu, birkaç çürükurt, tırmanmak için türdeşlerinin üstüne atlıyordu. Yakında içeri girmeyi başaracaklardı. Burada kalmak kesin ölümle sonuçlanacaktı!

Gökdoğan ayağa kalktı, geriye kaçmak istiyordu... ama daha on metre gidememişken üç tane çürükurt, surları çeviklikle aştı. Yeşil gözleri, önlerindeki adamlara bakıyordu, neredeyse karşılarında titreyen küçük beyaz tavşanları inceleyen gururlu aslanlar gibiydiler. Tükürük kaplı dişlerini gösterdikten sonra boğazlarından alçak sesli bir hırıltı çıkardılar.

Korkmuş askerlerin geri kalanı ancak şimdi ayağa kalkıp kaçmaya başlamıştı. Ama artık çok geçti! Çürukurtlar havaya sıçrayıp ileriye doğru atıldı ve birkaç kişiyi devirdi. Keskin pençeleri beş santim uzunluğunda ve çivi kadar sertlerdi; her bir pençe vuruşu, bir adamı göğsünden dalağına kadar yarmaya yeterdi.

“GEBER!” Cesur bir muhafız, demir savaş çekicini kaldırıp çürükurdun kafasına indirdi. Bu darbe, herhangi bir kayanın içinde büyük bir çukur açacak kadar ağırdı ve hatta çürükurt bu darbeden dolayı iki büklüm olmuştu. Ancak kimse beyninin dağılmamasını beklemiyordu. Çok açık ki bu yaratığın kafatası kemiği taştan bile daha sertti! Vahşi çürükurt, karşılık olarak pençe atınca nöbetçinin yüzünün yarısı ortadan kayboldu.

Muhafızın çığlık atmak için bile zamanı olmadı. Çürükurt ona doğru atılıp onu yere vurdu ve ardından ses tellerini ve karotis arterini aynı anda koparttı. Bu darbe, adamın boğazının yarısını parçalamıştı! İleri karakol görevlisinin vücudu birkaç kez seğirdikten sonra bir daha asla hareket etmedi.

Çürükurt beslenmek için aceleciydi. Kanla kaplı burnunu kaldırdıktan sonra hortlak gibi, yeşil bakışlarını diğerlerine doğru çevirdi. Çoktan bir sonraki hedefini arıyordu. Titreşen bakışları vahşetle doluydu ve düzensiz askerlerin moralini tamamen kırıyordu.

Bu canavarlar, Eski Zamanlar'ın kurtlarından açıkça farklıydı. Hız, güç, vahşet ve zeka açısından, Eski Zamanlar'ın vahşi hayvanlarını katbekat aşıyorlardı.

Herkes geri çekilmek üzereyken, tek bir kişi ileriye doğru hücum etti. Kaptan Lain, ileriye doğru koşarken uzun kılıcını çıkardı. Çürükurdun yanına sert bir tekme indirip ağır hayvanı havaya savurduktan sonra uzun kılıcını havadaki kurdun boynuna geçirdi. Yaraya bakmadan, Kaptan Lain, daha da yukarı fırlamak için çürükurdun leşinin üzerine atladı, kılıcı soğuk bir ışıltıyla parlayıp sönerken onu aşağı doğru sapladı. Kılıç, ikinci bir çürükurdun göz yuvasından içeri girmişti!

“AWOOOO!” Son çürükurt, Kaptan Lain'e hücum ederken öfkeyle inledi. Kaptan Lain, kılıcını çıkarmaya zamanı olmadığı için saplanmış uzun kılıcını bıraktı. Aniden dizlerinin üstüne düşüp geriye doğru eğildi, çürükurdun saldırısından ancak sıyrılmıştı.

Riiiiip! Aniden Kaptan Lain'in metalik bilekliğinden keskin bir bıçak uçtu. Bıçak, çürükurdun alt karnını kolayca kesti. Çürükurdun sıçrayış ivmesi onu ileriye taşırken, bu da yaranın kocaman açılmasına neden oldu. Kan ve kötü kokulu organlardan oluşan bir sel çürükurdun bedeninden dökülerek Kaptan Lain’i gore içinde bıraktı.

Diğerleri ancak şimdi sakinleşmişti. Kaptan Lain'e gelince, o ayağa kalkıp biraz nefes aldı. İkinci çürükurdun kafasına bastıktan sonra uzun kılıcını zorla çıkardı. Tüm vücudu o kokuşmuş kanla kaplıydı ve cehennemin derinliklerinden kaçmış bir askere benziyordu. Hasarlı ses telleriyle boğuk bir şekilde bağırdı, “Hepiniz dövüşün! Tek bir adım geri atan herkes ölür!”

Kaptan az önce üç çürükurdu sebze doğrar gibi kolayca öldürmüştü. Göz kamaştırıcı beceri ve cesaret gösterisi, az önce çöküşün eşiğinde olan adamlarını canlandırıp morallerini güçlendirmeyi başarmıştı.

