Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

20. Bölüm Ucuz Kurtulma

Çevirmen: T4icho / Editor: Venus

Kaptan Lain öldürüldükten sonra cesedi alfa çürükurt tarafından çöp gibi bir tarafa fırlatılmıştı. Diğer çürükurtların bir kısmı, ceset için birbirine girdiler ve sonunda onu birkaç parçaya böldüler.

Gerçekten akla hayale sığmaz bir manzaraydı. Kısa bir süre önce, o sapasağlam bir savaşçıydı. Şimdiyse, yere saçılmış kan, kemik ve et parçalarından başka bir şey değildi.

Bunun Gökdoğan için ne kadar ağır bir manevi darbe olduğu tahmin edilebilirdi. Gittikçe daha fazla çürükurt içeri dökülüyordu ve her açıdan eşit biçimde muhteşemlerdi; kuvvetlilerdi, hızlılardı, vahşilerdi ve akıllılardı. Onlar gerçek birer katildi! Kısa bir süre sonra bütün savunma hattı, pek çok yerden öyle yarılmıştı ki artık askeri bir düzene hiç benzemiyordu.

"Koşmayı bırakın. Kaçamazsınız!” Gökdoğan, her şeyin tamamen kontrolden çıktığını hissedebiliyordu. Çılgınca, “Ölümüne dövüşün onlarla, yoksa hepimiz öleceğiz!” diye seslendi.

İnsanlar hala sayıca üstündü. Bir araya gelebilseler, kazanma şansları vardı! Koşmak hiçbir işe yaramazdı; iki bacak nasıl dört tanesinden daha hızlı koşabilirdi ki?

Gökdoğan, sinsi, vahşi çürükurtların gruptan ayrılıp tek başına kaçanları kovalamayı sevdiğini fark etti; arkadan saldırılar yüksek bir başarı şansına sahip gibi görünüyordu. Ne yazık ki, hiç kimse Gökdoğan'ı önemsemedi; hepsi dehşet içinde kaçmaya devam ederek çürükurtların avı oluyorlardı.

Gökdoğan artık hiçbir umut göremiyordu. Dişlerini sıktı, yukarı doğru yükselip çürükurtlardan birine doğru hücum etmek üzereydi. Ama tam o anda, tiz bir çığlık duyuldu! Dev bir yarasa, Gökdoğan'a doğru dalış yapmıştı ve kartal benzeri pençeleri, doğrudan Gökdoğan'ın yüzüne saplanmak üzereydi. Eğer bu darbe inerse, pençeler yüzünü sanki parşömenmiş gibi yırtacaktı.

Tehlikeye uyanan Gökdoğan, hemen durup yerine geri döndü, ancak devasa yarasa durmak bilmeden onu takip etti. İki pençesi Gökdoğan'ın omuzlarına yapışıp derisini yırtarak ve etinin içine geçti. Dev yarasa daha sonra sert bir şekilde kanatlarını çırpmaya başladı; eğer bir kez daha gökyüzüne uçabilirse, pençelerinin ürpertici gücüyle, en azından Gökdoğan'ın omuzlarından iki büyük et parçası koparırdı.

“Defol git!” Gökdoğan, öfkeyle bağırıp yarasının sol kanadını kılıcıyla kopardıktan sonra onu yere çarptı. Kısa kılıcını iki eliyle ters bir şekilde kavrayıp defalarca yarasanın kafasına geçirdi. Çok miktarda pis kan dökülüyordu ve birkaç çırpınıştan sonra yarasa hareket etmeyi bıraktı.

Tek gözlü alfa çürükurt, kafasını Gökdoğan'a çevirip dikkatini anında bu yarı yetişkin çocuğa odakladı. Keskin dişlerini gösterirken, ağzından aşağı yavaşça kan ve tükürükler akıyordu. Bir dakika önce, dişlerini en az altı veya yedi kafayı ezip yok etmek için kullanmıştı. Şimdi sekizincinin yerini belirlemişti!

Alfa çürükurt havaya sıçrayıp devasa cüssesine uyuşmayan müthiş bir hızla hareket etti. Ancak alfa çürükurt, vahşi darbesini indirmek için havaya yükseldiğinde, Gökdoğan'ın ikaz duyuları onu yaklaşan tehlike konusunda uyardı.

Bu şey Kaptan Lain'i bile yok etmişti! Gökdoğan böyle vahşi bir canavarı nasıl yenebilirdi ki?