Ancak, daha fazla çürükurt duvarların üzerinden atlamaya başladı ve saldırıyı bastırdı. Arada sırada başlarının üstünde dönen dev yarasalar kulak, göz ya da belki bütün bir yüzü koparmak için aniden aşağı iniyorlardı. Bu savaş, Karabayrak İleri Karakolu için son derece dezavantajlı bir savaştı. Kaptan Lain bile çürükurtları art arda öldürürken bir pençe darbesi almıştı. Eğer onun katmanlı zırhı olmasaydı, o saldırıda midesi deşilmiş olurdu.

İleri karakol muhafızlarından bazıları, çığlık atan dev yarasaları vurmak için yaylarını kullanmaya çalıştılar, ancak karanlıkta hedeflerini net bir şekilde göremiyorlardı. Yarasalar simsiyahtılar ve inanılmaz derecede hızlı hareket ediyorlardı. En iyi keskin nişancılar bile bunlardan sadece birkaçından fazlasını vuramazdı.

İleri karakolun yaralıları gittikçe artıyordu. Bu mutant hayvanlar, Gökdoğan'ın hayal ettiğinden çok daha güçlü ve enerjikti, ancak her insan Kaptan Lain kadar güçlü veya yetenekli değildi. On ya da daha fazla insan, bazen uzun mızraklarla çürükurtları yaralamayı başarıyordu, ama çıldırmış çürükurt yine de ölmeden önce onların yarısını parçalayabiliyordu.

“Geri çekilmeye izin yok!”

“Hepiniz savaşmaya devam edin!”

Kaptan Lain, şimdiye histerinin eşiğine gelmişti. İleri karakol muhafızlarına gelince, onlar savaşı soğuk bir şekilde denetliyor, geri çekilmeye cesaret eden herkesi vurup yaralıyor ya da öldürüyorlardı. Karakol muhafızlarının çoğu, uzaktaki düşmanlara doğru ok atıp ateş etmeye odaklanmışlardı, bir yandan da düzensiz askerleri çoban gibi komuta etmekteydiler. Düzensizler, önde durup kendi kanlarıyla etlerini kullanarak canlı kalkan vazifesi görüp aynı miktarı da rakiplerinden talep ederek vahşi çürükurtlarla savaşmak zorundaydılar.

 

Çorak arazilerde savaş böyle işlerdi. Burada savaş, her iki tarafın bedenlerini ve canlarını çeken acımasız bir kıyma makinesi gibiydi!

Birdenbire, devasa bir darbe yakındaki 'duvarlar'ı yıkarken bir patlama sesi duyuldu. Muazzam bir büyüklükteki çürükurt, boşluktan içeri daldı, kabaca diğer çürükurtlardan iki kat daha büyük ve dört kat daha kaslıydı. Yaklaşık dört yüz kilo ağırlığında vardı ve sıradan bir insan kadar uzun boyluydu. Yeşil gözleri nefes kesici, vahşi bir ışık yayıyordu ve tüm vücudu uzun kalın bir kürkle kaplıydı. Etrafa kendisini bir kral gibi gösteren bir hâkimiyet ve güç havası yayıyordu ve hemen yanına altı ya da yedi küçük çürükurt daha çıkageldi. Kurtlar koyun ağılına girmiş gibi, etraftaki askerlere karşı katliama başladılar.

“Oh, S*KTİR. Bu bir alfa çürükurt!” Kaptan Lain yüksek sesle seslendi, “ Silahımı verin!" Kaptan Lain, başka bir muhafızdan çift namlulu av tüfeğini aldı, saçmaları şimşek hızıyla doldurduktan sonra direkt alfa kurduna doğrulttu. BANG!

Alfa çürükurt, Lain’in beklediğinden daha da fazla uyanık ve çevikti. Lain, av tüfeğini doğrulttuktan sonra yana doğru sıçramış, saçmalar vücudunu sıyırıp arkasındaki bir çürükurdu vurmuştu. Bu ucuz kurtulma, alfa kurdu iyice öfkelendi ve uluyarak Kaptan Lain'e doğru atıldı. Ancak Kaptan Lain'in cesareti hiç kırılmamıştı; hızlıca ikinci bir atış için silahı yeniden doldurduktan sonra tekrar ateş etti! Bu sefer, alfa çürükurt başını yana doğru bükerek saçmaların sırtına çarpıp kanlı bir sis yaratmasına izin verdi.

Bu tarz bir yara, böyle kuvvetli ve kaslı bir alfa çürükurt için bir hiçti. Artık Kaptan Lain'le arasında on metreden az kalmıştı ve yolu üzerinde karşılaştığı tüm insanların üzerinden buldozer gibi geçiyordu.

Alfa çürükurt aşırı derecede zekiydi. En büyük tehdidi kimin oluşturduğunu biliyordu ve şu anki amacı, bu tehdidi mümkün olan en kısa zamanda ortadan kaldırmaktı. İnanılmaz derecede kaslı vücudu aniden havaya sıçradı, devasa kurtpençeleri yere düşmüş bir insanın üzerine inip neredeyse anında adamın göğsünü içine çökertti. Adamın her bir deliğinden kan fışkırıverdi, daha sonra alfa çürükurt tekrar yükseğe sıçrayıp sadece altı metre uzakta olan Kaptan Lain'e doğru hücum etti.

Yüzbaşı Lain’in yüzü, karşısındaki durumu değerlendirirken gerilmişti. Av tüfeğini derhal fırlatıp, yere koyduğu uzun kılıcı çekti. Şimdi alfa çürükurt tam önündeydi. Kendisini devirmesine izin verirse işi bitmişti!

Kaptan Lain aceleyle geri çekildikten sonra kılıcını tüm gücüyle ileriye doğru sapladı. Alfa çürükurt muazzam pençeleriyle kılıca vurup onu anında parçaladı. Kılıcın sivri uçlu bıçağı uzaklara savrulduktan sonra az önce alfa çürükurdun üzerine bastığı zavallı adamın cesedine saplandı.

Kaptan Lain'in sağ eline gelince, o artık bir el sayılmazdı. Parmaklarının hepsi bu çarpışmanın kuvvetiyle kötü bir şekilde yaralanmıştı! Alfa çürükurt gerçekten hayal edilemeyecek kadar güçlüydü; pençesinden tek bir darbe, Lain’in sağ elindeki tüm parmakları yamulmuştu!

Ancak Kaptan Lain, birçok savaşta yer almış eski bir askerdi. Ağır bir yaralanma geçirip yoğun bir acı çekmesine rağmen, savaş ruhunu kaybetmedi. Kılıcının paramparça olduğu anda, sol eliyle bir hançer çıkardı. Alfa çürükurt ona doğru atılınca o, bıçağını sert bir şekilde savurup onu sol gözünden bıçaklamayı başardı! Daha sonra bıçağı hafifçe çevirince yaradan büyük miktarda kan ve göz jeli çıktı. “AWOOOOO!” Alfa çürükurt, acıyla uludu!

 

Bu manzara, diğer askerlerin moralini muazzam bir şekilde yükseltti ve hepsi de karşılık olarak heyecanla bağırdılar. Ancak kimse daha sonra ne olacağını tahmin etmemişti. Alfa çürükurt aniden vücudundan yeşil, sis benzeri bir madde çıkardı!

Çürükurt çok yakında olduğu için Kaptan Lain’in sıyrılmaya fırsatı olmadı. Kalın yeşil sis anında tüm vücudunu kaplayınca, Kaptan Lain insanlık dışı bir çığlık attı.

Elleri, yüzü, açıkta kalan eti… hepsi kaynar suyla haşlanmış gözüküyordu. Cildinin her santimetresi pancar-kırmızısına döndü... ve sonra da sanki birisi peynir rendesi kullanarak derisini parçalıyormuş gibi etleri vücudundan dökülmeye başladı. Gözleri bu yakıcı sisle anında körleşmişti ve yanlışlıkla o güçlü aşındırıcı maddeyi soluyunca ağzına, burun deliklerine ve akciğerine yayıldı. Sanki birisi boğazından aşağı kaynar su dökmüş gibiydi!

Kanlı baloncuklar ağzından çıkıyordu ve dili bile çürüyordu! Sadece birkaç dakika sonra, tüm solunum sistemi ses telleri gibi tamamen tahrip olmuştu. Artık çığlık atamaz haldeydi. O, cesur ve sert bir savaşçıydı, ama böyle bir saldırıyı karşılamak için bir mucize bile yeterli olmazdı.

Alfa çürükurt ağzını açtıktan sonra Kaptan Lain’in kafasına geçirdi. Kaptan Lain’in dört uzvu hâlâ çılgınca mücadele ediyordu... CRUNCH! Çürükurt, kafayı sanki çürümüş bir domatesmiş gibi ısırdı. Adamın kafası büyük bir kan topağına dönüşmüştü.

Karabayrak'ın ünlü bir uzmanı olan ileri karakolun elit savaşçılarından biri, bu alfa kurdun elinde sefil bir şekilde can vermişti. Bu sefer panikleyen sadece düzensizler değildi. Karakol muhafızları bile kendini kaybetmişti!

Alfa çürükurdun sol gözünde o hançer hala saplı bir şekilde duruyordu, ama kurt her zamanki gibi vahşi ve acımasızdı. Döndükten sonra o ölümcül yeşil buğuyu bir kez daha tükürdü, bu sefer içinde biraz beyin dokusu ve ona karışmış kan vardı. Oldukça az sayıda insan saldırı alanı içindeydi ve bir kez daha acı dolu çığlıklar yankılanıyordu.

Çürükurtlar ardı ardına hücum edip insanlara doğru atılıyordu. Artık mevcut insanlardan hiçbirinin hiçbir şekilde savaşmaya isteği kalmamıştı. Tek destek kaynakları olan Kaptan Lain ölüp gitmişti. Bu, buradaki savaşın, tamamen orantısız hale gelip insanlar için mutlak bir cehennem olacağı anlamına geliyordu.