Alfa çürükurdun ağzı, yüksek oranda aşındırıcı asit tükürüğüyle çoktan köpürmeye başlamıştı. Ancak şimdi tükürüğü, kullandığı son iki zamana kıyasla çok daha azdı. Alfa çürükurdun, asit tükürüğü muhtemelen azalıyordu ya da belki de böyle zayıf bir hedefe karşı çok fazla kullanmasına gerek olmadığı hissetmişti. İnanılmaz bir hızla hareket edip arkasında devasa toz bir bulutu kaldırarak kendini Gökdoğan'a bir ok gibi fırlattı.

Gökdoğan, kendini yana doğru atarak kısa kılıcını düz bir şekilde alfa çürükurduna fırlatmıştı, ama elbette fırlatış tamamen işe yaramazdı.

Gökdoğan, yaratığın devasa kütlesi üzerine uçarken sırtından gelen ateşli bir acı hissedebiliyordu. Büyük olasılıkla, birkaç damla tükürük sırtına damlamıştı, ama sanki kuvvetli bir aside batırılmış gibi hissediyordu. Ve bu sadece birkaç damlayla olmuştu! Yaratığın tükürüğünün tüm gücüyle patlaması karşısında Kaptan Lain'in neredeyse anında sakatlanmasına şaşmamalıydı!

Alfa çürükurt zarafet ve hızla döndükten sonra Gökdoğan'a bir kez daha sıçradı. Yaratık çok yakındı! Gökdoğan nasıl sıyrılmaya çalışırsa çalışsın, bu saldırıdan kaçınmasının bir yolu yoktu.

Gökdoğan çok iyi biliyordu ki, yere yıkıldığı anda ölecekti; bundan kurtuluş olmazdı. Kafası koparılıp kavun gibi ezilirdi, vücudu parçalara ayrılır ve bağırsakları dışarı çekilirdi. Bir yığın et ve kanlı lapaya dönüştürülecekti!

Burada ölemem!

Gökdoğan, karakoldaki ilk gecede gördüğü kâbusu düşündü. Henüz güçlenmemişti, henüz çorak arazilerden kurtulmamış, henüz hayallerini gerçekleştirmemişti. Nasıl böyle anlamsız, sefil bir ölümü kabul edebilirdi? Bütün bu düşünceler bir anlığına aklından geçti.

Çılgın bir cesaret dalgası aniden Gökdoğan'ın içine aktı ve neredeyse içgüdüsel olarak tepki gösterdi. Eğer ölecekse, ne olursa olsun, dövüşerek ölecekti. Bacakları aniden durdu, daha önceki hareketlerinin ivmesi onu ileriye doğru itmeye devam etti ve ayaklarının çamurlu zeminde 'kaymasına' neden oldu. Dengesini sağlamaya çabalarken, Gökdoğan sağ eliyle cebindeki gümüş tabancayı çıkardı.

Tartarus paralı askerleriyle geçirdiği önceki ayda, Gökdoğan paralı askerlerin ateşli silahlarının bakımına yardım etmişti. Ancak hiçbirini kullanmaya fırsatı olmamıştı. Bu onun bir tabancayı ilk defa kullanışıydı... ve yine de ona çok tanıdık geliyordu.

Gökdoğan sanki zihni vücudundan çıkıp silahın içine uzanmış gibi hissetti. Her küçük parçayı ve her kalıplanmış çizgiyi, sanki tabanca, vücudunun bir parçasıymış gibi açık bir şekilde hissedebiliyordu. Tıpkı gözleri, kolları ya da bacakları gibiydi; bu yüzden onu tam bir ustalıkla kontrol edebildi.

Gökdoğan, vücudunun dönüştüğünü açıkça sezebiliyordu. Vücudundaki her gözenek sıkılaşıp büzülüyordu ve her bir kas grubu bu yaklaşan atışa hazırlanmak için ahenkle hareket ediyordu.

Kontrol meta-insanı olmak böyle hissettiriyordu. Kontrol meta-insanları vücutlarını ve aynı zamanda kullandıkları silahları mükemmel bir şekilde kontrol edebiliyorlardı. Bu tip meta-insanlar, çeşitli türdeki ateşli silahlar gibi karmaşık teknolojik silahları kullanmayı tercih ederlerdi. Şimdiye kadar, Gökdoğan'ın karşılaştığı en güçlü kontrol meta-insanı Kurnaztilki'ydi. O, iki modifiye tabancayla yüzlerce metre uzaktan, hedef bile almadan tam on ikiden vurabiliyordu.

Gökdoğan, Kurnaztilki kadar güçlü değildi… ama hedefin ne kadar yakın olduğu ve ne kadar büyük olduğu göz önüne alınırsa, onu vurabileceğinden emindi! Sadece tek bir mermisi vardı. Her şey bu atışa bağlıydı!

Gökdoğan, tabancasını kaldırıp alfa çürükurdu hedef aldığında alfa çürükurdun atıştan sıyrılmak üzere hafifçe titrediğini açıkça fark etmişti.

Beklendiği gibi, bu inanılmaz derecede tehlikeli mutant hayvan keskin bir tehlike duyusuna sahipti. Ancak Gökdoğan, alfa çürükurdun tepkisinin ne olacağını tahmin edebildiğini hissedip derhal telafi için tabancasının ucunu çok ufak ayarladı.

Dev çürükurt, başının üzerinde ölümün soğuk nefesini hissedince ilk defa korkmuştu. Fakat yine de, bu korku duygusu, yaratığın vahşi saldırganlığını daha da körükledi ve kurt öfkeyle uluyup ileriye doğru fırladı.

Ya kendisi ölecekti, ya da avı!

Bu bir ölüm kalım anıydı, ama Gökdoğan aslında inanılmaz derecede sakindi ve odaklanmıştı. Parmakları tetiğe hafifçe kapanırken hiç titremiyordu ve silahın namlusunu, kabzasını, silahı kavrayan parmaklarını ve vücudunun geri kalanını mükemmel bir netlikle hissedebiliyordu.

Silahın tetiğini çekip çekicin yüksek hızla düşerek merminin arkasındaki baruta çarpmasına neden oldu. Barut başarılı bir şekilde yanmaya başladı ve merminin kovanını anında genişleyerek mermiyi namludan dışarı muazzam bir hızla itti!

CRACK! Tek bir mermi, silahın namlusundan alev gibi dışarı çıktı!

Mermi havayı yararak yol aldı… Sonra alfa çürükurdun sağlam gözüne akıl almaz bir doğrulukla isabet etti. Yavaş çekimde, mermi, korneayı paramparça edip camsı yüzeyinden geçerek optik sinirleri kopardıktan sonra direkt yaratığın beynini parçalamış, kafatasının içindeki beyin dokusunu bir yığın lapaya çevirmişti.

Gökdoğan'ın kayan bacakları sonunda durdu, alfa çürükurdun devasa gövdesi tam önünde yere yığıldı. Vücudu hala titrerken, sanki bir kez daha sıçrayıp Gökdoğan'ı parçalamak istiyormuş gibi geri kalan azıcık bilinci ayaklarına söz geçirmeye çalışıyordu. Ne yazık ki, bir daha asla kalkamayacaktı.

Her ne kadar anlatılması vakit alsa da, aslında her şey bir anda olup bitmişti!

Gökdoğan, tam karşısında duran tepe büyüklüğündeki leşe şaşkın gözlerle bakıyordu. Gerçekten bu canavarı tabancayla öldürdüğüne inanamıyordu. Ancak ölümün pençesinden canını kurtarmış olmanın tadını çıkarmaya fırsat bulamadan, inanılmaz bir tükenmişlik hissi içini kaplayarak yere yığılmasına neden oldu. Bütün enerjisini o atışa vermişti de, şimdi geriye hiçbir şey kalmamıştı.

Alfa çürükurt ölünce, diğer çürükurtlar kederle ulumaya başladılar, çılgın moralleri ani bir darbe almış gibi görünüyordu. Ancak bu geçici bir durgunluktan başka bir şey değildi. Bu mutant hayvanların ne kadar acımasız oldukları göz önüne alındığında, alfaları ölmüş olsa bile geri çekilmeyeceklerdi. Bunun yerine, tüm o yeşil gözler, alfalarını öldüren katil üzerine odaklandı. O düzinelerce vahşi bakış, Gökdoğan'ın kalbine saplanan düzinelerce kılıç gibi deliciydi.

Gökdoğan, kurtlar birlik içinde hareket etmeye başladığında, birazcık bile soluklanmaya fırsatı olmamıştı. İnanılmaz derecede kaslı düzinelerce çürükurdun hepsi birden, tek bir hedefe doğru hareket etmeye başlamıştı: ona! Bu, inanılmaz bir manzaraydı. Gökdoğan tamamen savunmasızdı ve hiç silahı kalmamıştı, ama hem silahlı hem de Çılgın Köpek kadar güçlü olsaydı bile, aynı anda düzinelerce çürükurtla baş edemezdi.

Gökdoğan koşmaya başladı. Kısa kılıcını alıp savaşmak istiyordu, çünkü pes etmek istemedi… ama koşmaya başladığı anda, kaslı bir çürükurt balyoz kadar kuvvetle sırtına çarparak onu yere düşürüp çamurda yuvarlanmasına sebep oldu. Çürükurt, pençeleriyle onu yere bastırdıktan sonra  ölümcül bir şekilde Gökdoğan'ın boynunu ısırmaya kalkıştı.

Gökdoğan bu sefer gerçekten yolun sonuna gelmişti! Çılgınca mücadele etmeye çalıştı, ama bu canavarın fiziksel gücünün tamamen üstesinden gelemiyordu. Çürükurdun açık ağzından kendi ölümünün kokusunu alabiliyor ve keskin dişlerinin derisine geçtiğini hissedebiliyordu.

Ama bu çaresiz anda, Gökdoğan aniden tanıdık bir kükreme sesi duydu. Siyah bir siluet, şimşek hızında fırladıktan sonra çürükurdun üstüne çullanıp onu bir kenara savurdu. Siyah siluet ve çürükurt yerde birbirlerini ısırmaya başladı ve sonunda siyah siluet çürükurdun boğazını yırttı. Bu çürükurtlar için fazla hızlıydı! Daha sonra, siyah bir yıldırıma dönüşüp kendisini Gökdoğan'a atılmak üzere olan çürükurtlardan birinin üstüne attı.

“WOOLA?!” Bu yaratık, eğlence için Gökdoğan'ın peşinden koşup onu kıçından ısırmakla vakit geçirmişti. Woola, midesini tıka basa insan etiyle doldururdu ve kesinlikle şiddetli bir öfkeye sahipti... Ancak yine de Gökdoğan'a ilk kez çok sevimli geldi.

Woola'yı gönderen Kurnaztilki ya da Çılgın Köpek olmalıydı! Woola’nın duyuları inanılmaz derecede keskindi, bu sayede sadece koku yoluyla Gökdoğan'ı bulabilmişti. Gerçekten de tam zamanında ortaya çıkmıştı; bir saniye daha yavaş olsaydı, bulduğu tek şey Gökdoğan'ın cesedi olacaktı.

Her ne kadar Woola paralı askerlerin büyüttüğü bir bekçi köpeğinden başka bir şey olmasa da, savaşta Kaptan Lain'den daha da güçlüydü. Altı bacağı ona koşarken yüksek bir hız veriyor, mutasyona uğramış panterlerden bile daha hızlı hareket etmesini sağlıyordu. Köpekbalığı benzeri dişlerine gelince, demir levhaları kolaylıkla yırtılabilecek ölümcül jiletler gibiydi.

Kısa bir süre sonra, dört tane çürükurdu öldürmüştü!

Woola anında birçok çürükurdun dikkatini çekti. Bu vahşi canavarın bir tehlike olduğunu fark edip hemen etrafını sardılar ve saldırıya geçmeye başladılar. Woola çok güçlü olmasına rağmen, bu kadar fazla sayıda vahşi çürükurdu yenmesi mümkün değildi.

Gökdoğan yere düşen kısa kılıcını aldı, ardından etrafındaki adamlara bağırdı, “Siz ne halt ediyorsunuz? Buraya gelip yardım edin!”Ama hiçbir insan müdahale etmedi. Hiçbiri hayvanlar arasındaki bir kavgaya karışmak istemiyordu.

Woola, şu anda en az beş kurtla savaşıyordu. Diğer birçok kurt, etrafında dönüp dolaşıp, doğru zamanı kolluyorlardı. Woola’nın derisi zaten dört veya beş yerden ısırılmıştı ve vücudu boyunca kan akıyordu. Durum son derece korkunçtu.

S*ktir et. Elinden geleni yapma vaktiydi bu!

Gökdoğan, Woola'yı sevmezdi. Aslında, ikisi hiçbir zaman iyi anlaşmamıştı ve yaratık paralı asker üssünde durmadan ona eziyet etmişti. Fakat yine de, Gökdoğan'ın düşünce tarzı oldukça basitti; Woola onu kurtarmaya geldiği için böyle korkunç bir duruma düşmüştü. Gökdoğan, Woola'yı terk edip kaçarsa, sadece diğer paralı askerler onu azarlamazdı, Gökdoğan bile kendisini hor görürdü!